Akıllı Bulut
Problem, havuz problemi olsa çözersin. Problem havuzla ilgili değil. Havuzun içiyle ilgili! Yani su yok! Susuzluk öyle sudan bir problem değil. Durum ciddi.
Her tarafından su alan, sulu yaklaşımlarla çözülemeyeceği kesin!
Bu susuzluk problemine bilimsel bir ciddiyetle eğilen - yumurta kapının ağzına gelmeden pek danışmayı akıl etmediğimiz - bir bilim adamımız “ akıllı bulut” yöntemini önerdiydi bir süre önce yetkililere..
Şöyle bir teklifte bulunduydu: Uygun nem ve sıcaklıktaki bulutun içine tohumlar atalım, böylece bu “akıllı bulut” sayesinde, yağmur veya tercihe göre kar yağmasını sağlayalım.
Valla böyle akıllı bir bulutun başımızın üstünde yeri var!
Umarım başarılı olur bu deney . Ama bence başarılı olup olmaması bilim adamı kadar buluta da bağlı…
Bir kere bu iş en başta “akıllı bulutun” aklına yatması gerek! Haydi diyelim bu başarıyla sonuçlandı, bu işin suyunun da çıkmaması gerek!”
“Bulutcuğum yağmur yağdırdın hadi şimdi de biraz kar yağdır bakalım, hadi biraz da dolu yağdır.Bir de karla karışık yağmur rica edelim canım…” diyerek bulutun üstüne gidersek “akıllı bulutu” isyan ettirebiliriz ve bulut en sonunda,“İki dakka susun be kardeşim, adamda akıl bırakmadınız” diye gürleyebilir!
Elbette ki bu işin şakası ! Benim gönlüm memleketimizin yararına olacak bilimsel deneylerin başarılı olmasından yana. Ben bu “akıllı bulut” lafından hareketle sözü tiyatroya getirmek istiyorum. Malum, tiyatro alanın da da büyük bir kuraklık yaşıyoruz!
Acaba bir bilim adamımız da çıkıp, tiyatro sevgisinin tohumlarını, bu konuya sıcak yaklaşan bir “akıllı bulutun” içine atıp da toplumumuzun üzerine bir ilgi yağmuru yağdırabilir mi? Bunu şu koşullarda başarsa başarsa bir “akıllı bulut” başarabilir çünkü…
Televizyon önemli bir vitrin.İnsanların neleri tüketip neleri tüketmemesi konusunda yönlendirici konumda.Her şey satış başarısı üzerinden değerlendirildiği için vitrine konmayan bir ürünün talep görmesi bu koşullarda zor.
Çünkü , bugün bir ürünün değeri, taşıdığı nitelikten çok, yarattığı talebin büyüklüğüyle ölçülüyor.Yani, değerinden çok ederi önemli!
Peki nasıl talep yaratacaksınız? Dikkatleri o ürüne çekerek. Dikkat çekmenin yolu bugün nereden geçiyor? Sansasyon çarklarını çalıştıran unsurları kullanarak. Nedir bunlar: Polemik, iş kazaları (!) reklam aşkları, saç saça baş başa kavgalar v.s…
Bu gürültü içinde tiyatro sanatı kendine yer bulamıyor ve gürültüye gidiyor!
Eğlence, sanata tur bindirmiştir. Sanattan eğlence anlaşılmaktadır ve en çok eğlendirenler en değerlidir şu anda! Tiyatro bir eğlence aracı değildir. İçinde eğlenceyi de barındıran bir sanat dalıdır. Sanat olarak kaldığı içindir ki, şu anda hak ettiği yerde değildir. Çünkü vitrinde değildir. Fakat, hayatın vitrinindedir.
Ve tiyatro ancak ve ancak sanatseverlerin ilgisi sayesinde bir adım atabilir. Eğlenceyi satın alan müşteriler sayesinde değil! Bugün eğlence satın alınır oldu.Oldu da n’ooldu, bu talep yoğunluğu tiyatronun önünü değil, şov dünyasının önünü açtı!
Siz sanatseverler sayenizde yeni yazarlar çıkacaktır.Siz sanatseverler sayesinde yeni eserler verilecektir. Yeni oyun yeni bir dünya demektir.Yeni yazar yeni bir ses demektir. Sizin sesiniz ancak sanat sayesinde yankılanacaktır
Sanatı, edebiyatı bir kenara attığınızda geriye ne kalıyor?Alış-veriş! Ya sanata sahip çıkıp, bu sayede kendinizi,toplumunuzu,dünyayı sorgulayacaksınız ya da alış-verişe esir düşüp –tüketerek tükeneceksiniz- İnsanken müşteriye dönüşeceksiniz!
Gökte bulut aramaya gerek yok, toplumun akıllı bulutu siz sanat severlersiniz.Tez zamanda yağdırın ilginizi sanatın üzerine. Sahip çıkın tiyatroya.
Çünkü :
Tiyatroya gitmeyen toplumlar
Sık sık oyuna gelirler.
ALİ ERDOĞAN