ASUMAN DABAK tiyatrosunun Profilo Kültür Merkezinde sergilediği ŞAHANE DÜĞÜN oyununu seyretmeye gittiğimde, öncelikle salonun doluluğu beni oldukça mutlu etti çünki ödenekli tiyatroların bile sallantılar yaşadığı dönemde özel tiyatroyu yaşatmaya,ayakta tutmaya çalışmak ve her seansta perde açabilmek tiyatro adına onurlu,yürekli çabalar gerektirir bu yüzden bu çaba içindeki bütün meslektaşlarımı yürekten alkışlıyor ve onlarla gurur duyuyorum.
İki yıllık mazisi olan Asuman Dabak Tiyatrosu, "Papaz Kaçtı" ve "Bu Oyun Başka Oyun"dan sonra üçüncü oyun olarak Almanya, Amerika, İtalya, Hollanda, Polonya gibi ülkelerde 1994 yılından beri kapalı gişe oynayan “Şahane Düğün (Perfect Wedding)” ile perdesini açtı. Oyun,1939 doğumlu İngiliz oyuncu ve tiyatro yazarı Robin Hawdon imzasını taşıyordu ve Haldun Dormen tarafından sahneye konulmuştu.
Gecenin geç saati. Fatih’te bir tiyatroda oyun provası yapılıyor. Birden camlar şangırdıyor. Tiyatronun bekçisi koşuyor. Yerde bir taş görüyor. Taşı almak istiyor ama taş sıcak. İçeride prova yapanların yanına gidiyor. Herkes taşın olduğu yere yönelirken yazar Vasıf Öngören bir anda haykırıyor: “Herkes sahneye koşsun!”. Bütün oyuncular sahneye koşarken bomba patlıyor. Ortalık bir cehenneme dönüyor ama ölen yok.
İŞTE KAPİTALİZM BU ! İŞTE YABANCILAŞMA , YALNIZLIK VE İLETİŞİMSİZLİK BU ! HAYAT VE SANAT Dün gece (26 Kasım 08) Beykoz Sahnesinde bir oyun izledim ve sana tepeden baktım aziz İstanbul ; görmedim kapitalizmin girmediği tek bir semt !
Kenter Tiyatrosu, Alfred Hitchcock’un korku, gerilim ve komediyi birleştiren ‘39 Basamak’ filminin tiyatro versiyonu ile seyircinin karşısında. 1935 yılının ağustos ayında Londra’dayız. Richard Hanney , 37 yaşındadır, yaşamaktan yorulmuş bir hali vardır ve canı sıkılır. Bir iş bul kendine diye söylenirken, can sıkıntısını dağıtmak için tiyatroya gider.
OYUNUN AMACI Oyun bittiğinde izleyicilerden biri diğerine, oyundan bir şey anlamadığını ima ederek, oyunun amacını sordu. Diğeri kendisinin de anlamadığı söyledi . Bu oyunun amacı ulusları ve tiyatrolarını karşılaştırmak.
Third Space (Üçüncü Alan) isimli uluslararası sanat ve barış konferansı; 15-19 Eylül 2008 tarihleri arasında 20 ülkeden kültür yöneticileri ve sanat temsilcilerinin katılımıyla Viyana’da gerçekleştirildi. Konferans, merkezi Viyana’da bulunan EON Network ve Freie Theatre tarafından ve Arma Tiyatrosu ve Exeter Üniversitesi ile Türkiye’den Simya Sanat’ın partnerliğinde gerçekleştirildi.
Her gün haberlerden izliyoruz savaşın izlerini, ölenleri, yaralananları ve şehitleri. İçimizde bir yerlerde kanasa da yaralarımız, televizyon kumandasının bir tuşuyla silip atıyoruz acılarımızı sıkıntılarımızı. Hemen bir başka kanalda unutuyoruz dertlerimizi. Bir sünger çekip gerçek hayata mutluluk maskelerimizi takıp unutmaya çalışıyoruz karanlık dehlizlerini ruhumuzun. Silmeye çalışıyoruz zihnimizden tüm izlerini vicdanımızın sorumluluklarını.
Anton Çehov klasiklerinden bir oyun Vişne Bahçesi. Belgi Paksoy çevirisiyle Ali Taygun sahneliyor ve benim gittiğim oyunda Ali Taygun çiftlik sahibi Simyonov-Pişçik’i canlandırıyordu. Canan Göknil’in kostüm tasarımı ve Atıl Yalkut’un dekorlarını yaptığı oyun sehir tiyatrolarındaki pek çok oyun gibi perde açık başlıyor…
İstanbul Devlet Tiyatrosu, Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli bir oyun sahneliyor. Oyun, yönetmeni ve uyarlayıcısı Özgür Yalım'a göre Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ayni isimli romanından yapılmış bir oyundur...
Özgür Yalım, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın (1901–1962) kült romanı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü sahneye uyarlamış, 28 Ekim’den bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmekte. Kahramanlarımız Hayri İrdal, Halit Ayarcı, Muvakkit Nuri Efendi, Doktor Ramiz… “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü sahneye taşımak düşüncesiyse kim ne derse desin bence iyi bir seçim.
İletişim çağında iletişimsizlik! Tiyatro Ayna, Önder Paker’in yazdığı, Mahmut Gökgöz’ün sahneye koyduğu kaliteli bir müzikli komedi olan ‘Var mı Sın’ ile çıkıyor seyircinin karşısına. Yaşama inadına tutunan insanlar gibi inadına tutunmuştur tiyatroya Dilek Türker . Hem de büyük bir tutku, büyük bir aşk ile.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı , 2008-2009 sezonu için yardım verilen tiyatroları açıkladı. 2008-2009 sanat sezonu için toplam 247 özel tiyatro 288 proje ile maddi destek talebinde bulunmuş. Değerlendirme sonucunda yardım, 4 kategoride verilmiş :
Balkanlar’da, eski bir manastırdan bozma bir akıl hastanesi.. Kendisi de uyuşturucu bağımlısı olan ve morfine yakın olabilmek için doktor olmuş bir genç adam.. Doktoru olmayan akıl hastanesinde yalnız ve zararsız 6 hasta.. Hastaların donmamak için aynı odada kalmak zorunda olduğu; yiyecek, giyecek ve hatta ilaç imkanının bile neredeyse hiç olmadığı bir hastane.. Tam umudun bittiği anda, gökten düşen bir sandık ! Ve, 2 saatlik harika bir oyun..
Bir tiyatro düşünün. İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde, tarihi bir binada, bir katın yarısına konuşlanmış ve seyircisini asansörle mekana çağırıp, oyuna getiren. Bir tiyatro düşünün. Kimsenin bilmediğini bulup, kimsenin oynamadığını oynayıp, herkesin bilip de bir türlü söyleyemediği gerçekleri, seyircisinin suratına suratına çarpmak isteyen.
Bir varmış bir yokmuş. Allahın işi çokmuş. Dünyanın bir yerinde, bulutu yağmayı unutan,çiçeği dalında somurtan, dağları ayakta uyuyan, kendi kendini avutan, varlık içinde yokluk çeken, durup durup içini çeken bir memleket varmış. Bu memlekette, kekliklerin kaderi avcının iki dudağının arasındaymış. Gölgeler orda burda insansız dolaşırmış.
Yazar Vasıf Öngören,muhalif bir insandır.O’nun muhalifliği aklı, bilimi, sağduyuyu, vicdanı rehber edinen bir muhalifliktir.Hayatımızın kader değil de sistemler tarafından çizildiğine inanır.Epik tiyatronun da bu amaçla var olduğunu söyler.Bu nedenle oyunlarını epik yazar.
Andrzej Saramonowicz’in “Testosteron”unda kargaşa, düğün günü damadın gelinden “hayır” yanıtı alması ve gelinin başka birini sevdiğini söyleyerek (ki o kişi düğündeki herhangi biri olan Tretyn’dir) gidip o “başka birini” öpmesiyle başlıyor. Düğünden sonra toplanılacak olan “restaurant”da, yedi kişi birbirleriyle, yaşamlarıyla ve anılarıyla bir arada kalakalıyorlar. Bu yedi karakterin sürtüşmesi oyun boyunca hiç bitmeyecektir. Tümünün ortak oldukları tek nokta, kadın ve kadınlardır.
Devlet Tiyatroları’nın (DT) 2008-2009 sezonunda sahneleyeceği oyunlar belli oldu. DT, perdelerini açtı. Geçtiğimiz yıl, “DT’nin halihazırdaki en önemli ve en itibarlı yönetmeni” diyebileceğimiz Şakir Gürzumar’ın önerisi ve “ısrarıyla” İstanbul DT’de sahnelenmesine karar verilen; ancak, bundan çok kısa bir süre sonra mahkeme kararıyla koltuğuna geri dönen DT Genel Müdürü Lemi Bilgin tarafından provaları askıya alınan, Amerikalı ünlü yazar Irwin Shaw’un savaş karşıtı tiyatro klasiği Ölüleri Gömün adlı oyun, DT’nin yeni sezon programına da alınmadı.
Adı ‘Yaşar’ soyadı ‘Yaşamaz’ Aziz Nesin’in başyapıtı ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’, Kenan Işık’ın rejisi, Timur Selçuk’un müziği ile, yeni sezonda da Şehir Tiyatroları sahnelerinde seyirci ile buluşmaya devam ediyor. Kasabasında kendi halinde yaşayıp giderken, devletin işine gelince ‘ yaşıyorsun ’, gelmeyince ‘ yaşamıyorsun ’ diyerek yaşadığını bir türlü tescil edemeyen Yaşar ’ın hikayesidir bu.
“ İŞTE HAYAT BU ; İŞTE TİYATRO BU !” VAN DT ÇILGIN DÜNYA İLE BEYKOZ SAHNESİ’NDE BİR OYUN SEYRETTİM VE HAYATIM DEĞİŞTİ Dün gece (13.11.08) bir oyun seyrettim ve tiyatro dünyam değişti. Tiyatro böyle bir şeydir işte. Tam yedim bitirdim dersin bir de dönüp bakarsın ki bir arpa boyu yol gitmişsin.
03 Kasım pazartesi gecesi, tekrar dönüp düşündüm hayatın ulaşılmazlarını. Tekrar tekrar düşündüm yoksulluğu ve hangi zorluk içinde olursa olsun bitmeyen yaşam tutkusunu… Bana bunları hatırlatan, sokakta yürüyen fakirler, dilenciler değildi bu sefer. Yaşamın gerçek kıyısından uzaklaşıp, benim için hazırlanmış o büyülü ve yalnız bana ait ütopyama ulaşırken, benim için hazırlanan dünyadan habersizdim.
Sabancı müzesinde açılan Dali sergisi ile ayni zamana denk getirilen Salvador Dali Göndermeleri İçimi Isıtıyor isimli oyun, Aksanat'ta Mehmet Ergen'in rejisi ve çevirisi ile sahneleniyor. Salona girer girmez mavi floresan ışıklar altında, koltukları örten beyaz örtüler, sahnedeki dekor, sanki Dali resimlerinden birinin içine düşürüyor seyirciyi. Oyun öncesi sahnedeki canlı çalınan gitardan yayılan müzik ve kaktüs altında gerinen kedi, tabloyu aniden uçsuz bucaksız çöle dönüştürüyor. Oyunun başlaması ile Aksanat'ın küçük salonunda , yanan yıldızlar ile oluşturulan gök kubbe, altta uzanıp giden çölü kucaklıyor.(!)
Çocuklar için oyunlar oynamaya başladığımda Şehir Tiyatrolarına yeni girmiştim. Rahmetli Neş’e Erçetin Atakan yönetiminde Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası piyesinin çocuklar için uyarlaması olan Bir Gece Masalı adlı oyunla çocuk oyunları maceram başlamıştı. Bir gece evvelinden büyüklere oynanan oyunlardan geç saatlerde çıkıp eve gitmek, uyumak ve sabahına erkenden uyanıp tiyatroya gitmek; en önemlisi de hiçbir yerde ortaya çıkarılamayacak büyüklükte bir enerjiyle çocuklara güzel 1-2 saat geçirtebilmek... tüm bunlar hayatıma o yıllarda girmişti ve aralıksız 5 sene sürdü. Bu sıralar çocuk oyunu oynamıyorum. O yüzden oynanan oyunları takip edebiliyorum . Reha Bilgen’in yazdığı, Ragıp Yavuz’un yönettiği “Sokak Kedileri” bunlardan biri.
DRAMATİK MANTIK Dramatik sanatlarda ki yöntemlerden açık ve kapalı biçimde kullanılmış bu oyunda. Kapalı biçim(benzetmeci/dramatik yöntem) Açık biçim(göstermeci/epik yöntem) Hem açık hem de kapalı biçimle yöntemin amacı olan ilginçlik ve etkileme bu oyunda başarıyla gerçekleşmiştir. En azından oyunu sahnede izlemesem bile okuyunca bu amaca ulaşabileceğini düşünüyorum.
Sayın, Raşit Çelikezer,Turgay Nar,Refik Erduran,Lemi Bilgin Cevap vermeyen,eylemlerinin nedenlerini açıklama zahmetinde bulunmayan aydınlar. Siz,Kültür Bakanlığı Özel Tiyatroları Destekleme Kurulu Sayın Üyeleri,susmayın ölçütlerinizi açıklayın.Açıklamak zorundasınız.Bahariye Sanat Merkezi'ni hangi nedenlerden dolayı görmezlikten geldiniz.Şu zor ekonomik ortamda bile hiç sponsorsuz biri 165,diğeri 90 kişilik iki adet tiyatro salonu yaptığımız için mi suçluyuz. Bir tiyatro sanatçısı olarak, İstanbul'a salon kazandırmak ve faaliyete geçirmek sizleri hiç mi heyecanlandırmadı,hiç mi sevindirmedi.
Dağ başında kendi haline bırakılmış, unutulmuş, akıl hastanesi olarak kullanılmakta olan bir manastır. Savaşın ortasında, sosyal bozukluklarıyla doktorsuz, hemşiresiz, hastabakıcısız cebelleşen bir avuç insan ve manastıra gelen uyuşturucu bağımlısı bir doktor (sahne üzerindeki hareketsizliğin bile belirli bir iç nedeni olduğunun bilincine varmış yorumuyla Deniz Özmen).
UNESCO’ya bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB), “2008 Onur Ödülü”ne Prof. Dr. Dikmen Gürün’ü değer gördü. Bu ödül değeri olan bir ödüldü. Köklü bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin Türkiye’deki üyelerinin oylaması pek kısa sürdü. Sayım yapıldı, sonuçta anlaşıldı ki, “2008 Onur Ödülü” Prof Dr. Dikmen Gürün’ündü.
Semaver Kumpanya ’dan savaştan fayda sağlamaya çalışanlara seslenen bir oyun; Cesaret Ana ve Çocukları .. Bertolt Brehct ’in bu harika oyununu oynamanın tam da sırası. O kadar çok ki savaşı fırsat bilip kendi küfesini doldurmaya çalışanlar.. Sadece savaş ticareti yapan, silah satanları getirmeyelim aklımıza. Onları, oyun doğrudan hedef alıyor zaten. Bir yandan da kötü durumları kendileri için fırsat bilenleri düşünelim. Ülkesi krize girmiş ve dolar fırlamışken “ben ihracatçıyım daha çok kazanıyorum” diye sevinenler, Amerika Irak’a saldırırsa “Musul’u da bize verir mi” diye hayal kuranlar, komşu ülkede yangın-iç savaş-kavga çıkınca “bu yıl turistler bize gelir” diye bekleyenler, iş ortamındaki olumsuzluklara çanak tutarak birilerinin işten ayrılıp kendi “kariyer yolu”nu açmasını bekleyenler.. Acaba Cesaret Ana’yı izleyince fark ederler mi yaptıklarını? Kazanıyorum diye düşünürken aslında kendilerinin kaybediyor olduklarını fark ederler mi?
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Aspendos Kralı, kente kimin en fazla hizmet sunabileceğini görmek için bir yarışma düzenleyeceğini ve kazananı kızıyla evlendireceğini ilan etmiş. Bunu duyan sanatkârlar son hız çalışmaya koyulmuşlar. Nihayet karar günü geldiğinde, kral herkesin çabasını birer birer ve dikkatle incelemiş. Sonuç iki aday çıkmış ortaya. Bu adaylardan birincisi, kente su kemerleri yolu ile çok uzak mesafelerden su getiren bir sistem kurmayı başarmış. İkinci aday ise şimdiki Aspendos Tiyatrosu’nu inşa etmiş. Kral birinci adaydan yana karar vermek üzereyken tiyatroyu bir daha görmesi, bir kez daha incelemesi istenmiş.
Hiç kalkışmadım, denemedim, ama biliyorum ki bir oyun, yazarın kafasında öyle şıpınişi oluşmuyor. Oyun yazmak için de elbette belli aşamalardan sabırla geçiliyor. Yaratıcılığın yanı sıra, belli bir yazma tekniği, tiyatro bilgisi ortaya seriliyor. Kalıplarını kırmış olmaktan başka “oyunculuk nedir”in gözlemcisi olmak, “reji nasıl yapılır”ı bilmek, kendine özgü bir biçem yakalamak esas.
Türkiye oyun yazarlığı adına şuan yazdıklarım beni de rahatsız etmektedir. Ancak şöyle bir gerçeği kimse göz ardı etmesin. Geçenlerde bir arkadaşımı gördüm. Bu arkadaş aslında oyun yazma konusunda başarılı biriydi. Ancak her ne hikmetse okulu bitirdikten sonra röprezant olarak bir ilaç firmasında çalışmaya başlamış. Bu röprezantlık yapan ilk arkadaşımız değil. Dramatik yazarlık ana sanat dalını bitirdikten sonra ilaç firmalarında çalışan onlarca arkadaşımızdan biri. Yazarlık konusunda başarısız olduğu konusuna hiç girmiyorum.
Geçen yıl Papaz Kaçtı adlı oyunla sahne hayatına başlayan Asuman Dabak Tiyatrosu, bu yıl Ken Ludwig'in yazdığı, Filiz Ofluoğlu'nun çevirdiği ve Haldun Dormen'in yönettiği oyunla perdelerini açtı. Profilo alıveriş merkezinde sahne alan oyunun dekorunu Ümit Birsel, Kostümünü Tomris Kuzu yapmış. Baş rollerde Asuman Dabak, Ufuk Özkan ve Bedia Ener var. Oyunun kadrosu 12 kişilik.é