Sidikli Kasabası Müzikali ile dikkatleri üzerine çeken genç tiyatro sanatçısı Efe Ünal, Bilkent Üniversitesi oyunculuk mezunu. Broadway’a transfer olmuş bir müzikalin Türkiye versiyonun da oynayan genç oyuncuyla müzik yaşamını ve tiyatroya dair düşüncelerini konuştuk.
Vasıf Öngören’in yıllar sonra tekrar sahnelenen yapıtı “Zengin Mutfağı”, AKP usulü bir sansürle ortadan yok edildi. Kendisi olan ama adı olmayan bu uygulama sıkıyönetim dönemlerinde tebliğ edilen yasakları bile aratacak neredeyse.
Kent Oyuncuları bu sezon, Donald Margulies (1954)’in 1996 yılında yazdığı “Toplu Hikâyeler- Collected Stories”ini Kadriye Kenter’in yönetiminde sahnelemekte.
Şimdiye dek, okumadıysanız mutlaka edinip okuyun derim; bakın bakalım bugüne kadar bu kadar modern, böylesine epik, bu denli dışavurumcu (ekspresyonist), böylesine bütünüyle fevkalade sağlam temele inşa edilmiş başka bir şiir okudunuz mu, ama önce elbette Jokond’u tanıyınız.
Yıllardır kültürden uzak tutulan, kendi kültürü bilerek ve istenerek kendisine unutturulan halkımız, her şeye rağmen kulağından ve benliğinden silinmemiş nağmelerini, yani ninnileri, önceki akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR)’nda hatırladı.
Cumartesi günü geçirdiğim küçük bir tıbbi operasyona rağmen yüzümdeki bantla oyuncu arkadaşım Nazlı Kar'nda oynadığı ve ona ayıp etmeyeyim diye, "Bir Hediye Olarak Aldatmak" kitabının yazarı Uğur Yağcıoğlu'nun yazıp yönettiği İstanbul Komedi Tiyatrosu'nun Ayıp Ettik oyunundaydım.
Romancı, araştırmacı, öykücü ve tiyatro yazarı Meltem Arıkan (1968), nüfusu 3.142.857 kişi olan, yüzölçümü 314.285 kilometrekareyi bulan, sınırları sürekli olarak değişip duran, Pinişce konuşulan, deniz seviyesinden 3.14 metre yükseklikte bulunan Pinima diye bir ülke yaratmış.
Yaşadığı kısa hayata karşın, (1938 - 1984) yazdığı dört oyunla Türk Tiyatrosu’na damgasını vuran, yazar, yönetmen ve kuramcı Vasıf Öngören, Brecht’in dialektik tiyatro kuramını Türkiye koşullarına uyarlayan çok önemli bir tiyatro insanıydı.
“Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” Yaman Tüzcet kitabına André Gide’den bu alıntıyla başlıyor. Ve okudukça anlıyoruz ki, ölümün elinden iyi ki kurtulmuşlar, ve sözcüklere dökülmüşler… Anıları yazıya dökmek bireysel tarihten toplumsal tarihe eklemlenmektir. Hele ki yaşanılan tarihsel süreç, Türkiye’nin kültürel, sanatsal, siyasal değişimlerinin önemli evrelerine tanıklık etmişse anlatılanların sadece bir çift anıdan ibaret olmadığı ortaya çıkar.
Padişah artık dur durak bilmiyor, hukuk çoktan “guguk” oldu; Taksim Gezi Parkı'nda Topçu Kışlası yapılmasına ilişkin davada İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararını geçen hafta Divan-ı Hümayun (yani Bölge İdare Mahkemesi) bozdu.
Doğrulara ve kurallara inanıp onların peşinden gitmek, dik durmak, zamana zemine göre eğilip bükülmemek mi? Zamanın, zeminin, dönemin adamı olup, her iktidardan nemalanmak, zenginliğine zenginlik, itibarına itibar katmak mı? Onurunu yitirmeden, gururunu kaybetmeden yaşamak mı? Yoksa kesesi, malı mülkü dolu, itibarı zirvelerde yaşamak mı? Seçim senin….
Yıllardır yasakçı ve sansürcü zihniyetle yönetilmiş ve yönetilmekte olan Türkiye’de tüm olanaksızlıklara karşı uğraş vererek tam elli beş yıldır tiyatro yapmakta olandır Tuncay Özinel (1942).
Genel Sanat Yönetmenliğini Cem Kaynar’ın yaptığı Samsun’daki Düşevi Oyuncuları, geçen yıl Devlet Tiyatrosu repertuarına girmeye hak kazanmış olan Murat Can Kibiroğlu’nun yazdığı, Bursa Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Ali Volkan Çetinkaya’nın yönettiği “Sarı Köpek” adlı oyunla 2012-2013 sezonuna girdi.
“Yaklaştı, yüzlerimiz arasında yirmi santim yok. Nefesi burnumda ve şeytan konuştu. Just watch my friend… Just watch. Kıpırdamadan baktım şeytana, my friend dediği için alçak bir umut doğdu içime. Şeytanın arkadaşıyım ve hayatta kalacağım.”
Kış göz kırpıyor Antalya’ya, güneş bizi terk etmiyor. Doymak bilmeyen gözümüz, an itibariyle yerinde olan keyfimizi parlatacak bir neden arıyor. Spiritüel istikametimiz bizi oyuna getiriyor…
Antik Yunan tiyatrosu her zaman çok etkileyici olmuştur. Euripides, Aeschylus, Aristophanes ve Sophocles, dönemin oyun yazarları olarak değerlerin ve cesaretin, yüzyıllar boyunca savunucusu olmuşlardır. Antik yunan tiyatrosu, Dionysus için yapılan törenler içinde gelişmiş ve her zaman toplumun ortak bir öğesi olmuştur.
2005 yılında İlker Ayrık ve Aykut Taşkın’ın kurduğu Pervasız Tiyatro geçtiğimiz günlerde Kenter Tiyatrosunda coşkulu bir kalabalıkla “Sığıntılar” adlı oyunun galasını yaptı.
Uzun zaman oldu görüşmeyeli; hoşgeldim... İstedim ki; bu kadar uzun zaman ara verdikten sonra, yeniden yazmak için şöyle beni heyecanlandıracak güzel bir oyun olsun.
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda perde açan Alman yazar Marius von Mayenburg’un ‘ ‘Çirkin’adlı oyunu, çağdaş insanın güzellik tutkusuna, estetik çılgınlığına, kapitalist sistemin acımasızlığına ve giderek aynılaşan insanın trajik komik durumuna ayna tutuyor.
5 Aralık Çarşamba günü Akatlar Kültür Merkezi’nde İstanbul İsveç Başkonsolosluğu, İsveç Enstitüsü ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, ölümünün 100. yılında August Strindberg'i anmak amacıyla Matmazel Julie için gala düzenlendi.
Tarihin sevdiği isimler de vardır ama bir çırpıda hatırlayamadıkları daha çoktur. Hannah Arendt ismini de sınırlı kişiler dışında büyük çoğunluk bilmez, merak da etmemiştir…
Tiyatro, yaşanmışlıkları, unutturulmaya çalışılan değerleri biriktirir ve bir ‘yaşantı parçası’ olarak uygarlığın ve insanlığın kullanımına yeniden sunar.