Evet nihayet fısıldaşmalar başladı. Nihayet tiyatro ve gösteri sanatlarına dair konuşmalar, merak arzeden demeçler ve kulaktan dolma bilgiler ortalığa yayılmaya başladı. Tiyatrodunyasi.com’da da sayfalar biraz olsun hareketlendi, yeni yazılar kendilerini göstermeye başladı.
Konu malûmunuzdur, bir bankada memur olarak çalışan Joseph K’nin suçla olan ilişkisi üzerine kuruludur. Joseph K, bir sabah odasına giren görevlilerden nedenini bilmediği bir şekilde suçlandığını öğrenir. Gizemli bir mahkeme tarafından, açıklanmayan bir suç nedeniyle yargılanacaktır.
Daha önce altı oyuna yönetmen olarak imza atan Nurullah Tuncer, hiç kuşkum yok ki yazarın düşüncelerini iyi kavramış ve ona ortak olmuş. Bu evrede yönetmenliğiyle aynı anda üstlendiği sahne tasarımıyla da bu ortaklığı güçlendirmiş.
Demek ki aynı düzeye gelmeyi çok istediğimiz ama onların oyunlarına gelmek de istemediğimiz bir batı toplumu var! Ve bu batı toplumu kurutuluşu olan sanata sıkı sıkı sarılmış. Çağdaşlığın ve medeniyetin sanatla olabileceğini öğrenmiş bir kez.
Tiyatro dünyası çok değerli bir sanatçısını kaybetti, A. Ecder Akışık 'ı... Değerli sanatçının ardından bir taziye sayfası açmak istedik. Beklan Algan ile ilgili başsağlığı mesajlarınızı, anılarınızı, onun ölümünden sonra duyduğunuz üzüntüyü yayınlayabileceğiniz bir bölüm...
Tiyatro dünyası çok değerli bir sanatçısını kaybetti, Beklan Algan 'ı... Değerli sanatçının ardından bir taziye sayfası açmak istedik. Beklan Algan ile ilgili başsağlığı mesajlarınızı, anılarınızı, onun ölümünden sonra duyduğunuz üzüntüyü yayınlayabileceğiniz bir bölüm...
Evet ! “Kutsal”a Dokundu ! Hakkari ,Edirne, Diyarbakır veya Van’dan ya da ülkemin İstanbul’a ve de Oyun Atölyesi’ne uzak bir yerinden, çocuklarını annesine teslim edip, günlerce öncesinden biletini alıp sırf “7” yi seyretmek için program yapan ve bu heyecanı içinde duyarak yola çıkan bir tiyatro severin, tiyatronun kapısında, babası öldüğü için kendisine “ikram” edilen oyuncunun k..ı ile kalakalması nasıl bir durumdur?
Sana şimdi nasıl bilmem anlatabilecem mi bunu.. der iken, bir oyuncu, oyuncular yavşaktır gibi bir söz atıyor ortaya.. Neden şuna buna siyasal erke ve hak edenlere bir dil uzatma olmuyor da, kendi mesleğindeki bireylere, oyunculara yöneltebiliyor
Hayatını değiştiren yerdir sahne, tiyatro oyuncusunun. Canlı olmasını sağladığı karakterin ruhu tiyatro oyuncusunun sahnedeki ruhu olmuştur tarih boyunca.
Bir belgeselde izlemiştim. Ormana terk edilmiş çocuklar , bulunduklarında gözleri , kulakları yenmiş bir durumda , maymun gibi bedensel hareketler yapıyor,maymun gibi sesler çıkarıyordu..... TV’lerdeki dizilere baktıkça bu belgeseli hatırlıyorum.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandığını, dahası AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını soruyorum.
“İlle dostun gülü yaralar beni” demiş Pir Sultan Abdal. Tıpkı meslektaşımızın yaralayan “YAVŞAK” sözü gibi. Aslında "YAVŞAK" argodan bildiğimiz kadarıyla bit yavrusuna denir.
Bir mesleği kutsallaştırmak çabası nedendir acep? Mesleği doğru dürüst icra etmek yerine, mesleklerini kutsallaştırıp, göz boyamak isteyenlere ayna tutulmuş gibi mi oldu?
Yollardan yeni döndük. Nerede miydik? Aldık elimize Hacivat ve Karagöz’ü, başladık o köy senin bu okul benim dolaşmaya. Gezici Karagöz Gölge Oyunu Tiyatrosundan bahsediyorum.
Kapısından içeri giren mahkumu “ilahi mukadderat” diyerek almıştır içeri, ”sosyal kader” diyerek de.Hangisine inanırsınız bilmem ama bildiğim;her girenin önce “kapı altı hücresi” dedikleri yerde bir güzel ağırlandığı Sinop Cezaevini’nin...
Arif Akkaya, yazımı benim portalimde okuyor, yorumluyor , bana mesaj olarak cevabını gönderiyor ama cevabını ancak yazım Tiyatro Dünyası’na düşünce, cevap hakkı doğurduğunu belirterek yayımlanmasını istiyor.
Gittiğim yerlerde tiyatro ararım . Gaziantep’de “tiyatro”yu buldum ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi(GBB) Şehir Tiyatrosu tarafından sahnelenen Keşanlı Ali Destanı’nı (Haldun Taner) seyrettim.
Geçtiğimiz günlerde Konya Devlet Tiyatrosu’nun ‘Bayazıt’ adlı oyununu izlemek için Konya’ya gittim. Repertuara koymak için büyük uğraşlar verdiğini, bunun için Ankara’lara gittiğini söyleyen oyunun yönetmeni ve başrol oyuncusu Bengisu Gürbüzar Doğru’nun davetiyle bende salonda hazır bulundum.
17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında izleyici karşısına çıkan bir yapıt da, Tiyatro Dafne & Compagnia Teatrale Altrarte di Roma yapımı, yani İtalya-Türkiye ortak prodüksiyonu “Arianna-Sevda Yolu/Arianna-La Via dell’Amore” başlıklı oyun oldu.
Bu konuyla ilgili yazdığım daha önceki yazılar birçok aday tarafından büyük bir dikkatle takip edildiğinin bilincindeyim. Daha önceki yazdığım yazılara gelen sorular, hala gelen mailler beni bu yazıyı yazmaya yöneltti...
Bugün, Pina Bausch’un sonsuzluğa uğurlanışının birinci yıldönümü. Yani bu yazı, dolaylı olarak da olsa onu anma anlamını da taşımakta. Işıklar içinde yatsın, dünyanın önde gelen yaratıcılarındandı, "Dans Tiyatrosu" kavramını yaratandı, yaygınlaştırandı, bu alanda çığır açandı...
Goldoni, güldürülerinde herhangi bir kişiden söz edildiği duygusunu uyandırmamak, kusurlarını Venedikli “hemşerilerinin” yüzüne vuruyor görünmemek için, sahneye koyduğu olayların Venedik'te değil, Livorno'da ya da Montenero'da geçmesini yeğlemiş...
Kimleri görmedi, kimlerle yaşamadı ki bu İstanbul. Üzerinde kimler koşturmadı, uğruna kimler birbirinin canına kıymadı ki. Fatih Sultan Mehmet’in eşsiz şehri ele geçirmesiyle bir devir kapandı, yeni bir çağ başladı...