Sahi ya bi AKM vardı n’oldu?
Uzun zaman olmuş yazmamışım. Bu sebepten bir şeylere yoğunlaşayım ve yazayım diye düşünürken, AKM çıktı karşıma. Nedendir bilmem ama AKM kader gibi sürekli karşımıza çıkıyor ve şöyle bir sarsıyor hepimizi. Taksim’de buluşulacaksa AKM önü, dolmuşa binilecekse AKM yanı, bir kafeye oturulacaksa AKM sağı... bu böyle uzayıp gidiyor. Ama işin daha enteresan tarafı, bu AKM’in önü, sağı, solu her yeri işlerken, bir tek kendisi işlemiyor. İçinde ne faaliyet var bilmiyorum. Oyun yok, gösteri, sergi, performans, her neyse, hiç biri yok onu biliyorum da, matkapla bir çalışma, sistre makinesiyle bir uzlaşma var mı ondan da haberim yok. AKM’yle ilgili şöyle kabataslak bir araştırma yaptığımda karşıma son olarak Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın AKM’yle ilgili verilen yargı kararına ilişkin açıklaması çıkıyor. Onuncu aydayız ve bu açıklama yedinci aya ait. Ya ben bir takım haberlere ulaşamadım, ya da bu mesele hakikaten bu kadar ağır aksak ilerliyor.
2010 Kültür Başkenti İstanbul’un en büyük sanat mekanı bugün itibariyle kapalı. Yarın açılır ve kullanılmaya başlanır mı bilemem. Zaten hiç ses seda çıkmadığına göre daha bayağı bir zaman kapalı kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Tüm bunlar iyi hoş da, merak ettiğim bir şey var; İDOBALE daha ne kadar bu şekilde yaşamaya katlanacak? Süreyya’ya tıkılmış kalmış bir Devlet Opera ve Bale’si var İstanbul’da ve bunun ceremesini bütün opera, bale seyircisi çekiyor. 25 Ekim tarihli Hürriyet Gazetesinin Pazar ekinde “ART ist misin” adlı köşesinde Ezgi Başaran tam da bu konuya nokta atışıyla değinmiş, okumanızı tavsiye ederim.
Devlet Tiyatroları ne kadar süre İstanbul’un merkezinden uzak kalacak ve alış veriş merkezlerindeki sahnelerde perde açacak? Aziz Nesin Sahnesi yaşamaya devam etseydi hiç olmazsa. En azından insanların içinde AKM’nin geleceğiyle ilgili endişeler azaltılmış olurdu. Ancak bugün bu endişeler en üst düzeye çıkmış durumda.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası aylardır konserlerini çeşitli salonlarda veriyor. Yerleşik bir düzeni olmayan orkestranın bilet satışı da ne yazık ki Hilton Oteli ve çeşitli kitapçılarda yapılıyor. Gerçi iyi ki otel var yoksa galiba İDSO bilet satacak yeri de bulamayacaktı.
AKM’nin kaderinin 1970’deki yangından sonrakiyle aynı olması da seçeneklerden biri. Yangından sonra binanın tekrar faaliyete girebilmesi için sekiz yıl beklenmiş. Kadere bak!
Kısacası İstanbul’daki kültür sanat platformunun merkezi olmadan, bu dağınıklıkla ne kadar dayanabiliriz?
Ancak ne yazık ki bazı şeyleri kanıksıyoruz ve galiba bazı şeyleri kanıksamamız biraz aşırıya kaçıyor. Nasıl olsa olur mantığıyla durup beklemek ve olmadığı zaman harekete geçmenin pek bir anlamı olmadığını her seferinde kaybederek ve azalarak gördük. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılması hadisesindeki gibi. Küçük ve dar fikirler, büyük ve geniş kitlelere zarar veriyor. Bunu AKM’nin yeniden yapılandırılmasında açıkça görüyoruz. Kültür Bakanı’nın bile elini kolunu bağlayan bir adalet sisteminde daha ne kadar çırpınırız bilemiyorum ama bildiğim ve korktuğum bir şey varsa, o da AKM’nin 2010’a yetişemeyeceğidir. Aksini düşünen ya da bilen varsa lütfen beni de ümitlendirsin...
Arda Aydın