Nazım Hikmet'in Sırtından Para Kazanılır Mı, Oy Mu Çalınır?
Bir televizyon kanalı ve bir program… Uluslararası gururumuz Fazıl Say, akşamlardan bir akşam kalkıyor Çiğdem Anad, Pınar Kür, Müjde Ar ve Aysun Kayacı ile “beraber” olmaya gidiyor.
Bir televizyon kanalı ve bir program… Uluslararası gururumuz Fazıl Say, akşamlardan bir akşam kalkıyor Çiğdem Anad, Pınar Kür, Müjde Ar ve Aysun Kayacı ile “beraber” olmaya gidiyor.
Yaşınız gelmişse 30’a yada 40’a… ki bir çoğunuz aslında 20’sinde 19’unda; geç kalmış değilsiniz. Benden söylemesi. Sahnenin her yaştaki oyuncuya ihtiyacı var. Oyunculuk için güzellik, çirkinlik, yaşlılık, gençlik önemli değildir. Çünkü tiyatro “insanı insana insan yoluyla anlatma sanatıdır.” Demiyor muyuz her zaman? Ve tüm insanlar fabrikasyon gibi belli yaşta değildir biliyorsunuz.
Çehov Öyküleri Kadar Etkileyici Bir Oyun Yazar Çehov’un, yazı dünyasının tadını 6.Koğuş’un bu görsel yorumunda görebiliyoruz.Çehov, 6. Koğuş’un Adana DT yorumunu görseydi, “İşte benim oyunum.” diyebileceği kadar sahnede başarılı bir oyun var. Çehov oyunlarını zor kabul edenlerin ,Çehov havası kolay oluşturulamaz diyenlerin fikrini değiştirmek istercesine başarılı bir oyun hazırlanmış.
Pop-Rock ve Blues tarzında türküler besteleyen-söyleyen bir sanatçımızdır Soner Olgun (1959). Kaan Erkam onlarca kez kendisiyle tanışmamı istemiş, ne yapmış ne etmişse olmamış, bugüne değin tanışamamışızdır. Evdeki CD’lerim (şimdilerde “yoğunçalar” diyorlar) arasında “Letafet” (1992), “Her Şey Değişmeli” (1994) ve “İyi Bayramlar” (1999) başlıklı üç albümü vardır ve her keresinde severek, keyiflenerek dinlerim. Aralarında, Nazım Hikmet’in “Davet”, Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum”, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Beni Unutma” şiirlerinden “mülhem” bestelerini sevmem ve de pek dinlemem. O da benim zevkim, ne edem?
‘Yaban Ördeği’ oyunu üzerine yazdığım yazının eksik olduğunu ve oyunun daha kapsamlı incelenmesi gereken bir ‘klasik’ olduğunu düşündüm; oyunu tekrar izledim ve sevgili Soner Çimen’in desteğiyle oluşturulan bu çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim.. Tarihsel Koşullar: ...
Marx, öldüğü söylenen düşüncelerinin ölmediğini ve yüzyıllar önce söylediği sözlerinin gerçekleştiğini belirtmek, kendini bize içten bir şekilde anlatmak için bir saatliğine dünyaya geri döner ve ölmediğini kanıtlarcasına karşımıza çıkar.. Genco Erkal Marx olur, Marx Genco Erkal.. Birbirlerini tamamlarlar ve düşüncelerini anlatmak için karşımıza çıkarlar.
Selin Seyhan/Funda Sancar ,
Çocukların kendi mekânı ve zamanı vardır. Bu, her zaman yetişkinlerin mekân ve zamanı ile aynı değildir. Ergenlerin ise başka bir zaman ve mekânı vardır. Ve küçük çocukların da mekân ve zamanı farklıdır. Mekân ve zaman bir boyutu tanımlar. Mekân ve zaman ritmin temelleridir.
Roberto Frabetti ,
Sahne senin İstanbul! Gerçekten tam anlamıyla senin…. Burada toplanan kalabalık İstanbulun gerçek sahibidir, sahnenin sahibidir, billboardların ve sanal kutlamaların konu mankenleri değil, 2010’un gerçeğidir. Burada bugün toplananlar ülkesini peşkeş çekmeyen, kültürünü satmayan, Atatürk’ünü, kültürünü, merkezini yıktırmayan coşkulu insanlardır. Merhaba sizlere!
Yüzümde buruk bir tebessüm var aslında, İki duygunun yansıması misali… Maalesef bu günü kutlamak içimden gelmiyor… Ülkemin sanatı adına, Geleceği adına umutsuzum. Daha çok susuz kalacağız birçok şeye. Yakınlarımdan, arkadaşlarımdan, tanıdıklarımdan gelen mesajlarla kutlandım… Fakat ben Dünya Tiyatro Günü’nü kutlayamadım...
Tiyatro benim için sinemadan daha öncelikli olmuştur her zaman. Çocukluğumdan bu yana tiyatro kokusunu sevmişimdir,O uzun kalın ,bordo kadife perdelerini,sahnesini,ışıklarını,sıralı güzel koltuklarını,insana insanla hizmet veren O insanları sevmişimdir.
Nuran Becerikli ,
Yaşamla başlayan, gelişen teknoloji ile daha da ihtiyaç haline gelen toplumsal bir sanat dalıdır tiyatro. Özünü yaşamdan alır, dünden alır, yarını solur; Bugün , canla, canlı canlı geri verir. Sosyolojik ve psikolojik analizlerle yoğrulan toplum mimarıdır... toplum doktorudur... toplum öğretmenidir..
Hilmi ÖZEN ,
Bütün insan toplulukları özel vesilelerle etkinlikte bulunurlar ve günlük hayatları içinde seyirliktirler. Sosyal örgütlenme bakımından da böyledirler ve şimdi burada izlemeye geldiğinize benzer etkinlikler üretirler. Farkında olmasak bile insan ilişkileri teatraldir; mekân kullanımı, vücut dili, sözcüklerin seçimi, ses tonları, duygu ve düşüncelerin çatışması sahnede kullandığımız her şey yaşantımızda da vardır: insanın özü tiyatrodur.
Augusto Boal ,
Hadi’ciğim bugün senin günün, bugün senin gibi tiyatroya emek verenlerin günü. Aslında kalbi 365 gün tiyatro için çarpanlar için ‘27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ sembolik de olsa biliyorum yine de önemliydi senin için. Çoğu kez açıp kutlamışımdır Dünya Tiyatro Günü’nü. Simdi de sana mektup yazmak geldi içimden. Dünya Tiyatro Günü vesilesiyle, oyunlardan, arkadaşlarından ‘Tiyatro Dünyası’ndan haberler vermek istedim.
2001 yılında, oyun yazarı/yönetmen/oyuncu Yeşim Özsoy Gülan (1972) tarafından sahnede yeni metinlere, yeni sahne teknolojilerine ve yeni disiplinlere odaklanmak üzere kurulan "Ve Diğer Şeyler Topluluğu", 16 Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında “Noter” başlıklı oyununun prömiyerini yapmıştı. Ben “Noter”i ne yazık ki şimdilerde, topluluğun İstanbul Kuledibi’nde bulunan Galata Perform’unda izleyebildim. İzlerken noterlik kurumunun, Türk hukukunda kamu hizmeti olarak kabul gören bir kurum olduğunu biliyordum.
Marmara Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, Gibi Yapanlar Tiyatrosu’nun 24 Mart 2009 Salı günü 11.00’da Göztepe Kampüsü’nde sahneleyeceği Sınır adlı oyunu akıl almaz bir kararla iptal etmiştir. Gerekçe olarak oyun metninde “bayrak” kelimesinin geçtiği belirtilmiş ve “Ne bu? Bayrak, mayrak… Olmaz öyle şey! Sahnelenmesine izin veremeyiz.” denilmiş ve gösteri iptal edilmiştir!
Bu hafta yapılan süper lig maçında Eskişehirsporlu bir futbolcu tarafından kendi kalesine iki gol atıldı. Bir gol de rakip takıma atılmasına rağmen takım yenildi. Büyük talihsizlik. Kendi kalesine gol az görülür, iki gol çok az görülür. İki gölün ayni oyuncu tarafından kaydedilmesi ise düşünülmez bile. Herhalde, bunlar gol krallığında sayılmıyor. Zaten bu şanssızlık savunma oyuncularının başına gelir ki; onların da gol krallığı iddiaları olmaz. Hani fırtınalar kopmuş “Kendi Gök Kubbemiz” çatlamıştı ya, işte şimdi o oyunun turnesi nedeniyle Eskişehir’deyiz.
Dünyanın dört bir yanında binlerce sahnede, binlerce yaratıcı hayatı selamlayacağız. Barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve özgürlüğün sesi olduğumuzu dillendirip; emperyalist saldırganlara, savaşlara, işgallere, işkencelere, kıyımlara, yasaklara, sürgünlere karşı “ortak bir ses” olduğumuzu bir kez daha haykıracağız.
Ustalığını konuşturmak diye bir tabir vardır ya, Dostlar Tiyatrosu’nun yeni oyunu Marx’ın Dönüşü’nde Genco Erkal tam anlamıyla ustalığını konuşturuyor, yine… Sivas ’93 ile büyük yankı uyandıran Dostlar Tiyatrosu bu kez etkisini giderek daha güçlü hissettiğimiz ekonomik krize parmak basıyor. Hem de kapitalizmin bu büyük krizleri sıklaşan aralıklarla yaşayacağını yüz küsür yıl önce söyleyen Marx’ın ağzından konuşuyor.
Bursa Şehir Tiyatrosu’nun çok iyi oyunlarını izledim, ancak “Deli İbrahim” in başarılı bir mizansen olduğunu söyleyemeyeceğim…. Kostümler çok özenliydi, başarılıydı, tebrik ediyorum.
Özlem Günal ,
"Rumuz Goncagül” adı, size Türkan Şoray ve Hakan Balamir'in baş rollerini paylaştığı ünlü sinema filmini çağrıştırdı, değil mi? Oktay Arayıcı'nın 1977 yılında yazdığı oyun, Türkiye'nin değişik yerlerinde sahnelendi. Tıpkı filmiyle olduğu gibi başarılı bulunup ödüllendirildi.
Ben bir tiyatro oyuncusuyum. Bütün dünyam tiyatrodur. Gücümü sahne ışıklarından alırım. Ben bir sahne işçisiyim, bir ağır işçi. İşim gereği gece-gündüz çalışırım; buradan sizlere en güzel, en doğru, en çağdaş ve gerçekçi bir oyunla ulaşmak için. Bir oyun, bir oyun daha, bir oyun daha... Böyle mutlu geçen ömrüm, yeter ki siz burada olun ve birlikte kotaralım oyunumuzu.
Nedret Güvenç ,
“Can Gürzap-Tiyatro Dialog” kuruldu ve ilk oyun olarak Richard Baer’in (1928–2008) bir eserini, Zeynep Avcı-Yalın Karabey ikilisinin çevirdiği “Bana Bunu Yapma”yı sahnelemeye başladı. Gişe gelirlerinin “gani” olması elbette dileğimizdir. Nice yıllarda nice başarılar Can Gürzap-Tiyatro Diyalog’a… Can Gürzap-Tiyatro Dialog’un seçtiği ilk oyun, “romantik komedi” olarak tanımlanan bir oyun.
27 Mart, “Dünya Tiyatro Günü” olarak tüm dünyada “kutlanıyor!”. İyi ama hangi dünyanın hangi tiyatrosu kutluyor bugünü? Yıllar önce Berliner Ensemble’dan Helene Weigel’in yayınladığı o “çağımız seçme çağıdır” diye haykıran güzel bildirisinin sahnelerden okunduğu tiyatrosu mu?
Yılmaz Onay ,
Christopher Isherwood’un “Hoşça Kal Berlin”adlı öykü kitabından yola çıkarak (ki basımı tükenmiş kitabın, sahaf sitelerinde yakalanabilirse, İletişim Yayınları) Joe Masteroff’un yazıp müziklerini John Kander,şarkı sözlerini Fred Ebb’in hazırladığı “Kabare” müzikali Türkiye’de ilk kez sahneleniyor. 1966'da Broadway'de sahnelendiğinde olay yaratan, 1972'de beyazperdeye aktarıldığında* sekiz Oscar kazanan ve 43 yıldır dünyayı dolaşan müzikal 11 martta prömiyerini yaptı.
“Yalnızca bir kez dilim tutuldu. Biri bana, ‘Sen kimsin?’ diye sorduğunda,” diyen Halil Cibran ne kadar da haklı… Çok “kazık” bir soru bu… Hâlâ “Tek yol devrim” diyen; Filistin’de tankın önüne sapanıyla dikilen çocuğun cüretine hayranlık duyan; Che’nin Bolivya’da ölmediğini, bir Condor olup tüm dünyayı özgürleştirmek için gökyüzüne çıktığını söyleyen Valle Grande’li köylüye inanan; unutmayan, unutmanın ihanet olduğundan şüphe duymayan; Sibel’e sevdalı sıradan biri desem yeter mi?
Temel Demirer ,
İletişim çağının virtual hızından ve imkanlarından bir an için vazgeçip çocuklarınızı canlı iletişim kurabilecekleri oyunlara yönlendirmek, ebeveynlerin görev edinmesi gereken bir olgudur... Çocuk ve gençlik tiyatroları, yarının dünyasının hazırlayıcılarına sağlıklı düşünme; doğru algılama ve yorumlama; yaşadıkları dünyayı yeniden biçimlendirme ve yaratıcı olma yetisi kazandırmayı amaçlayan bir sanattır.
Rasim Aşın ,
Tiyatro Krek, beş yıllık bir aradan sonra “Bayrak” adlı oyunla yeniden izleyicisiyle buluştu. “Bayrak”, alışıldığı gibi yine Berkun Oya’nın yazıp yönettiği bir oyun. Berkun Oya, bu kere anne-baba, karı-koca ve kardeşler üzerinden bir ilişkiler yumağı sunarak iletişimsizlik, affetmek, affedilmek, özür dilemek gibi kavramları irdelemiş. “Bayrak”ta, işlenen bir cinayetin nasıl bir aile dramına dönüştüğü konu edinilmiş. Oyun metninde “onlarca metre aşağıda karışan oltalar”la, kafaları karıştırıp çözümsüzlük üreten iletişimsizliğe bolca gönderme var.
Geçen haftalarda çok güzel bir haber aldım. Ve bu haber beni ta çocukluğuma götürdü. Hiç unutmam daha çocukluk günlerimde bir tanıdığımın elime tutuşturduğu şiir kitabını… Soluk gök mavisi kapağını ve saman sarısı iç yapraklarını… Tekrar o güne dönsem inanın hiç aklıma gelmezdi, o günü bugünle pekiştireceğim… Ve ustayla bir şekilde tanışacağım ve hakkında bunları yazacağım… Şairlerin ve yazarların tiyatroya-sinemaya-müziğe katkısı inkâr edilemez… Ve sanatçılar kendilerini sanatçı yapan, üne kavuşturan, şairlerin, yazarların kıymetini bilmelidir her zaman…
Bu yazı, makale ya da denemeyi (kim ne diye adlandırıyor bilmiyorum) “Sahne Senin İstanbul...( Orhan Aydın )” yazısından sonra yazmak geldi içimden. 5 aydır İstanbul’daydım, Yeni döndüm Güneydoğu’ya… Hakikaten de her tiyatro sahnesi, (büyük küçük demeden, hangisine gittiysem) hepsinin sorunu, sıkıntısı aynı… FİNANSMAN”
Keşan'da yaşanan bir ilk değil. Bu ülke de oyun yasaklamanın kara bir tarihi var. Dünden bu güne; Savcılar, Yargıçlar, Valiler, Kaymakamlar, Emniyet Müdürleri, Belediye Başkanları oyunlar yasakladır. Evet. Hem de yüzlerce kez.
Çok Şanslıyız Absürd bir oyunla ödül almanın, hele de bolca ödül almanın kolay olmadığına inanıyorum. Geleneksel kalıpların dışına çıkılarak yazılan bu tür oyunlar, izleyiciyi olumlu-olumsuz oldukça şaşırtır. İzleyicinin yadırgadığı bu tür oyunlarda, çoğunlukla sağlam bir öykü bulunmaz. Buna bağlı olarak olay örgüsü görülmez. Başı sonu belli olmayan,güçlü karakter bulundurmayan, yüzeysiz gibi görülen diyalogları içeren bu oyunları, izleyicinin kabullenmesi kolay olmamış...
Söylediğimi zırt-pırt yenilemeyi hiç sevmem, ama bu sezona damgasını vuran Dotbilsarda projesi “Vur/Yağmala/Yeniden”den haziran ayı sonuna dek söz edeceğimize göre, bu “tekrar” işine kendimi alıştırmam ve de galiba okurlarımı da alıştırmam gerekmekte. O halde hiç çekinmeden bir kez daha söyleyivereyim, uzun yıllardır birçok sanat projesini destekleyen ve Dot’un kuruluşundan itibaren öncü sponsoru olan Bilsar, bu kez Dotbilsarda projesi ile tiyatroya kendi binasında ev sahipliği yapmakta. Ben de bu arada, Avrupa’nın çarpıcı ve sıra dışı oyunlarıyla tanınmış en önemli yazarlarından İngiliz Mark Ravenhill’in 18 kısa oyundan oluşan büyük epik tiyatro oyunu “Vur/Yağmala/Yeniden”in üçüncü oyununu da izledim. “Troyalı Kadınlar”ı ve “Dünyalar Savaşı”nı…
Merhabalar; İlk yazımda sizlere gençlerin tiyatroya duyduğu ihityacı ve bendenizin mücadelesini anlatmak istiyorum.
Kerem Kıtay ,
ZİRVƏLƏRƏ DOĞRU! SƏN, EY SAYĞIDƏYƏR OXUCUM! Zirvələrin insan oğlundan ötrü əhəmiyyəti həm də ondadır ki, uca dağ başından uzaqları maneəsiz görmək olur. Hələ adıbəlli İsaak Nyuton etiraf edərək demişdir: "Mən ona görə çox şeyləri aydın anlaya bilmişdim ki, nəhənglərin çiyinlərində durmuşdum". Ser Nyutonun sözlərinə inanmaq olar, halbuki bunu deməyə də bilərdim.
Vagıf İbrahimoğlu ,
Önce güzeli tanımlayalım.. Güzel nedir? Güzel izafi bir olgudur, güzellik bakanın gözündedir.
Euterpe Sanat'ın kurucuları, Ulaş Tuzak ve Atilla Ertörer önderliğinde, Konak Belediyesi Kent Konseyi Gençlik Meclisi'nin destekleriyle 14 Şubat 2009 tarihinde kurulmuştur. Amaçları, Konak başta olmak üzere, İzmir'deki gençleri faaliyete geçirmek ve bu birliktelikle yerel yönetimlerde gençlerinde söz sahibi olduğunu göstermektir.
Bir ilin partilileri, Demirel’le konuşurken “bizim orda biri var, çok konuşuyor, bizi çok eleştiriyor, yıpratıyor, hırpalıyor’ demişler. ‘Ne yapacağımızı bilemiyoruz’ diye danışmışlar. Demirel den:”O nu hemen bulun bizim il başkanı yapalım” cevabını alan bizimkiler çok şaşırmış. “Bu nasıl olur?” denince de Demirel:”Ne var bunda bize başkan yapın, bizi bıraksın ötekilere saldırsın.” Diyerek işi bağlamış.
Özerk Sanat Konseyi Yürütme Kurulu’nun hazırladığı “SANAT-ÖZGÜRLÜK-ÖZERKLİK” konulu PANEL VE FORUM’u 12 Mart 2009 tarihinde TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi Yıldız Binası Toplantı Salonu’nda yapıldı. Açılış Konuşmasını 70 STÖ’nün temsil edildiği Özerk Sanat Konseyi (ÖSK ) Dönem Sekreteri Karikatürist Canol Kacagöz yaptı. “Kendini bu işe adamış” bir insan olan Kocagöz 14 yıl önce kurulan ÖSK hakkında bilgiler verdi ve gelinen noktayı özetledi.
İnsan; dünya denen oyun bahçesinin oyuncağı, kâinatın demirbaşı. Dünyaya ruhtan bedenlenerek gelse de, bir zaman sonra ruhu unutup dünyanın malzemesi haline gelir...
Gençlikte,insan terfi ettiğinde , bunun nedenini ve gerekçesini kendinde bulur: ”Tabi … Adamın iyisinden anlıyorlar canım. Benden iyisini mi bulacaklar?” Aklına şu soru gelen ise azdır : “Neden ben?” Ya da o mevkiinin önceki sahibine gidip şu soru sorulmaz : “Neyi yapamadın da senden vazgeçtiler?”
Tiyatroda rolünüzün size gerektirdiği o iç ruhu dışa yansıtabilmeniz için bedensel hareketler çok önemlidir. İnsanlar, bitkiler, hayvanlar kısaca doğanın kendisi sürekli bir hareket halindedir. Çünkü hepsinin içinde bir enerji vardır. Dans da bu hareketlerden ortaya çıkmıştır. Ve dansın içinde his vardır.
Gece durgun ve sessiz.Gri lacivert bir ışık süzülüyor salona." Denizde bir balıkçının oltasındadır yaşam", diye mırıldanıyor Altan Erbulak." Küçücük bir demirin soğuk keskinliğinde. Çırpınmak kurtulmak mıdır denizden ? Her mavi başka mavidir ister istemez.Ve okyanusları denizlerden bu maviler ayırır.Ayırır yaşanmamış zamanları maviler.Ve balıkçının oltasında insafsız bir demirin soğuk keskinliğindedir yaşam.Oysa akvaryumda yaşamaktansa denizde ölüm, doğumdur.."
İngiltere’de yapıtları en çok okunan yazarlar arasında üçüncü sırada yer alan, 1947 Liverpool doğumlu Willy Russell’ın ”Educating Rita”sı, Işıl Kasapoğlu’nun rejisiyle Adana Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmekte ve bizzat tanık oldum ki Adanalı tiyatroseverlerin yoğun ilgisiyle bilet kuyruklarına girilmekte, seyredilmekte. “Rita”yı bu kaçıncı izleyişim, doğrusu tam olarak anımsayamıyorum. Galiba, en fazla Muammer Esi-Işık Yenersu’lu versiyonundan etkilenmişim.
Hayatında tiyatroya gönül vermiş kim bilmez ki bu sözü, “Zaten aktör dediğin nedir ki?” diye başlayan o tirad pek çoğuna göre bir aktörü özetleyen, bir başka çoğunluğa göre de bir aktörü en yalın şekliyle anlatılan tirad. İşte bu tirad Haldun Taner’in ölümsüz eseri “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nın finalinde yer almaktadır. Oyunun doruk noktasına ulaşan bu tiradı oyunun yazarı Haldun Taner yazmadı, bu kelimeler usta tiyatrocu Münir Özkul’un kaleminden döküldü. Thomas Fasulyeciyan karakterini canlandıran usta tiyatrocu bu final tiradını Haldun Taner’in ricası üzerine yazmış.
Nilgün Güresin TEKSATIR için bu hafta zaman zaman sert eleştirileri ile şimşekleri üzerine çeken, biraz kızılan, biraz alınılan ama çok da sevilen ve sayılan bir duayeni, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Başkanı Sayın Üstün Akmen'i konuk etti. Sayın Akmen'e göre siyasetteki yozlaşmanın, sanatı kışkırtması gerekirken, sanat durağan ve tembel...
2008 yılının son günü tarihi Dolmabahçe Saat Kulesi’nin önünden geçtim. Geçmekle de kalmadım, kuleyi uzun uzun seyrettim. Dolmabahçe Saat Kulesi, TBMM, İtalyan Ticaret Merkezi ve İtalyan Restorasyon Derneği “Assorestauro Servizi” arasında imzalanan protokol kapsamında restore ediliyordu, her bir yanına iskeleler kurulmuş, sarılıp sarmalanmıştı...
Şehir Tiyatrosu'nun sabık muhalifi ve sabık yöneticisi Sayın Hülya Karakaş Hanımefendi zaar ki çok fazla Uğur Dündar'lı düello seyretmiş olmalı ki bundan esinlenip yepyeni bir öneriyle daha internet ortamında ispat-ı vücut etmeye karar vermiş... Etmiş de… www.tiyatrodunyasi.com portalından yepyeni ve özgün fikirlerini bizimle de paylaşma nezaketini göstermiş...