Aleksandar Popovski ‘Tiyatro futbol gibi, yabancı getirirseniz başarı da artar’

Bu yıl 19’uncusu düzenlenen Afife Tiyatro Ödülleri önceki gün sahiplerini buldu. Adaylar açıklandıktan sonra yaşanan tartışmalar ve sancılı süreçten galip çıkan ise şüphesiz Makedonyalı yönetmen Aleksandar Popovski oldu.

‘İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz’ oyunu ile en iyi yönetmen ödülünü alan Popovski, bir başka oyunu ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ ile ise en iyi prodüksiyon, en iyi sahne tasarımı ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerine layık görüldü. 2010-2011 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları’nın genel sanat yönetmenliğini yürüten Ayşenil Şamlıoğlu’nun davetiyle Türk tiyatrosu ile tanışan Popovski, tiyatromuzun Batılı süvarisi olma yolunda hızla ilerliyor. Üsküp doğumlu yönetmen, Türkiye’nin yanı sıra Danimarka, Avusturya, İtalya ve İngiltere gibi ülkelerde de çalışmalar yapıyor. İstanbul’da tiyatro yapmanın bir şans olduğunu belirten Popovski, Türk tiyatrosunun Batı’ya daha fazla açılması gerektiği görüşünde. İstanbul’un hayat dolu bir şehir olduğunu söyleyen başarılı yönetmen, Türkiye’de anlatılması gereken sayısız hikâye olduğunu ve bunların çok kültürlü medeniyetten kaynaklandığını belirtiyor. Ödül töreninden sonra buluştuğumuz Popovski, bizlere Türkiye’deki tiyatro serüveninden de uzun uzun bahsetti.

Bu kadar çok ödül almayı bekliyor muydunuz?

Dürüst olmak gerekirse beklemiyordum. İki en iyi yönetmen ve prodüksiyon alanında aday olduğumuzda çok sevinmiştim. Bu ödülü almak benim için büyük bir onur ve unutulmaz bir an.

Afife Tiyatro Ödülleri’nin adil bir şekilde verildiğini düşünüyor musunuz?

Hayatım boyunca çalıştığım birçok ülkede hep aday gösterildim. Bazen kazandım bazen kazanamadım. Bu gayet normal. Kimseyi suçlamak istemiyorum. Bu tartışmalar her yerde oluyor.

Türkçe bilmeyen birisi olarak Türkçe oyunlar yönetmek zor olmuyor mu?

Genelde İngilizce çalışıyorum ama Türkçede bir sürü kelimeyi anlıyorum. Makedonca ile ortak olan çok kelime var. Fakat söz veriyorum bir dahaki sefer geldiğimde Türkçe öğreneceğim. İki ödül kazandıktan sonra oturup Türkçe öğrenme zamanı geldi.  

Türkiye’de tiyatro yapmayı neden kabul ettiniz?

Burada büyük imkanlar var. Bence burada yapılması gereken futbol kulüplerinde yaptığınız şeyleri yapmanız, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi. Dışarıdan çok insan getirirseniz başarı da gelir.  Örneğin Beşiktaş’ın koçu Bilic gibi. Sadece tiyatroyu açmanız gerekiyor, ondan sonra göreceksiniz ki birçok yönetmen ve yazar İstanbul’a gelecek.

Oyuncu seçimini nasıl yapıyorsunuz?

Oyuncularla genellikle toplantılar yapıyorum. Bu klasik bir sınav tarzında değil, sadece 5-10 dakika onlarla konuşmam gerekiyor. Ondan sonra o oyuncunun çalışabileceğim birisi olup olmadığını anlıyorum.

Türk bir yazarın kaleme aldığı bir oyunu yönetmek istiyor musunuz?

Birçok insan bana yeni oyunları, Türkçe oyunları gönderiyor. Gelecek planım aslında Türkçe bir oyun üzerinde çalışmak. Mevlânâ üzerine bir oyun. Benim için oldukça ilginç olacak.

Oyunlarınızı neye göre seçiyorsunuz, insanlara neler anlatmak istiyorsunuz?

Tiyatroyu seviyorum. Bütün hayatım tiyatroyla geçti. Bazen tiyatro ile gerçeği karıştırıyorum. Bence yaptığınız işte dürüst olursanız, ona tamamen inanırsanız başarırsınız. İçimizi açıp insanlara hayatı sevdirecek hikâyeler anlatmalıyız.

Aynı zamanda film de yönetiyorsunuz, hangisini daha çok seviyorsunuz?

Film yapmak çok daha meşakkatli. Türk izleyicilerin de ilgisini çekebilecek bir film yaptım, adı Balkanlar Ölmedi, ana karakterlerden birisi de Atatürk.

Türk tiyatrosunda gördüğünüz sorunlar neler?

İstanbul ve Türk tiyatrosunu çok seviyorum. Burada tiyatroyu geliştirmek için çok büyük imkânlar, anlatılması gereken hikâyeler var. Sadece İstanbul’daki halka değil, burada yaşamayanlar için de. İstanbul’da çalıştığımı dışardaki arkadaşlarıma anlattığımda beni kıskanıyorlar. Onlar da burada çalışmak isterdi. Bence Türk tiyatrosunda yeni strateji, farklı etkiler için tiyatroyu dışarıya açmak olmalı.

Avrupa’nın birçok ülkesinde tiyatro oyunları yönetiyorsunuz, Avrupa tiyatrosunun Türk tiyatrosu ile nasıl farkları var?

Avrupalılar sadece daha fazla deneyime sahip. Bazen daha cesurlar. Örneğin Alman tiyatrosundan bahsedersek, bu dünyadaki en iyi tiyatro. Fakat onların Brecht’i, deneyimi ve özgürlüğü var. Bazen diyoruz ki hepimiz Almanlar gibi olalım, ama bunun yerine kendimizi açmamız yeterli. Eğer Makedon kalmak istiyorsak, gelenekleri korursak, yeni şeyler denemiyorsak Almanlar kadar gelişemeyiz. Ben Türk tiyatrosunun da Almanlarınki gibi olması için elimden geleni yapacağım. Eğer beni davet eden olursa seve seve tekrar geleceğim.

Avrupa’nın İstanbul’dan daha önemli sanat merkezleri varken, İstanbul’da neden tiyatro yapıyorsunuz?

Bu aynı değil. Bu tarz karışık kültürü bu özgürlüğü her yerde bulamazsınız. Başka şehirlerde de bulundum. İstanbul hayat dolu bir şehir. Burada farklı insanları, kültürleri bir apartmanda bile bulabilirsiniz. Burada kalırken penceremden, Haliç, Ayasofya ve Sultanahmet’i görüyordum. Bu manzara büyük bir medeniyetin işareti. Özel bir yer, onu korumalı ve dışarıya açmalısınız.


Kaynak:
Zaman Aktüel


CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here