Kurtar Beni - Sesli Öykü
Gılman Kahyaoğlu Peremeci, Rıfat Ilgaz'ın Kurtar Beni isimli öyküsünü Tiyatro Dünyası için seslendirdi! Web sitemizden dinleyebilir, cep telefonunuzda ya da mp3 çalarınızda dinlemek için indirebilirsiniz..
Gılman Kahyaoğlu Peremeci, Rıfat Ilgaz'ın Kurtar Beni isimli öyküsünü Tiyatro Dünyası için seslendirdi! Web sitemizden dinleyebilir, cep telefonunuzda ya da mp3 çalarınızda dinlemek için indirebilirsiniz..
İş bekliyoruz Aş bekliyoruz Sağlık hizmeti bekliyoruz Eğitim bekliyoruz Hak bekliyoruz Hukuk bekliyoruz Başarı bekliyoruz İlgi bekliyoruz Şefkat bekliyoruz Merhamet bekliyoruz Aferin bekliyoruz Alkış bekliyoruz...
Güneş her sabah doğup yeryüzünü aydınlatırken, duvarların dışındaki insanlar sahne yıkmakta ve birbirini karanlığa itmekteydi; biz ise güneş girmeyen yerde, duvarların içinde, birbirimize ışık olup tiyatro yapmaktaydık. Yaklaşık iki aydır yapılan drama çalışmalarının ardından oyuncuların sahne çalışmalarına hazır olduğunu gözlemledim. Artık teknik olarak tiyatro çalışmanın zamanı gelmişti. Temel oyunculuk, sahne bilgisi, diksiyon, beden eğitimi ve yer yer kuramsal bilgiler… Bu bilgileri düzenli olarak yaptığımız dersler içinde sundum.
Konservatuvarların ve Güzel Sanatların Tiyatro bölümü sınavlarına şunun şurasında ne kaldı? Her yıl olduğu gibi şuan birçok kişi sınava hazırlanıyor ve belki de hepsi sınava girecek. Bu birçok kişinin düşünceleri birbirinden farklı değil! Hepsi de kazanacağından emin olmasa bile arzulu ve umutlu. Ben de bu sınav arifesinde bildiğim, gördüğüm birkaç düşünceyi sizle paylaşmak istedim.
Ali Çakır ,
On yedisinde Ağustos’un, gecenin sıfır üçünde İki felaket vurdu kalbimizden bizi Biri sinsice bitti arkamızda Öbürü gözbebeğimizde yürürdü davul zurna çala çala .....
Ali Poyrazoğlu, daha 17 yaşındayken sahne tozu genzine kaçmış bir tiyatrocu. O gün bu gündür de, tiyatrocu deyimiyle “tahta”nın üstünde. Oynuyor, yönetiyor, çevirmenlik yapıyor, gençleri eğitiyor, filmler seslendiriyor, sesiyle reklamlara simge oluyor; güncel konular üzerine düşüncelerini, eleştirilerini, birikimini okurlarla paylaşmak amacıyla gazetede köşe yazısı yazıyor. * * * Bugünlerde, ülkemizin en eski kurumlarından Kâmil Koç Otobüsleri’nin “Koçum Benim” başlıklı sosyal sorumluluk projesinde yer almakta.
Tiyatro ile uzaktan yakından ilgilenen herkesin bildiği ve sürekli tartışılan bi konu var; Alaylı mı daha iyi? Okullu mu? Bence iş ne alay da ne okulda.. İşin kendisi yürektedir yürekte! Eğer isterse insan ta derinden, ona hiçbir kılavuz gerekmez.. Ama bu düşünceme eklemek istediğim bikaç şey var..
Tiyatro tiyatroculara karşı hala ayakta… Nasıl bir söz nasıl bir çaba… Evet…! Tiyatro tiyatrocu görünümündeki sanat yapıyorum budalalarına karşı ayakta. Tiyatro;sahneleri yıkılan bir yönetim şekline rağmen ayakta… Tiyatro;kendini oyuncu gibi hissedip sahneye çıkanlara karşı ayakta.. Tiyatro;adam kayırmalara,bunu da oynarsam tepki ne olurculara karşı ayakta.. Tiyatro;gişe kaygısıyla ‘’aman oyun çıksın para kazanalım’’zihniyetine rağmen ayakta.
Yeni hastalıklara eski reçetelerle çare bulunamaz elbette.Ama eskinin içinde size bugün ilaç gibi gelecek zenginlikler varsa ne yapacaksınız? Elinizin tersiyle itecek misiniz? Bugünün prospektüsünde eskiyle yeninin karışımından oluşmuş etkili ilaçlar olmamalı mı?.Ha , arife prospektüs gerekmez diyorsanız o başka tabi! Evrensel sorunları ele alıp işleyen klasikler, batının bugünün insanını avucunun içine alan çağdaş oyunları ülkemiz tiyatrosu için büyük zenginlik.Bunun tersini söylemek elbette ki bağnazlık.Ama şu da bir gerçek ki biz buram buram biz kokan geleneksel tiyatromuzu çok kıyıda köşede bıraktık.Onu attığımız yerden çıkarıp tozunu alsak, işimize yarar hale getirip bugünün bünyesine oturtsak fena mı olur?
Tiyatro Edebiyatı gelişmiş ülkelerde; dil zenginliğinden, coğrafyadan, demokrasiden, renkli toplumundan, tarihinden, dininden, kültüründen, insanlarının yaşam kalitesinden, pek çok özelliği sahneye taşımakta son derece başarılıdır. Bu başarı devamlılığı ve uyumu, yapıtların sahnelendiği sahne binalarından, oyun eleştirmenliği ya da dramaturjisine kadar her alanda fark edilmektedir. Ama her nedense bu topraklarda yaşayan bizler, tiyatro edebiyatımızda ve tiyatro eğitiminde, bir İngiliz, Fransız ya da Alman ekolü hayranlığı ile bir oyuncak gibi sırtımızdan kurulmaktayız...
Bugün tiyatro dünyası çok değerli bir sanatçısını kaybetti.. Biz de büyük sanatçının ardından bir hatıra sayfası açmak istedik. Suna Pekuysal ile ilgili anılarınızı, onun ölümünden sonra duyduğunuz üzüntüyü, başsağlığı mesajlarınızı yayınlayabileceğiniz bir bölüm... Suna Pekkuysal 'a Allah'tan rahmet, tüm tiyatro camiasına sabırlar diliyoruz..
Son günlerde heryerde tiyatrolar konuşuluyor, duyuyorum.. Kimi a tiyatrosunu konuşuyor, kimi b tiyatrosunu.. Biri başlıyor anlatmaya; biz çok iyi yapılandık, süper kadromuz var, bu sene çok iyi işler başarıcaz vs.. Diğeri lafını kesiyor; en iyi oyunları bu sene biz çıkarıcaz, bütün festivallere katılıcaz hatta tüm ödülleri biz alıcaz.. Peki soruyorum bu durumdan halkın ne çıkarı olucak?
Merhaba biz yazarların her şeyi, velinimeti olan okuyucular… Bu yazı bu sitedeki ilk yazım. Bu yüzden her ne kadar sürç-i lisan edersek affola… Yazımın başlığını okuyanlar büyük ihtimalle, bu iki kelime arasında ilişki kuramadım veya ne alaka diye düşünmüşlerdir. Evet, haklısınız bu iki kelime asla birbiriyle ilişkilendirilemez. Sanat, istismarcılığa ve sömürgeye karşıdır. Sanatçı insan her zaman duygusaldır. İnsanların ezilmesine, istismar edilmesine göz yumamaz. Belki de bu yüzden zulümlere sömürülere karşı direnmeyi konu alan eserler oldukça sevildi ve dünya klasikleri arasında küçümsenemeyecek yerler aldılar. Peki, günümüzde tiyatro ile istismarcılığı karıştıran, tiyatroyu bir istismarcılık yöntemi olarak kullanan SANATÇILARA (tabiî ki sanatçı olmadıklarını hepimiz biliyoruz.) nasıl bir cevap vereceğiz.
Geçmişe ve bugüne bakılacak olursa, tiyatro dünyamızda itici gücün amatör tiyatro olduğunu, gündemin profesyonellerden ziyade amatörlerce belirlendiğini söylemek yanlış bir saptama olmayacaktır. Bu durum ,giderek Profesyonel Tiyatro karşısında Amatör Tiyatro'nun güçlü bir seçenek olma görüntüsünü destekler niteliktedir. Doğrusunu söylemek gerekirse amatörlerin, profesyonellerden daha çok heyecanlı/canlı olduğu, bu işe kafa yorduğu, tartıştığı, ürettiği de bir gerçektir. Sanki "Amatör Tiyatro" bir boşluğu doldurmaktadır. Ortada doldurulacak bir boşluk var mıdır? "Amatör Tiyatro" bir "seçenek" midir? Profesyonel ve Amatör Tiyatroların işlevleri ne olmaldır? Konuyu daha da açarak tartışmak ; durumu saptamak; taşları yerine oturtmak gereklidir.
22 Eylül gecesi saat 21.00 de aldım Hadi Çaman’ın da aramızdan ayrıldığı haberini. Zaten beklediğim bir haberdi. Şaşırmadım, hatta sevindim bile diyebilirim. Çünkü o şekilde yaşamını sürdürmenin onu ne kadar acıttığının bilincindeydim. İlk tören ertesi gün büyük bir savaşım sonucunda Türk Tiyatrosu’na kazandırdığı Nişantaşı’ndaki salonunda yapılacaktı saat on birde. Sonra da bir çok sanatçı kardeşimizi uğurladığımız Teşvikiye Camii’nden gönderilecekti sonsuzluğa. “İyi ki İstanbul’dayım” diye düşündüm.
Bugün 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü ! Ziyaretçilerimizden Kenan Yoleri 'nin birbirinden güzel 2 şiirini tüm kadınlara armağan ederek bu günü kutlamak istedik. Kenan Bey'e de güzel şiirlerini paylaştığı için çok teşekkür ederiz...
Kenan Yoleri ,
Tiyatrocu vasıflı mıdır değil midir cinsinden cins bir konu atıldı ortaya. Cins cins gonuşmalar oldu bu gonuda. Ulan acaba ben bu gonu hakkında düşüncelerimi nerede dile getirebilirim ( Görünüşüm sizi yanıltmasın görüşüm insanlık için fevkalade faydalıdır. Para eder yanı ) diye düşünürken bu tiyatro sitesi ben rica edince ( biraz da site site) bana bu imkanı sağladı. Kendilerine çok tesettür ederim. Ah yine dilim sürçtü, çok teşekkür ederim.
Sözde sanatçıların sanatla ilgili sohbetlerinin sonu maalesef genellikle ''bu ülkede (Türkiye'de) sanat mı yapılır canım?'' diye biter. Benim bu cümleyi söyleyenlerden duyduğum açıklama ve çıkardığım sonuç şudur: "Ben bir sanatçıyım, çok iyi işler yapıyorum ama ne "devlet" ne de halk benim yaptıklarımı fark ve takdir etmiyor. Bundan dolayı bu ülkede sanat yapmaya değmez.”
Mert Urdal ,
Tiyatro eğlence yeri değil, büyükler mektebidir. Muhsin Ertuğrul “Türkiye… Tiyatro… Uyanmak” adlı makalemde “Komediyse gelirim.” diyen seyircilere ateş püskürmüştüm; oysa şimdi daha da kızgınım. Çünkü amatör ya da profesyonel olan ve bir oyun sahnelemek isteyenler, hem e- posta yoluyla hem telefonla arayarak hem de birebir görüşmelerde, “Komik olan oyun teksti önerir misiniz?” diyorlar! Üstelik siteleri ve e- posta gruplarını incelediğimde her yıl yüzlerce kişinin bu tür ilanlar bıraktığını gördüm.
Tiyatro üzerine yazıyoruz,onun üzerine yaşıyoruz,onun için mücadele veriyoruz.Ama kaçımız;ya da bulunduğum çevreyi baz alarak kaçımız hangi inanç ve amaç uğruna tiyatro yapıyor.Belki de çoğu yapar gibi gördüğü şeyleri de tam anlamıyla yapamıyor. Çoğu ticari amaç güderek bazıları ise kendisini ispatlama amacında… Ukalalığı, bilmişliği, karşısında ki insanı yerin dibine sokup sokup çıkarmak onlar için toplumdan farklı olmak demek, onlara göre sanat yapıyorum demek. Tiyatro ne demek dediğinde ise suratına bön bön bakakalıyor toplumu aşağılayarak kendisini ispatlayan bay veya bayanlar.Anlaşılıyor ki kendisi ne yaptığını ne için yaptığını bilmediği ortaya çıkıyor.
Ayın en güzel battığı yerlerden biri olan Bodrum-Gümüşlük de, ayın bütün renkleri ve ihtişamıyla batışını, bir çizgi haline dönüşünü izliyorum. Seni düşünüyorum Ayça… Ayça,”ay yüzlü” demekmiş. Bu tamamen bir tesadüf mü bilmiyorum. Bilmeyi öteliyorum. Ay dağın arkasında kaybolurken, senin de aramızdan sessizce kaybolmana ağlıyorum. Ay battığı için göz yaşlarımı fark etmiyor…
Karadeniz Bölgesi’nin üçüncü büyük kenti Ordu’da düzenlenen “4. Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali”nden döner dönmez, daha ayağımın tozuyla izlenimlerimi yazmaya oturdum. Oturmadan önce, işin neresinden başlasam diye bir süre kıvrandım. Görmeyeli beri, Atatürk’ün Ordu’yu ziyaretinde karaya ayak bastığı alanın çevre düzenlemesi, Seyit Torun başkanlığındaki Ordu Belediyesi’nce projelendirilerek yaşama kavuşturulmuştu. Kurtuluş Savaşı sırasında üstlendiği rol ile önemli bir geçmişi olan “Rusumat No. 4” gemisinin heykelinin de yer aldığı “İlk Adım Anıtı” ve çevre düzenlemesi tamamlanmıştı. Bülbül Deresi, gene Başkan Seyit Torun’un girişimleri sonucu ışıklı fıskiyeleriyle kente başka bir renk getirmişti...
Çocuktum daha hayatı yeni yeni kavramaya başladığım dönemlerdi .Taklitler ve çevremdeki insanların gülüşleri bana haz verirdi.Benim çocukluğumda kim o sıralar revaçta ise onların taklitleri yapardım.
Tiyatro.. İnsana insanı, insanca, insan için, insanla anlatma sanatının en güzel aracı.. Yaşamın her anını anlama ve anlatmada en etkili vasıta.. Güç.. Telkin edici.. Bu satırları okuyanların daha derin ifadelerle anlattıkları ve bildikleri tanımlamalarla zamanınızı çalmadan daha farklı boyuta getirmek istiyorum sohbetimi..
Rasim Aşın ,
Bir mankenin oyunculuk yapması, bir hristiyanın namaz kılması kadar garip ve saçma bir olaydır.. Oyunculuk saygı duyulması gereken bir meslektir ve kuralları vardır.. Enazından bu mesleğe yıllardır emek veren insanların hakkını yememek lazım..
Adil bir tiyatro dağılımı olmadıkça, biz her zaman Tiyatro Sorunları Başlığı adı altında, iki hasır, bir nargile alır, ücra bir Osmanlı kahvehanesinde oturup, tartışır ve hiçbir zaman bir çıkar yol bulamayacağımız kesindir. Adalet nedir; hakkın, hürriyetin, malın, mülkün, zevkin, neşenin vs. eşit bir şekilde paylaşılmasıdır…
Halis Tekel ,
Katıldığım konferansın birinde, ülkemizin üniversitelerinin birinin Sahne Sanatları bölüm başkanının ağzından duyduğum; ancak inatla kulaklarıma inanmak istemediğim şu cümle, akılları karıştırır mı bilmem: “Dizi piyasasının yüzde sekseni bizim elimizde”… Görünüşte masum olan bu söylem üzerinde biraz durmak gerekir.
Ezelden beri , yetkililerimiz halkın sağlığını tehdit eden toplu salgınlar karşısında tedbir almak yerine, çareyi olayı inkar etmekte buluyorlar...Sorun inkar edilince çaresi de ihmal edildiğinden basit yaralarımız kangrene dönüşüyor... Halkın gözünü açacağına gözünü boya...Parola bu! En son güzide bir şehrimizin insanları, içme suyundan kaptıkları bir virüsten hasta olup yatağa düştüler.
Neden böyle bir başlık attım sizce? Çünkü Tiyatro denilince akla İzmir, İzmir denilince akla tiyatro gelsin diye.. Ben İstiyorum ve diliyorum ki, İzmir Türk tiyatrosuna yön veren bir şehir olsun.. Bunun için durmadan gece gündüz çalışıyoruz..
Bildiğiniz gibi gündemimizi bir taraftan eurovision bir taraftan euro 2008 futbol şampiyonası oluşturmakta.. Bir de tabi ki yıllardır 'european comunity' yani bildiğiniz avrupa birliği.. Biz niye bu kadar euro delisi olduk anlamadım, anlamıyorum, heralde bundan sonra da anlayamayacağım?? Bir anlayan varsa bana anlatsın lütfen..