Neyi tercih edersiniz? Değiştirmeyi düşündüğünüz bir topluluğa ulaşmaya çalışan bir oyun yaparak yuhalanmayı mı yoksa zaten ayni fikirde olduğunuz topluluğa oyun yaparak onların alkışları ile tatmin olmayı mı?
Bakın siz Allahın şu işine! Karadeniz’in “başkenti” Trabzon’da, şu ülkeye en büyük zararı vermişgillerden Marmarisli beygir ressamının 12 Eylül’ü sonrası ülke genelinde düşüncenin daralması, buna bağlı olarak kültür ve sanatta yaşanan yozlaşma sonucu doğan bir tiyatro topluluğu var: “Trabzon Sanat Tiyatrosu”.
Belki de tiyatrocu olmak aklında hiç yoktu. Güzel sanatlara yönelik ilgisinden olacak, liseyi bitirdikten sonra İsviçre’ye mimarlık eğitimi almaya gitti.Bir süre sonra Türkiye’ye geri döndüğünde Fransız Filolojisi ve Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne devam etti.
“Demek Haldun Taner ustanın Zilli Zarife müzikalini oynayalı 41 yıl olmuş. Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu’nun kapısından içeri adımını attığı an; bu düz, uzun saçlı, güzel gülüşlü incecik kızı görünce, hele de onunla ayaküstü iki satır konuşunca, Engin’e amiyane bir tabirle “ Bu kızda çok iş var, göreceksin” dediğimi hatırlıyorum..” diyor Gülriz Sururi Gülsen Tuncer için hazırlanmış anı kitapçığında.
Mektup… Ne tuhaf… Eskiden rengârenk zarflar vardı… Yazacağın içeriğe göre zarfın rengi seçilirdi… Sonra “pul sağa mı yoksa sola mı yapıştırılacaktı?” “Aman posta kodunu yaz yoksa ulaşmaz adrese...” gibi telâşeler yaşanırdı.
Geçen hafta da yazdım ya, İtalya gezisinden yeni döndüm. Centro Sperimentale Teatrale'in Napoli’de tiyatroda eleştiri ve günümüz dünya tiyatrosu konularında söyleştikten sonra İtalya’nın bol ödüllü genç (30 yaşını 17 Mayıs’ta tamamlamış) oyuncusu Chiara Baffi ile de tanıştım.
Ülkemizde internet tiyatro yayıncılığının öncüsü olan tiyatrom.com, bir yıl önce yayınladığı veda sayısı ile yayıncılığa son vermişti... Tiyatrom'u büyük saygı ile hatırlıyoruz. Ziyaretçilerimize de Tiyatrom'u ve Ertuğrul Timur'u hatrlatmak istedik.
Alkışlanan Değil Alkışlayanlar Üstün Akmen “Tiyatro sanatçısı koşulları ne olursa olsun, aydınlığa doğru senin daima bir adım önünden gider” demiş. “Mahsun Kırmızıgül Tiyatro Yardım Fonu” Mahsun Kırmızıgül’ün “Beyaz Melek” filminde tiyatro kökenli oyuncular rol almış. Kahraman Acehan Maskeliler oyunu öncesi Haldun Taner Sahnesi’ndeki kafede Kahraman Acehan’a rastladım.
Yıllar önceydi… Tek kişilik sıralarda kimi zaman yan sınıftan gelen Rodrigo’nun Aranjuez melodisine kulak vererek dersin içinde kayboluyorduk. Sanatın özünü, olgusunu kavramaya çalışıyorduk. Örneğin şimdiye kadar dilimizi nasıl da yanlış konuştuğumuzun şaşkınlığına kapılıyorduk. Harflerin hakkını vermeden kelimeleri nasılda yanlış söylüyormuşuz...
IETM’in Zurich toplantısına 50 ülkeden 500’den fazla sanat ve kültür temsilcisi katıldı. Dört gün süren toplantının teması ‘Yanlış Anlaşılma’ idi. Yanlış anlaşılmaların iletişime ve anlaşmalara zemin hazırlama potansiyeline dikkat çeken konuşmacıların asıl hedefi iletişimi kolaylaştıracak ve artıracak uygulamalara odaklanmaktı.
Lüküs Hayat adlı oyun bundan tam 25 yıl önce 6 mart 1985 tarihinde perde açtı. O sıralar 6 yaşında Ankara’da yaşayan ilkokula yeni başlamış, bırakın Lüküs Hayat’ı, Şehir Tiyatroları’nın bile ne olduğundan bihaber bir çocuktum. Oyunun perde açtığı gece, o heyecanları yaşayan oyuncular ve teknik ekiple beraber, tüm tiyatro çalışanlarının neler hissetiğini de anlamaktan çok uzaktım...
Sanırım her şey, benden önceki kuşakların köy enstitülerinin, halk evlerinin kapanmalarına sessiz kalmalarıyla başladı. Belki de o gün, bizi milletlikten ümmetliğe döndürmeye çalışanların bayramıydı. Garip bir toplumuz. Sahip olduğumuz değerleri korumak için bile parmağımızın ucunu kıpırdatmak istemiyoruz...
“Bana Benzemeyen Kalmasın” Mahir Günşiray, Avrupa Birliği’nin o birliğe aday olan ya da çevresindeki ülkeler ve onların kültürleriyle ilişkiler kurarak, bir tür yakınlaşma sağlayarak , etrafında “kendine benzemeyen kalmasın” diye fonlar ayırdığını belirtiyor ve Türkiye’de “Onların bizi algılamasına uygun işler yapmaya başlıyoruz ki oranın kodlarıyla burada iş yapmaya çalışmak bana sahtekarlık olarak geliyor doğrusu………
Türk Tiyatrosu’nda yeterince bilinmeyen gizli kahramanlar vardır. Hiçbir rütbe almadan çalışırlar, üretirler, öncülük ederler, eğitime değer verirler. Hep en iyiyi,en doğruyu bulmaya çalışırlar. Sessizce ve vakurca. Ödünsüz,kendi bildikleri yolda,yılmadan usanmadan.
Son yazdığım yazının ardından gelen maillerde “Hiç mi televizyon izlemiyorsunuz? Boş zamanlarınızda ne yapar ne edersiniz, sizi hayata bağlayan alışkanlıklarınız nelerdir?” gibi sorular soruluyor. Kısacası okurlar gazeteci kisvesine bürünmüştü adeta… Neyse…
Türkiyemiz ve dünyamız daha çok barışa , daha çok sevgiye ve daha çok saygıya doğru yol alıyor. Krizler , İMF’ler bizi durdaramaz ! Dış krizleri hep birlikte , sevgiyle , saygıyla ve barışla aşacağız.
Ülkemizde tiyatro dalında ödüllendirme arzu ve merakı gittikçe artmakta.Herhalde ödülün iyisi kötüsü olmaz anlayışı ile başta kopartılan fırtına zamanla melteme dönüşüyor ve aradan bir süre geçince ödül “kurumsallaşmaya”(?) başlıyor. Tiyatromuz sezon başında yardımlar, sezon sonunda da ödülleri ile gündem oluşturuyor.
Bu yıl Aydın Doğan Vakfı, tiyatroyu taçlandırdı. Kaşınmaya başladılar.... Hürriyet Gazetesi'nde tiyatro köşesi yok, Radikal'de çok sevdiğim tiyatro eleştirmeni Hasan Anamur'u tatile çıkartmışlar. Posta'da Rıfat Ababay bir yenilik getirdi ama sanırım tiyatro eleştirmenleri ayda 30.000 dolar maaş isteyince, sayfalar kaldırıldı!
Bir zamanlar Türkiye'nin gözbebeği olan ancak şimdilerde kimsenin aklına gelmeyen bir Anadolu şehriydi.Tarih 1 Nisan'dı.27 Mart'ın üzerinden 5 gün geçmişti.Şenliğin altıncı günüydü.Bu güzel şehrin küçük bir salonu olan kültür merkezinde ''27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Amatör Tiyatrolar Şenliği'' düzenleniyordu.O akşam onların oyunu vardı.
O, sadece bir tiyatro fenomeni değil, dünya çapında büyük bir sanatçı.Batıda bile ender rastlanılacak bir aktris.Gerçek bir müzikal yıldızı, komedyenden öte, önemli bir dram oyuncusu...
Ülkemizde, ruhunda yüreğinde sanat ışığı yanan nice çocuklar, gençler var hiç keşfedilmemiş… Ve ne yazık ki ülkemizde hâlâ sancılı sanat düzeni varlığını sürdürmeye devam ediyor. Peki, bu sancı nasıl giderilir? İşte Fazıl Say kendi alanında buna çözüm getirmeye çalışıyor İSTANBUL OKULLARINDA 1000 KONSER projesiyle…
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, halen sürmekte olan Adana - 11. Sabancı Uluslararası Tiyatro Festivali’nden sonra Konya’da 2009 yılının ikinci uluslararası tiyatro festivalini başlattı ve ben geçen haftamın bir bölümünü Konya’da, “Konya - 2. Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali”nde geçirdim.
Çocukların kendi mekânı ve zamanı vardır. Bu, her zaman yetişkinlerin mekân ve zamanı ile aynı değildir. Ergenlerin ise başka bir zaman ve mekânı vardır. Ve küçük çocukların da mekân ve zamanı farklıdır. Mekân ve zaman bir boyutu tanımlar. Mekân ve zaman ritmin temelleridir.
Sahne senin İstanbul! Gerçekten tam anlamıyla senin…. Burada toplanan kalabalık İstanbulun gerçek sahibidir, sahnenin sahibidir, billboardların ve sanal kutlamaların konu mankenleri değil, 2010’un gerçeğidir. Burada bugün toplananlar ülkesini peşkeş çekmeyen, kültürünü satmayan, Atatürk’ünü, kültürünü, merkezini yıktırmayan coşkulu insanlardır. Merhaba sizlere!
Yüzümde buruk bir tebessüm var aslında, İki duygunun yansıması misali… Maalesef bu günü kutlamak içimden gelmiyor… Ülkemin sanatı adına, Geleceği adına umutsuzum. Daha çok susuz kalacağız birçok şeye. Yakınlarımdan, arkadaşlarımdan, tanıdıklarımdan gelen mesajlarla kutlandım… Fakat ben Dünya Tiyatro Günü’nü kutlayamadım...
Tiyatro benim için sinemadan daha öncelikli olmuştur her zaman. Çocukluğumdan bu yana tiyatro kokusunu sevmişimdir,O uzun kalın ,bordo kadife perdelerini,sahnesini,ışıklarını,sıralı güzel koltuklarını,insana insanla hizmet veren O insanları sevmişimdir.
Yaşamla başlayan, gelişen teknoloji ile daha da ihtiyaç haline gelen toplumsal bir sanat dalıdır tiyatro. Özünü yaşamdan alır, dünden alır, yarını solur; Bugün , canla, canlı canlı geri verir. Sosyolojik ve psikolojik analizlerle yoğrulan toplum mimarıdır... toplum doktorudur... toplum öğretmenidir..
Bütün insan toplulukları özel vesilelerle etkinlikte bulunurlar ve günlük hayatları içinde seyirliktirler. Sosyal örgütlenme bakımından da böyledirler ve şimdi burada izlemeye geldiğinize benzer etkinlikler üretirler. Farkında olmasak bile insan ilişkileri teatraldir; mekân kullanımı, vücut dili, sözcüklerin seçimi, ses tonları, duygu ve düşüncelerin çatışması sahnede kullandığımız her şey yaşantımızda da vardır: insanın özü tiyatrodur.