İçeriğe geç
Tiyatro Dünyası

Eleştiriler

Oyunbaz Martı ile karşınızda…

Yasemin Aktaş ,

Bu oyunu çok duymuş ve gitmeyi de çok istemiştim ama bir türlü vakit bulup da gidemedim. Dolapdere mi, oraya nasıl gideceğim diye düşünüyordum. Çok da uzak değilmiş. Geçenlerde Yurdaer Okur’la yaptığımız söyleşide, kendisi bu oyundan bahsetmiş ve çok beğendiğini söylemişti. Bende gittim, gördüm ve…

-          Duydunuz mu Oyunbaz diye bir grup varmış? Hem de Çehov’un Martısını oynuyorlarmış.

-          Hemen gitmem lazım. Nerde oynuyorlar peki?

-          Bilgi üniversitesinin Dolapdere kampusun de

 

-          Peki, oraya nasıl gidebilirim?

-          Taksimden taksiye binince çok yakın.

-          Hangi günler oynuyorlar. Nasıl haberdar olabilirim?

-          Pazar günleri oynuyorlar. Ama her Pazar değil! Ayrıntıları Tiyatro Dünyası’ndan veya tiyatroyunbaz.com dan öğrenebilirsin. Ben gittim çok da beğendim, bir şeylerde yazdım kendimce bakalım beğenecek misin?

-          Hadi bakalım o zaman…

Çehov dört kadın, altı erkek, tonlarca aşk ve bir göl manzarasından oluşan bir komedi yazmış, Oyunbaz da iyi oynamış.

Birini sevmek ya da biri tarafından sevilmek, duygularına karşılık bulamamak, kendini beğenmek, hayranlık duymak ya da başkasının yerinde olmak, imrenerek bakmak ve elindekilerin değerini bilmeden başka değerler peşinden koşmak… Çehov’a göre basit insanların basit sorunları tüm bunlar. Bu yaşananları bu duyguları kendince komik bir şekilde anlatıyor. Çehov’un komedi anlayışı bekli de biz Türk’lerle pek örtüşmüyor. Komediden çok, acıklı geliyor bana. Komediyi ve hüznü bir arada yaşayabiliyorsunuz. Kendi sorunlarının esintisine kapılmış sıradan insanların küçük sorunlarını nasıl çıkılmaz hale soktuklarını anlattığı bir eser. Bizi savuran bu rüzgâra karşı koyabilecek akılcı çözümlerle, daha akılcı davranışlar sergilenebilecek düzeye gelebilecek mi bu insanlar?  Yoksa “İşte geldik gidiyoruz” modunda devam mı edecek her şey? 20 de iken 90 yaşında hissetmek. 90 da iken kendi hayallerinin peşine düşmek bir umutla. İnsanoğlunun bu bitmez tükenmez tatminsizliği ve isteklerinin sonu yok beklide. Eserlerinde de, küçük düşünen alt sınıf insanlarının büyüttükleri küçük sorunları, düştüğü karmaşayı ele alıyor Çehov. Diğer Çehov oyunlarına göre Martı da komik durumlar daha fazlaydı ama birazda iç burkan yanları da vardı tabi ki.

“Küçücük şeyleri büyüterek kendimizi küçültmüşüz, aşağılamışız kimin umurunda biz bile umursamadıktan sonra…”

Tiyatro Oyunbaz’ı öncellikle tebrik etmek gerek. Ekip çalışmasıyla güzel bir oyun ortaya çıkarmışlar. Abartısız, sade bir dekorla da iyi bir oyun ortaya çıkabiliyormuş demek ki. Oyunda kullanılan müzikler özellikle Türk sanat müziğinin güzide eserlerinin kullanılması bu oyunu bize daha yakın yapıyor, daha çok içine çekiyor bizi. Oyun yaklaşık üç saat sürmesine karşılık izleyiciyi sıkmadan geçiyor zaman. Yer yer dekorun değiştiği bazı kısımlarda, dekorun daha az kullanıldığı sahnelerde görüyorum ki, iyi bir oyun yapmak için dekordan çok oyuncunun yeteneğine, yapabileceklerine ihtiyaç var. Dekor, kostüm ve makyaj Oyunbaz ekibine ait. Her biri çok güzeldi. (Makyajı görünce aklıma ilk olarak Tim Burton’ın filmlerindeki karakterleri geldi.) Aslında makyajla saklamak istediklerimizi ne güzel saklayabiliyor ve yeri geldiğinde bir maske gibi kullanabiliyoruz.

Oyun, oyuncu açısından da kalabalık bir kadroya sahip. Karakterleri tek tek tanıtmakla bitmez ama bahsetmeden de geçemeyeceğim. İrina Nikolayevna( Evrim Şahintürk), onun oğlu Konstantin Gavriloviç (Orkun Yeşim), Konstantin’in aşık olduğu kız Nina Mihaylovna( İpek Türktan), konstantin’in dayısı Pyotr Nikolayeviç (Güray Dinçol), İlya Afanasyeviç( Tolga Şengül), Maşa( Aslıhan Azeri), Boris Aleksiyeviç Tigorin( Tuna Öztuna), Yevgeni Sergeyeviç ( Onur Yıldırım), Semyan Semyonoviç( A. Sinan Cebecigil), Yakov/Sahne İşçisi( Güven Soydan),Hizmetçi/sahne İşçisi( Pınar Akkuzu). Oyunda kullanılan müzikler; erdi bahar, ölürsem yazıktır, lale devri, gitme sana muhtacım, inleyen nağmeler,  şimdi uzaklardasın, summertime… Diye uzayıp gidiyor. Hepsi birbirinden güzel parçalar, oyuna daha yerel daha bizden bir hava katıyor. Işık ve seste emeği geçen Evren Palabıyık, Arda Doğan ve Ali Ulvi Coşkuner’i de tebrik etmek lazım. Bu oyunda tüm oyuncuların emeği var. Çok da güzel bir iş ortaya çıkarmışlar. Çehov sever herkesin bu oyunu görmesi gerek, hiç Çehov oyunu izlememiş birine de Çehov’u sevdirecek bir oyun olmuş. Gidin görün, eminim beğeneceksiniz…

Paylaş X Facebook WhatsApp E-posta

Yasemin Aktaş imzalı diğer yazılar

Yazarın sayfası
Eleştiriler

ŞEHİR TİYATROLARINDAN YENİ OYUN : YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe bu sezon Şehir tiyatrolarının kalabalık kadroya sahip oyunlarından birisidir. Orhan Asena’nın kaleme aldığı bu eserde, Kanuni Sultan Süleyman(Mazlum Kiper) zamanında oğullarının tahta geçmek için yaşadıkları süreç çarpıcı bir şekilde dile getirilmiş. Hürrem Sultan’ın(Berrin Koper) oyunlarına gelen Kanuni’nin ilk eşinden (Gülbahar) olma oğlu Şehzade Mustafa’nın (Doğan Altınel) öldürülmesinden sonra diğer oğulları arasında yaşanan taht kavgası gözler önüne seriliyor.

Röportajlar

Uzun Soluklu Oyunların Oyuncusu Yurdaer Okur ile Söyleşi

Devlet Tiyatrosu’nun uzun soluklu oyunlarında (Leenane’nin Güzellik Kraliçesi ve Benerci Kendini Niçin Öldürdü) rol alan deneyimli oyuncuyla, oyun çıkışında buluşuyorum. Tiyatro izleyicisinin yakından bildiği, tiyatroyu takip edemeyenlerinde televizyonlardan tanıdığı ve sevdiği bir isim Yurdaer Okur. Söyleşi öncesi, onun hakkında araştırma yaparken çok güzel yazılar okumuştum. Söyleşiden hemen önce izlediğim Benerci’deki performansına hayran kaldığımı söylemeliyim (bu söylediğim diğer oyuncular içinde geçerli). Konuşmamız boyunca tavır ve davranışlarıyla, tiyatroya ve sinemaya olan aşkı gözlerinden okunuyor diyebilirim. Keşke sizde orda olabilseydiniz ama yinede üzülmeyin. Bu röportaj, okudunuz zaman gözlerinizde canlandırabileceğiniz gibi capcanlı oldu. Şimdiden iyi okumalar herkese…

Eleştiriler

Sivas ’93- Dostlar Tiyatrosu

“Bu bir eleştiri değil, teşekkür yazısıdır.” Düşündüm de benim ilkokula başladığım yıllarda ( 7–8 yaşlarında ) yaşanan bu olay hakkında, hatırımda kalan pekte bir şey yok. Oyunu izlerken, oyun hakkında bir bilgimin olmamasına üzüldüm, daha doğrusu yaşanan o katliamı hatırlamadığıma üzüldüm. Katliam diyorum, çünkü bir takım insanların dolduruşuna gelen cahil insanlar topluluğunun, hem dinden bahsedip, hem de bu cinayeti işlemesi katliamdan başka nedir ki! On beş yıl tarih açısından çok kısa bir zaman belki de. (Bu yaşananların bir filmden ibaret olmasını isterdim, keşke onca masum insan o şekilde ölmeseydi.)

Eleştiriler

DALGA - DONKİŞOT TİYATRO

Oyunun Amerikada geçtiği nasılda belli. Kendimi Amerikan yapımı gençlik filmi izliyormuş gibi hissettim.Lise çağında kanı kaynayan bir grup gencin yaşadıklarını izliyoruz hep beraber. Lisenin tarih öğretmeni Mr. Rose(Levent Ülgen) o günkü dersinde Nazi dönemi Almanya'sını, o dönemde yapılan soykırımları işler. Öğrenciler de bir türlü anlamam veremezler bu konuya, nasıl oluyorda Naziler Almanyanın çok küçük bir topluluğuyken (Alman nüfüsüna göre) nasıl insanların ses çıkaramadığı, karşı koyamadığı bir güç haline gelirler. Çocuklara karşı çıkmak çok kolay gelirken, Mr. Rose bunun kolay olmadığını, insanların nasıl kendini kaptırdıklarını, bazen çoğunluğun bile azınlığa karşı gelemiyeceğini anlatmaya çalışsada, öğrenciler pek anlamak istemezler...