Mutlu Son Falan Yoktur, Hollywood Tesellisi Vardır
Kozmetik, moda…vs gibi kavramların yanında akla ilk gelen kelime ve ekonomiyi yönlendiren bir varlıktır kadın… Ve birbirini tamamlayan iki farklı cins, erkek ve kadın… Tıpkı bir puzzle oyunu gibi…
Kozmetik, moda…vs gibi kavramların yanında akla ilk gelen kelime ve ekonomiyi yönlendiren bir varlıktır kadın… Ve birbirini tamamlayan iki farklı cins, erkek ve kadın… Tıpkı bir puzzle oyunu gibi…
12 Mayıs, Sichuan’daki büyük depremin birinci yıldönümüydü. Bu felaket, benim Sichuan’la ikinci kez tanışmama vesile oldu. Buna “tanışıklık” denir mi bilmem, ama ilk aşinalığım tiyatro sayesinde olmuştu. Ben 20 yaşları civarındayken Türkiye’de Bertold Brecht’in oyunları sık sık sahnelenirdi.
Bu sabah yatağımdan uyandığım gibi kalkmadım. Bütün tiyatro oyuncularının kendilerine sorduğu o altın soruyu ben de kendimi sorup uzun uzun düşündüm. Tiyatrolar neden dolmuyor? Bilet fiyatları mı çok yüksek?
Hüseyin Kara ,
Bu yıl 25. yıl coşkusunu yaşamak isteyerek başlayan festival Dünya amatör tiyatroların başkenti Denizli’dir diyebilmemizi ve buna inanabileceğimizi gösterdi. Sadık Aslankara ve öğrencilerinin 25 yıl önce başlattıkları festivaldeki sloganlarının bu yılda kullanılmasıyla...
Son gün iki oyunla -on günlük- bir tiyatro maratonunu noktalıyoruz…(Antik dönemde günde dört oyundan on gün süren festivallere-hem de güneş altında,açık havada,anfitiyatrolarda-nasıl dayanıyorlarmış,bravo vallaha…) 1.) Otakçılar Lisesi’nden, Yedekçi 2.) Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nden Gelincik
Bu günkü ikinci oyuna Özdemir Çiftçioğlu damgasını vurdu. Nasıl mı ? Şöyle : Oyuncu olarak ! Evet oyuncusu…Maltepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü Oyuncuları’nın çıkardıkları oyunlarına destek vererek bütün profesyonellere örnek olduğu ve profesyonel de olsa bir oyuncunun “amatör ruhunu” nasıl koruyabileceğinin dokunaklı bir uygulamasını bize gösterdiği için kendisini ayakta alkışlıyoruz.
Bilmem farkında mısınız, bu sezon bir aile komedisi yok sahnelerde. Komediyi geçtim, aileyi anlatan oyunlar da göremiyoruz artık. Zaten hayatın içinde de artık aile denen olgu görmezden geliniyor ama bu konuya bir tiyatro yazısında girmeyeyim.. Fantastik akımların, yeni şeylerin peşinden koşarken elimizdeki pek çok güzelliği unutuyoruz, her zamanki gibi öncelikle ailemizi belki de…
“Konya - 2. Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali”, 3. Akdeniz Üniversitesi Uluslararası Amatör Tiyatrolar Festivali falan derken 10. Trabzon Devlet Tiyatrosu Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali için Trabzon’a geldim. İlk günümün sabahındaysa, tam Tanjant Köprüsü’nün altında, Taksim Meydanı’nda kendimi bir otomobilin altında buldum...
YENİ BİR DÜNYA TİYATRO GÜNÜ’NDE ÜLKEMİZ ÜSTÜNDE DOLAŞAN KARA BULUTLAR, SANAT ALANLARIMIZDAKİ ÇÜRÜMENİN ASIL NEDENİ OLARAK ORTADA DURUYOR. HEPİMİZ BİLİYORUZ Kİ; SANAT ALANLARIMIZDAKİ SORUNLARIMIZ EMEKÇİ HALKIN, İŞÇİLERİN, ÇALIŞANLARIN, YOKSULLARIN, İŞSİZLERİN SORUNLARINDAN FARKLI DEĞİLDİR.
Şair Orhan Alkaya, Türkçe ustası Toron Karacaoğlu'nun yıllardır şiir gibi akıttığı "Kendi Gök Kubbemiz" adlı oyununa müdahil olup, Yahya Kemal'in ulu önder Atatürk huzurunda okuduğu 26 Ağustos adlı dörtlüğünü sansürledikten sonra, Tiyatro Dünyasına bir açıklama göndererek şerefli isem (!) benim bu iddiaları kanıtlamam gerektiğini buyurmuştu. Madem yalancı bir şerefsizdim (!) o zaman ben de Toron Karacaoğlu'nun kendi tekstinden kendi el yazısıyla yazdığı şiiri aynen yayınlıyorum !
Nedim Saban, “Şehir Tiyatroları’nda Yeni Bir Sansür Hikayesi” başlıklı yazısında, başlıktan başlayarak, külliyen yalan söylemektedir. Saban, “Şair Orhan Alkaya’nın emriyle, gala gecesinde, Yahya Kemal’in 26 Ağustos adlı dörtlüğünün yasaklanması emredilmiştir (imla yazara aittir) ” diyor. 1- Yalan söylüyor. Şerefli insanlar için ispat hakkı doğuran bu iddianın mesnedini, Saban ortaya koymalı. 2- Bilmeden yazıyor. Sönmez Atasoy’un yazdığı “Kendi Gök Kubbemiz” oyununun hiçbir yerinde, Saban’ın kaldırıldığını öne sürdüğü dörtlük yer almamaktadır. Dolayısıyla, olmayanın kaldırılması zaten söz konusu olamaz.
Bir kelebeğin ömrü bir gündür. Kozasında kıvranmaya başladığı andan itibaren doğa koşullarıyla baş başa kalır. Tek amacı bir an önce kozasından çıkıp, tüm güzelliğiyle gökyüzünde uçmak, kendini sergilemektir. Tüm çetin kış şartlarına rağmen o direnir hayata ve onun için bir yıl gibi gelen bir günlük hayatını tamamlar.
DELİ ALTTAKİDİR Can kaygısı tüm hayatımızı değiştirebilir.Can kaygısı duymaya başladığımız andan itibaren eleştirdiğimiz insanlar gibi oluveririz.İçinde yaşadığımız bazı dönemlerde can kaygısı taşıyorsak,isteklerimizin en küçüğünde bile ölümle burun buruna gelebiliriz.Çılgın Dünya böylesi bir dönemin dünyasıdır. Bu dünyada can güvenliğini korumak en büyük çıkardır...
Sevgili www.tiyatrodunyasi.com okuyucularının affına sığınarak zorunlu bir açıklama… 4 Ocak 2009 tarihli ve Feridun Çetinkaya imzalı bir yazıda adım geçtiği için cevap hakkı kullanmak açısından bu yazıyı www.tiyatrodunyasi.com okurlarıyla da paylaşmayı doğru buldum.
Bu söyleşi 02.01.2009 tarihinde Savaş Aykılıç tarafından Okday Korunan ile yapılmıştır. “ BU ÖDÜLÜ TÜM TİYATRO EMEKÇİLERİ ADINA ALIYORUM” Savaş Aykılıç: 2008 yılı “İsmet Küntay Tiyatro Özel Ödülü” önceden açıklandığı üzere 23.12.2008 tarihinde; İBŞB Şehir Tiyatroları yapımı “Yedi Tepe Aşkı” adlı oyunun gala gösterimi öncesi size verildi. Klasik sorudur: Neler hissettiniz?