Tiyatroda Eleştiri -Seçmek-le Başlar - İstemem Eksik Olsun
Tiyatro kitaplarına bir bakın uzmanı ne diyor? Eleştiri yazmak için eseri okumak gerekirmiş.
Tiyatro kitaplarına bir bakın uzmanı ne diyor? Eleştiri yazmak için eseri okumak gerekirmiş.
Yeni değil eski. İlk önce kimin aklına gelmiş bilmiyorum. “Amerikan işi” diyorlar ama bizden de örnek var. Çöpe bakarak sosyolojik sonuç çıkarmak, tüketim süreçlerine bakarak toplumsal yapıyı ve insanı anlamak olanaklı imiş.
Ufak Bir Hata, 27.Genç Günler kapsamında 9-19 Mayıs 2011 tarihleri arasında seyirci ile buluştu.
İBB Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği Mutfak Söyleşileri isimli oyunla ilgili Yeni Akit gazetesinde bir yazı yazmışsınız.
Ülke çapında tiyatro mekânları ile ilgili ihtiyacın saptanması
İBB Şehir Tiyatroları, tiyatro repertuvarının en popüler(ve tehlikesiz) oyunlarından birini Sevgili Doktor’u programına almış. Neil Simon’un Anton Çehov’un hikâyelerinden hazırladığı oyunu Taner Barlas yönetmiş.
Haldun Taner ile en son Musahipzade Tiyatrosu’nun fuayesinde bir araya gelmiştik. Yıl 1978’di.
Orta okul ve lise çağlarımda Ziya Osman Saba(1910-1957) alıntı yaptığım bu iki şiirden ibaretti bizim nesil için.
İBB Şehir Tiyatroları’nın 2011-12 sezonu yeni oyunlarından Kargaşa, hem iyi hem de gündeme uygun bir oyun.
Tiyatronun ‘oyun’larından bahsediyorum tabii, benim en çok keyif aldığım ‘oyun’lardan.
Samuel Beckett’in (1906-1989) Oyun(un) Sonu ile aramda ‘aşk&nefret’ ilişkisi var. Zira oyunu hem seviyorum hem sevmiyorum. Beckett’e hayranım. Oyun(un) Sonu, metinler arası ilişkileri sağlam bir yapıda kurgulayan, filozofik ufku geniş bir oyun.
Sezon açılacak biz hala oyun seçemedik
Faruk Pekin, hazırlayıp sunduğu tv programına davet ettiği iki kişi ile ülkemizdeki “kültür politikası”nı konuşuyor.
Mahir Günşiray Almanya’da Faust’u güncelleştirerek sahnelemiş. “Oyunun tekstini basitleştiren Günşiray, Faust‘un karşisına sekiz ayrı Mefistofeles‘i arka arkaya çıkartarak, her seferinde hikâyeyi baştan anlattırıp eseri anlamsız bir dramaya, dolayısıyla daha kötümser bir hale dönüştürüyor”muş.
TEB Başkanı ve tiyatro eleştirmeni Üstün Akmen, 3 Mayıs 2011 tarihinde Evrensel Gazetesi’ndeki köşesinde “oğlu yerindeki Engin Alkan”ın saldırganlığından, kabalığından hiç mi hiç hoşlanmadığından onu muhatap ve yürekten destek verdiği Tiyatro Adam’ın bu oyununu değerlendirmeye almak istemediğini yazmış.
Svava Jakobsdóttir ’in 5 kısa öyküsünden yararlanılarak hazırlanan Mutfak Söyleşileri, İBB Şehir Tiyatroları 27.Genç Günler kapsamında Mayıs 2011’de seyirci ile buluştu.
Son zamanlarda konuştuğum dostlarım bana tiyatro ödülü ile ilgili fikrimi soruyor. Ülkemizde “dağıtılan” tiyatro ödülleri ile ilgili düşüncelerimi geçmişte yazmıştım ama ayrıntılı bir ödül tasarısı yazmamıştım.
War Horse ‘u New York’da “National Theatre of Great Britain” prodüksiyonu olarak seyrettim. Tamamı dolu salona oynanan oyunda seyircinin ilgisi sahnedeki gerçek ölçülerdeki kukla atlara(Handspring Puppet Company) idi, oyunun konusuna değil.
Yaşam Kaya , geçmişteki bir yazımın (“Aynı 'Twit'de Bir Tiyatrocu(Engin Alkan) ve Bir Eleştirmen(Yaşam Kaya)”) yayımlanmasından sonra Maya Sahne’sinde yanıma geldi yazdıklarımı övdü...
Philip Ridley’in “bana göre bir yazar” olmadığını Kürklü Merkür’ü(2005) seyrettikten sonra anlamıştım.
...Birinci yazıda Shakespeare, ikinci yazıda Oyun Atölyesi övgüsü var öncelikle. Birinci yazıda Shakespeare “Modern tragedyanın babası” ikinci yazıda Haluk Bilginer “seyircinin koruyanı”...
Bu Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları(BÜO), beni çok uğraştırdı ne yalan söyleyeyim. O kadar da konuştuk Volkan Mantu (ve biraz da Bilal Akar) ile. Ama ben elimle tutmadan olaya tam vakıf olduğuma kendimi inandırmadan olmuyor.
Mao, devrimden sonra demiş ki: “Şimdi sıra entelektüelleri rehabilite etmeye geldi.” (Bu söz derin bir tartışmaya götürür bizi ama kapsamı daraltayım.)
Vasiyetine uygun olarak sahnelenen son oyunun YARIN NE OLDU’da fırsat çıkmışken cesaret edip yapamadığım konuşmayı bir yazı olarak sana göndermek istedim, bu mektup ortaya çıktı.
Renk denince aklıma ilk bu iki dize geliyor. Bebek’teki barına ‘park ettiğimiz’ yıllarda gecenin geç bir saatinde masamıza teklifsizce ‘kendi malı’(!) gibi oturup, ‘dinleyin, yeni bu’ diyen şairin okuduğu şiirleri hatırlıyorum.
İstanbul’da her gece açılan sahne sayısı 50 yi buluyor mu bilmem ama tahmin ediyorum 100’e yakın ayakta durmaya çalışan topluluk var.
14 Mayıs 2011 Cumartesi günü Talimhane Tiyatrosu’na saat 16 da başlayacağı ilân edilen “Önce Bir Boşluk Oldu Sen Gidince Şimdi İyi” isimli oyunu seyretmek (esas olarak Esra Bezen Bilgin) için gittik, saat 15:40’dı.
Kendisi ile yapılan bir röportajda “klâsik anlamda oyun yazmıyorum” diyor. Yeni metin yazımı, teknoloji ve disiplinler arası paylaşım, projelerinin temelini oluşturuyor.
Kadınlarının yüzde yetmişinin başı bağlı olduğu söylenen ülkemde -kadınlar toplam nüfusun yüzde ellisi olduğuna göre- başı bağlı kadınlar toplumun yüzde otuz beşi demektir.
Yazar- Ben Yazar… Sizin adınız nedir? Eleştiren – E…
(Bir tiyatro eleştirmeninin anılarından) Dün akşam ünlü tiyatrocumuz A.S.’ nin oyununun galasına gittim.
Beklan Algan ile hiç tanışmadım. 27 Mart 2011’de yani Tiyatro Günü’nde Maya Sahnesi’nde düzenlenen Ayşın Candan’ın moderatörlüğünü yaptığı....
8 Mart’tı… Beyoğlu’nda mor bayraklı kadınlar vardı. Davulları, trampetleri, düdükleri vardı kadınların. Maya Sahnesi’ne yürüdüm, ‘Meydan’dan..
Tiyatro sezonunun başlamasına denk gelen şu günlerde Milliyet Sanat Dergisi’nde yayımlanan “ses çıkaracak” röportajı okudum.
Ülkemin her köşesinde ‘gençler’, tiyatroyu yaşatmak için dar imkânlar ama ‘büyük’ yüreklerle ‘delice’ sayılabilecek işler yapıyor. Tiyatro yapmak için ‘deli’ olmak şart oldu.
İBB Şehir Tiyatroları, '40. Sanat Yılı'nı idrak eden yazar Tuncer Cücenoğlu’nun Çığ isimli oyununu programına almış. Yazarın bir başka oyunu, Kadın Sığınağı, İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Çok da iyi oldu.
Engin Alkan: “Tiyatro sitelerindeki yazar sorunu çok abardı. Eline kalem alan üfürmeye başlamış. Gez dur okumaya değer hiç mi bir şey olmaz” diye bir twit atmış.
Düşündüklerimi yazmasam kendime ayıp etmiş olacağım; yazınca Engin Alkan’a ayıp etmiş sayacaklar çıkacak.
Sahneye vuran ilk ışığın parlamasından ve ilk replikten itibaren, oyuncular, denizle uzlaşmaya çalışan yelkenlide, rüzgâr bekleyen mürettebata benziyordu. Oyundaki fırtınaya koşut, yelkenli, suları yararak dalgalar üstünde hızlı ve tehlikeli bir koşuşturmanın düzenine kavuştu.
VOLT’un ilk oyunu TİLT’i seyredip eve döndüğümde ünlü yazarlardan kısa oyunlar okudum : Brecht (Muhbir), İonesco (İki Kişilik Hırgür), Fratti (İntihar), Polyakof (İtfaiyeci Prokorcuk)....
Haluk Bilginer, önceki Shakespeare tercümelerini beğenmediği için Macbeth’i çevirdiğini söylemiş.
1990 yılının Aralık ayında, eşimle, Londra’ya, oyun izlemeye gidiyorduk. Uçakta Ahmet Levendoğlu ile yan yana düştük. Yol boyunca konuştuk. Uçaktan inerken Londra’da seyredeceğimiz oyunları kararlaştırmıştık.
Aniden zihninde bir şimşek çaktı. Önceki yıl onu çok etkilemiş olan bir olayı hatırladı.
Geçen gün (19 Ocak 2011) Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’ni (TEB) internette aradım. http://www.teb-bir.org/ adresini buldum, tıkladım. ‘This account has been suspended’ (‘Hesap geçici olarak kapalı’) notu karşıladı beni.