Yazarlığın Ağırlığı, Eleştirmenin Hafifliği
Aniden zihninde bir şimşek çaktı. Önceki yıl onu çok etkilemiş olan bir olayı hatırladı.
Aniden zihninde bir şimşek çaktı. Önceki yıl onu çok etkilemiş olan bir olayı hatırladı.
Efendiler! Sorarım size. Neden bu kadar azaldı politik tiyatro? Yeni nesil neden sevmedi politik tiyatroyu? Bunu kim veya kimler bu duruma getirmeyi başarabildi? Bunun suçlusu kim?
Onur Bayraktar’ın ölümü bir tartışmayı alevlendirdi. Saldırı amaçlı bir takım ifadeleri konumuz dışında tutarak nesnel bir değerlendirmeyi tartışmak zor ama, denesek olmaz mı?
Olmadık yerlerden, şekilli isimlerle, ….sanat merkezi, … tiyatrosu adlarıyla tiyatro kursları veren ciddiyetsiz kendilerinin bırakın tiyatroyu, ilk okul eğitimini bile aldıklarına şüphe ettiğim tiyatro simsarlarının, kalpazanlarının ellerinde tiyatro....
Her gün bir tiyatro, sinema, dans, gösteri salonunun kapatılıp derslik yapıldığı, okul yönetimine göre daha gerekli olan şeyler – şirket toplantıları,kişisel gelişim seminerleri - için ayrıldığı günlerde, üniversitelerin kimin olduğunu sorgulamak daha bir gerekli geliyor...
Bilal Akar ,
İyi yazmayı bilen biriysen,dünyayı kaleminle yönetebilme yeteneğine sahipsen ve bu gücü eline geçirmişsen,şanslı olduğun kadar yalnızsın da.
"2004’de biz yönetime geldiğimizde, Kocaeli Şehir Tiyatrosu Küheylan’ın ayakları altında eziliyordu" Bu sözler 21 Ekim Perşembe akşamı prömiyeri ve galası bir arada yapılan, Kocaeli Şehir Tiyatroları yapımı ‘’Küheylan’’ adlı oyun sonrası selama davet edilen Belediye başkan yardımcısı İlyas Şeker’in ağzından bir kurşun gibi çıkıverdi...
Bu dokuzuncu yazı, tam dokuz haftadır. Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; rölövesi ve yenileme avan projeleri onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını sorgulayıp duruyorum.
Geçen hafta Başbakan’ın kafasında büyüttüğü “çılgın” projesini Hıncal Uluç’a (Sabah-23 Eylül 2010) açıklamasının üzerinde durmuş, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili “tasavvur”larına kanmadığımı belirtmiştim.
“Tiyatroma dokun! Gerekirse kilit vur. Sanatçıları, bu meslek uğruna ter dökenleri işsiz bırak. Ödenekli tiyatrolara, opera, baleye 4 C’yi balyoz gibi indir”
Evet ! “Kutsal”a Dokundu ! Hakkari ,Edirne, Diyarbakır veya Van’dan ya da ülkemin İstanbul’a ve de Oyun Atölyesi’ne uzak bir yerinden, çocuklarını annesine teslim edip, günlerce öncesinden biletini alıp sırf “7” yi seyretmek için program yapan ve bu heyecanı içinde duyarak yola çıkan bir tiyatro severin, tiyatronun kapısında, babası öldüğü için kendisine “ikram” edilen oyuncunun k..ı ile kalakalması nasıl bir durumdur?
Sana şimdi nasıl bilmem anlatabilecem mi bunu.. der iken, bir oyuncu, oyuncular yavşaktır gibi bir söz atıyor ortaya.. Neden şuna buna siyasal erke ve hak edenlere bir dil uzatma olmuyor da, kendi mesleğindeki bireylere, oyunculara yöneltebiliyor
“İlle dostun gülü yaralar beni” demiş Pir Sultan Abdal. Tıpkı meslektaşımızın yaralayan “YAVŞAK” sözü gibi. Aslında "YAVŞAK" argodan bildiğimiz kadarıyla bit yavrusuna denir.
Eskişehir'de otelde rehin kalmıştır Muhlis Sabahattin ve arkadaşları. Eskişehir'e Atatürk'ün gleceğini duyar Sabahattin. Hemen kostüm deposundan bir frak giyer. Silindir şapkayı da takıp istasyona gider,Ata'yı karşılamaya.
Bir mesleği kutsallaştırmak çabası nedendir acep? Mesleği doğru dürüst icra etmek yerine, mesleklerini kutsallaştırıp, göz boyamak isteyenlere ayna tutulmuş gibi mi oldu?
Arif Akkaya, yazımı benim portalimde okuyor, yorumluyor , bana mesaj olarak cevabını gönderiyor ama cevabını ancak yazım Tiyatro Dünyası’na düşünce, cevap hakkı doğurduğunu belirterek yayımlanmasını istiyor.
Geçenlerde “Bre Hain! Biz Seni Bulamadık, Bari Sen Kendi Kendini Bize Yakalat!” başlığı altında bir yazı yayımladım (Evrensel-28 Temmuz 2010). İstanbul’un “sanat mabedi” Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Haziran 2008 tarihinden itibaren...
19 Ekim günü sayfanızda oyunumuz Arzunun Onda Dokuzu ( 9 Kadın ) oyunumuzla ilgili yaptığınız saldırgan eleştirinizi üzülerek okudum ve yanıt verme hakkını projeyi öneren ve oyunun yönetmeni olarak yanıtlama hakkını kendimde gördüm.
Arif Akkaya ,
Ali Erdoğan, Özgürlük Parkı'nda gerçekleştirilecek olan Kadıköy Tiyatro Festivali'ne katılım için yaptığı müracaat kabul edilmeyince “Emeğime Biraz Saygı İstiyorum” başlıklı bir yazı yazmış....
Kasım 2009 da Nedim Saban ve Tuncay Özinel arasında yaşanan polemik her iki tarafın birbiri aleyhine dava açması ile bir hukuk sorunu haline gelmiş .
Özgürlük Parkında gerçekleştirilecek Tiyatro Festivaline YOLUMUZU BULALIM adlı komedi oyunumla KABARE DEV AYNASI adına başvurmuştum. Yetkililer herhalde “Eh bu nasıl olsa yolunu bulmuş bunun oyun oynamasına gerek yok” diye düşünmüş olacaklar ki oyunumu festivale uygun görmemişler
Hayat, degradedir. İyi bakın göreceksiniz. Gridir, yeşildir biraz, biraz kırmızı ve daha bir sürü. Hayat Beşiktaşlı değil, Çarşı bu yüzden hayata karşı. Dolayısıyla Beşiktaşlı’lığın alemi yok. Orta yolu bulmalı, zemini kaydırmadan, kurumlara işlevini kazandırmalıyız...
Her oyun oynayan kurum tiyatro değildir. Tiyatro, başlı başına bir işletmedir. İyi de bu işletmeleri kim idare edecek? Elbette kimse. Uçara kaçara konservatuar ya da tiyatro okulu açacağımıza, üniversitelere “tiyatro işletmesi” başlıklı kürsüler kurmak zorunda olduğumuzu, ne zaman fark edeceğiz?
Ülkemiz AB üyeliği için ciddi bir savaşım vermektedir yıllardır. Ancak; AB üyeliğinin yanında olalım olmayalım, yapılan girişimler gerçekleşemeyecek gibi görünüyor yakın zamanda.
Afyonkarahisar Belediye Başkanı, sözümona tasarruf sebebiyle kentin yerleşik tiyatrosundaki dört sanatçıyı kapının önüne koymuş...
Tatlı su aydınlarının uzun zamandır görmekte olduğu o tatlı düşün penceresini gerçekliğe açıverdi İskender Pala. Nasıl mı? 05.01.2010 tarihli Zaman gazetesinde yazısı yayımlandığında tabii.
Kemal Kocatürk ,
Zaman Gazetesi yazarı, Divan Edebiyatı Profesörü, Belediye Başkanı Danışmanı sayın İskender Pala‘nın ödenekli kurumlar hakkındaki görüşlerini okudum.
Bir hafta kadar Kıbrıs’taydım, Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun 8. Kıbrıs Tiyatro Festivali’ni izledim. Bu arada, ne yalan söyleyeyim, günlük gazeteleri günü gününe izleme olanağını pek bulamadım.
Maalesef birçok bölgede tiyatroyla ilgili sıkıntılar var. Beşminare Sanat Tiyatrosu oyuncusu ve Genel Sanat Yönetmeni Yakup Tokuş’un bana gönderdiği basın bildirisinde anlattığı gibi… Aynı şekilde yayınlıyorum.
“Popüler kültürün insanları oyaladığını, işlem dışı bıraktığını ve durumun korunmasını sağladığını savunuyorum. Başkalarının egemenliğindeki insanlar fala, astrolojiye yönelir; çünkü geleceğini bilmez durumdadırlar. Bunun sebebi de insanın kendi hayatının öznesi olmamasıdır.”