Oyunda görev alan; Münir Canar, Savaş Tamer, Can Öztopçu, Tolga Çiftçi, Okan Şenozan,Gürkan Görbil, Turgay Kılıç, Sanlı Baykent, Özcan Pala, Günaydın Yaltırak, Bülent Türkmen, Refika Özbayer, Deniz Alver Çamlıdağ, Orkide Çivicioğlu
Gerçek Özkök Aktemur, Didem Uzel, Banu Güngör İnal, Gözde Baytaş,Berivan Özyiğit, Zerrin Çağlar, Mümtaz Aydoğan Mengi, Murat Beşik Yaseri Şahbudak, İlyas Zeki Karaca, Halil Kızılöz, Erkan Erkoç, Celal Murat Usanmaz, Murat Öz, Orhan Akbıyık, Orhan Kocabıyık’tan oluşan kalabalık kadro, oyunculuklarıyla kendilerini izleyiciye kanıtlıyor. Tüm kadro pürüzsüz,saat gibi işleyen, hiç aksamadan oyunun özüne uygun bir çalışmaya imza attılar.
Güzel bir rastlantı.
Yıllar sonra babasının eserini sahneye koyan Leyla Tecer’in duyguları ne kadar tarifsizdir kim bilir. Oyunu sahneye koyarken, bir masal kahramanı gibi değil, zamanın insanını yansıtmış. Olması gerektiği gibi yaklaşarak özgün bir yorumla sahneye koyuyor. Hakikaten bıçak sırtı bir oyun! Bir tarafta (eserin tarihteki önemi bir tarafa,) geçmişi yansıtma durumu var, diğer tarafta günümüz gerçeği var. Geçen bu tarihsel süreci iyi saptayarak seyirciye o donemi yaşamakta hiç zorlanmıyor. Bu tarihsel süreci yansıtırken bugünümüze hitap etmeyi de ustalıkla başarıyor. Selamlama sahnesinde de 1947 yılında oynamış usta isimleri sinema perdesinde seyirciye tanıtması müthiş bir ayrıntı! Çok sağlam oyunculardan oluşan bir ekip oluşturmuş. Karakter analizlerini başarıyla oturtmuş, sahne coğrafyasından bilinçle yararlanmayı başararak ayrıntıları göz ardı etmeyen büyük bir titizlikle, belki de babasına olan son görevini layıkıyla yerine getiriyor. Ortaya, ayakta alkışlanmayı hak eden harikulade bir iş çıkarıyor.
Günümüzün geçmişini yansıtan bir dekor anlayışı.
Hem geçmiş bir oyunu tasarlayacaksın, hem de günümüz izlerini yansıtacaksın. Sertel Çetiner’in dekorları olağanüstü. Bir mahallede olması gereken her şeyi, sıkıştırmadan yerli yerinde o kadar başarılı bir şekilde yerleştiriyor ki hayranlıkla izliyorum. Sahnenin sağ ve sol taraflarında İkişer katlı evler dizilmiş. Hemen bitişiğinde arka mahalle görünümü için yapılmış merdiven, önünde musluk, tam ortada koca bir sinema perdesi var. Oyun boyunca, oyunun yazıldığı tarihteki coğrafik konumlar ve insanlar yer alıyor. Sağ tarafta bir kahvehane ,sol tarafında bakkal, sokak lambaları, yol çalışmasını temsil eden taşlar ve levhalarla kendimi adeta sokakta hissediyorum. Türk Tiyatrosunun bir numaralı dekor tasarımcılarından biri olan usta, başarılı çizgisinden asla ödün vermiyor.
Aynı biçimde Sevgi Türkay’ın giysileri ,Ahmet Karademir’in ışık düzeni, Can Atilla’nın müzik seçimleri, Fuat Gültekin’in projeksiyonu övgüye değer birer ustalık, kılı kırk yaran birer titizlikle yapılmış. Hepsini canı gönülden kutluyorum.
''Küçük Tiyatro'' bundan 60 yıl önce tıpkı bugün olduğu bir düdükle başladı ve yine bir düdükle sona erdi.
''Köşebaşı'' ; bu iki düdük arasında yaşananlara tanık olmak isteyen seyircisini bekliyor.
Uzun yıllar sahnede kalması dileğiyle, iyi seyirler…
İhsan Ata