Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede !

 
         Ana sayfa
         Hakkımızda
         Tiyatro Haberleri
         Yazarlar
         Sahne Arkası
         Forum
         Sesli Yayınlar
         Serbest Kürsü

         Eleştiriler
         Polemik
         Makaleler
         Röportajlar
         Sizden Gelenler
         Tiyatro Oyunları
         Tiyatro Grupları
         Tiradlar
         Kaynak
         Tiyatro Tekstleri
         Duyurularınız
         Reklam Verin !
    

SON EKLENENLER

  Yaz Bitiyor
  Bitlis'te Beşminare
  Köroğlu Operası
  Evet ile Hayır
  Şarkısı Olanın Fırtınası Olacaktır
  Sahip Çıkmak Ama Nasıl?
  Orhan için ATIŞ SERBEST mi gerçekten?
  Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri'ne genel bir bakış
  Orada Bir Köy Var Yakında: Taylıeli
  PROMETHIADE: O Gün - Bir Gün Gelecek Mi?
  AKM Hainliği Zanlısı Şekip Avdagiç… Ayağa Kalk!
  Attempts on Her Life Üzerine
  Yeni Nesilden Bir Reklam Önceki Nesil
  Bre Hain! Biz Seni Bulamadık, Bari Sen Kendi Kendini Bize Yakalat!
  Hayat Kısa Sanat Uzun
  26 Yıllık Lüküs Hayat
  Tuncer Cücenoğlu'nun Che'si - Türk Dramatik Sanatınca Che Guevara
  Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali'nden Tiyatronun Görünüşü
  Sanatta Yozlaşmaya Hayır!
  Nedim Saban ve Tuncay Özinel Mahkemelik Olmuşlar, Haberiniz Var mı?

Ali Erdoğan


Arda Aydın


İsmail Can Törtop


Melih Anık


Parkan Özturan


Nedim Saban


Rengin Uz


Yurdagül Yurtseven


Üstün Akmen

Tüm Yazarlar

Yazar olmak için can@tiyatrodunyasi.com adresine mail atınız..

Tiyatro Dünyası ailesine katılmak
ister misiniz?

Son Eklenen Tiyatro Tekstleri
- Nazlı Sevda
- Dünya'nın Sonunu Beklerken
- Anton Çehov'dan Tek Perdelik 9 Oyun
 

 
 
 

      İstanbul Devlet Tiyatrosu - Profesyonel - Parantez İçindeki Hayatlar
( Melih Anık )
       2/1/2010
 


Sırp Tiyatrosu
Bazı Sırp yazarlar, Sırplara ait tiyatro geleneğinin 8 asırlık bir geçmişi olduğunu belirtiyor ve Sırp tiyatrosunu 1838 yılında yapılan ilk gezici amatör tiyatro ile başlatıyor. Bu asırlık tarih içinde 500 yıl egemenliği altında kaldıkları Osmanlı İmparatorluğu'nu anmadan da edemiyorlar. Genellikle Türk egemenliğinin Sırpların kültürel gelişmesini engellediğini ; Vojvodina’daki özellikle 17.yy dan sonraki gelişmenin de Habsburg’lar sayesinde olduğunu not ediyorlar.
18 yy da Sırp tiyatrosunun babası diye anılan Joakim Vujic’in kurduğu tiyatro (1835-36) önemli bir dönüm noktası sayılıyor. Popoviç (1806-1856) ise büyük yazarların başında anılıyor.
Hatırlatmakta yarar var : Sırp tiyatrosu sırasıyla Alman , Fransız ve Moskova Sanat Tiyatrosu’nun etkisinde kalmış.
Geleneği bu kadar eski olan Sırp tiyatrosunda , 1973 den sonra başlayan milliyetçilik akımları yeni bir tiyatro dünyası yaratıyor elbette.
Duşan Kovaçeviç (1948- ) son döneme damgasını vuran yazarlardan biri. Profesyonel (1990) , Belgrad’da duyulmaya başlayan “yeni” politikanın ve de “özgür ifade” coşkusunun yaşandığı Miloseviç döneminin oyunu. Yani oyundaki yazarı (Teya ) görevine getiren Miloseviç .
Önce Tito sonra Miloseviç dönemlerini yaşayan yazarın oyunlarında bu dönemlerin izlerini görmek doğal bir sonuç kabul edilebilir.
Profesyonel 1992 yılında İngilizce’ye çevrilmiş ve Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de sahnelenmiş. 2003 yılında Kovacevic tarafından filme çekilmiş. Film, 2004 İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışmasında Jüri Özel Ödülü almıştı. Duşan Kovaçeviç, Kusturica'nın Yer altı filminin de senaryo yazarı .
Yazarın (Duşan Kovaçeviç) diğer bir oyunu (İntiharın Genel Provası) bu sezon İstanbul B.B. Şehir Tiyatroları tarafından sahneleniyor.

Profesyonel
Okuduğumda oyunu çok etkileyici buldum . Çıkış noktası zekice. Sosyalist rejimlerin ayrılmaz ikilisini (aydın ile polisi) karşı karşıya getiriyor. Yazıldığı dönemi düşündüğünüzde sanki çatışan iki taraf arasında bir “uzlaşma” aranıyor . Ya da çatışan taraflar , yazarın rahipliğinde “günah çıkarıyor”. Yan odadan gelen eski düzenin sesleri bu yeni düzen içinde duyuluyor hala ; odaya girip çıkan sekreter olanlara şaşkınlıkla , anlamaz bir şekilde bakıyor ; odaya dalan eski düşüncenin kalıntısı “kaçık” ( eskiyi aramak deliliktir!) karşısında polisi buluyor. Bu karşılaşma aslında polisin kimliğinin de onaylanması , yazar(ve de seyirci) gözünde. Polis hala eski düzendeki saygınlığını (?) korumakta. Aydın , sekreterinin gerçeğini bilmiyor . Oyun sonunda sekreter onu terk ediyor. Polisin oğlu şimdi babasının yıllarca hizmetkârı olduğu düzenin kurbanı . Polisin değişmesi belki de bu nedenden dolayı.
Gerek polis ve gerekse yazar “eski”den bütünüyle kurtulmuş değiller. Birbirlerini anlamak için çaba gösterecekler. İki taraf da bir enkaz içinde, kendi tarihlerini birbirleri üzerinden anlamlandıracak. Zira yaşadıkları geçmişte ortaklıkları (!) vardı bir türlü.

Geçmiş hayat hikayelerine sahip çıkamamışlar geleceklerine nasıl sahip çıkacak ? Esaretimizden ancak “Profesyonel”ce düşünerek (aklımızı kullanıp , duygularımıza yenilmeyerek, kendimizi farkederek) kurtulup geleceği yaratabiliriz.

Oyun, seyredenlere de politik olarak bu tabu olan konunun serbestçe konuşulduğunu gösterme; eski dönemle dalgasını geçerek halktaki (oyunun yazıldığı yıllarda) gerginliği de alma amacında sanki.

Parantez İçi Hayatlar
Parantezin bu oyunda önemli bir rolü var. Bir bakışla parantez içindeki hayatların hikayesidir Profesyonel . Yaşanmamış, takip edilen, başkasının bildiği, bilinmezse de olabilir, bilinirse iyi olur vb hayatların yani parantez içine alınmış hayatların, hayat bölümlerinin,anların vb..

Yazar parantez içlerini vurgularken bir yandan teatral bir söylem yaratmaktadır.

İlk İz-lenim
Her roman,hikaye,oyun ilk okuduğunuzda bir iz bırakır. Bir süre sonra aklınızda ve kalbinizde kalan bu izin yerini ve konumunu koruduğunu anlarsınız. Zaman içinde değişen, aklın egemenliği altına girmeye başlayan, ilk heyecanını yitiren duygularınızdır. “Profesosyonel”leşirsiniz.
“Ayni toplumda yaşayanlar -kurt ya da kuzu olmaları farketmez- benzer toplumsal kaderi paylaşırlar. Ayni toplumda yaşayan insanlar için iyi ya da kötü görecelidir. İçerden farklı olan dışardan bakıldığında hüzünlü bir şarkı gibidir . Bir gün gelir ki insan yaptığından anlamlı bir sonuç çıkarmaya çalışırken bir başkası hiç bilmediği bir hayatın sahibi olduğunu fark eder. İnsan hayatın kuklasıdır” gibi mesajlar elbette çıkarılabilir bu oyundan. Nasıl algıladığınıza bağlı. Bence kurt kurttur kuzu da kuzu.
Kovaçeviç , Profesyonel ile hoş bir masal kurgulamış ve anlatmış. Araya sıkıştırdığı önemli eleştirileri de estetik bir paketle sararak sunuyor seyirciye . Eser , tiyatro metni olarak da dengeli ve edebi.
İlk okunduğunda bıraktığı iz, her okuyanda (bendekinden de) çok farklı da değildir.
Sahnelenmiş Profesyonel ise seyirci dikkate alınarak yapılmış bir çalışma. Daha doğrusu yönetmenin varsaydığı seyirciyi sıkmamak , güldürmek için yaptığı bir deneme.
( Yönetmenlerimiz kafalarındaki bu seyirci profiline çok takılıyorlar. Devlet Tiyatrosu gibi gişe kaygısı olmayan bir tiyatroda neden yapılır bilmem.)

Zaman zaman kuşkuya düşsem de “Profesyonel” olan tiyatrocularımızın “mutlaka, elbette , kesinlikle” bir bildikleri vardır diye düşünüyorum. O zaman da sahnede ortaya çıkanın “taammüden” yani düşünülerek ,bilerek yapıldığını çıkarsamamız gerekiyor ki o daha da acı . Çünkü şu mesajı çıkarıyorum : “Bu seyirci gülmek ister. Biz de güldürelim.” “Böyle yaparsak onlara ulaşabiliriz” de var tabi. Ama metnin hakkının verildiğini söylemek zor.
Oyuna “Acıklı Komedi” denilmiş. Yönetmen, acıyı Teya (yazar) , komediyi de Luka(polis) ile bedenselleştirmiş. Ancak acı ve komedi birbirinden ayrılacak gibi ve de karakterler de bölünecek gibi değil. Oyunda anlatılan hikaye, acıklı ve komik.
Yönetmen bu oyundan orta oyunu, commedia dell’ Arte ; Efendi ve uşağı Abdi , Karagöz-Hacivat , Lorel-Hardy , Şarlo çıkarmayı denemiş . “Gıdıklayarak güldürmeye” indirilmesi , bu oyunu hafifletmiş ; repliklerdeki sözler ve durumlar güme gitmiş.
(Yıllar yıllar önce rahmetli Cevat Kurtuluş’un Ağlayan-Gülen Şarkı parodisini hatırladım. O da beni güldürmezdi.)

Oyun Başlarken
Oyunu okumuş oyunun kadrosuna bakmış da gelmişim. Işıl Kasapoğlu yönetmiş , Bülent Emin Yarar(polis) ve Yetkin Dikinciler(yazar) oynuyor. Hepsi “Profesyonel” ! Daha ne olsun !
Oyun başlamadan yakın çevremdekilere oyunu övdüm.

Oyun Başladı
Dikkat gerek diye not düştüğüm parantez içlerinin seslendirilmesi , bana daha ilk 5 dakikada nereye gittiğimizin sinyallerini vermeye başladı . Ve sonra Luka Yoldaş (Bülent Emin Yarar) girdi sahneye. İlk replikler… Oyundan çıktım (Kafaca tabii…Bedenen ordayım da…) Soluk alıp döneceğim(!)
Metinde “gülümsedi” diye geçen jesti, Yarar , geniş bir kahkahaya , genizden gelen kıkırdamaya , küçük çığlıklara , “geniş” ve yayvan gülüşlere vb dönüştürmüş. Benzerlerini Jerry Lewis , Jim Carrey , Lorel Hardy vb filmlerinin seslendirmelerinden ; Türk filmlerinin “aptal uşağı” Cevat Kurtuluş’dan ve Yarar’ın Çayhane’de canlandırdığı karakterden hatırlıyorum.
Hepsinde ortak olan, “komik” karakter “komik” konuşur anlayışı . 20 yıla yakın polis olmuş ve belki de gireceği ameliyattan çıkmayacak bir dedektif , Yarar’ın yorumu ile çağdaş bir “palyaço”ya (“Abdi” belki) dönmüş. Teya da (Dikinciler) da karşı karakteri oynuyor.
Luka , sahneye girer girmez gülmeye başladı ,oyun boyunca güldü. Oyunun sonunda da ağladı ve gitti. Başlangıçta uçlara taşınmış bir karakteri oyun boyunca “yönetmek” çok zor. Oyunun sonlarında ayakta duramayacak kadar sarhoş ve ne dediği anlaşılamayan bir zavallı çıkıyor Luka’dan.
Işıl Kasapoğlu’nun gelenekselden (orta oyunu, commedia dell'Arte) izler taşıyan bir sahneleme yaptığı ; aptal uşak Abdi’vari bir karakterin sahneye girişinde kullandığı müzikten , tercih ettiği oyunculuktan hissediliyor.
Bu yeni yorumu ile Yoldaş Luka’ya, geleneksel tiyatromuzdaki aptal uşak Abdi denebilir ama o bile abartılı konuşma biçimi dışında bu kadar “kurmalı kahkaha makinası” değildir.
Bu yorumun Profesyonel’e yakışmamış olduğunu düşünüyorum.Oyun boyunca ayni durum sürdüğü için de oyunun içindeki en anlamlı anlar yok oluyor.
Bülent Emin Yarar şu sıralarda FOX-Tv de çok tutulan Arka Sıradakiler dizisinde ciddi ve duygusal , örnek bir öğretmeni canlandırıyor. Bana öyle geliyor ki bu oyunda ciddi oynarsa dizide canlandırdığı Kemal öğretmeni hatırlatır korkusu ile bu yolu denedi . Bu aşırı ucun, oyuna zarar verdiğini umarım fark eder. Işıl Kasapoğlu’nun duruma müdahale etmeyeceğini düşünmediğim için, Yönetmen ile müştereken kararlaştırılan bir yorum bu.
Ama bir tv dizisinin oyuncuya verdiği zararı da bu vesile ile görmüş olduk . Bülent Emin Yarar gibi iyi bildiğimiz bir oyuncu bu yorum ile salt kendine değil oyuna da zarar vermiş.

AÇ PARANTEZ Aşağıdaki kısım oyunu okumuşlar ve seyretmişler içindir :
Yazar oyunun başlarında Luka’ya “Bir de dram(Acıklı Komedi) var çantamda” dedirtirken oynanan bu oyunu kasdediyor. Yönetmen oyun yazılmış gibi yorumlamış.(?) Ve parantez içlerini de oyuna dahil etmiş , oynatmış. Oysa bu oyun, parantez içleri eklenerek , oyun sonunda yazılmaya başlanacak. Luka “oyun çantamda” derken kayıt makinesinin çalışmakta olduğu ima ediyor . Gerçekten de kayıt makinası çantadan çıkıyor. Dolayısı ile zaten henüz yazılmamış bir oyun için yazarın parantez içlerini konuşması anlamsız. Oyunun temposunu da ve seyirciyi de aptal durumuna düşürüyor.
Örneğin “Yanıma yaklaştı, elini omzuma koydu , gülümseyerek yüzüme baktı” repliğinin aynisi hareketle tekrarlanacaksa oyuncuya söyletmenin anlamı ne?
Ama parantez içindeki “reddettiyse sözcüğünü özellikle vurguladım” , karakterin duygularını anlattığı için gerekli. ”Trenden inmiş bir yeğeni andırıyordu gerçekten” ise size kalmış.
Öte yandan oyundaki yazara söyletilen “Her insan sözcüklerin ardına saklar düşüncelerini. Bu sözleri kim söylemiş…” sözleri de parantez içinde verilmemiş. Oysa yukarıdaki örneğe göre parantez içinde olmalıydı. Yazarın(Kovaçeviç) da bu konuda tutarlı olduğunu söylemek zor.
Bu nedenle oyunun bu anlamda yeniden “okunması” , hareketle zaten belli olacak parantez içlerinin söylenmemesi ; hareket anlatan repliklerin çıkarılması ; hareketle ifade edilemeyecek duygu ve düşünce belirtilen repliklerin seslendirilmesi doğru bir yol olacaktır. Bazı sahneler, hareket seslendirmesi ile çok kesiliyor. (Kaçık sahnesi) Onlar da birleştirilebilir.
Şimdi “Bu oyunda parantezler ile yazar(Kovaçeviç) özel bir söylem denemiştir. Tiyatro, “gibi yapmaktır”” gibi itirazlar yükselir ;“Yazar, çapraşık bir anlatım ile yanılsamayı ortadan kaldırmaktadır” hükümleri ile dudak kenarları istihza ile hafifçe bükülür; “Oyun her akşam yeniden yazılmıyor ki !. Herkes bunun oyun olduğunu biliyor! ” denilebilir.
Bu sorun, oyuna dışarıdan bakan bir yönetmen ilavesi ile çözülebilirdi. Örneğin bir yönetmen dışarıdan hareket verse , oyuncular da onun direktifine göre hareket etseler daha anlamlı olurdu. ”Parantez”in hakkı da verilmiş olurdu. (Örneğin Kaçık rolüne çıkan oyuncu bu yönetmeni de oynayabilirdi) KAPA PARANTEZ

Oyun, ortasından itibaren düşmeye , temposuzlaşmaya başlıyor.Sonlara doğru bitse de gitsek havası hakim oluyor. İşte tam o sıralarda yanımda oturan hanım bana doğru eğildi ve “Ara var mı?” diye sordu. Ben “hayır yok” dedim. Yanında oturan ve oyun boyunca tepkisiz yerinde “çakılmış” adamı “Bitiyormuş” diye fısıldayarak "yatıştırdı".

Sekreter(Gülen Çehreli), Kaçık(Cenap Oğuz) , oyunculukları hakkında fikir beyan etmenin zor olacağı kısa rollerinde görevlerini yapıyorlar.
Dekor (Nurettin Özkönü), Giysi Tasarımı(Gülümser Erigür), Işık Tasarımı(İ.Önder Arık) oyuna emeği geçen diğer kişiler.
Müzik(Cenap Oğuz) -yönetmenin özel bir yönlendirmesi var mı bilmiyorum ama- gerek bir türlü ayarlanamayan ses yüksekliği gerekse oyun bütününü sarmalamayan seçimleri ile gelişigüzelmiş izlenimi veriyor. Örneğin “insanın serseme çeviren bir şarkı çınlıyordu bitişik odada” açıklaması sırasında okunan anne mektubuna duygusal bir fon koymak bu tercihin bir yansıması.
Metinde oyun boyunca yan odadaki müzik devam ediyor . Müzik , eski düzenin yenisi üzerindeki baskısını hissettirmeli.
Polisin sahneye girişindeki müzik geleneksel tiyatro izi taşıyor ama oyun içinde tutarlı bir seçim olduğu hissini vermiyor.

Gerçekten gülenler oldu. Hatta ayağa fırlayıp alkışlayanlar. (Oyunun ilk gecesinde hepsi de oyuncuların akrabası, arkadaşı, öğrencisi değildi ya. )
Daha perde kapanmamış alkışlar sürerken oyun başında oyunu övdüğüm kişilere uzaktan el sallayarak ve gözlerine bakmamaya çalışarak salondan kaçtım. Onlar da benim gibi “nezaket alkış”larını bırakmış, toparlanıyorlardı.

Melih Anık
http://melihanik.blogspot.com/

Not : Herşeye rağmen oyunu hala görmek isteyecekler için konuyu ve sürprizlerini anlatmak istemedim.
Yazıyı yazarken basında çıkan söyleşi vb yazılardan okuduklarıma şaşırdım. Bana öyle geliyor ki söylemek istenenler “sabit” ve uysa uymasa da bu “sabit”i yinelemek hoşumuza gidiyor.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu Yazıyı TAVSİYE ET!


Yorumlar

İpek Seyalıoğlu

2/7/2010 

Sayın Melih Anık,
Yazınızı okurken şaşkınlığa uğradığımı belirtmek isterim. Her perde açıldığında o geceki seyircisiyle birlikte varolan tiyatroyu sıradan bir televizyon dizisi izler gibi eleştirmeniz bana pek profesyonelce gelmedi açıkçası. Sanırım oyunu aynı gece izlemedik. Belki de bir tv seyircisi olmadığımdan sizin Fox TV’de seyrettiğiniz Bülent Emin Yarar’ın oynadığı karakter üzerinden onun bu oyundaki performansını değerlendirmeniz oldukça garip. Bu da televizyonun, eleştirmenlerin oyun eleştirilerine verdiği bir zarar olsa gerek. Bülent Emin Yarar kendisini bir saniye bile esirgemeden bütün varlığıyla sahnede eşsiz bir oyunculuk sergilerken ben de soluk almadan ve tek bir saniye bile oyundan kopmadan izledim onu. Ayrıca oyunu değerlendirirken de sanırım biraz fazla indirgemeci davranıyorsunuz. Sizin dediğiniz gibi Luka ve Teya karakterlerinin bir zıtlığı temsil ettiğini sanmıyorum. Tam tersine bu oyun daha çok bir yazarın (Teya’nın) düşünme biçimiyle (ki parantezler tam da bunun için gerekliydi), onun hayatını yakın takibe almak zorunda kalan birinin (Luka’nın) kendi düşünme biçimininin ve Teya ile ilişkisinin zamanla değişmesi üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum. Teya’nın iktidara geldikten sonra kendisiyle yüzleşmesi ise elbette yabana atılacak gibi değil. Hatta içinde yaşadığı koşulların, yazarı, kırkıncı yaşında kendisiyle yüzleşmesine çaresiz itişi gibi bile yorumlanabilir oyun; bu durumda Luka da Teya’nın kafasında yarattığı bir karakter olarak görülebilir. Oyunda daha çok kim kimin hayatını, kim kimin oyununu yazıyor gibi bir soru benim en çok kafamı kurcalayan soruydu örneğin. Sahneleme adına da sizin önerdiğiniz gibi oyuna bir dışarıdan yönetmen ilavesi ise hem kolaycı bir buluş olurdu hem de oyunun bütünlüğünü ve dengesini bozardı. Kurt kurttur, kuzu da kuzudur derken de gerçekten bir polis dedektifi gibi yaklaştığınızı düşünüyorum oyuna, oysa kurtların kuzuya, kuzuların kurtlara dönüşmesi daha ilgi çekicidir. Son olarak bu oyundaki oyunculukta tam olarak nerede commedia dell’arte ya da ortaoyunu özellikleri gördüğünüzü daha açık yazarsanız memnun olurum çünkü nedense oyuna kendimi o kadar kaptırmışım ki bunları görme şansım olmadı. Siz belki bu oyunu bir daha görmek istemeyeceksiniz ama ben oyunu seyrettikten sonra ne zaman ve kimlerle birkaç kez daha Profesyonel adlı oyunu göreceğimi düşünmeye başlamıştım bile.
İpek Seyalıoğlu

 

Nilgun Dönmez Y.

2/13/2010 

Sanırım sizinle aynı oyunu seyretmedik (!) Oyunla ilgili yazdıklarınızı okuyunca hem oyunculara, hem yönetmene yönelik eleştirilerinizin hiçbirine katılmadığımı ve herkesin bu oyunu bir kez değil, bir kaç kez seyretmesi gerektiğini bir seyirci olarak yazmak ihtiyacı duydum.

Oyunda bir seyirci olarak beni rahatsız eden sadece bir tek nokta oldu. Keşke oyun yazarın -Son- repliği ile bitseydi ve nefesimiz kesilerek izlediğimiz gösteri yine o coşku ile tadı damağımzıda bitebilseydik. Bunun dışında bence muhteşem ötesi bir oyun ve oyunculuk sergilenmiş, emeği geçen herkesin emeğine sağlık.
İyi seyirler...

 

Melih Anık

2/16/2010 

Sayın İpek Seyalıoğlu,
Yorumunuz için teşekkür ederim.
www.melihanik.blogspot.com adresindeki “100 Yazıda Düşüncelerimi Paylaştım.”Eleştiren”, ”Eleştirmen”” başlıklı yazımda , yorumunuzda değindiğiniz bazı hususlara cevap bulacağınızı umuyorum.
Ayrıca oyunu , yönetmen ve oyuncularla yapılan söyleşileri , oyunu İngilizceye tercüme edenin anılarını ,yazarın diğer oyunlarını,Sırp tiyatrosunu ve de yazımı yeniden okumanız da yararlı olacaktır.
TV dizileri , ülkenin ve tiyatronun aynası durumundadır . TV seyircisi olmadığınıza bakarak , ilgili ifademin tarafınıza tam olarak ulaşmasında eksiklikler olmasını doğal karşılıyorum. Ara sıra da olsa tv’deki dizilere göz atmakta yarar vardır. Fikir sahibi olabilmek için bir bölümün tümünü seyretmek gerekli değildir, özet bile yetebilir.
Böylelikle, kurt , kuzu, detektif, parantez , orta oyunu , yönetmen ilavesi , karakterlerin zıtlığı ,Sayın Yarar’ın yorumu vb hususlar , yazımdaki anlamları ile size görünmeye başlayacaktır.
Ama o zaman bile farklı düşüncelerde olmamız olasılığı çok yüksektir. Bu da sanatın iyileştirici , geliştirici gücüdür, yararıdır, güzelliğidir.

 

Ahmet Savaş Özpınar

3/28/2010 

Yorumunuz beni şaşırttı. Son dönemde seyrettiğim en iyi oyun ve tanık olduğum en iyi iki oyunculuk performansına tanık oldum. Belki küçük müzik seçim veya fazladan söz hataları olabilir ama bu, oyunun büyünü içinde riyor ve bence dehşetli, her ülkenin yapısına uyan bir ’düzen’ eleştirisini gayet güzel ortaya koyuyor. Yarar ve Dikicile’in performansları dudak ısırtıcı. Tek aksayan noktaya, daha vurucu bir final beklerken, yanlış yerde kullanılmış ve seyirciyi alkışlamaya yönelten -son- repliğinde buldum. Bunu son replik zanneden seyirci, Teya’nın işaretiyle, alkış sesleri arasında duyulmayan kayıt cihazındaki sesi dinlemeye başlıyor ve oyun böyle bitiyor. Finalin son saniyeleri gözden geçirilmeli sadec. Ötesi, takdire şayan. Haksızlık etmişsiniz bence. Saygılarımla...

 

Ergin Sevinç

4/9/2010 

Sayın Melih Anık’ın yorumunu okuyunca -oh be, demek ki onca alkis arasinda tek begenmeyen ben degilmisim- hissini aldim.

-Profesyonel- eserini önce okuyup sonra Devlet Tiyatroları’nda seyretmiş biri olarak ben de aynı hayal kırıklığını yaşadım. Bu bir -yorum farkı- olamaz diye düşündüm. Ornegin Luka Laban’ın bu şekilde gülünç hale sokulması çok rahatsız edici. Evet eserde kara-mizah ve espiri ogeleri var ama kesinlikle tiyatro oyunundaki gibi -gulunc mimikler- araciligiyla gerceklestirilecek sekilde degil.

-Profesyonel- oyununun yazar tarafindan cekilmis ve 2004 yilinda Istanbul Film Festivali’nde Juri Ozel Odulu alan bir de film versiyonu da var. Meraklisina o filmi gormelerini tavsiye ediyorum.

 


YORUM YAZ
Adınız :

İsim Yazılmamış Yorumlar Onaylanmayacaktır !

yorumunuz

En çok okunan 40 Yazı

- KONSERVATUAR SINAVLARI HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
- Konservatuara Hazırlık
- Röportaj : Bennu Yıldırımlar
- KADIKÖY'ÜN HALDUN TANER'İNE BİR DAMLA GÖZYAŞI
- YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ (Çalgılı, Şarkılı Oyun) - İstanbul Şehir Tiyatroları
- Sermiyan Midyat Söyleşisi
- İsa Karslı'dan Konservatuar Adaylarına Bilgiler
- Tiyatro Yüzleşme ile Söyleşi
- Müjdat Gezen'den: MUSTAFAM KEMALİM
- Keşanlı Ali Destanı
- Üç Kızkardeş - İstanbul Şehir Tiyatroları
- Röportaj : Nejat İşler
- TİYATRO YAPMAK
- KAÇ BABA KAÇ - Sadri Alışık Tiyatrosu
- Oyunun Oyunu - Yasemin Yalçın Tiyatrosu
- Tekrar Çal Sam – İstanbul Şehir Tiyatroları
- Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu ve Çeşme’nin Anfi(!) Tiyatrosu…
- 9 AY sON GÜN - Tiyatro Oyunbozan
- Bülent Emin YARAR - Söyleşi
- Kürklü Merkür - Tiyatro Dot
- Tek Kişilik Şehir - Ankara Devlet Tiyatrosu
- Bernarda Alba'nın Evi - İstanbul Şehir Tiyatroları
- Kuva-i Milliye Kadınları - Konya Devlet Tiyatrosu
- Leonce ile Lena: Entelektüel Atraksiyon - Festivallik Oyun
- KONSERVATUVAR EĞİTİMİ ŞART MI?
- Oyun Atölyesi - Testosteron: Soytarılar Panayırı
- Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler - Oyun Atölyesi
- OYUN YAZMA TEKNİĞİ
- HARCANAN BİR ÇEHOV OYUNU: ÜÇ KIZ KARDEŞ
- Haldun Dormen Söyleşisi
- Şehir Tiyatroları Ticketturk'e Teslim mi Edildi?
- Ben Artist Olmak İstiyorum - Bursa Devlet Tiyatrosu
- “YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ” OYUNU ÜZERİNE BİR ELEŞTİRİ DENEMESİ !
- Genco Erkal’ın bu oyununu izlemek, aydınlığa ibadettir: Sivas’93
- Koca Bir Aşk Çığlığı - Aysa Prodüksiyon
- Altı Haftada Altı Dans Dersi: Sıcacık bir dostluk öyküsü
- Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye Oyun Eleştirisi ve Naşit Özcan Röportajı
- KANTOCU - İBB Şehir Tiyatroları
- Çılgın Dünya
- AKLIN AŞKLA ÖRTÜLMESİNİN ESKİMEYEN ÖYKÜSÜ: “LEYLA İLE MECNUN”
  Sonraki ve Önceki Yazılar

- Bırakın Yıldızlar Avuçlarında Kalsın...
- Tiyatroma Dokunma
- Karagöz Türkiye'ye Çin'den mi geldi?
- Shakespeare'den Alıntılar ile -Bana William Deyin-
- Bu Sezonun Bir Başka Shakespeare Kolajı: Aşk Sözleri
- Konya Devlet Tiyatrosu'nda Tomris Çetinel Resitali: Gılgameş
- ABT Üçlemesi
- Tiyatroma Dokun
- Gerçek Oyuncu Aslına En Uygun Biçimde -Gibi- Yapandır
- Dişil ve Eril Dengede "BİZ"
- Papaz Kaçtı - İskele Sanat ve Kültür Derneği Tiyatro Topluluğu
- Karagöz Geri Döndü
- Keserken kendini bileyen bir bıçaktı
- Ben Patronum - Aksanat Yeni Kuşak Tiyatro'ya ve Mehmet Ergen'e Yakışmadı…
- Melih Anık’ın -Ben Patronum- ile ilgii yazısına Mehmet Ergen’den cevap
- Tiyatro Kedi, tiyatrokare ve Talimhane Tiyatrosu Artık Rüştü Uzel'de
- Kafes'in İçindekiler ve Dışındakiler
- Euripides, Bakhalar ve Baküs
- Olmadı Sayın Anık
- Gül'e Ağıt - Darülbedayi Çıkmazı - Özlem Türkad
- Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Sahnesi'nde Yetişkinlerle Çocukların Boks Maçı: Büyüyünce Ne Olacaksın?
- Arkadaşlarıma Güzelleme
- Tiyatro Gününde Perdeler Kapansın
- Dünya Tiyatro Günü'nde Hadi Çaman'a 2. Mektup
- -Ben Patronum- Diyen Mehmet Ergen'e Cevap: Köpürmeyin Sayın Ergen!
- Pıtchfork Disney / Korku Tüneli
- Gibi Yapanlar Perdelerini Son Kez Kapattı!
- Kafka'nın Davası
- Hizmet Etmeyi Kabul Etmeyin ya da Başınıza Geleceği Kabullenin: Mefisto
- Geçmişten Günümüze Yayınlanan En Güzel Tiyatro Bildirileri
- Tamer Levent Gene Sahnede ve Gene Yüceliyor: Yalancının Resmi
- Kemal Başar'dan Postmodern Bir Uyarlama… Romeo ve Juliet
- Artık Hiçbir Yer... (Oya Palay)
- Yiğit Sertdemir'den bir Çığlık: Fail-i Müşterek
- APARTMAN ya da Yalnızlığa Atılan Düğüm
- Tiyatroda Oyun Seçimi ve Anlamı Üzerine bir Deneme…
- Tiyatro Sezonu Sona Ererken - Bitsin Bu Boşvermişlik!
- Gizli Aşk, Aşkın Gizli hali ya da; Rita
- İmza Kampanyası - Tiyatrocu Kadınlar Siirt'te Yaşanan Olayı Protesto Ediyor!
- Amatör
 


 

 

Popüler Tiyatro Oyunları
Lüküs Hayat
İstanbul Efendisi
Aşk Sözleri
Basit Bir Ev Kazası
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Kibarlık Budalası
Üç Kızkardeş
72. Koğuş
Kaygan Zemin
39 Basamak

Merak Edilen Tiyatro Oyunları
Kibarlık Budalası
Üç Kızkardeş
Basit Bir Ev Kazası
Baş Belası
Lüküs Hayat
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
39 Basamak
Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler
İstanbul Efendisi
Tatlı Kuş (Çocuk Oyunu)

Son Eklenen Tiyatro Oyunları
Bir Yaz Gecesi Rüyası
Dünyanın Ortasında Bir Yer
Devr-i İstanbul
Leyla'nın Evi
Çelik Manolyalar
Sokağa Çıkma Yasağı
Gül'e Ağıt
Dava
İstanbul Hatırası
Yüzleşme

Popüler Sanatçılar
Hayran Olunan Sanatçılar

Popüler Tiyatro Grupları

İstanbul Şehir Tiyatroları
Oyun Atölyesi
İstanbul Devlet Tiyatrosu
Tiyatrokare
Tiyatro Kedi
Bakırköy Belediye Tiyatroları
Kent Oyuncuları
Semaver Kumpanya
Altıdan Sonra Tiyatro
Tiyatro Oyunbozan
Sadri Alışık Tiyatrosu
DOT
Dostlar Tiyatrosu

Sesli Yayınlar
Metin Serezli Söyleşisi
Hakan Gerçek Söyleşisi
Sevinç Erbulak Söyleşisi
Livane Kültür Güncesi-Tiyatro Sohbetleri 2
Nedim Saban Söyleşisi
Tüm Yayınlar

Google Groups
Tiyatro Dünyası
e-posta grubuna üye olun

e-posta:
                       

Grup Sayfasını ziyaret edin


Tüm Tiyatroların
Oyun Programları

 
   
Linkler
Mail Grubumuza Siz de Üye Olun !!

Tiyatro Dünyası'nı ayda yaklaşık
180.000 farklı kişi
ziyaret ediyor
ve 500.000'den fazla sayfayı inceliyor!

 
www.tiyatrodunyasi.com sitesinde yayınlanan tüm yazılar tamamen yazarların kendi görüşlerini yansıtmaktadır.
Yazıların hiçbir bölümü tiyatrodunyasi.com'un ve site editörlerinin görüşleri olarak değerlendirilemez...
Yazıların içeriğine ait doğacak tüm yasal yükümlülükler yazara aittir.
 
 
 Tiyatro domain Webmasterim.Com
Çok Arananlar    ..