ABBOO! DİLBER HALA
8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle bu hafta Dilber Hala’yla ilgili yazmak istedim. Hiç kuşkusuz Gülse Birsel’in yarattığı başarılı, gerçekten de çok komik karakterlerden birisi… Yerli dizilere yabancı bir kişi olarak Avrupa Yakası’nda sadece Dilber Hala’lı bölümleri seyrettiğimde tebessümle başlayıp, kahkahalara dönüşen gülme krizine girerim.
Oyunculukta hiç kuşkusuz kılıfı diken kadar o kılıfa girip oynayabilmekte çok önemli… Bu anlamda Binnur Kaya gerek mimik, gerek jest, gerekse şive olarak mükemmel bir oyunculuk sergiliyor. Zira mizahta, komik olan cümle kalıbını dilinize ve yüzünüze yansıtabilmek çok önemli... Yüz ifadesi yani mimikler anlatılmak istenilenin de özetidir.
Son zamanlarda Recep İvedik furyası alıp başını giderken bana kalırsa Gülse Birsel’in de Abooo Dilber Hala’nın Maceraları’nı sinemaya uyarlamasının zamanı geldi.
“Ben lafı ortaya koydum, anan beğenir üstüne alınırsa, o annenin alınganlığı… Uyy fena oluyorum Osman kuzum şekerim düştü, tansiyonum çıktı… Tıkkaandım oğlum…”
“Diktiğim banaduraları (domates) cibiliyeti (geçmişi) bozuklar gelmiş kopartmış. Ne istediler benim gıllicik(küçük) domateslerimden…”
“Köfte gibi kızarın, biber gibi patlayın inşallah, kırk yıl gözünüze uyku girmeye, kafanız yastık yüzü görmeye…”
Bunlar Dilber Hala’nın repliklerinden ve onun en çok kullandığı ilginç kelimeleri, kulağınızdan kaçmıştır düşüncesiyle hatırlatmak isterim.
Zumzuk(yumruk), Kele(ayol), Soykası batacısa(soyu sopu batacısa), Zebil(çok), Gındırık(Aralık), Avel(aptal).
Ülkemizde kadın mizahçıların sayısı çok az. Her ne kadar Gülse Birsel “Mizahı bırakıp dikiş dikeceğim” dese de yaratacağı mizahi kılıfları dikmeye devam etmesini isteyenlerdenim.
Yurdum insanı karakter olarak duygusal, saf (iyimser), melankolik, çabuk kandırılan ve acıma duygusuna sahiptir. O yüzdendir ki onları dramatize edip ağlatmak zor değildir. Ancak insanları güldürmek hele hele zengin ve fakir arasındaki büyük bir uçurumun ve işsizliğin olduğu, tuzu kuruların dâhi tuzluklarının(kasa) nem kaptığı, bir türlü politik ve ekonomik krizlerden kurtulamamış ve yıllar öncesinden geliyorum diyen krize önceden çare bulmaktan kaçınmış sistemce açlık krizine mecbur bırakılmış, kendini yakan, ailesini öldüren, intihar eden, yoksul, mutsuz yurdum insanını güldürmek hakikaten çok zor…
İnsanlar tercihleriyle yaşarlar acaba biz hep yoksulluğu, ağlamayı mı seçtik… Bizi bu duruma götüren yanlış EVET’lerimiz mi oldu? Diye düşünmeden de edemiyorum… Zaman zaman kızdığım, tepki gösterdiğim bazı durumlarda telâffuz ettiğim tarafıma ait bir söz vardır ki bu yüzden de herkesten özür diliyorum bu cümleyi yazarken… “Kendine kazık sokana, yazık diyemem” (cc. yGÜLy). Bu anlamda tam da bu satırda Aziz Nesin’i saygıyla anıyor ve yanından hızla teğet geçiyorum. Understando mosquito guitarre, non understando tamba tumba lesse!.. Evet, bu cümle meclisin en cesur ve mizah adamlarından Kamer Genç’in söyleyemediği atasözün İspanyol versiyonudur.
Efenim sözün özü şudur ki; Biran önce canım yurdum insanının ekonomik krizden kurtulup artık gülme krizine kapılacağı günler diliyorum.
Alkışlarımla…
Yurdagül Yurtseven