Afife Jale Tiyatro Ödülleri kapsamında Dostlar Tiyatrosu'na "Mansiyon" ödülü değil de "Onur" ödülü verilseydi tiyatro, bu kadar öne çıkar mıydı acaba? Ya da geçen yıllarda olduğu gibi, çok deneyimli bir aktör, ödül töreninde , günün "Mana ve önemine uygun" bir vurgulamayla , kendi gösterisi gibi dakikalarca sahneyi işgal etmeseydi tiyatro konuşulur muydu ? Aslına bakarsanız gündemi yaratan ne tiyatrodur ne de sanat ! Gündem, başlığa çıkarılmaya değer bulunan haberdir . Haber bir iki gün içinde söner gider , oraya buraya kaçışan kelimeler "Perdenin kıvrımlarına" bile sinmez.
Bir yanda kırmızı halıları,süslü püslü dekorasyonuyla LÜTFİ KIRDAR KONGRE MERKEZİ; karşısında, kırk yıllık MUHSİN ERTUĞRUL TİYATROSU'nun yerle bir edilmiş düzlüğü ve mal mal bakan, koyu renk abiye giysilere bürünmüş AFİFE JALE ÖDÜLÜ PROTOKOLÜ ve birinin başlıkta yer alan şaşkınlık ifadesi?!!! Abe ablam, abim, amcam ,teyzem herkimsen; nerede yaşıyorsun? MUHSİN ERTUĞRUL'u yıkamazsınız etkinlikleri yapılırken, neden aramızda yoktunuz? Sadece siz değil, mesleğin duayenleri KENTER KARDEŞLER, başta HALDUN DORMEN olmak üzere AFİFE JÜRİSİ, TELEVİZYON MEŞHURU SANATÇILAR neredeydiniz?
17. yüzyıl Fransa’sının büyük mizah dehası Molière’in bütün dünyada hem en sık sahnelenen; hem üzerinde en çok konuşulan, tartışılan; hem de genel olarak büyük yazarın başyapıtı olarak kabul edilen oyunu “Tartuffe, ou L’Imposteur”ünü geçtiğimiz ay içinde Adana Devlet Tiyatrosu yapımı olarak Sakıp Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde izledim. İlk kez 1664’te sahnelenen oyunun, aynı yazarın daha önce beğeni kazanan “Kadınlar Mektebi” oyunundan da büyük bir gürültünün kopmasına yol açtığını, oyunun, kilisenin ve dindarlar grubu “Compagnie du Saint Sacrement”in baskısıyla yasaklandığını, ancak 1669’da yeniden oynanma olanağı bulduğunu biliyordum elbette.
Tiyatrocu Aydın Orak, çalışkan Kürt gençlerinden biri ve birçok anlamda kültür - sanat çalışmalarıyla karşımıza çıkıyor. Her nekadar tiyatroyla tanınıyorsa da çeviriler yapıyor ve gazetecilikte yapıyor. 1982 yılında Nusaybin'de doğan Aydın Orak, 1997'de İstanbul'da tiyatroya başlamış. 2000 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde tiyatroya başlar...
27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününde üstat Haldun Taner’in Vatan Kurtaran Şaban oyunundan iki kısa skeç oynadık, KASDAV gençlik tiyatrosunun genç oyuncularıyla. Üstat Haldun Taner, bu oyunu 1965’te kaleme almış, 1967’de Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun ilk oyunu olarak da sergilenmiş. Oyunun bir yerinde Şaban, ressama modellik eden nü modeli görünce çok kızıyor. “Her taraf çıbıldak modellerle, çıbıldak heykellerle dolu Mısta bey... Bunlara bir çare düşünelim...” “ Ne yapalım Şaban bey? “ “ Heykellere peştemal giydirelim!”
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, Luigi Pirandello'nun "Size Öyle Geliyorsa Öyledir" isimli oyununu sahneliyor. İlk kez 1938 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında oynanan oyun ilk oynanışından 70 yıl sonra tekrar seyirci karşısına çıkıyor. Pirandello deyince hemen akla gelen (adı ile nerdeyse özdeş olan) "Altı Kişi Yazarını Arıyor" isimli oyun, 1921 yılında yazılmış, ,Türkiye'de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatro'larının (Darülbedayi) sahnelerinde 1928 de seyirci karşısına çıkmış.
Günay Karacaoğlu’ndan sıcacık, çok eğlenceli bir komedi oyunu… Ancak bu oyun sizi güldüğünüze de güleceğinize de pişman ediyor! En uçtaki 2 duygu; gülmek ve ağlamak ya da eğlenmek ve üzülmek. Annelerimizin lezzetli olsun diye tuzlu kurabiyelere şeker koyması gibi bu oyunun hamurunda da neşe ve hüzün beraber kullanılmış. Yüzünüzde gülümseme ve sol tarafınızda uzun süre etkisini kaybetmeyen bir his ile çıkıyorsunuz salondan…
Hangi yüzyılda yaşarsak yaşayalım, hangi tarihte olursak olalım, dünyanın neresinde bulunursak bulunalım gerçek şu ki devrimciler teknolojik olarak, maddi güç olarak kat be kat üstün olan bir düşmana karşı savaşmış ve hâlâ savaşmakta. Bunun karşılığında, sahip oldukları zenginlikleri, düzenlerini yitirmek istemeyen egemenler, iktidarlarını koruyabilmek için doğal olarak akla hayale gelmeyecek yöntemlere başvuruyor. Hedefleri, halkın mücadelesini bastırmak ve bunun için de halkın öncüsü olan devrimcileri yok etmek. Devrimci örgütlenmeleri, kurumları dağıtmak için örgütleniyorlar. Ordularını, polislerini, gizli servislerini, muhbirlerini, her şeyi ama her şey bu doğrultuda düzenliyorlar.
SAĞ KOLUM KOPTU SOL GÖZÜM ACIYOR ! Bu sabah bir sızıyla uyandım yatağımdan. Sağ kolum yoktu. Bağırmaya başladım. Kolum! Kolum! Yok kalp krizi değil bu sefer. Daha ağır, daha acıtıcı!
1944 doğumlu Peter Turrini, yazdığı her oyunla tartışma yaratıyor ve Avusturya’nın “skandal yaratan yazarı” olarak tanınıyor, biliyorum. “Nihayet Bitti (Endlich Schluss)” başlıklı tek kişilik oyununu Sibel Arslan Yeşilay’ın çevirisinden (Mitos-Boyut Yayınları/Eylül 2004) okumuştum. Peter Turrini’nin yapıtlarında, genel anlamda toplumsal eleştirinin ağır basmakta olduğunu ve saldırgan bir biçemi yeğlediğini de Sibel Arslan Yeşilay ile konuşurken öğrenmiştim. Özellikle tüketim toplumunun yozluğunu, küçük burjuva konformizmini ve zamanın gerisinde kalmış ahlak anlayışını hedef alıyor; oyunlarında insanın kendisine yabancılaşması ve yalnızlığı, sevgi duyamaması, sevgi özlemi, geçmişteki anıları, kendinden nefret etmesi, yanı sıra gündelik yaşamda faşizm ve yabancı düşmanlığı gibi temaları çeşitli biçimlerde kullanıyordu.
Geçtiğimiz ekim ayında yeni bir tiyatroya daha kavuştuk. Ne mutlu, ne mutlu! Oyun Atölyesi’ndeki “Dolu Düşün Boş Konuş” “Atinalı Timon” oyunlarından, sinemadan, televizyon dizilerinden tanıdığım, anımsadığım Sermiyan Midyat kendi deyimiyle “cüret etti”, “...sinema ve televizyon gibi görsel alternatifleri düşünecek olursak, tiyatronun seyirciye ulaşma sorunu aşikar kuşkusuz. Elbette bunun çok anlaşılır ve hak verilir nedenleri var. Suç sadece tiyatroya gelmiyor dediğimiz seyircide olmasa gerek. Gelinmiyorsa, biz de yapamıyoruzdur. Suçu üzerimize alıyoruz” dedi, suçu üstlendi, Oyunbozan Tiyatro’yu kurdu.
Terbiye ile sopayı, dayak ile disiplini yan yana, iç içe düşünenlerin eğitim anlayışını benzetsek benzetsek çorbaya benzetebiliriz : Terbiyeli işkence çorbası! * Eğitim mönümüzdeki bu çorbadan her allahın günü içen çocuktan gel de hayır bekle ! *
Türk tiyatrosunun Shakespeare’i sayılan Orhan Asena ve küçük kent insanının sözcüsü Cahit Atay’ın iki kısa oyunu sahnedeydi önceki akşam. Konya Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Bengisu Gürbüzer Doğru’nun Devlet Tiyatrolarında ilk defa reji koltuğuna oturduğu oyunların ortak noktası, insanların bilinçsizce yaşamak zorunda bırakıldıkları, ezilmeleri ve sömürmeleri konu alıyor.
Saatli Maarif Takvimi 31 Mart 2008'i gösterdiğinde, ilerici vatandaşların belediyeyle tüm pazarlıkları bitmiş, bir yıl boyunca zaman zaman tiyatrolarının yıkılmaması için ayaklanan sanatçıların ayaklanmaları bastırılmış, kongre vadisi için putlar yıkılmış, heykeller kırılmış inşaat işçileri soğan ekmeklerinin üzerine serpiştirecekleri Cafe de Paris sosunu Muhsin Ertuğrul'un odasından yıkımı izleyen yeni genel sanat yönetmeninin odasından tedarik etmeye başlamışlardı. Ölümü bekleyen Alzheimer hastalarına şakacıktan kutlanan son doğumgünleri vardır ya, hani hasta o gün doğduğunu sanır, hastanın yakınları da bir yandan mum üfletirken, bir yandan miras kavgası ederler. 30 Mart 2008'de de Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na da Alzheimer'lılar için şakacıktan bir veda düzenlendi!
Kent Oyuncuları 39 Basamak isimli bir oyun oynuyor. Mehmet Ergen tarafından çevrilmiş olan eser, Mehmet Birkiye tarafından sahnelenmiş. Ocak 2008'de sahneye çıkan oyun bu sezona damgasını vuracak gibi duruyor.
Çehov’un en önemli oyunlarından bir tanesi olan Vişne Bahçesi, yine Çehov’un diğer oyunlarında olduğu gibi dönemin sıkıntılarını yansıtan bir metin. Rusya’nın trajik durumunu simgesel bir anlatımla bir bahçe ve insanların bu bahçe ile ilgili sıkıntılarını irdeliyor.
Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrosu , Bak Sen İşin Tuhafına isimli oyun ile 2008-09 sezonunu açtı. Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü, 1947 de sahneye ilk girişten bu yana geçen 61 yıl "Gelecek yılları yiyip yaşayarak", "Yarı felçli ellerini" seyirciye uzatarak "Tutun ellerimizden tutun da yürüyelim.Yiyeceğimiz gelecek yıllar azalıyor" diyerek, bıkmadan usanmadan seyircisi ile buluşuyor " Tiyatrocu ülkemizde "...bin ton tiyatro aşkı dolu yürek ve buna karşılık yarım avuç mali güçle seyircisinin karşısına çıkar ve iki avucun birbirine çarpıp çıkardığı sesle doyar." (Usta'nın 1973 deki yazısından)
Oyun başlar. Tüm oyuncular: “Bu kış hanım İstanbul’a taşın da/Eğlenelim, zevk edelim Kalpakçılar başında/Güzeller var on üç on dört yaşında/ Eğlenelim, zevk edelim Kalpakçılar başında (Tamburi İsmet Ağa / Karcığar) şarkısıyla sahnedeki yerlerini alırlar. Şarkı biter, alkışlar… Çengi Afet (Sevil Akı) ile Arap Bacı Feraset’in (Özlem Türkad) tablosu açılır. Safi Çelebi (Arda Aydın) giriş yapar. Faytonda genç bir hanımla halayığını görmüştür. Afet “Güzel miydi” diye sorar, safi Çelebi, “Güzel de söz mü, bir peri kadar güzeldi” diye yanıtlar, sonra sahnenin yanındaki mikrofona yönelir Sadettin Kaynak’ın Segâh (Düyek) şarkısı “Leyla bir özge candır”ı “terennüm” etmeye başlar. Afet, kızın kim olduğunu bulur, kız “bütün emekçileri kulağından mıhlayan, esnafı falakaya yatıran İstanbul Kadısı Savleti Efendi’nin (Sezai Aydın) kızı Esma Hanım’dır (Derya Çetinel)...
Testosteron: Erkek olan bir canlıyı beyni ile değil de penisi ile düşünmeye, yaşamaya yönelten hormon ya da kısaca dünyayı yöneten hormon. Şimdi bu da nereden çıktı diyeceksiniz. Şuradan çıktı tabii ki… TESTOSTERON, Oyun Atölyesinin bu sezon sahnelemeye başladığı yeni oyununun adı. Modadaki Oyun Atölyesi sahnesinde 2 Ekimden itibaren seyircisiyle buluşmaya başlayan TESTOSTERON, şimdiden kapalı gişe oynamaya başladı, tıpkı geçen yıldan beri kapalı gişe oynayan EVLİLİKTE UFAK TEFEK CİNAYETLER oyunu gibi.
DÜŞÜNEN,YOLLARI AŞAR Yönetmen Mustafa Kurt,metindeki oyun girişinde, yürüyen oyuncaklar yerine, sinirle ayakkabı fırlatma sahnesiyle giriş yapmış.Böyle yaparak boş beklemenin verdiği gerginliği daha iyi göstermiş. Bence böylesi daha doğru olmuş.Metindeki gibi oyuncakların hareketiyle oyun başlamış olsaydı bir piknik havası izlenimi doğabilirdi...
Artık yıkım kararı gelmişse bir yerlerden; bilinmeze bir sahne daha gidiyor ne gelir elden Hiç seyircisi olmamışcasına bomboş ve hiç oyuncusu yokmuş gibi yapayalnız; giderken Tabanında binlerce adım ve ter damlaları Duvarlarında katman katman; Oyuncuların sözleri, duyguları ve çatısında sakladığı en güzel oyunların en bol alkışları Bilinmez acır mı canı yıkım için ilk kazma vurulduğunda akar mı gözyaşları bunca anı yok olduğunda? ....
Tiyatro Pera Shakespeare’in ünlü “Venedik Taciri (The Merchant of Venice)“ini oynuyor ya, ben de bu oyunu gittim gördüm, şimdi de değerlendireceğim ya, bu kere “usulü, adabı” rafa kaldırıp önce konuyu anımsatarak başlayacağım işe. Efendim, Shakespeare’in, 16. yüzyıl Venedik’inde geçen zamandan bağımsız komedi-draması “Venedik Taciri”, bir grup Hıristiyan asilzadesinin yazgısını, talihini ve Yahudi tefeci Shylock’la ilişkilerini konu almakta. Antonio (Can Başak) meteliksiz dostu Bassanio’nun (Kayhan Teker) güzel Portia’ya (Nesrin Kazankaya) evlenme teklif etmek için ihtiyaç duyduğu miktarı temin etmek üzere Shylock’tan (Mehmet Ali Kaptanlar) borç alır. Antonio’nun geçmişteki davranışlarından olumsuz etkilenmiş Shylock, borç verdiği paranın geri ödenmesine ilişkin sözleşmeye çok kesin koşullar koyar...
Kim demiş Şehir Tiyatroları komedi oynayamaz diye? Şubat ayının son günlerinde sahnelenmeye başlayan, Woody Allen ’ın yazdığı Ragıp Yavuz ’un yönettiği Tekrar Çal Sam , İstanbul Şehir Tiyatroları ’nın ismine, kalitesine ve bu tiyatroya duyulan beklentiye yakışır bir oyun..
Korku, gerilim ve komediyi büyülü bir formülle buluşturan sinemanın dahi yönetmeni Alfred Hitchcock tarafından 1935 yılında filme de alınmış John Buchan'ın romanı "39. Basamak-The 39 Step", Kent Oyuncuları’nın 45. yılındaki ilkler arasında sahneye kondu. “39. Basamak”, kendine özgü bir komedi-gerilim klasiği sayılmakta. Patrick Barlow’un tiyatroya uyarladığı metinde olaylar 1935 Ağustosunda geçmekte, gelişmekte. Richard Hannay (Hakan Gerçek), can sıkıntısını dağıtmak üzere bir gece tiyatro oyununa gitmeye karar verir ve gittiği tiyatroda fevkalade gizemli, güzel Annabella Schmidt (Demet Evgar) ile tanışır. Veee…
Tiyatro Pera Shakespeare'in Venedik Taciri isimli oyununu "güncelleştirerek" oynuyor. Oyuna ait dergideki yazılara ve de oyuna baktığımızda Tiyatro Pera'nın çağımıza ait pek çok sorunu , oyuna yüklemeye(yığmaya da denebilir) çalıştığı izlenimini ediniyoruz.
Çin'de,Kanton 'da yaşayan zengin, cimri, acımasız bir çay taciri olan Mr.Clay, yaşlılığında muhasebe defterlerinden başka okunacak şeylerin de olduğunu fark eder. Bu defterleri kendisine okuyan Elişama'dan ona "başkalarının yazdığı ve diğerlerinin okuduğu adına kitap denen şeyden almasını" ister...
Orhan Veli KANIK' ın şiirlerinden, Murathan MUNGAN' nın uyarladığı "Bir Garip Orhan Veli", bizleri bir şiir yolculuğuna çıkarıyor. Orhan Veli' nin aynı zamanda bir döneme tanıklık eden şiirleri, hüznün ve sevincin harmanlandığı, şiirinin aynasında kendimizi bulacağımız bir evren sunuyor bize. '' Bir Garip Orhan Veli '' adlı tek kişilik oyun 1980 yılında oynanmaya başlandı. Oyunun 28 yıl boyunca seyirciyle buluşma sayısı 10.000’i aşmış ve bir rekora ulaşmış.
Kenan Işık'ın şu oyun hevesi, şu uyarlama hevesi, şu pırıl pırıl tiyatro gözleri, Karen Blixen'in son derece güzel bir eserini, "Ölümsüz Öykü" yü çok iyi bir sahnelemeyle tanımımıza vesile oldu. Karen Blixen'in "Ölümsüz Öykü" sünü orijinal metninden okuma fırsatını bulamadım ancak Kenan IŞIK'ın Şeyh Galip'in ünlü eseri ve bir klasik sayılan "Hüsn-ü Aşk" tan "Aşk Hastası" gibi çok özel bir oyun çıkarttığını iyi bildiğim için gözüm kapalı güveniyorum kendisine bu konuda. Genelde insanlar Kenan Işık'ı karizmatik bir sunucu, bir dizi oyuncusu, iyi bir şiir sesi ya da en kötü ihtimalle televizyon karşısında zamping yapan biri için " aaa bu sakallı adam" diye tanır...
1956 yılında Samsunda doğan Behiç Ak, mimarlık eğitimi görmüş olmasına rağmen, aynı zamanda karikatür sanatçısı, romancı, çocuk kitapları yazarı ve tiyatro oyunları yazarıdır. Türk Tiyatrosuna Fay Hattı, Tek Kişilik Şehir, Bina, Hastane, Newton Bilgisayardan Ne Anlar, Ayrılık, Benim Küçük Global Köyüm, İmaj Katili ve İki Çarpı İki isimli eserler kazandırmıştır. Daha önce Aksanat’ta sahnelenen Tek Kişilik Şehir oyunu bu kez Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Sezon başından beri Ankara’da sahne alan oyun bu kez İstanbul seyircisiyle buluşmak için turneye çıkmış. Beykoz Belediyesi tarafından inşa edilen ve bu yılın başında açılışı yapılan Feridun Karakaya sahnesinde dört gün arka arkaya İstanbul seyircisine görücüye çıkıyor.