Devlet Tiyatroları'nın Kapatılmasına İlişkin İçimden Geçenler..
Ben muhafazakar – demokrat bir ailenin kızı olarak büyüdüm.
Ayşın Acı ,
Ben muhafazakar – demokrat bir ailenin kızı olarak büyüdüm.
Ayşın Acı ,
Bir oyuncuyu , bir oyunu/tiyatroyu izlemeye neden gidilir?
İçinde bulunduğumuz zaman yüreğimize, ruhumuza ve de bizi saran, ilgilendiren gelişmelere ayarlı olarak çalışan zaman gibi değil. Asla değil!.. Hiç duraksamadan olağan akışında ilerlemeyi sürdürüyor. Ve başlayan ne varsa, er geç bitiyor.
Gelmiş dünyanın dört bir ucundan Ayrı dilleri konuşur, anlaşırız.
Ne çabuk geçiyor günler, yıllar bile… Neden sonra fark ediyoruz bu gerçeği: Bir olayın, yaşanmışlığın, sanatsal faaliyetin, hareketliliğin üstünden belli bir zaman geçince.
8 Mart’tı… Beyoğlu’nda mor bayraklı kadınlar vardı. Davulları, trampetleri, düdükleri vardı kadınların. Maya Sahnesi’ne yürüdüm, ‘Meydan’dan..
Koyu lacivert bir gece başlıyordu.Kırık dökük anıları toplarken buldum onu.Soğuğun o ıslak yüzüyle ürperdim belli belirsiz.Yarım kalmış hayatlardan arta kalanları anlatacaktı sahnede.
Dün sabah telefonlarını açan İstanbul devlet tiyatroları çalışanları şu telefon mesajı ile uyandılar: “ MÜDÜRLÜĞÜMÜZDE SAHNE UYGULATICISI OLARAK GÖREV YAPAN BAYRAM ALİ ÇELEBİ 10.03.2011 TARİHİNDE VEFAT ETMİŞTİR. CENAZESİ İZMİT DERİNCE…”
İçinde bulunduğumuz ayın 9. günü Yılmaz Güney (1937-1984)’i ölüm yıldönümünde andık. O gün, içimde anılar pır pır etti, taaa 1967’lere, 68’lere kadar gittim.
“Nicelik Ve Niteliğin Savaşı.”
Hakan Urcu ,
Kıbrıs'ta henüz on yaşında iken yaşadığım, 20 temmuz 1974 travmasını, 20 temmuz 2011 yılında hala yaşarken, savaşın o dahşet yüzünü düşmanımın bile yaşamasını istemem.
Sanırım bundan 10 yıl evveldi. Okulun bitmek üzere olduğu zamanlar. Bir yandan iş, bir yandan okul, ne yapılacak, nasıl olacak, mezuniyet yaklaşıyor, nerelerde ne gibi işlere imza atılacak (ama atılacak orası kesin:) filan derken mezuniyet oyunları oynandı ve diplomalar ele alınarak, nasıl olsa biri beni keşfedecek yanılgısıyla havalı havalı gezintiler başladı.
Gazetelerden okudum, Çiçek Arif (Arif Keskiner) ile Azmi Yılmaz, “Çiçek Bar”ı devretmişler.
CBÜ İktisat Oyuncuları’nın köy oyunları üzerine içeriden bir değerlendirme yazısı
Nazım Sarıkaya ,
Tiyatronun toplumu harekete geçirme ve farklılıklar arasında köprü kurma konusunda devasa bir güce sahip olduğu düşüncesi bugün bizi bir arada tutmaktadır.
Jessica A. Kaahwa ,
Ülkemin her köşesinde ‘gençler’, tiyatroyu yaşatmak için dar imkânlar ama ‘büyük’ yüreklerle ‘delice’ sayılabilecek işler yapıyor. Tiyatro yapmak için ‘deli’ olmak şart oldu.
Son oyunu “Kadın Sığınağı” ile Tuncer Cücenoğlu, kadın sorunları olarak nitelendirilen ama aslında salt kadınların değil erkeklerin de olayın merkezinde yer aldığı olayların yarattığı sonuçları, Türkiye’nin değişik sosyo-kültürel yapısına ait bireyler üzerinden ortaya sermiş.
Eğitim, kişinin doğum öncesinde başlayan, süren, gelişme gösteren, onu biçimlendiren süreçtir. Kişinin yeteneklerini geliştirmesine, yaşama etkin bir biçimde katılmasına yardım eder.
Haluk Bilginer, önceki Shakespeare tercümelerini beğenmediği için Macbeth’i çevirdiğini söylemiş.
1990 yılının Aralık ayında, eşimle, Londra’ya, oyun izlemeye gidiyorduk. Uçakta Ahmet Levendoğlu ile yan yana düştük. Yol boyunca konuştuk. Uçaktan inerken Londra’da seyredeceğimiz oyunları kararlaştırmıştık.
16 Mayıs tarihinde Antalya’da TÜRKSOY Ülkelerinin katıldığı tiyatro toplantısı yapıldı. Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nı temsil etmek üzere bu toplantıya ben de katıldım.
Geçen gün (19 Ocak 2011) Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’ni (TEB) internette aradım. http://www.teb-bir.org/ adresini buldum, tıkladım. ‘This account has been suspended’ (‘Hesap geçici olarak kapalı’) notu karşıladı beni.
BÜYÜK USTA NİLGÜN GÜRKAN’A SAYGIYLA… Çocukluğum… Selamiçeşme… Oturduğumuz binanın yanındaki şirin köşk… Daha sonra yerinde yükselen büyük bina…
2010 yılının son günü. Yeni yıl geldi. Eskisinde başlayan yeni sezon, yenisinde eskiyecek yine, ne acaip. Ama farkında olmak zorunda olduklarımız aynı kalacak. Biraz duygusal bir yazı olacak bu da, ama öyle; ne yapalım?
...Günün bütününde ve akşamında, Dolmabahçe Saat Kulesi’ni düşünürken, eski yıllar(ım) da gözümün önünden su gibi aktı geçti. Saliseler, saniyeler, dakikalar nasıl olmuştu da yaşamımı(zı) böylesine insafsızca kemirmişti?...
Yaklaşık altı yıldır Türkiye’de olan Fenerbahçe’li futbolcu Alex kendisi ile yapılan bir söyleşide “Buradaki hayat Brezilya ile aynı. Sadece en çok tiyatroyu özledim. Lisan bilmediğim için tiyatroya gidemiyorum" demiş.
1960’lı yılların ilk yarısının ilk yılları… Öğrenciyim ve öğrenciliğimin yanı sıra “Atilla Berkan ve Arkadaşları” grubunun şantörüyüm...
Ali H.Neyzi’yi okuyorum son günlerde. Ali H.Neyzi 1927 doğumlu. 1946 da Robert College Erkek Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nü bitirmiş...
Ortaoyunu, meddah, gölge oyunu gibi geleneksel tiyatro türlerinden 'Batı tarzı tiyatro'ya geçiş yaptıktan sonra isimleri tiyatro ve şiirle özdeşleşen Kenterler'in küçük kardeşi Müşfik Kenter 63. sanat yılını bu sene kutluyor.
Eril ve Dişil in bütün ve tam oldukları anlar vardı bir zamanlar ve onlar ilk başlangıçta özgürdüler. Onlar ayrımsız bütünün parçalarıydılar. Onlar ne zaman yarım kaldılar?