2007 yılının Nisan ayında Bursa Devlet Tiyatrosundan izlediğim ‘Peynirli Yumurta’ uzun bir süredir Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda da sahnelenmekte. Gerek metin olarak gerekse sahne dili açısından eğlenceli bir oyun olması nedeniyle birçok tiyatronun repertuarını süslemekte.
İstanbul Devlet Tiyatro’ları sezonun en iddialı oyunu ‘Ölüleri Gömün’ adlı oyunla seyircisine merhaba dedi.Geçtiğimiz hafta basın galası yapılan oyunun yazarı, oyun yazarlığının yanı sıra romancı ve film senaristi kimliği ile de tanınan Amerikalı Irwin Shaw.
Kurgu bakımından da mükemmel bir yapıt “Troyalı Kadınlar”. Diyebilirim ki, Homeros’da savaşan erkekler yiğitlikleriyle dile getirilirken, Euripides’de de yenik kentin kadınları, yaşadıkları acılarla ve kaygılarıyla tanımlanmışlardır..
Heather Raffo, annesi Amerika’lı babası Irak’lı bir yazar ve oyuncu. Irak’ın işgal edilmesi ile birlikte doğup büyüdüğü Amerika’da , Irak’lı tarafına sahip çıkmak zorunda kalmış olmalı ki dışarıdan baktığı ülke(si) hakkında ismini daha önce yazılmış bir başka kitaptan aldığı tek kişilik oyunu yazmış ve 2003 yılında oynamış.
Sıradışı yazar Philip Ridley’in ilk oyunu olan “Pitchfork Disney: Korku Tüneli” genç tiyatro grubu sıfır nokta ikinin farklı yorumu ile tiyatro severlerle buluşuyor. “In your face” akımının başlıca örneklerinden olan oyun, Ridley’in “kıyamet sonrası bilimkurgusu” (post-apocalyptic fiction) tarzını çok açık bir biçimde yansıtıyor.
TAAMMÜDEN RÖPORTAJ SİNEM ÖZLEK: Birazdan gerçek bir olaydan yola çıkarak kaleme alınmış “Alemdar”ı izleyecek olan seyircilere oyunun tarihsel arka planından biraz bahseder misin?
"2004’de biz yönetime geldiğimizde, Kocaeli Şehir Tiyatrosu Küheylan’ın ayakları altında eziliyordu" Bu sözler 21 Ekim Perşembe akşamı prömiyeri ve galası bir arada yapılan, Kocaeli Şehir Tiyatroları yapımı ‘’Küheylan’’ adlı oyun sonrası selama davet edilen Belediye başkan yardımcısı İlyas Şeker’in ağzından bir kurşun gibi çıkıverdi...
Burçak Çöllü’yü tanıyanlar, sanat dünyası dışında, İslampaşa’dan akrabası olanlarla sınırlı şimdilik. Şimdilik diyorum, zira önümüzdeki yıllarda bir şekilde geniş kitlelerin tanıyacağı çok yönlü genç bir sanatçı O.
Halkın Gözünden… Bu hafta, İstanbul Şehir Tiyatrolarının yeni oyunu olan “Tehlikeli İlişkiler”i izle fırsatını buldum. Hemen bilgisayarımın başına geçip oyun hakkındaki düşüncelerimi ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Ülkemizde bir özel tiyatronun varlığını sürdürmesi gerçekten önemli bir olgudur. Özel tiyatroların hangi güç koşullarda bunu başarabildiklerinin yakın tanığı olmuş biriyim.
Bu dokuzuncu yazı, tam dokuz haftadır. Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; rölövesi ve yenileme avan projeleri onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını sorgulayıp duruyorum.
İçinde yaşadığımız dünyadaki tehlikeli ilişkiler’i akıllara getiren bu eser, konu ile ilgisi zayıf olan seyirciyi hiç beklemediği yerden vurabilir. Dünyanın en ücra köşesinde yaşayan kendi halinde biri bile herhalde bu tür ilişkilerin tehlikesini aklına getirmiyor artık.
Yıllar önce çocukken, Eminönü-Florya arası tren yolculuğu yapmıştım. Fakat hayalimdir uzun bir tren yolculuğu yapmak… Yolculuk esnasında pencereye doğru yüzünüzü çıkarır ve uçsuz sarıca tarlalara bakar ve dağların eteklerinden yayılan kekik kokulu rüzgârı derince çekip nefesinize eklersiniz.
‘EMPARATORE’ LAKAPLI EFSANE GOLCÜ BORİS VİAN SÜRESİZ KADRO DIŞI ! “Efsane Golcü” deyince, ‘ hadi Pele’yi, Maradona’yı, George Best’i, Gerd Müller’i anladık da Boris Vian kim ola ki ?’ diyenler çıkabilir aranızdan.... Hatta, bu isimlerin hiçbirinin lakabı ‘Emparatore’ falan değildi diye itiraz edenler de olabilir...
20 Ekim 2010 Gecesi YDÜ AKKM yine büyük bir olaya imza attı. YDÜ AKKM yine tarihi gecelerinden birini yaşadı. Bu büyük bir kültür etkinliğiidi. Geçmişe duyulan bir özlem idi. Bir vefa idi.
Geçen hafta Başbakan’ın kafasında büyüttüğü “çılgın” projesini Hıncal Uluç’a (Sabah-23 Eylül 2010) açıklamasının üzerinde durmuş, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili “tasavvur”larına kanmadığımı belirtmiştim.
Murathan Mungan'ın yazdığı " Dört Kişilik Bahçe" Ersin Umulu'nun olağanüstü rejisi ve muhteşem diyebileceğim dekor, müzik, köstüm, ışık ve efekt tasarımıyla sahnede yaşar kılınmış.
“Yazmasam deli olacaktım… Yazdım… Yazdım… Yazdım… Yazdım… Yazdım!” diyor Sait Faik. Bir insan için yazmak eylemi böylesine kutsal, böylesine hayati olabilir mi diye soruyor seyirciler de kendine.
Aman, aman, aman; Allah hayırlara getirsin, dün gece sabaha karşı bir düş gördüm, öyle bir düş ki, sormayın gitsin. Kocamaaan, adeta uçsuz bucaksız bir mahkeme salonundaymışım. Kendimi Mahkeme-i Kübra’dayım sanıyorum, gel gelelim pek benzetemiyorum.
Martin Crimp, Britanya’da son yılların en aykırı ve en yenilikçi yazarlarından birisi olarak tanınıyor. Ülkemizde ise 2003-2004 yılında ‘Kır’ isimli oyunu, İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konuldu...
Geçtiğimiz üç gün Antalyada idim. Öncelikle belirtmeliyim ki , bu ne sadece bir “gezi yazısı” , ne sadece bir “izlenim” veya “tiyatro tanıtımı ve eleştirisi” ve ne de sadece bir “deneme” yazısı olacak ! Bu yazı tüm bu türlerin tümünün bir karışımı olmayı deneyecek !
Elbette malûmunuzdur ki, insanın insanlaşma sürecini izlediğimizde, ilk ipuçlarını efsanelerde buluyoruz. "Tarih Sümer'de Başlar" söylemi, bu işin abecesi gibi sayılabilir. Gılgameş, işte bu dönemin en ünlü kahramanlarından. Onun macerası, bir anlamda insan kimliğinin de serüveni.
DOT, tiyatroya karşı izleyicinin, sanatçının ve hatta eleştirmenlerin karmaşık duygular içinde olduğu bir dönemde, 2005 yılında kuruldu. Murat Daltaban’ın da dediği gibi o günlerde seyirci seyirciye, sanatçı sanatçıya, hatta seyirci sanatçıya kuşkuyla yaklaşıyordu.