1960 sonrasındaki dönem, Türkiye’de “Tiyatronun Altın Çağı” olarak adlandırılır. Nedenini günümüzde uzmanlar; seyircinin yoğun ilgisi, tiyatrocu olma isteğinin artması, yeni tiyatro salonlarının ve topluluklarının kurulması, yurt dışından edinilen teatral bilgi akışındaki artış, gelenekselden geleceğe çağdaş Türk tiyatrosu oluşturulmasındaki yoğun çabalar olarak sıralıyor.
“Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in “Pık deyicisi” Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, 2014 yılı Plan ve Bütçe Komisyonunda “Devlet ve sanat üretimi ilişkisi” ile ilgili yaptığı açıklamada, şu anda…
İngiliz yazar Philip Ridley (1964)'i ülkemizdeki sahnelenen diğer beş oyunundan, yani “Cam Yapraklar (Tiyatro yanetki)”dan, “Kürklü Merkür (DOT)”den, “Korku Tüneli (ikincikat)”nden ve “Kainatın En Hızlı Saati (ikincikat)”nden tanıyoruz.
İstanbul Devlet Tiyatrosunun 2012-2013 sezonu oyunu olarak İngiliz yazar Moira Buffini’nin yazıp, Usta Yönetmen Mehmet Birkiye’nin sahneye koyduğu SESSİZLİK, Türk Tiyatrosunun nereye geldiğinin açık kanıtı.
"Dün de insandım, bugün de insanım. Sadece insanım. Beraber şarkı söylemek varken, dans etmek varken… Neden bunları giydiriyorsunuz bana? Neden beni hizaya çekiyorsunuz? Neden? Bak, gözlerim gözlerinden farksız, kahkaham şen şakrak… Ben Umut, sen?”
“ Hayırdır inşallah! Bir ‘Şark Dişçisi’ dir, almış başını gidiyor! Baykuşum iyi misin?” diye “Kızıl Baykuş” arkamdan seslendiğinde, ben “Siyah Baykuş” Şark Dişçisi’ni beşinci kez seyretmek üzere Kağıthane Sadabat Sahnesi’nin yolunu tutmuştum bile!
Sizleri bilmem, ama İngiliz oyun yazarı, yönetmen ve oyuncu Moira Buffini (1965)’yi bana, sadece “İngilizce” bilen değil, İngilizcenin tarihsel, sosyo-politik, kültürel-folklorik özelliklerini de sindirmiş bir çevirmen olarak, “Şölen-Dinner” oyunuyla 2010-2011 sezonunda Ahmet Levendoğlu tanıştırdı.
Shakespeare (1564-1616)'in tahminen 1601'de yazdığı düşünülen ve alternatif başlığı olan tek oyunu olan ünlü komedisi “On İkinci Gece (Twelfth Night, or What You)”, Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmekte.
ABD’li felsefeci Herbert Marcuse, “Tek Boyutlu İnsan” kitabında, tüketim toplumu ve tüketim kültürünün, yığınları “bireye” (tek boyutlu insana) çevirerek tüketime dayalı yaşam biçimlerine göre davranmaya zorlayan sahte ihtiyaçlar ürettiğini, söylüyordu.
Sabahları seviyordu Fatma Aliye. " Herkes uykudaykenki sabahı. Daha kimsenin eli sabaha değmemişken... " Sahnede uçsuz bucaksız ıssızlığıyla bir çınar.
Farklı yaş gruplarının, okul tiyatrosu adı altında, sahnelediği birçok “tehlikeli” oyun ve geçirdikleri “zararlı” süreç incelenmiş, son olarak da yukarıda anlatılan olaya şahit olunmuştur.
2012 yılında kurulan İn’takt’ın ilk projesi Anthony Neilson imzalı Penetratör, belli bir siyasi durum ya da askeri skandalla ilgili olmamasına karşın işkencenin gölgesi altında cinsel bastırılmışlığın nasıl şiddete dönüştüğünü anlatan bir oyun. Oyunun Türkiye prömiyeri in’takt tarafından 27 Kasım’da Kara Kutu’da yapıldı. Muzaffer Aksoy’un yönettiği aynı zamanda Kamer Kartalbaş ile birlikte çevirisini yaptığı oyunun dramaturjisi, Betül Altındal ve Tuğçe Kanbur’a ait. Oyunda Uğur Uzunel, Can Esendal ve Eser Karabil rol alıyor.
Sanat uzun, hayat kısa sanıp çıkmıştık sanat yolculuğuna. Ard arda yaşadığımız kayıplarda hayat uzun olsa da, meğer sanat gittikçe kısalan bir yolculukmuş. Galiba bu gerçeği kabullenememek çökertiyor ruhumuzu…
Altıdan Sonra Tiyatro’nun “6 Üstü Oyun” projesi kapsamında gösterime sunduğu tek kişilik oyunlardan Evaristo adlı oyunun gösterimi, topluluğun mekanı Kumbaracı50’de devam ediyor. Geçtiğimiz hafta galası yapılan Evaristo’nun yazarı Civan Canova, yönetmeni Nihal Koldaş, oynayan ise uzun yıllar sahnelerden uzak kalan deneyimli oyuncu Ayşenil Şamlıoğlu.
Ölüler toklardır hep çünkü ne ruhlarının ne de karınlarının doymaya ihtiyacı vardır.” diyor oyunda ve bir ölüm bağıra bağıra geliyor, yaşamın son nefesinde o avunma cümlesi çıkıyor ağızdan “Gücüne gidiyor insanın. Yaşlanmak yani… Ama doya doya yaşadım
İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), 2012-2013 sezonunda farklı bir opera eseri sahneledi. Bu eser, Asım Horozić (1958)’in Nijaz Alispahić (1940)’in librettosu üzerine bestelediği “Öldüren Aşk (Hasanaginica)” başlıklı bir Boşnak operası idi.
Bundan on yıl öncesinde , hayat farklı renkteyken, bazı köşe yazarlarının sürekli anma yazıları yazmasına takılır, “cenaze olmasa ne yazacaklar” diye kendimce dalga geçerdim.
Amerika’nın ödüllü oyun yazarı Sarah Ruhl’un 2007 yılında yazdığı “Ölen Adamın Cep Telefonu”, iletişim araçlarının günümüz ilişkilerinde yarattığı iletişimsizliği merkezine alarak çağın sorunlarını mizahi bir dille eleştiriyor. Aslıhan Evrensel’in dilimize kazandırıp yönettiği ve dekor tasarımını üstlendiği oyunda kostüm tasarımı Ayşegül Sümer’e, müzikler Averill Lovely’e, ışık ve ses tasarım ise Efe Sümer’e ait. Oyunda Derya Cumaoğlu, Gökçe Akyıldız, Nuri Karadeniz, Sedef Akalın ve Ufuk Gönüllü rol alıyor.
Bir tiyatro oyunu hangi dilde olursa olsun evrenseldir, bunu yabancı dilde oyun izleyenler bilir. Ama eğer izlemediyseniz, tiyatronun bu gücüne tanık olmak ve bu sanatın büyüklüğünü görmek için mutlaka bu eylemi gerçekleştirin. Tiyatronun neden bu kadar çok önemsenmesi gerektiğini o zaman göreceksiniz.
Anadolu’da bin bir güçlükle, tiyatroyu yaygınlaştırmak için oyun üreten amatör ve ya profesyonel toplulukların İstanbul’a gelmeleri, başta mekan ve finansman sıkıntı nedeniyle bir hayli zorlaştı. Keşke bu sorunun aşılacağı umudunu taşıyabilsek de, engelin aşılacağı inancıyla cümleyi ‘şimdilik’ kaydıyla bitirebilseydik.