İçeriğe geç
Tiyatro Dünyası

Makaleler

Yazar ve Çocuk

Erdinç Yapan ,

(sahne: bir kitap evi

             bir masa üzeri kitaplarla dolu)

YAZAR: 40 lı yaşlarda, iyi giyimli.

ÇOCUK: 15 yaşında yüzü sivilceli, zeki görünümlü ve üzerinde tercihen lise üniforması

Yazmak nedir diye sordu kocaman bakan gözleriyle…

“Bir kurtuluş” dedi, elinde kalemiyle son kitabını soruyu soran çocuk için imzalayan yazar.

Ne çeşit bir kurtuluş bahsettiğiniz, somut dünyanın sıkıntıları mı? Yoksa hayal gücünüzü cendere altına alan parmaklıklardan mı kaçıyorsunuz?

İşte o son laftan sonra kafasını kaldırıp baktı çocuğun  sivilcelerle örtülü ergen yüzüne.

Lise son sınıfa giden ve felsefe kitaplarını dünya klasiklerine yeğ tutan bir yeni yetmeye bakıyordu.

Anlamadım, yani sizce ben kendi ördüğüm dünyanın  esiri miyim bay…?

İsmim Recep ve cevabım evet, siz yazarlar  dünyaya herkesten farklı baktığını düşünen kaçık bir kalabalıksınız, aslında pek çoğunuz birey olamayacak kadar güdülü, tıpkı bir koyun gibi.

Ne zamanki yayıncısı yani çobanı haydi yeni bir kitap lazım aç okurlara der, o zaman elinize kalem alıp düşersiniz yollara ya da kırlara vurusunuz kendinizi içinizdeki koyunun otlatılması arzusudur aslında dizginleyemediğiniz.

Yazarlar hakkındaki analizinize hayran kaldım ancak o koyunların bazıları insanların hayatını değiştiren işlere imza attılar. Mesela….

Eskilerden örnek verecekseniz çok sayın yazar, bu tasaya hiç düşmeyin derim. Çünkü son yirmi yıldır dünyaya damgasını vurmuş yazarların hepsi anlamsız ve dünyadan kopuk şeyler yazan adamlar. Büyük film şirketleri de bunları sinemaya döküp koyunların yünlerini ve sütünü satıyor.

Koyun örneğinizin rahatsız edici olduğunu itiraf etmek zorundayım ve bir lise talebesi için fazla sert bir tarzınız var küçük bey.

Okuduklarım hayatı olduğu gibi kabul etmemi engelliyor çok sevgili yazar. Çünkü her verileni kabul edersek haplanmış kazlar gibi dolaşırız sokaklarda.

Konuya dair verdiğiniz örnekler ile burasını hayvanat bahçesine çevirdiniz.

Böyle saçma espriler yaparak popüleritienizi koruduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sahip olduğunuz gazetenin köşesi ya da senaryosunu yazdığınız bol reytingli dizilerde sizi kalıcı kılmayacaktır. Kalıcı olmak için yaşamanız gerekli çıkıp nefes almanız sokaktaki çöpleri köylerdeki tezeği görmeniz gerekli. Arkadaşınızın kanayan elinden kan bulaşmalı üzerinize, yemek için aldığınız ekmeği paylaşmalısınız sokaktaki yaşlı kadınla.

Yazmanız için kaleminizin nefes alması, konuşması, düşünmesi gereklidir.

Eskilerden kalma büyük yazarlara atıf yaparak yaşayamazsınız çok sayın yazar.

Siz ortaya yeni ne koyuyorsunuz sizin hayat yoluna eklemek istediğiniz taşın rengi ne ya büyüklüğü peki ya ağırlığı.

Peki bu taşı koyarken ne düşünüyorsunuz, takılıp düşmeli mi insanlar yoksa sadece ezip geçmeli mi o taşı.

Süslü hayatlarınızı daha da süsleyerek satarak sonunda kendinizi çıkmaz bir sokakta bulduğunuzda ne diyeceksiniz vicdanınıza.

Alkolden ya da uyuşturucudan dumanlanmış kafanız hangi nüansları yakalayacak hayattan.

Ne vermek istiyorsunuz bu son kitabınızla bize?

Geçmiş yazarlardan farklı ne verdiniz?

Neden herkes geçmişte?

Neden herkes geçmişi geleceği taşıma derdinde?

Neden bugün yaşayanların yazıtları kalmıyor geleceğe?

Söz uçar belki yazı kalır.

Ama kağıtlara karalanan her söz,

Uçup giden sözlerden daha ağır ve kalıcı olamıyor bazen.

Yazar gencin sözünü bitirmesini bekledikten sonra ayağa kalktı:

Sen genç adam yargıların ve bakışın sadece tek bir doğruya ait ve senin doğrun eskiler tarafından söylenmiş sözleri baz alarak yazılmış kitaplardan devşirdiğin kelimelerden oluşuyor.

Ben de geleceğe bu günü taşımak istiyorum ama bana bunları söyleyen sen bile eski filozofların kitaplarıyla doldurduğun beyninin ürettiği kelimeleri söylüyorsun bana.

Sözler şekillendirecek geleceği, geçmişi yakmak değil ama biraz küllenmesine izin vermek gerek belki.

Belki bugüne bakarsa gözlerimiz ve kalbimiz yarına taşıyacak şeyler bulabilir hislerimiz…..

 
Erdinç Yapan
Paylaş X Facebook WhatsApp E-posta

Erdinç Yapan imzalı diğer yazılar

Yazarın sayfası
Makaleler

80 Olmaz - Bir Dönem İzlencesi

Bir döngü, dönen bir kürenin içinde bir yerlerinden asıldığımız bir form adına yaşam dediğimiz. Kimi memnun yerinden kimiyse her zaman söylenen halinden. Ama her canlının yaşamında pek çok dönemeç vardır mutlaka. 60 lar mesela love love me do tınısında. Çiçek çocukları ve savaş karşıtı söylemler ve birde 80 ler, Serpillerle, Banularla, Coşkunlarla harmanlanmış, apolitik nesillerin tohumu atılmış, gece konmuş, gündüz yasaklı tütün yakılmış velhasılı her türlü geçişin geçirgenliğinde boğulmuş insanlar. Ama kim nasıl yaşamışsa pek çok izler kalmış belleğinde. Bol baharatlı ve yaşlı gözlerle andığımız bu dönem aslında içinde pek çok da keyifli kareler taşımakta isteğimiz ve dileğimiz bu vizyondan bakmanız o yıllara. Hala o dönemin tortularını gözlerken her yerde kayıtsız kalmak mümkün mü sizce… buyurun başlıyor izlence.

Makaleler

Sergi Sorgu

Boş bir galeri, duvarlarda üzerinde tablo baskılı tişörtleri bulunan insanlar durmakta, orta kısımlarda ise heykel gibi duran yüzleri mermer makyajlı oyuncular. Seyirciler galeriyi ziyarete gelmiş konuklar gibi düşünülecek (gerçek bir galeride sergilenecek) Bir süre sonra önce heykeller canlanıp galeri içinde dolaşmaya başlayacaklar tabloların karşısına geçip yorumlar yapacaklar.

Makaleler

RENKAHENK

Vurmalı çalgıların ritminde ışık yanar sahnede yukarıdan sarkıtılmış dar enli yaklaşık 2 metre uzunluğunda bez afişler asılıdır. Bu afişler yukarıdan raylı bir mekanizma ile bağlıdır. Ancak ilk etapta sahneye dağınık bir şekilde yerleştirilmişlerdir. Müzik devam ederken elinde büyük bir fırça tutan orta yaşlı adam sahneye girer. Ardından ışık oyunları ile her bez afişte farklı bir renk yanarak boya hissi verilir. Müziğin ritmi arttıkça adam da kendinden geçmektedir.

Makaleler

Hiçliğe Tirat

İçi boş bir çerçeve, çerçevenin arkasında görünen bir saat geriye doğru çalışıyor. Bir adam orta yaşlarda üzerinde beyaz bir gömlek ve askılar. Sahneye girer ve etrafına bakar sanki bir şeyler aramaktadır. Sonra seyircileri görür ve konuşmaya başlar. Adam: Ne aradığını bile bilmeden öylesine bakınmak işte en kötüsü bu. Saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca arasan bile bulacaksın diye bir garanti de yok üstelik. Halbuki biz insanlar garanti ata oynamayı sevmez miyiz? Eğer risk varsa kayıp büyüktür. Riski kabullenebilir kılan kazancın da büyük olmasıdır. Ama ben bunları anlatmaya başlarsam bitmez en iyisi bulmaya geldiğim şeyi aramak. Aslında ben ne aradığımı çok iyi biliyorum.