Testosteron Üzerine Zorunlu Bir Açıklama
Yazdığımız bir yazıya gelen düşünceleri , içeriği ne olursa olsun doğal karşılarız. Kanaatimizce bu üretmenin,zenginleşmenin en verimli yollarından biridir . Düşünce serbest olmalıdır.
Ancak son yazımıza ( Oyun Atölyesi-Testosteron: Soytarılar Panayırı) gönderilen mesajların düşünceye karşı çıkış değil kişi ve kurumları sindirmek gibi bir mecraya doğru kaydığını; olaya dışarıdan bakan salim zihinlerin gidişata sağ duyu ve erdem katma yolunda tepkisiz ve suskun kaldıklarını görünce –tercihimiz olmadığı halde- kendi adımıza bu açıklamayı yapmak zorunda kaldık.
Hakkımızda "google" taraması ile bulduklarından başka bir bilgisi olmayanların yalan yanlış bilgi ile ürettikleri fikirler ; kulaktan dolma bilgilerle "yazılan" senaryolar ; başka isimler kullanarak kendilerine cevap verdiğimiz vehmine kapılanlar ; başkalarının adamı olduğumuz yolunda yapılan iftiralar; husumet içinde olduğumuz iddiasına sorgusuz sualsiz inananlar ; fırsat bulmuşken "ben de yazdım" diyerek kendi hesabının peşinde koşanlar ; meslektaşının ipliğini pazara verme gayretkeşdarları ; bu mesajlar sayesinde öğrendiğimiz hakaret,iftira çeşitlemelerinin zenginliği(?) ; aydın olmayı kendilerince anlayanlar ; karşısındakini zor duruma düşürme gayreti içinde kabahatlerini arz edenlerin durumu gerçekten traji-komik. Bizim hakkımızda yazanların, en az bizim onları tanıdığımız kadar bizi tanımış olmalarını isterdik.
Hiçbir hakaret içermeyen ,zira düşüncelerini ifade etmekten başka hiçbir niyeti olmayan ; iyi ve salim bir okumayla sadece oyun değil tiyatro dünyamız, Oyun Atölyesi'nin tiyatro stratejisi hakkında görüşler paylaşan bir yazıdan , oyunlarının beğenilmemesini çekerek onu "hakaret" olarak anlamayı tercih eden Oyun Atölyesi , yazının kaldırılması için girişimde bulunmuş ; bizim de onayımızla yazının kaldırılmaması sonucunda, maalesef nedenini anlamakta ve tanımını yapmakta zorlandığımız bir sorumsuzlukla sindirme,iftira, hakaret kampanyası ortaya çıkmıştır. Demek ki eğer yazıyı çekmiş olsaydık eteklerdeki taşlar dökülememiş olacaktı. Bu olanağı verdiğimiz için şimdi hakaret etmek hak sanılıyor anlaşılan. Söylenecek sözün bolluğuna da inanamadık. Tiyatro dünyamızdaki bazılarının, bazı konularda hassaslaşıp esip gürlerken , yazının içeriğindeki kendi mesleklerini ilgilendiren diğer bazı konuları görmemeyi ,duymamayı tercih ederek duyarsızlaştıklarını da anlamış bulunuyoruz. Onları dile getireni ise mahkum etmeye çalışmaktadırlar.
Aslına bakarsanız yazı, tarafsız bir okumayla meramını anlatmaktadır ama anlamakta güçlük çekenler için bir kere daha belirtelim ki yazıda "Oyunu seçme ve oynama özgürlüğü" değil, "Oyunu ve yorumu kendinize ve de seyircinize yakıştırıyor musunuz?" sorusu sorgulanmaktadır ki bu soru bu kadar toz duman içinde hala cevaplanmış değildir. Vurgulanan diğer konular da şunlardır: Tiyatro dünyamız kendi kendini denetlemelidir. Prensiplerine sahip çıkmalıdır. Türk Tiyatrosu çalışanları (özellikle duayenleri) meslektaşının yaptığı işi küçümsememelidir. Seyirciyi kategorize etmekten kaçınmalıdır. Çocukları korumalıdır. (Kendi çocuğunuzu bu oyuna getirir misiniz?) Yazıda ayrıca tiyatro dünyamızda gişe başarılarının her şey demek olmadığına dikkat çekilmektedir. Tiyatromuz bazen seyirciye rağmen gene seyirci için bir şeyler yapmak zorundadır bu da seyirciyi aşağılamak anlamına gelmez. Bu gerçeğin üstünü örterek "seyircinin seviyesine çıkmak" söylemlerinin modası geçmiştir. Tiyatrocu, gerektiğinde topluma ters gelebilecek şeyleri de söyleyebilme özgürlüğünü içinde hissetmelidir. Ancak bu anlayışa sahip olunursa tiyatro tanım ve toplumdaki işlevine yaklaşır.
Kendilerine, arkadaşlarına, dostlarına ve de kendilerini sözcüsü olarak gördükleri tiyatro dünyasına hakaret edildiği izlenimine kapılanlar ya da inananlar , sanki tek beyin ve tek elden çıkmış , onlarca hakaret içeren mesajı göndermekte sakınca görmemiştir. "Hakaret algısı " çok hassas olan yazı sahiplerinin başkasına hakaret etmede bu kadar pervasız ve cömert(!) olabilmelerini kamu oyunun takdirine bırakıyoruz.
İşin üzücü yanı bu kampanyaya katılanların bilindik çoğunun, tiyatro gibi bir konuda eğitim almış olmalarıdır. Kendilerine yazıyı yeniden okumalarını ve hiçbir etki altında kalmadan yazının ne demek istediğini yeniden düşünmelerini öneririz.
Emeği alkışlanan oyuncunun; "Ayşe Teyze ve Ahmet Amca" ile tanımlanan seyircinin; Cihangir Cumhuriyeti adı altında yaptığı küçümsenen tiyatrocunun; tiyatro yardımından payını almadığı için ver yansın eden tiyatronun ; toplum tarafından çocuğu sahiplenilmeyen ailenin; bundan böyle beğenmediği oyun hakkında yazı yazacakların , düşüncesini açıkça dile getireceklerin ; şu anın "suskun" kalemlerinin ve özellikle tiyatromuza nice nitelikli örnek verdikten sonra Testosteron gibi bir oyunu bu yorumla seyirciye ulaştıran Oyun Atölyesi'nin , bu yazı kapsamında yaratılan atmosferin zalimliğini ,insafsızlığını bir kere daha düşünmelerini öneririz.
Yazının kaldırılmamasını kendimiz istedik. Bunun nedeni, kişilerin - en basit söyleyişle- keyfi talepler ile düşünce ortamını baskı altına almalarına ve de düşüncenin ifade edilmesine yapılacak engellemelere karşı çıkmak içindi. Hakaret dolu yazıların engellenmesi yolunda herhangi bir girişimimiz ve talebimiz de olmadı. Zira ifade özgürlüğü herkes içindir. Herkesin sınırını ,kendi ufku tayin eder.
Şimdi cevaplanması gereken soru şudur : Oyunu beğenmediğini ifade eden bir görüş karşısındaki bu hakaret kampanyasında mı yoksa düşüncenin özgürce ifade edilmesinde direnmekte mi birleşeceğiz?
Öte yandan yazıyla ortaya dökülenlerin çok yararlı olduğunu da söylememiz gerekir.
Uzun vadede üzerinde yapılacağını düşündüğümüz akademik ve bilimsel çalışmaların, resmi, tam olarak ortaya koyacağına inanıyoruz. Bu aşamada, yazı adeta bir turnusol kağıdı görevi yapmış ve renkleri, öfke ve hiddetin vardığı baskı ve şiddetin büyüklüğünü ,tahammülsüzlüğün sınırlarını görmemize neden olmuştur.Kanımızca yazılan mesajlarda belirtilenler , yazının içerdiği düşünceleri teyit etmiştir.
Bu çılgın sel durulunca geride kalan kum yığınlarına bakarak ve yeniden yapılacak okumalarla, herkesin daha iyi bir analiz yapacağına inanıyoruz. Yapamayanlar için zaman ve tarih gerçekleri gösterecektir nasılsa. Ülkede sağ duyu yok olmamıştır .
Biz içinde yaşadığımız bu durumu Albatros'un Kanatları isimli yazımızda anlatmaya çalışmıştık. Şimdi az bile yazmış olmaktan korkmaya başladık.
Bu olayın tüm tiyatro camiamıza mal edilmemesi gerektiğini belirtmeliyiz. Tiyatro dünyamız , şimdilik sessiz gibi görünse de kendi varlığının devamı için yapılması gerekeni mutlaka ortaya koyacaktır.
Bu sürecin, alelacele kaleme sarılarak hakaret etme yarışına girenlere de bir şeyler öğretmiş olduğu/olacağı inancındayız. Gençlerimize toplumca göstereceğimiz şefkat ve anlayış , onları kazanma adına olumlu bir davranış olacaktır. Biz, onları anlama ve de kendimizi onlara anlatma gayretinden vazgeçilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
"Hakaret etmede en ilginci yaratma" konusunda birbirleri ile yarışan oyuncularımızın-yetenek, akıl ve bilgilerini yaptıkları işe hasrederlerse- biz,seyircinin hak ettiği çok daha nitelikli işleri yaratacaklarına inanıyoruz.
Hakkımızdaki acımasız ve mesnetsiz saldırılara karşı özrü, gelecek zaman taşımaktadır, biliyoruz.
Melih Anık