Eleştiriler
Dünyanın seyirci kaldığı bir soykırım ve ardında bıraktığı travmalar ; ''Zorunlu Hedefler'' Avrupa’nın seyirci kalarak; Sırplar tarafından, 312.000 Bosnalının ölümüne,50.000 kadının tecavüzüne, 7.500 kişinin kaybolması (-ki bunlar toplu mezarlardan kaynaklanıyor) ve 2.000.000 Bosnalının evini terk etmek zorunda kalmasına neden olan, o güne kadar eşi benzeri görülmemiş bir soykırım...
Eleştiriler
Fransız yazar Moliere, donemin bakış açısını mizahi bir dille eleştirip, din kisvesi altında halkın duygularını istismar eden yobaz - bağnaz anlayışın hakim olduğu, körü körüne bağlanmanın yanlışlığına ve cehaletin getirdiği çarpık sorunların doğurduğu içler acısı sonuçlarına işaret ediyor. 400 yıl önce yazılmasına karşın günümüz Türkiye’sinde hala güncelliğini koruması evrensel bir yazar olduğunu bir kere daha kanıtlıyor.
Eleştiriler
''Almancı'' diğer adıyla Almanya Türkleri, yakın tarihimize tanıklık etmiş bir hadise. 1960’lı yıllarda başlayan göçle, yaklaşık 3 milyondan fazla insan gurbete gitmiş, ekonomik alanda olduğu gibi kültürel alanda da kendisini gösteren bu azınlık, zamanla ülkenin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. İzmir Devlet Tiyatrosu; 2001-2002 sezonunda Eskişehir Büyükşehir Belediyesi şehir tiyatroları tarafından sahnelenip; Ahmet mümtaz Taylan' a İsmet Küntay en iyi rejisör ödülü getiren eseri sahneliyor...
Eleştiriler
Bir bayram sabahı vefat ederek Türkiye’yi yasa boğan, Türk tiyatrosunun mihenk taşlarından biri olan usta sanatçı Savaş Dinçel’e ait ölümsüz eser, Gutok ( Gaziantep Üniversitesi Tiyatro Oyuncuları Kulübü ) tarafından geçtiğimiz günlerde AKM’de sahnelendi. Farklı bölümlerde okumalarına rağmen, sahneye çıkarak büyük cesaret gösteren bu öğrencileri, arkadaşları da yalnız bırakmayarak mutluluklarını paylaştı. Dersleri ve arkadaşlarıyla zaman geçirebilecekleri yerde, sahneye çıkarak ‘sahne tozunu’ yutmayı amaçlamışlar. Tiyatroya gönül vermiş birilerini görmek büyük mutluluk. Üstelik bunların öğrenci olması, tarifsiz bir duygu. İyi bir oyun sahnelemek ve merhum sanatçı Savaş Dinçel’e, saygıda kusur etmemek için verdikleri mücadele, takdire şayan. Amatör ruhla sahneye çıkan oyuncular, oyun boyunca bir an bile düşmeyen tempolarıyla, başarılı bir temsil ortaya koydular.
Eleştiriler
Bu başlığı atmamın iki nedeni var. Birincisi malumunuz; Molieré hasta haliyle ''Hastalık Hastası'' adlı oyunda tüm ısrarlara rağmen (tiyatrosunu kurtarmak adına) oynaması ve akabinde öksürükle başlayan bir iç kanama yüzünden yarım saat sonra karısını bile göremeden oyun sonrası evinde ölmesi. İkinci nedeni ise, oyuna getirilen yorum. Molieré, eserlerinde tiplerden çok, olay dizileri üzerinde durmuştur. Ama her nedense, günümüzde olay dizisini bertaraf edip komediyi tiplerde arıyoruz. Molieré harekete dayalı komedi anlayışını yıktığı halde neden Farsa ihtiyaç duyulur anlamış değilim. Eğer bu güncelleme adı altında yapılıyorsa ya güncellemeyi yanlış anlıyoruz, yada yazara bir kastımız var.
Eleştiriler
Yoldan çıkanların öyküsü. ‘‘Yerinden yurdundan edilmiş,köylerinden kasabalarından çeşitli yöntemlerle sürülmüş, büyük kente doğru itilmiş, oralarda çok kötü şartlar altında çalışmaya zorlanmış ve sonra hizmet ettikleri insanlar tarafından sürekli horlanmış insanlar var. Kentli olduğunu iddia eden zengin köylülerin küçümsediği, horladığı hamalları, kapıcıları, hizmetçileri,şoförleri, garsonları,işportacıların hikayesi. Bu bozuk ‘Kamyon’u Türkiye olarak algılayabiliriz. Gelip gelmeyeceği hatta kim olduğu bilinmeyen bir tamirciyi bekleyen insanları da Türkiyeli insanlar olarak görebiliriz. Pek yanlış bir yaklaşım değil. Keşke bütün mesele bu kadar olsa. Türkiye nüfusunun yarısı kentlerde, varoşlarda yaşıyor artık.’’
Eleştiriler
Tarihin yazdığına göre Türklerin ilk futbol takımı, ilk Fenerbahçelilerin hikâyesidir. Bu takım, Osmanlı İmparatorluğu'nun çözülen ve dağılan yapısı içinde yaşayan Türkler için özgürlük, varlık ve kimlik arayışı olmuş aynı zamanda. İlk futbolcuların, Milli Mücadele'ye olan bağlılıklarını ve katkılarını anlatan oyun, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığına, O'nu var edenlere yapılan saldırılara ibret verici bir yanıt niteliğindedir…Günümüzde milyarlarca insanı peşinden sürükleyen, hele ülkemizde çok ciddi gündemi bile bir anda değiştire bilen futbol kültürünün, masa, sandalye atmakla silahlı saldırılarla vs. nahoş olayları ile yüz yüze kalıp, yaşanan fanatizm ve holiganizmle yer yerde olsa karşı karşıyayız… Spor, futbol, oyun derken bambaşka bir sanayi gibi yükselip gitmekte… Bütün insani değerlerin önüne geçebilmekte. Yine günümüzde bunları yaşarken, Siyah Çoraplılar oyunu bize geçmişten çok önemli ve de değerli mesajlar veriyor.
Eleştiriler
Bir kasabaya giden doktorun, çevresince farklı algılanışını ve sonunda katledilişini anlatan oyun, bitmek tükenmek bilmeyen nefret duygusunu, yargısız infazı, linç psikolojisini gözler önüne seriyor. ‘7. Köpek’in yönetmeni Bozdoğan, oyunun, toplumun, 'herkes böyle söylüyor’ cümlesinden yola çıkarak kanıt olmaksızın aslında suçsuz bir insanı ölüme kadar taşımasını anlattığını ifade ediyor.
Eleştiriler
‘‘Hiçbir şeyi’’ oynamamak, onlara ‘’hiçbir şeyi’’ kaybettirmez! Bir ofis düşünün! Pencereden görünen gökdelenlerle, elit bir yerde olduğu belli edilen bir ofis. Bu ofiste işler iyi gitmiyor. Hiç beklenmeyen bir anda bir kadın gelir.Daha önce beraber çalıştığı, sonra aynı yatağı paylaştığı için hamile kalan ve 10.000 $ ını da almak için bir borsacıyla görüşür. İnsanın zihnini patlatan,sonunun farklı olabileceğini düşündüren,ama değişim göster(e)meyen zayıf bir metinle karşı karşıyayım.
Eleştiriler
Mevsimi, İrlanda’nın küçük bir şehrinde yaşayan bir ailenin, Çehov tadındaki öyküsüdür. Sessizce acı çeken insanlar üstüne bir oyun. Birbirinden ayrı düşmüş, birbirine dokunamayan, insanlar üstüne bir oyun. Kendi yalnızlıklarının soğukluğunda yanan insanlar üstüne bir oyun. Ama öyle bir ateş var ki içimizde, oyunda ocağın ateşiyle simgelenen, o bütün bu soğukluğa bu geceye rağmen, bizim birbirimize sokulmamıza, ileriye doğru umut beslememize neden olan bir insanı sıcaklık var hayatımızda.
Eleştiriler
Seyircinin kahkahasıyla inleyen sahne! Antalya Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Ali Meriç’in yazıp yönettiği oyun, geçtiğimiz günlerde seyirci karşısına çıktı. Kuruluşunun 10. yılını kutlayan Van Devlet Tiyatrosu’nun 2007-2008 sezonun açılış oyunu.Salona girerken oyunla aynı adı taşıyan şeker ikram ediliyor. Aynı zamanda samimi bir hava yaratılması için güzel bir anlayış. Daha oyun başlamadan seyirciyle kurulan bu sıcaklık, oyun boyunca oyuncu- seyirci ilişkisini doğrudan etkiliyor. Seyircinin yüzünde oluşan tebessüm, oyun sahnelenirken atılan kahkahaların habercisi gibi. Oyun ; bir çadır tiyatrosunun, Ramazan ayı için hazırladığı oyuna başlamadan önce başından geçen gülünç olayları şarkılarla, danslarla ve kantolarla anlatılıyor.
Eleştiriler
Türk tiyatrosunun Shakespeare’i sayılan Orhan Asena ve küçük kent insanının sözcüsü Cahit Atay’ın iki kısa oyunu sahnedeydi önceki akşam. Konya Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Bengisu Gürbüzer Doğru’nun Devlet Tiyatrolarında ilk defa reji koltuğuna oturduğu oyunların ortak noktası, insanların bilinçsizce yaşamak zorunda bırakıldıkları, ezilmeleri ve sömürmeleri konu alıyor.
Eleştiriler
Orhan Veli KANIK' ın şiirlerinden, Murathan MUNGAN' nın uyarladığı "Bir Garip Orhan Veli", bizleri bir şiir yolculuğuna çıkarıyor. Orhan Veli' nin aynı zamanda bir döneme tanıklık eden şiirleri, hüznün ve sevincin harmanlandığı, şiirinin aynasında kendimizi bulacağımız bir evren sunuyor bize. '' Bir Garip Orhan Veli '' adlı tek kişilik oyun 1980 yılında oynanmaya başlandı. Oyunun 28 yıl boyunca seyirciyle buluşma sayısı 10.000’i aşmış ve bir rekora ulaşmış.
Eleştiriler
Türk tiyatrosunun en çılgın, en sağlam, eserleri bugüne kadar en çok ödül almış yazarların başında gelen dahi yazar Özen Yula’ya ait eser; Osmanlı sarayında sultan kadınların devlet yönetiminde söz sahibi olma , dolaylı olarak yönetime katılma tutkularını, oyun içinde oyun biçemiyle ve yer yer geleneksel Türk tiyatrosunun olmazsa olmazı gölge ve kukla canlandırmalarıyla tarihe masalsı bir yolculuk içinde anlatılıyor. Gayri Resmi Hürrem; Osmanlı'nın en önemli dönemlerine tanıklık etmiş bir kadının hikâyesi.
Polemik
Türk tiyatrosunun iktidarla mücadele verdiği bu dönemde birbirimizle çatışmak yerine destek olmak kaçınılmazdır. Bize savaş açan, bir bir sahnelerimizi yıkmak isteyen despot zihniyetlere karşı tek vücut olunmalıdır. Bu tarifi mümkün olmayan vahim açıklamanın sahibi Hilmi Bulunmaz, hem şahsına küfür ettiği Timur’dan hem de sitesinde yazan onca değerli kalemlerden bir an önce özür dilemelidir.
Eleştiriler
Robin Hawdon’a ait eser geçtiğimiz günlerde Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Eserin konusu ; Bill balaylarını geçirecekleri otel odasında hiç tanımadığı bir kızla uyanır. Bekarlığa veda partisinde içki fazla kaçırdığından geceye dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Ve gelinliğini giymek için nişanlısı Rachel odaya gelmek üzeredir.Tom ve Bill bu karmaşık durumu düzeltmeye çalışırken, oda hizmetçisi Julie ve gelinin annesi ile dayısının da dahil olmasıyla olaylar işin içinden çıkılmaz hale gelir.
Eleştiriler
1963 yılında, Ankara’da (İstanbul’daki Arena Tiyatrosu’nun bir devamı olarak) Asaf Çiyiltepe yönetiminde kurulmuş olan sanat tiyatrosu, 45.yılını ‘Roma Hamamı’yla kutluyor. Afife jale sahnesinde basın galasına davetli olmama rağmen katılamamıştım. Nihayet turne kapsamında izleme olanağı buldum. Stanislav Stratiev’in yazıp Hüseyin Mevsim’in dilimize kazandırdığı oyunun reji koltuğunda usta sanatçı Rutkay Aziz var.
Eleştiriler
1923 sonrası cumhuriyet donemi Türk tiyatrosunun en önemli temsilcilerinden Ahmet Kutsi Tecer’e ait olan eser, Devlet Tiyatrolarının ilk sahnesi olan Ankara’daki ''Küçük Tiyatro''nun açılış oyunu olma özelliğini taşıyor. (27 aralık 1947) 60 yıl sonra aynı yer ve tarihte prömiyeri yapılan eserin konusu ; içinden yol geçirileceği için bazı evlerinin yıkılması gündeme gelen bir mahalle, bu mahallenin değişim sürecindeki insanları, eski değerlerin temsilcileri, karsısında yenilikçiler ve iki tarafın da eleştirildiği tartışmaları konu alıyor.
Eleştiriler
Bu oyunda seyirciye büyük iş düşüyor. Bunun nedeni yapıttaki hikayelerin birbirinden bağımsız ve kopuk oluşu. Eser kendi içerisinde çelişkili. Oyunu izlerken parçaları birleştirmek neredeyse imkansız. Benzetmeci tiyatronun örneklerinden biri olan bu oyun pasifize edilmiş hayatlara yer veriyor. Yalnız yazar anlatmak istediği mesajı tam anlamıyla veremiyor. Zayıf kalan bir metin var(!) İlk bakışta kıyafetlerden ve görünüşlerinden dolayı biri karısı, diğeri metresi gibi düşünülse de sonradan ikisinin de karısı olduğu anlaşılıyor. Yalnız ev hanımı 12, avukat hanım ise 8 yıldır bu adamla evli. Ve aynı evi paylaşıyorlar. İşte tuhaflıklar silsilesi de bu noktada başlıyor.
Polemik
Ölürken cebinde sadece 38 krş çıkmasını da örnek olarak gösterebiliriz. Ama nesnelciliğin yerini öznelliğin alması beni rahatsız ediyor. Kaldı ki Türkiye'de yaşayan hangi edebiyatçımız bolluk ve bereket içerisinde yaşadı? Türkiye'nin sanatçısına gösterdiği değer ortada. Diğer taraftan oyunu anlatan kısım, neden sahiplenme ihtiyacı hisseder? Burada duyguların değil tanıtımın yapıldığı bir bolüm. Orhan veli'yle özdeşleşmiş Müşfik Kenter'in yorumundan sonra farklı bir oyuncu tarafından yıllar sonra sergilenmesi , elbette beni rahatsız etmedi. Kaldı ki yazımın sonunda devamlı bu edebiyatçılarımızın hayatları sergilenerek seyirciye tanıtılması gerekir diye bas bas bağırdım. Bir magazin eleştirmeni gibi, sadece işinize gelen kısımları keserek almanız ahlaklı bir kaleme yakışmaz.
Eleştiriler
Neil Simon’a ait eser geçtiğimiz günlerde Serhat Nalbantoğlu rejisiyle Adana Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenerek seyirciyle buluştu. Takip edenler bilir, Simon Türkiye’nin yakından tanıdığı bir yazar. Hatta Sheaskpeare’den sonra oyunları en çok oynanan yazarlardan biridir. Oyunlarının bu kadar sıklıkla sahnelenmesini sağlayan temel etken, ele aldığı konuların gündelik yaşamlar ve malzemesinin insandan oluşması. Hem seyirci açısından sindirimi kolay, hem de teknik açıdan teferruat istemiyor.
Eleştiriler
Brain Clark’a ait eser, geçtiğimiz günlerde Bursa Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Oyun ; trafik kazası sonucu bedeni tamamen felç olan heykeltıraşın '' ötanazi '' yönetimiyle yaşamına son vermek istemesi ve buna karşın tek bir umut olsa bile hayatta kalması için çabalayan doktorun yaşam savaşını ve devamında mahkemeye taşınmasıyla hukuk mücadelesini anlatıyor.