Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin öncülüğünde bir heyet ile birlikte Afyon’a gittik. Öncelikle, kentte tiyatronun kapatılmadığını, yeniden yapılandırıldığını gördük. Tiyatroya taze kan vermek için seçmeler yapılmış, kadroya yeni kişiler alınmış, festivaller, çocuk birimleri tasarlanmış...
Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda perde açan, Deniz Altun’un yazdığı, Mehmet Ergen’in sahneye koyduğu ‘Gül’e Ağıt’, 2004 yılında, tecavüze uğrayıp hamile kaldığı için, doğumdan sonra erkek kardeşleri tarafından öldürülen ve töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya’nın...
Bu herkesle paylaştığım 100.yazı. www.tiyatrodunyası.com ’a gönderdiğim ilk yazının (“Şeylerin Şekli”) 23 Ocak 2008 de yayımlanmasından bu yana 2 sene geçmiş. Öncelikle tiyatroyu sevdiğim için yazıyorum....
Oyunu izlerken hep düşündüğümü kendi kendime bu kere de tekrarladım, oyunda Kaptan'ın ölümü koğuşta yaşayanların bilinçlenmelerini ve onları sömürenlere karşı direnmelerini sağlasa daha iyi olmaz mıydı diye. Bu güne değin ”72. Koğuş”u sahneye koyan yönetmenlerden herhangi biri finali böyle değiştirse kıyamet mi kopardı diye de hayıflandım!
1980'li yılların ilk yarısıydı. Boğaziçi Üniversitesi'nde yüksek lisansımı yapıyordum. Tez konum Erkek Eşcinselliği.. yani en büyük sosyal ve cinsel tabulardan biri.O kadar kısıtlı sayıda yayın vardı ki, çoğunu yurt dışından getirtmek durumunda kalmış, sonrasında ...
Tövbeler olsun şimdi de İsa peygamberin eşcinsel olduğu bir oyunu başımızı peydahlamışlar. Üstelik bu kez oyunu sahneleyecekleri salonun yangın merdiveni de var. Yani 24 saat kapatıp, gözdağı vermek, “şimdi erkekseniz İsa’yı erkeğe dönüştürmeyin de görelim” demek de mümkün değil!
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları olarak, kısa adı “TAKSAV” olan “Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf” tarafından düzenlenen 15. ULUSLARARASI ANKARA TİYATRO FESTİVALİ’ne katıldık.
Tüm Leyla’nın Evi ekibine çok büyük başsağlığı diliyorum. Hiç kolay olmasa gerek 6 aydır gece gündüz birlikte olduğunuz adamın bir anda hiç bilmediğiniz bir aleme yolculuğa çıkması ve bir daha buralara hiç uğramayacak olması…
Milliyet Gazetesi'nin haberi ile gündeme gelen tartışmayı biz de sayfalarımıza taşıdık. "Show must go on!" bakış açısı ile ilgili görüşlerinizi lütfen siz de yorum bölümüne yazınız...
Zeki, esprili söylemi, tiyatro bilgisi, yaşadığı toplumun dertlerine olan hassasiyeti ve de dürüstlüğü onun eserlerini kapağına bakmadan tanıma olanağı veriyor. Sûrname 2010 klâsik anlamda bir tiyatro metni değil ama sahnelere çok yakışan bir Yiğit Sertdemir gösterisi.
Eleştiri adeta tedavülden kalkmak üzere olan bir alan. Reklam, tanıtım falan revaçta şimdi. Her şey bir sektör olsun için eleştiri değil pazarlama öne çıkıyor şimdi. Hele ki tiyatro eleştirisi....
6 Ekim tarihinden itibaren özel, ödenekli tiyatroların sergiledikleri tüm oyunları izlemeye başladım.Yine o sahneden, diğerine koşuyorum.Beğendiğim, etkisinde kaldığım oyunları en az üç dört kez izleme hakkımı saklı tutarak.
8. Kıbrıs Tiyatro Festivali “Kraliçe Lear” oyunuyla son buldu. Oyunun ikinci gün olmasına rağmen salon yine doluydu. Nasıl dolu olmasın? Kraliçe Lear’ı Yıldız Kenter gibi büyük bir sanatçı, büyük bir duayen oynuyordu.
Farkında mısınız, toplumsal şiddet adeta sıradanlaşıp, normalleştirilirken, kimi kez medyada failler özendirici 'role-model'lere dönüştürülmekte.( Kişi, benzer durumlarla yüzleştiğinde, o fazlasıyla öykündüğü rol modellerin davranışlarını taklit ederek, biyografik tekrarlara yönelebiliyor giderek.)
Mustafa Kemal’in çok sevdiğim bir sözü var : “Sanatçı alnında ışığı ilk hisseden kişidir” Derinliği olan bir sözdür. Farklılığı ve değerbilirliği gösterdiği gibi saygıyı da içerir...