İspanyolların elinden bağımsızlıklarını kurtardıkları 1898 yılından başlayarak ABD denetiminde kalan Küba’da yönetime egemen olan Batista diktatörlüğü, Fidel Castro yönetiminde başlatılan ve iki yıl süren bir gerilla savaşı sonunda, bilindiği gibi 1 Ocak 1959’da yıkıldı.
Ben hep böyle kalmayacağım. Birgün ben de zengin olacağım. Koca konaklarım evlerim olacak. Zengin bir kocam olacak. İstediğim her şeyi paramla yapacağım. Etrafımızda insanlar pervane olacak. Bu pislik çukurundan kurtulduğum zaman, özgür olacağım...
“Komedyayı biraz daha spor giydirmek"… Özdemir (Nutku) Hoca böyle betimliyor tiyatrodaki fars türünü. Gerçekten de, yalın ve kaba güldürü öğelerinden yararlanan, eğlendiride abartmaya giden...
Belediye tiyatrolarının bir bir kapatıldığı, tiyatro salonları yerine çok amaçlı salonlar adıyla, konferans salonlarının açıldığı günümüzde, Ümraniye Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü altı yıldan beri, sanat ve kültür alanında atılımlar gerçekleştiriyor.
Ocak ayı aydınların, bilim adamlarının, kâşiflerin, devrimcilerin, mesleklerinde başarılı olmuş ve dünyanın gidişatını olumlu yönde değiştiren kişilerin doğduğu aydır.
Bu sezon 20. yılını kutlayan Tiyatro Stüdyosu’nun yeni oyunu, aynı zamanda oyuncu ve yönetmen olan Moira Buffini’nin yazdığı Dinner/Şölen. Tiyatro Stüdyosu’nun kurucularından Zuhal Olcay’ı yıllar sonra yuvaya döndüren oyun ülkemizde ilk kez sahneleniyor...
Çağdaş Yunan oyun yazarı Loula Anagnostaki’nin(1940- ) oyunu Resmi Geçit’i Kumbaracı50’de yakaladım. Malum bizde oyunlar için sahne bulabilmek hayli güç...
Çocuk oyunları tanıtım yazıları, afiş ve broşürlerinde yaş ve yanında artı işareti vardır. Bu artı işareti belirtilen yaştan itibaren, herkesin seyredebileceği anlamına gelir..
Kendimle ilgili yazılar yazmayı sevmem.. bir başkası beni övdüğünde yanaklarımın kızarması gibi… İltifatlar beni göğe çıkarmaz.. zira çıkmakta istemem çünkü insanları küçücük göremem ve küçümseyemem…
Devlet Tiyatroları, kuruluşunun 60. yılında 60 yeni yerli oyunun dünya prömiyerini yapmaya başladı ya, inanmayacaksınız ama pek sevindim. Repertuvarında ilk kez sahnelenecek oyunların yanı sıra...
Yenilenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışında yurtdışında olduğum için, katılamadım. Eleştirilerim, korkularım olmakla beraber Kadir Topbaş'ın İstanbullulara layık bir Muhsin Ertuğrul gibi onurlu bir hoca, tiyatroda perdenin geç açılmasına müsade etmeyen biriydi. Rivayet odur ki,Atatürk bile, oyuna geç kaldığı için, fuayede ikinci perdeyi beklemiştir. Sahne yaptığını duydum. Kendisine teşekkür etmiyorum.
Oyuna giderken tereddütlerim vardı . Bazı yönetmenler metne burun kıvırıp kendilerini öne çıkarmaya çalışıyor , deneme adına olur olmaz şeyler yapıyorlar. Ergün Işıldar metne sadık , “Sartre” tadı veren başarılı bir sahneleme sunuyor.
Bu işe başlamadan evvel çok düşündüm acaba sinema eleştirmenliği mi yapsam yoksa tiyatro eleştirmenliği mi? Fakat ülkenin her alandaki gidişatının hiç de iç açıcı olmadığını gördükten sonra..
Hakan Gerçek’in kurduğu Tiyatro Gerçek, ilk oyunu “Van Gogh”u bu sezon da sahnelemeyi sürdürüyor. W. Gordon Smıth'in, Vincent van Gogh’un (1853–1890) kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan derleyerek yazdığı..
Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, başbakanın da katılacağı bir törenle açılıyormuş. Hatta başbakan katılsın diye, 18 Ocak diye ilan edilen son dakikada değiştirilmiş.
Türk Tiyatrosunun vazgeçilmez kurumlarından olan Şehir Tiyatrolarını ve Devlet Tiyatrolarını savunmak ve arkasında durmak zorunda olduğumuza sizin “değersiz” yazınızdan sonra bir kez daha inanıyorum.
DOT, beş yıldan bu yana kendi bilinçli seyircisini yetiştirdi, müdavim bir kitle yarattı. Ben de ilk oyundan beri yakın takipçileriyim. Her zaman onlar gibi düşünmesem de, her oyuna bayılmasam da, çoğu kez başıma ağrılar saplanarak da çıksam DOT’u önemsiyorum.
Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatroları birbirinden ilginç yazarların farklı tarz ve usluplarda tiyatro metinlerini seyirciyle buluşturmaya devam ediyor...
“Yarın akşam başlayacak olan savaşın ikinci yılı” / “Time: The second year of the war that is to begin tomorrow night.”Oyun metni bu cümle ile başlıyor.“İlk oyun”un “İlk cümlesi” olarak çok çarpıcı bir başlangıç.
Kaçınılmaz bir gerçek var ki, o da tiyatro izleyicisinin artık değiştiği. Değişen izleyici Tiyatroyu, sinemanın kurgusal yetenekleriyle, televizyonun popülaritesiyle karşılaştırarak seyrediyor. Yani artık algı farklı, talep farklı.
Terakki Vakfı 15. Gençlik Tiyatroları Festivali - 2010’un ardından söylemem gereken şeyler olduğunun farkına vardım bu sabah. Gerçi sahneye ödül almaya çıktığımda söylemem gerekiyordu bu sözleri. Bir sözleri… Söylemedim, söyleyemedim, belki şimdi telafi olur yazacaklarım.
Shakespeare’in eserlerinde her ne kadar farkında olmadan yazdığını düşünmemizi isteseler de, Anadolu’nun bütün sembollerini kullanması, Anadolu kültürünün farkında olması, bu bölgeden örnekler vermesi rastlantı olamaz.
Güzel İstanbul’um. Sen ne acılar çektin, ne güzel günler gördün, kimileri hüzünler yaşadı senin bağrında, kimileri gözyaşı döktü senin toprağına, kimileriyse mutluluklarını saçtı dörtbir yanına...
Dünyanın birçok yerinde oyun sahneye koyan ödüllü tasarımcı M. Nurullah Tuncer, ‘İntiharın Genel Provası’ adlı oyunla ilk defa İstanbul Şehir Tiyatrolarında yönetmen olarak seyirci karşısına çıkıyor.
Oyunda zorbaya hizmet etmemeyi seçen ve alternatif üretemese bile yoksunluklarda, sürgünlerde, işkencelerde, ölümlerde özgürleşen bireyler ve faşizmin uygulamaları sergilenir...
Belirsiz bir zamanda belirsiz bir yerde insanlar nedeni belirsiz bir şekilde tutuklanmaya başlar. Şüphesiz ki insanlar en değerli şeyleri olan özgürlüklerini eline verdiği devlet ve adaletten doğru işlemesini bekler. Aksi halde kimse bir sözleşme ile kişisel haklarını devretmez..
Oyun, seyredenlere de politik olarak bu tabu olan konunun serbestçe konuşulduğunu gösterme; eski dönemle dalgasını geçerek halktaki (oyunun yazıldığı yıllarda) gerginliği de alma amacında sanki.
Dullar'ı izlemeye giderken aklımda Erendiz Atasu'nun Dullara Yas Yaraşır adlı kitabından bölümler gelmişti..ve Sezen Aksu'nun eski bir şarkısını hatırlamıştım: Ben Dul Bir Kadınım diye başlayan.
30 Ocak Cumartesi sabahı Teşvikiye Camii’de tek başımaydım. Hüngür hüngür ağlıyordum. Caminin imamının yanına yaklaştım. - Hatun kişinin hakkını helal ediyorum dedim.