Bir Süre Sonra Görüşmek Üzere
12 Aralık itibariyle askerim. Yani bir müddet buralarda olamayacağım. Giderayak bir veda etmek hoş olabilir diye düşündüm. Kimbilir belki bir Manisa Güncesi serisi çıkartmış olarak dönerim askerden....
12 Aralık itibariyle askerim. Yani bir müddet buralarda olamayacağım. Giderayak bir veda etmek hoş olabilir diye düşündüm. Kimbilir belki bir Manisa Güncesi serisi çıkartmış olarak dönerim askerden....
Uzun zaman olmuş yazmamışım. Bu sebepten bir şeylere yoğunlaşayım ve yazayım diye düşünürken, AKM çıktı karşıma. Nedendir bilmem ama AKM kader gibi sürekli karşımıza çıkıyor ve şöyle bir sarsıyor hepimizi...
Kendi Gözyaşında Yıkan ve Kendi İnanç Evini Oluştur Çağlar Yiğitoğulları’nı bilir misiniz? Ya da şöyle sorayım; Çağlar Yiğitoğulları’nı ne kadar bilirsiniz? Yaklaşık altı buçuk yıl önce Şehir Tiyatroları’na dahil olduğumda tanıdım Çağlar’ı. O bir Shakespeare oyunu olan Macbeth’te oynuyordu, bense bir başka Shekespeare oyunu olan Hırçın Kız’da. Zaten o sene bir Shakespeare oyununda oynamayan Şehir Tiyatrosu oyuncusu yok denecek kadar azdı...
Hatırlarsınız, bundan bir kaç hafta evvel tiyatrodunyası’nda ve bir çok yerde Anadolu Hisarı’ndaki Feridun Karakaya Sahnesi’nin adıyla ilgili bir değişikliğe gidileceği haberleri yayılmıştı. Bu değişiklik de Beykoz’un kültür, spor ve sanat hayatına bir çok katkı sağlayan Ahmet Midhat adıyla yapılacaktı. Tüm bu haberlerin ardından, belediye meclisi kararını aldı ve sahnenin adının değişeceği kesinleşti.
Son yazdığım yazının ertesinde yurda döndük nihayet. Nihayet diyorum, çünkü kirlilik ve yağmur bizi biraz yordu. Bir de üstüne hergün dışarda yemek ve olmayan İngiliz mutfağından dolayı İtalyan, Türk lokantalarında hamur ağırlıklı karın doyurma işleri biraz kilo aldırdı, o kadar yürümeye rağmen. Zaten karımın da benim de hiç kilo almaya müsait bünyelerimiz yoktu, iyi oldu...
4 Temmuz Cumartesi günü William Shakespeare’in Hamlet oyunundaydık. Öğlen matinesine biletimizi, 1 buçuk ay önce, son derece fahiş fiyata, bir internet sitesinden satın almıştık. Tiyatro’nun kendi sitesinden alma şansımız ne yazık ki yoktu, çünkü biletler aylar öncesinden tükenmişti.
Yaklaşık 1 haftadır eşimle Londra’dayız. Bu taa aylar öncesinden hazırlanmış seyahat için İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan çıkarken artık nihayet gidiyoruz diye sevindiğimiz seyahatimizin sonuna geldik. Ne güzel ki, Avrupa’da tiyatro için en hareketli sayılabilecek şehirde her zaman izlenecek bir şeyler bulunabiliyor. Bu yüzden son iki günümüzü de bir takım oyunlar izleyerek geçirebileceğiz.
Michael Jackson’un ölüm haberini aldığımdan beri aptal gibi oturuyorum evde. Tiyatro Dünyası’nda bu ne iş diyebilirsiniz ama, öyle. Yazmalıyım.
Tiyatro sanatı ve diğer sahne sanatlarıyla ilgili her yazı ya da düşünceyi mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Kimi zaman karmaşık, kimi zaman gayet net; üzerine günler hatta haftalarca tartışılabilecek bir çok yazı çeşitli mecralara düşüyor ve ilgi düzeyine göre bunları değerlendirme fırsatı buluyorum. Oynanan oyunlar, verilen ödüller, tutuşulan kavgalar, yapılan her tür iş önüme bir şekilde yazıya dökülmüş haliyle geliveriyor ve bunları okuyorum.
Lüküs Hayat adlı oyun bundan tam 25 yıl önce 6 mart 1985 tarihinde perde açtı. O sıralar 6 yaşında Ankara’da yaşayan ilkokula yeni başlamış, bırakın Lüküs Hayat’ı, Şehir Tiyatroları’nın bile ne olduğundan bihaber bir çocuktum. Oyunun perde açtığı gece, o heyecanları yaşayan oyuncular ve teknik ekiple beraber, tüm tiyatro çalışanlarının neler hissetiğini de anlamaktan çok uzaktım...
16 Şubat akşamı, Türkiye’de, İstanbul’da, Harbiye’de, Kenter Tiyatrosu’nda yani bu memleketin tiyatro denince akla gelen üç yerinden birinde; bundan sonra tiyatro denince ilk akla geleceklerden biri olacağına yürekten inandığım TİYATRO GERÇEK’in VAN GOGH adlı oyununu izledim. Bu ilk oyunun izleyicisi olmak ve o geceyi paylaşmak zevk verdi, keyiflendirdi, biraz da duygulandırdı beni. Daha bir kaç ay öncesinde sadece aramızda konuştuğumuz herşeyin o akşam sahnede canlı canlı karşımda olması güzeldi doğrusu.