Gecenin Kulları (Yazan-Yöneten : Dinçer Sümer) – Antalya Devlet Tiyatrosu
1-) Oyunun Ana Fikir Açısından İncelenmesi Ve Oyunun Seçimi
Antalya Devlet Tiyatrosu’nun resmi web sitesinde bu oyun için, ‘Gecenin Kulları, uzak ve küçük bir ilçede başlayan, bir büyük kentin salaş otelinde sonlanan kırık bir gençlik aşkının öyküsüdür. Yaşamın kendilerine hoş ödüller sunmadığı, terk edilmiş, hırpalanmış, taciz edilmiş kadınların, kimsesizlerin cılız direnişleridir. Erol ve Gülden, bu öykünün iki kahramanı, mutluluk düşlerine nasıl kavuşabileceklerdir. İnsanı, insana, insanca anlatan en güçlü kurum olan tiyatro ve tiyatro sanatçıları bu oyunda da topluma karşı görevlerinde aydınlık yolları işaret etmektedir.’ açıklaması yapılmaktadır. Ancak ben oyunun Erol (Oğuz Tunç) ve Gülden (Aslı Turanlı)’in kırık gençlik aşkı üzerine kurulu olduğunu düşünmüyorum,daha doğrusu yönetmenin oyunu bu noktadan hareketle yönettiğini (izlediğim oyuna dayanarak) görmedim.Çünkü Gülden’in Erol’u kaybettikten sonraki açmazları, bulunduğu ilçeyi terk ettikten sonra pavyonlara düşmesine sebep olan boşluğu ve Erol’u uzun zaman sonra gördüğünde yaşadığı acı (belki de hüznü,sevinci..), böyle bir hayatın insanın ruhunu zedeleyişini ya da Erol’un yıllar sonra sevdiği kadını gördüğünde yaşadığı mutluluğu,sahiplenmeyi hiçbir şekilde hissedemedim (ve de görmedim); hem yönetmen, bahsedilen eğer ‘kırık gençlik hikayesi’ ise oyunu kendisi yazmasına rağmen sahneleme aşamasında konuya bu pencereden bakmamış, hem de oyuncular karakterleri içlerinde sindirememişlerdi. Gördüğüm ve oyun üzerinde asıl çalışılması ve ana tema olarak alınması gereken nokta da; ‘ezilmiş insanların dramını anlatan bir oyun.Oyundaki kişiler, Ankara Bahçeşehir Oteli’nde kalan kadınlarla, otele gelen ve bu kadınları pazarlayan, ilişki kuran erkeklerden oluşmaktadır. Oyun, onur ve namus adına yapılan mücadelelerle gelişir ve bu mücadele bazıları için yıkım, bazıları içinse mutlulukla son bulur.’ Dolayısıyla oyun, belirli bir amaç ya da hedef üzerine oturtulmamış.
Sanırım Devlet Tiyatroları’nın oyun seçimi aşamasında yıllar itibariyle düşünsel anlamda farklılıklar ve döneme göre, oyun seçim kurulunda bireysel değişiklikler oluyor ki artık biz Antalya Devlet Tiyatrosu izleyicileri olarak; Fareler ve İnsanlar (John Steinbeck), Ben Anadolu (Güngör Dilmen / Yön:Işıl Kasapoğlu), Aslan Asker Şvayk (Yaroslav Haşek / Yön: Ayşenil Şamlıoğlu), Nemrut (Gülşah Banda / Yön:Kemal Başar ), İki Kişilik Hırgür (Eugene Ionesco / Yön:Yunus Emre Bozdoğan), Gergedan (Eugene Ionesco / Yön:Hakan Boyav), Puntila Ağa Ve Uşağı Matti (Bertolt Brecht), Titanik Orkestrası (Hristo Boyçev / Yön: Plamen Panev), Topor Parti (Roland Topor / Yön:Mehmet Ulusoy), Mahmut İle Yezida, Taziye, Geyikler Lanetler (Murathan Mungan), Külhanbeyi Operası (Ülkü Ayvaz / Yön:Ayşenil Şamlıoğlu), Hadi Öldürsene Canikom (Aziz Nesin / Yön: Ali Meriç), Düdüklüde Kıymalı Bamya (Memet Baydur / Yön:Selim Gürata ) geçmiş dönem oyunları gibi izleyiciyi; aktardıkları konular itibariyle sorgulatan,araştırmaya sevkeden yazarları ve yukarıda yazdığım itibariyle reji harikaları yaratan yönetmenleri görmek istiyoruz.
Bence, ‘izlediğim’ ‘Gecenin Kulları’ oyunu bir yetişkin oyunu değildi. Ben Dinçer Sümer’i yargılamıyorum ve sorgulamıyorum; bu hakka sahip olduğumu da düşünmüyorum ama bir izleyici gözüyle de fikirlerimi belirtme özgürlüğüne de sahibim diye düşünüyorum; yazılan metinlerin ya da sahne aşamasındaki uygulamaların, profesyonel açıdan değerlendirdiğimiz zaman üzerinde gerçekten çalışılmış yapıtlar olması gereğini algılama zorunluluğunun olduğunu belirtmek istiyorum. Prof. Dr. Sevda Şener, Dinçer Sümer için ‘gelişen oyun yazarlığımızın renkli paletinde Dinçer Sümer’in özel bir yeri vardır. Tiyatromuza irdeleyici ve eleştirel bir tavrın egemen olduğu yıllarda Dinçer Sümer, yaşama sevecen bir yaklaşım yolunu seçmiş, insan ilişkilerinde dostluğa, sevgiye, anlayışa duyduğu özlemi dile getirmiştir. Yazarın başarısı gerçeklere yaklaşımından, karakter portrelerinin inandırıcılığından, konuşmalardaki kıvraklıktan, kurgulamadaki yalınlıktan gelir.’ demiş. Haklıdır da, ancak bu metin bana ‘yanlışlık’ tan öte bir şey vermedi, hiç bişey öğrenemedim, görmedim. Bunu bu şekilde algılamamın tek sebebi olarak da, üzerinde hiç çalışılmamış bir rejiden ileri geldiğini düşünüyorum. Dinçer Sümer’in yapıtlarına,çalışmalarına sonsuz saygı besliyorum ama tiyatroyu yeni öğrenmeye çalışan arkadaşlar için iyi bir örnek teşkil ettiğini düşünmüyorum. Hani diyoruz ya, konservatuar okumadan bu iş olmaz diye ve amatör arkadaşların çalışmalarını eleştiriyoruz ya ! o zaman ne kadar profesyonel çalıştığını göster bana, göster ki seni örnek alayım, ufkumu genişlet, öğret bana, öğret ki tiyatro sanatını doğru uygulayayım!
2-) Oyuncu Seçimi Ve Yönetmen
13 kişilik bir oyuncu kadrosu bulunan ‘Gecenin Kulları’ oyununda yalnızca 3 sanatçı devlet tiyatrosunun kadrolu sanatçısı (Ahmet Açıkgöz, Meltem Gülenç, Oktay Gözpınar ).[Devlet Tiyatrosu resmi sitesinde bu şekilde belirtilmiş]. Performans açısından rolünün hakkını veren değerler ise; Ahmet Açıkgöz, Meltem Gülenç, Cenap Aydınoğlu ve Özlem Şendinç. Ancak Erol ve Gülden karakterlerinin ana karakter olduğu belirtilmesine rağmen, başta söylediğim gibi konu itibariyle olduğu kadar oyunculuk anlamında da baskın değillerdi. Bunu oyunculara değil; yönetmenin oyuncu seçimindeki başarısızlığına bağlıyorum. Oyuncu kadrosuna söyleyecek lafım yok tabi ki ama genel anlamda DT kadrosunda o kadar tecrübeli sanatçı olmasına rağmen neden böyle bir seçim yapıldı anlayamadım. Ya da en basit haliyle karakterlerin oyuncularla uyumu yoktu, 13 kişi üzerinden değiştirmeler yapılabilirdi. Keşke Ahmet Açıkgöz, Meltem Gülenç ve Özlem Şendinç oyunun kilit noktalarında ve merkezde değerlendirilseydi. Çünkü gerçekten bir izleyici olarak ‘dramatik kurgu’ bana temas etmedi.
Ben oyunda bir reji göremedim, yönetmen olmadan da oyuncular bu oyunu kendileri sadece metne bağlı kalarak da sahneleyebilirlerdi. Çünkü gerçekten ‘sahne trafiği’ dışında reji anlamında bir çalışma yoktu. Oyun, genel olarak bir kenar mahalle otelinin lobisinde geçmektedir. Sadece ikinci perdenin başında Gülden’in odasını görebiliyoruz. İkinci perdeye kadar da zaten sahnenin solundaki görünür ! (tam kamufle edilmemiş) odadan da dekorun değişeceğini anlıyoruz. Eğer bu oyun dramatik müziklerle ve sanatçıların kendi sesleriyle desteklenseydi ! (çünkü artık kendi seslerini kullanmıyorlar, kayıttan playback yapılıyor.) yani bir ‘müzikal’ olsaydı, eminim ortaya çok keyifli bir oyun çıkardı. Ama uğraşmaya gerek duyulmamış belli ki. Ben bir oyun yazabilsem ve bunu yine kendim sahnelesem bir profesyonel olarak, içime sinmezse ya başa dönerim iyi bir şey ortaya çıkarmak için ya da sahnelemem.
Yani yine her şey, dönüp dolaşıp Dinçer Sümer’e dokunuyor. Ama yine de teşekkürlerimi sunuyorum..
Artık tek dileğim önceki zamanlarda olduğu gibi, şu salondan çıkarken ‘koca bir beyin’ olarak eve dönmek…
NOT: Söylemeden geçemeyeceğim; ‘Yaban ördeği’ oyunu 2008 – 2009 sezonu oyunlarında hala favorimdir. Ki böyle giderse de bu düşüncem değişmeyecektir..Bakalım, Şubat ayında ‘Bay Kolpert’te neler göreceğiz..
İyi Seyirler…
Öznur Çetin