Ali Erdoğan, Özgürlük Parkı'nda gerçekleştirilecek olan Kadıköy Tiyatro Festivali'ne katılım için yaptığı müracaat kabul edilmeyince “Emeğime Biraz Saygı İstiyorum” başlıklı bir yazı yazmış....
Elbette ki müzik evrenseldir, kültürler birbirinden etkilenir. Fakat Âşık Veysel’in uzun ince yolundan gitmeden, Frank Sinatra’nın my way’ine saparsan yozlaşırsın.
Ne zaman çekirdekselle (nükleer) ilgili bir sözcük duysam, gözlerimin önüne belgesellerle atom bombası gelir öncelikle.. ABD’nin Enola Gay adlı uçağından 6 Ağustos 1945’te “Little Boy-Küçük Çocuk” adı verilen ilk atom bombası...
Belediye Başkanı Ahmet Akdeniz, Bayram Karagül, Birgül Karagül ve Gürhan Arıtürk başta olmak üzere, katkı verenlerin iyi niyet ve özverilerinin harmanlandığı çok başarılı bu Organizasyon sırasında bir kültür merkezinin temeli atıldı, beş de oyun seyredildi.
29-30 Mayıs 2010 tarihlerinde 17. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında ,Piccolo Teatro ve Teatri Uniti’nin ortak yapımı , Carlo Goldoni’den Tatil Üçlemesi ismi ile sahnelenen oyun ile ilgili 3 eleştiri okudum.
Özgürlük Parkında gerçekleştirilecek Tiyatro Festivaline YOLUMUZU BULALIM adlı komedi oyunumla KABARE DEV AYNASI adına başvurmuştum. Yetkililer herhalde “Eh bu nasıl olsa yolunu bulmuş bunun oyun oynamasına gerek yok” diye düşünmüş olacaklar ki oyunumu festivale uygun görmemişler
Hayat, degradedir. İyi bakın göreceksiniz. Gridir, yeşildir biraz, biraz kırmızı ve daha bir sürü. Hayat Beşiktaşlı değil, Çarşı bu yüzden hayata karşı. Dolayısıyla Beşiktaşlı’lığın alemi yok. Orta yolu bulmalı, zemini kaydırmadan, kurumlara işlevini kazandırmalıyız...
Oyunun baş kahramanı Prospero , kullandığı büyü kudreti ve hükmettiği cinler vasıtasıyla oyundaki tüm olayları kontrol ediyor. O ne derse o oluyor yani. Ayni bir “yazar” gibi...
CERVANTES tiyatro alanında Lope de VEGA ile CALDERON’un eriştiği başarıya ulaşamamış ama “ altın çağ”ın yaratıcıların arasına girmiştir. Cervantes’ten başta SENECA olmak üzere klasik oyun yazarları, çağdaşları İtalyan yazarlarının pek çoğu doğrudan etkilenmiştir...
Türk Sanat Müziğinin büyük bestekârlarından Sadeddin Kaynak 1961 yılında vefat etti. Yüzlerce eserin bestekârı Kaynak , özellikle Mısır kökenli filmlere hazırladığı Türkçe şarkılarla, tiyatrocularımız için ilham verici bir örnektir...
4 Haziran’da THY uçağı ile Moldova Kişinev Havaalanı’na bir saat on dakika gibi kısa bir sürede indiğimizde şaşırmadım dersem yalan olur. İstanbul’a bu kadar yakın bir mesafede olduğunu bilmiyordum doğrusu Moldova’nın. İlk kez geliyordum bu ülkeye…
Yakında konservatuarlara giriş sınavları başlayacak..Bir alo daha geliyor. ”Buyurun, ne istiyorsunuz?” deyince, o şimdilik yüzünü görmediğim genç kız, “Siz Atları da Vururlar filmini biliyor musunuz?” diye bir giriş yapıyor, beni biraz şaşırtarak...
Her oyun oynayan kurum tiyatro değildir. Tiyatro, başlı başına bir işletmedir. İyi de bu işletmeleri kim idare edecek? Elbette kimse. Uçara kaçara konservatuar ya da tiyatro okulu açacağımıza, üniversitelere “tiyatro işletmesi” başlıklı kürsüler kurmak zorunda olduğumuzu, ne zaman fark edeceğiz?
Yaşamın durduğu anlar vardır, işte o anlardan biriydi.Dışarıda soğuk, puslu bir gece. Şan Tiyatrosu. Işıklar kararıyor.Tek spotun aydınlattığı sahnede şarkısına başlıyor: Çok sevildim, hem de çok sevdim.Kimine göre, çılgınlar gibi...
Ülkemiz AB üyeliği için ciddi bir savaşım vermektedir yıllardır. Ancak; AB üyeliğinin yanında olalım olmayalım, yapılan girişimler gerçekleşemeyecek gibi görünüyor yakın zamanda.
Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün önderliğindeki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği koordinasyonunda, 2008 yılında İstanbul üniversiteleri arasında bir tiyatro şenliği düzenlendiğini biliyordum.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren 13 bölge tiyatrosundan biri olan Trabzon Devlet Tiyatrosu, 7 Ekim 1987 yılında Necati Cumalı’nın “Boş Beşik” adlı oyunuyla ilk kez perdelerini açmış...
ve aç çocukların dargın yüzlerine benzeyen elleriniz “Fail-i malũmken, meçhul edilen olaylar yaşanırken biz neredeydik?” Gözümüzün önünde oynanan bir oyun “seyrediyoruz” “müşterek”en...
Şimdilerde, sahnede İzzet hanımı yaşar kılan Oya Palay, çok yakın bir tarihte yitirdiği annesi Özen Tutucu'nun ardından, yaşadığı büyük üzüntüye rağmen, çok başarılı bir kompozsiyona imza attığının, ayırdında...
Bir metnin sahnelenmesi ne kadar zor ise onu kalıplarından soyutlaştırıp düş gücünü katarak sahneye uyarlamakta bir o kadar zordur. Klasik bir metne modern, modern bir metne klasik bir yorum getirmek yönetmenin yorumuna bağlıdır...
Kuruluşundan bugüne on altı yıl geçmiş, ah ne yazık, ne yazık ki bana ilk kez Mask-Kara yapımı bir oyun izledim. Farklı bir yazar ve değişik bir oyundu izlediğim...
Tatlı su aydınlarının uzun zamandır görmekte olduğu o tatlı düşün penceresini gerçekliğe açıverdi İskender Pala. Nasıl mı? 05.01.2010 tarihli Zaman gazetesinde yazısı yayımlandığında tabii.