Kürklü Merkür - Tiyatro Dot
Cuma akşamı uzun zamandır gidemediğim, bahsini çok duyduğum Tiyatro Dot’ın çok ses getiren oyunu Kürklü Merkür’e gittim. Öncelikle şunu söylemem lazım. Eğer oyuna giderken, oyunla ilgili herhangi bir yorum okuma fırsatı bulamamışsanız, ön yargılarınızı kapının ardında bırakarak gitmenizi tavsiye ederim. Oyunun içeriği hiç öyle bildiğiniz klasik oyunlara benzemiyor. Zira çok sert ve vurucu bir mizacı var.
İki erkek kardeş, Darren ve Elliot’ın zengin müşterilerine düzenlediği ‘sıradışı partileri’ organize etmeleri ve yaptıkları ‘kelebek’ ticaretini anlatmaktır. Tabi oyunun içeriği sadece bunlarla sınırlı değil. Bu kadar derin ve acımasız dünyanın içinde espiriler bulup çok az da olsa gülebileceğiniz sahneler de var.
Oyun bir kaos halinde başlıyor ve tam iki saat boyunca tempo hiç düşmeden devam ediyor, yani trajedya deyimiyle seyirciyi ‘catharsis e’ ulaştıran bir ritmi var ki takdire değer. Ancak oyunun tek perde olması tempoyu düşürmemek adına yapılmış olsa da herkes için aynı tadı vermeyebilir. Çünkü oyun boyunca şiddetli bir saldırıya maruz kalmış hissediyor insan kendini. Sinemada bu tarz bir oyunun seyirci üzerinde bu kadar çarpıcı bir etki yaratmayacağından eminim. Tiyatro Dot ekibinin başarısı burada gizli sanırım. Aynı zamanda bu kadar vurucu bir oyunu sahneleme cesaretinde bulunmaları da başarılarının bir diğer sebebidir.
Bunca karmaşık olaylar içinde seyirci allak bullak olurken, dekor tasarımı tam aksine seyircinin zihnini çok da kurcalamayan, sade ve oyunun akışını son derece kolaylaştıran bir konseptte hazırlanmış. Ve oyunun kendisi kadar sert, ara ara düşsel zamanların müziği diyebileceğimiz kadar sarsıcı bir müzik oyunu tam anlamıyla bütünlemiş.
Tiyatral olarak gayet gerçeküstü diyebileceğimiz bir oyun. Kullanılan dil bambaşka dünyaların ifade biçimi olsa da, bu kadar sansürsüz ve dozajı artırılarak sahneye konulması seyircide büyük şaşkınlık yaratabilir. Oyunun yazarı Philip Ridley bu oyunu yazarken ne düşündü bilmem ama oldukça sıradışı ve bildiğimiz klasik tiyatro türünden uzak bir oyun yazmış.
Yaşamı şiddet, en ağır sözcüklerle ve içinden çıkılması güç bir kaosun içinde olan hayatlar, bu kadar uç noktalara varabilir mi diye sorgulamaya başlıyor insan kendini. Yaşamın tek amacı sevdiklerine sahip çıkma ve koruma içgüdüsü haline geliyor. Farklı dünyaları irdeleme durumu yaratılıyor. Trajik, sıradışı hayatlar oyun boyunca sizi içine o kadar çekiyor ki; bir an için kabuslarla uyandığınız uykularınızda bulabilirsiniz kendinizi. Işıklar yandığında çok şükür gerçek değilmiş diyebilirsiniz.
20/01/2008
Zeynep Kehaya
zeynep@tiyatrodunyasi.com