Melih Anık’ın -Ben Patronum- ile ilgii yazısına Mehmet Ergen’den cevap
Mehmet Ergen ,
Melih Bey,
Boş konuşuyorsunuz.
Bu tür sayfalarda polemik yaratmak derdim olmaz ama sıkmaya başladınız.
Bir kaç düşünce de benden o zaman:
İlk olarak, “düşünceler” adını verdiğiniz blog sayfalarınızda sanki bir tiyatro oyunun eleştirisi yapılıyor. Ama yapılmıyor. Oyunu hiç anlatmıyorsunuz. Oyunculukları, rejiyi, ışığı hiç anlatmıyorsunuz; yalnızca oyunun metnine karşı duyduğunuz nefret o kadar öne çıkıyor ki bu yazıyı neden yazdığınız bile belli olmuyor. Elimizde yalnızca Aksanat Yeni Kuşak Tiyatro’ya ve bana kızgınlığınız ve Ben Patronum’u “yakıştıtamadığınız” kalıyor. Bu da çok güzel bir şey benim için. Siz yakıştırın diye düşünülmüyor zaten genç yerli oyun yazarlarının projeleri. Sizin sığlığınızda tiyatro eleştirileri yazanlar ne kadar mutsuz olursa o kadar başarılı sayıyorum kendimi. Kendi kurduğum tiyatroya ne yakışacağını sizden mi öğreneceğim?
Sığlığınız özellikle Nükhet Duru’nun programında bilinçli olarak yaptığım “kültür bakanı olmak, koltuk sayısını çarpmak” gibi geyikleri ciddiye almanızdan kaynaklanıyor. Kadın programlarına duyduğunuz ilgi de sizi çok çekici kılıyor ancak kendinizi bu kadar kaptırmayın, yoksa yazınızdaki gibi Tilbe Saran ile Yıldız Tilbe’yi karıştırmaya başlarsınız.
Oyun yazarının sesiyle oyun karakterlerinin sesi birbirine karıştırılmamalı. Yazar duyduğunu, gördüğünü, hissettiğini yazar. Geyik muhabbeti yapan sığ düşünceli gençler var oyunda. Bu gençler oldukları gibi sahneye getirildiğinde karşımıza sığ bir toplum çıkıyorsa, bu toplumun bir kesiminin – büyük bir kesiminin – yansımasıdır sahneye. Bunu sahneye getirmeyip yalnızca Batı edebiyatının LaBute, Shepard, Kroetz’lerini sahnelemeye devam eden bir Yeni Kuşak Tiyatro, oyun çıkışı İstiklal’de gezinen Ali’leri görmezden gelmek istiyor demektir.
Kendi kendisiyle çelişen cümleleriniz ne komik:
(Ergen)‘Ben Patronum’u seçerken de hedef seyirci kitlesinden gelecek hasılatı da hesap etmiş olmalı .Ama geçmişte saygın bir yeri olan bir sponsor tiyatrosu için seçtiği bu oyunda hasılat endişesi taşıması bir yana....
diyorsunuz. Madem sponsor var hasılatı neden endişe edeyim. Gişe vakıfa gidiyor. Tiyatro zaten ödenekli. Hem oyunun gişe yapacağını nereden çıkartıyorsunuz. Bütün ödülleri toplayan ve 3. sezonuna giren Şeylerin Şekli oyununu sizce neden durdurdum, çok gişe yapıyor diye mi? Mantığınızı kullanin. Ayrıca hasılat beklesem neden oyunu 140 kişilik bir salonda yapayım? Neden 10 oyunculu bir oyun seçeyim? Neden Yastık Adam ya da Medya Maymunları’nı sahnelediğim 400 kişilik Rüştü Uzel’de yapmayayım?
Bir cehalet ve mantıksızlık örneği daha, yine sizin ağzınızdan;
Bunu bir tiyatrocunun yaşadığı toplumun düzelebileceğine inancını yitirmiş diye anlarım . Kendisinin tiyatro bilgisine olan inancım nedeniyle de seyirciyi küçümsemiş diye okur ve kendimi hakarete uğramış sayarım.
Sevgili Melih Bey. Yukarda bahsettiğiniz inancımı o kadar yitirimişim ki kendimi kaybedip sırf bu sezon 9 oyunumun oynamasına yol açmışım.
Gül’e Ağıt – Bakırköy Belediye Tiyatrosu, Gagarin Sokağı – İstanbul Halk Tiyatrosu, Şeylerin Şekli – Aksanat, Yeni Kuşak Tiyatro, Ben Patronum - Aksanat, Yeni Kuşak Tiyatro, Medya Maymunları – Talimhane Tiyatrosu, Yastık Adam – Talimhane Tiyatrosu, Çelik Manolyalar – Tiyatrokare
Piyano – Talimhane Tiyatrosu, Salvador Dali Göndermeleri - Aksanat, Yeni Kuşak Tiyatro
Cehaletlerinizin ardı arkası kesilmiyor.
Herhalde Aksanat’a ve British Council’ e ayıp olmasın diye ortaya bir şey koymak zorunda hissetti kendini.
Diyorsunuz. Hayır, Ben Patronum “ayıp olmasın” diye sahnelenmedi. Oyun Yaz’da üretilen ve şu anda sahnelenen 4 oyun var; aşağıda. Bir o kadarı da ödenekli tiyatroların repertuarına alındı. Biraz takip edin işinizi. Kendimiz yapıp sonra da kendimiz anlatmayalım yaptıklarımızı:
Gül’e Ağıt – Bakırköy Belediye Tiyatrosu, Ben Patronum - Aksanat, Yeni Kuşak Tiyatro,
Alevli Günler – İstanbul Halk Tiyatrosu, Fesleğen Çıkmazı – İstanbul Devlet Tiyatrosu
Bu arada da yukarıdaki oyunlara verdiğim emekle kazandığım paralarla bir de tiyatro açtım. Bu tiyatroda çalışan Talimhane Gençlik Tiyatrosu’da Dolapdere ve Tarlabaşı’nda yaşayan gençler. yani sizin geceleri girmeye korktuğunuz mahallelerin insanları.
Oyunun 1979 doğumlu yazarı için “ülkenin gerçeklerini es geçiyor” diyorsunuz.
Sizin eleştiri taklidi yapan mastürbatif blog’unuz oyunu anlatmadığı için şimdi ben yazarın neleri es geçmediğini anlatmak zorunda kalıyorum. Tiyatro beni hiç sıkmıyor ama sizin gibilere anlatmak zorunda kalmak gerçekten çile.
Oyunda, “keşke memur olsaydın maaş alsaydın, takside girseydin, yazlık alsaydın, ev alsaydın” diyen bir baba var, büyük ihtimal sizin gibi inşaatçı olmasını istediği de bir oğlu. Oğlan, bu aile baskısından ve içinde yaşadığı mahallenin tüm gençlerine musallat olan bu tür baskılardan kaçıp kendisini daha “saygın” hissetmek adına “patron” olacağı bir iş kurmak istiyor. Bu iş hakkında da fazla bilgisi yok, bir çok dükkan sahibi gibi.
Babasıyla kendisi arasında duran bir kuşakta da Talip var. Memur, ama bir şekilde bir yerlere biraz para zulalamayı başarmış. Tıpkı hergün kaçırılan ve yenen paralar gibi; rüşvetler, vergiler, vs.
İşin maddi boyutu dışında manevi bir çöküş de yaşanıyor. Mahalleli – büyük küçük herkese asılıyor. Ama kendi kızkardeşine laf gelirse cinayet bile işleyebiliyor (Samet, Mehmet) Ya da evine gelin olarak layık görmüyor. (Saffet)
Bu insanlar tatil yapamıyor, bankadan kredi alamıyor, açık öğretim diplomalarıyla iş bulamıyor, evlenmeden önce rahatça cinsel ilişkiye giremiyor, istediği şeyleri giyemiyor, askerliği dondurmak için okula gidiyor, okuduğu şeyi de severek okumuyor. Kör bir milliyetçilik duygusuyla ülke içindeki ve dışındaki savaşları analiz edemiyor. Metal Fırtına kitabı ve Nefes filmi onu heyecanlandırmaya yetiyor. Facebookta takılıyor, İsmail YK dinliyor, Kral TV kliplerine özeniyor, dizi seyrediyor.
Daha sayfalarca yazabilirim, ancak, değil bu sezon, son 5-10 yılda bu kadar sorunsalı bir oyuna sığdırmış bir başka genç oyun yazarı tanıyorsanız getirin onun oyununu da sahneleyeyim; çok samimiyim. Ama sizin çağınızın 2. Dünya Savaşı sonrası edebiyatıyla, Bochert’le, Barış Toraz’ı karşılaştırırsanız olmaz. Ben size dünyada tiyatro eleştirisi nasıl yazılıyor biraz okuyun diyor muyum?
Ben de sığ kelimesini sizin kadar sık kullanamıyacağım diye korkuyorum:
Oyuncular ve dekoratör için yazabildikleriniz bu kadarsa, çok....sığ olmuş.
Son olarak oyunu, yazarı, ekibi değil de kendimi ilgilendiren bir nokta. Madem kafanız karıştı, hemen cahilce kaleme sarılacağınıza, bunca ses getiren iş arasında neden bu oyunu seçtiğimi sorsanıza. Vardır bir bildiği desenize. Çünkü var.
Mehmet Ergen
--------------------
- Melih Anık'ın sözkonusu yazısı için tıklayın...
- M. Ergün Işıldar'ın konu ile ilgili gönderdiği yazı için tıklayın...