Şehir Tiyatroları’nda Flaş Gelişme: Yönetmelik Yeniden Değişiyor – Erhan Yazıcıoğlu Röportajı (Seray Şahinler Demir)

Şehir Tiyatroları’nda yönetmelik yeniden değişiyor!

İBB Şehir Tiyatroları’nda sürpriz gelişme… 2012’de yönetimin sanatçılardan alınıp bürokratlara verildiği “yönetmelik” değişiyor. Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu eleştirilen yönetmelik üzerinde tekrar çalışıldığını ve sona gelindiğini ilk kez tiyatrodunyasi.com’a açıkladı. Yazıcıoğlu, “Beklenenden daha çok hak alacağız. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir ilkesi tekrar yerleşecek” diyor.

Seray ŞAHİNLER DEMİR
seraysahinler@gmail.com
ÖZEL HABER


2012’den bu yana yeni yönetmelik, sansür gibi bir çok nedenle çalkalanan Şehir Tiyatroları’nda Erhan Yazıcıoğlu’nun genel sanat yönetmeni olmasıyla yeni bir dönem başladı. Yazıcıoğlu’yla buluştuk ve 2015’te neleri planladığını konuştuk. Tabi “yönetmelik” sürprizini de…



– Şehir Tiyatroları’nda neler oluyor?

Her şey çok güzel gidiyor. Bir iki önemli beklentimiz var. 1 ay içinde olacağını söylediler. Olduğu zaman inanacağız. Yönetmeliğimiz değişiyor. Çok heyecanlıyız. Beklenenden daha çok hak alacağız. Çünkü bize güveniyorlar. Bir güven ortamı, bir başarı ortamı yarattık. Seyirci oranlarını çok yükselttik. Seçtiğimiz oyunların doğru oyunlar olduğu ortada. İstanbul’un karışık seyircisinin tümünü mutlu etme aşamasındayız. Bütün bunlar böyle gidince de hem kesenin ağzı açılıyor hem iyi niyetler arka arkaya gerçeğe dönüşüyor. Biz de sadece kendi işimizi yapıyoruz. Hiçbir şeye bulaşmadan bu tiyatroyu daha iyi nereye getiririz ona bakıyoruz.

Okulu açmakla tarihe geçtik. Kerem Yılmazer Sahnesi’ni konuk tiyatrolar için kullanacağız. Her pazartesi seyirci raporu alıyorum. Beni mutlu ediyor. Ekmek yapmak için malzeme var ve bu ekmeği en iyi şekilde sunacağız ve kızartacağız.

-Yönetmeliğin değişim süreci nasıl işledi? Sizin girişimlerinizle mi başladı? Nasıl yaklaştılar?

Evet. Son derce iyi niyetliler. Sadece biraz ağır işliyor devlet mekanizması. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir zihniyetiyle geldim ben. Sadece işimizi yapmak üzere geldik. Sağla solla bağlantımız olmadan bildiğimiz işi yapıyoruz. Bunu da iyi yapmaya çalışıyoruz. Lafta kalmıyor. Kendimize güvenimiz var. Burada yatıyoruz. Bu anlamda da biz en ufak bir karışma yok. Hiç karışmıyorlar. Sadece destek veriyorlar inandıkları için. Kadir Başkan’ımdan müdürüne kadar inanılmaz bir güven ortamı var. Biz de bunu tiyatronun lehine kullanıyoruz.

-Yönetmelikte tartışılan maddeler nasıl törpülendi?

Bu biraz bizim iç dinamizmimize girdiği için o anlamda açık vermeyeceğim ama yakında büyük bir müjde verebilirim. Belki bir ay da sürmez. Önce kendimize bu müjdeyi vereceğiz sonra sizlerle paylaşacağız.

-Yeni yönetmeliğin değişen maddeleri kurum içindeki tiyatrocuları tatmin edecek mi? Buna inanıyor musunuz? Bir çok oyuncu görevine devam etse de hala daha endişeleri var…

Tabii. Görevlerine tabii ki devam edecekler. Eksik olan moral motivasyondu. Bunu sağladığımızı düşünüyoruz. Bir de yönetmelik değişikliği bizim çizgimizde. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir ilkesi tekrar yerleşecek. Bu benden sonra da sürecek. Ben yasa değişmezse 1.5 yıl buradayım. Değişirse 70’e kadar da burada kalabilirim. Hep morale ihtiyacımız var. Belediye bu anlamda maddi olarak inanılmaz destek veriyor. İşimize de karışmıyor. Daha ne yapalım?

KAZAN DAHA AZ KAYNAYACAK

-Bize karışmıyorlar diyorsunuz. İma da dahi bulunulmadı mı? Hiç müdahale olmadı mı?


Asla. Ben kendime ihanet eder miyim? Tükürdüğümü yalar mıyım? Hiç bir menfaatim yok ki. Muhsin Ertuğrul’un koltuğunda oluşum, Gencay Gürün’ün döneminden sonra burada oluşum. Ki ben bütün tecrübemi o dönem yaşadım ve uzun süre onun yardımcılığını yaptım. Değişmedim, her yerde aynı Erhan’ım. Hiçbir şey beni değiştirmedi. Ne para ne şöhret ne bu koltuk. Ben hala herkesle şakalaşabilen biriyim. Tatlı sert üslupla çok iyi anlaştığım bir ekibim var. Her işi çözüyorlar. Bana da bir orkestrayı yönetmek düşüyor. Orkestranın elemanları kendi sazlarına çok hakim. Beyni tiyatro için çalışan, yürekleri tiyatro için atan ve sadece tiyatroyu düşünen bir ekip. Dışarıdan gelen işleri reddeden bir ekip. Bu cesaret isteyen bir iş. Sadece küçücük bir devlet maaşıyla yaşamak yürek ister. Bu yüreği taşıyan arkadaşlarımız var. İnsanlar zaman içinde daha çok güvenecekler. Daha az kazan kaynayacak. Kazanın kaynamasına engel olamayız çünkü yapıları, beyinleri değiştiremeyiz. Biz yaptıklarımızla o beyinlerin doğru çalışmasını sağlayacağız.

– Son olarak patlak veren Cibali Karakolu oyunundaki sansür tartışması meselesi var. Herkesin merak ettiği neden 25 kez sahnelendikten sonra galanın akabinde böyle bir müdahale oldu?

Biz 8 Ekim’de perde açtık. 8 Ekim’den de 40 gün önce göreve geldik. 40 gün içinde neler yaptığımıza bir bakın. Nasıl yetiştik? Bazı provaları bile göremeden oyun çıkarttık. Şimdi rahatladık. Genel provayı, ondan öncesini seyredebiliyoruz. Seçtiğimiz oyundan kaygımız yok. Ama yabancı bir yönetmen geliyor onu iyi tanımıyoruz. Ya da emekli arkadaşımız yönetmen olarak koyuyoruz ne denli başarılı oluyor? Bunu ilk 40 gün için sağlayamadık çünkü bir sürü işe soyunduk. Düşünün Talat Halman’a özel geceyi bile biz yapıyoruz ve bu bizim fikrimizdi, kimse bizden talep etmedi.

-Bu projeye ne kadar sürede hazırladınız?

Cenazesini buradan kaldırdık ve o gün bu fikir oluştu. Kimse sahip çıkmadı. Bu kadar özel bir insana biz özel bir gece yapalım dedik. 1 ay olmadı bile. Apar topar. Kadrolar, soneler hazır. Hatta benim de rolüm var, çantamda taşıyorum. Arada bakıyorum. İyi bir şey yapmak bu tiyatroyu markalaştırmak, insanları tekrar bu tiyatroya sıcak bakmasını sağlamak, iyi oyunlarla öğrencileri çekmek önemli. Öğrenci bize küsmüştü.

-Neden?

Kötü oyunlar yüzünden. Klasikleri oynamamışız. Şimdi iki tane birden klasik koyduk. “Kısasa Kısas” geliyor. “Bir Yaz Gecesi Rüyası” başladı. Çok ilgi görüyor.

Arkasında Çehov, Gorki var. “Ayaktakımı Arasında”nın bu hafta provası başlayacak ve oyunu Orhan Alkaya yönetecek. İtalyan asıllı Alman yönetmen Roberto Ciulli var, o gelecek. Biz ona bir iki oyun ismi verdik. Kendi seçecek. Pirandello ya da Çehov olabilir o karar verecek. İki yılı full olan çok ünlü bir Alman var Thomas Ostermeier diye. Onun peşindeyiz. O bize gelsin bir şey yapsın istiyoruz. Çünkü bizde çok az yönetmen yetişmiş, bunu gördük. Bu bir eksiklik. Aktör çok yönetmen yok. Bütün bu büyük, dünyaca ünlü yönetmenleri, yönetmenliğe hevesi ve yeteneği olan arkadaşlarımızla birlikte çalıştırıyoruz. Okul açtık. Hem kendi seyircimizi yetiştiriyoruz hem okul mezunu olmayan yetenekler ortaya çıkarıyoruz. Ama o arada da okul mezun olmaya itiyoruz. Bunun için bizde hocalık vasfı taşıyan çok insan var. Darülbedayi Atölyesi için içimizden 35 kişi çıktı ve bunlar gönüllü. Bunların içinde Zihni Göktay, Toron Karacaoğlu, Tijen Par, Engin Uludağ var. Biz bunlara tekrar hayat aşıladık. Kendimizdeki heyecanı yaydık ve yayıyoruz.



HER ŞEY İSTEDİĞİNİZ GİBİ OLACAK

-Yönetmelik değiştiği zaman yönetmenlerden Orhan Alkaya, Ragıp Yavuz gibi önemli isimler kurumda aktif olarak görev almamayı tercih etti. Engin Alkan’ın devam ettirdiği bazı projeleri oldu. Fakat bu sezon geri döndüler. Siz genel sanat yönetmenliğine getirildiğinizde bu yönetmelik yürürlükteydi. Onları tekrar nasıl kurumun içine çektiniz?


Bana inandılar, neden geldiğime inandılar. Ben onlara kendimi, ne yapmak istediğimi çok iyi anlattım. Bana inandılar ve çok fazla düşünmeden güvendiler.

-Ne dediniz mesela?

Bunlar da aile içi. Sadece en iyimser tabirle tiyatronun bir duraklama döneminin artık sonuna gelinmesi gerektiğine inandılar ve kolları sıvadılar. Bana inanan belediye yetkilileri vardı. Ben onlardan aldığım güç ve sözlerle yola çıktım. Yardımcılarımla paylaştım ve sorunsuz olarak devam ediyoruz. Yeni ekibin önüne “ya yönetmelikte şöyle bir madde var” dahi demediler. Hepsini “siz bilirsiniz, peki” diyerek bizim lehimize kullandılar. Uygulama böyle gitti. “Siz bu işi biliyorsunuz, buyurun yapın. Yönetmelik tabii ki değişir, bize zaman verin ama inanın ki bu yönetmelik sizin istediğin gibi yürüyecek” dediler. Ama biz yasal halini istiyoruz

Verilen sözler tutuluyor tamam ama 2 söz daha var. Yönetmelik ve kadro. Arkadaşlarımızı artık aşağıdan yukarıya doğru kaydıracağız.. Aşağıya da genç ekibi alacağız.

-Kadro şansları olacak mı?

Gayet tabii. Bir uyum süresi vardır. Gelenekseldir. Bu uyuma evet diyenler sıcak bakanlar ve yeteneğini ortaya dökenler kademe kademe gelir. Biz buna çok açığız. Hele ben gençleri çok isterim. Kapının önünde hocam şu oyunu düşünüyorum ben şunu oynamak ya da yönetmek istiyorum diyenler çok olsun isterdim ve oldu. Eğer beklentilerimiz gerçekleşirse çok genç insanları tiyatroyla buluşturacağız.

-Yönetmelik ilk değiştiğinde hemen hemen herkes tepkisini dile getirdi. Yürüyüşler, protestolar yapıldı. Sizin düşünceniz neydi?

Ben de onlardandım.

-Yönetmeliğe itiraz ettiniz mi?

Gayet tabii. Başkanla bir diyaloğumuz olmuştu. Bu tiyatro(Muhsin Ertuğrul Sahnesi) yıkılırken, “Bunu yapmayacaksınız, bünyenize alacaksınız” demiştim. Başkan da “Sana söz veriyorum, iki yıl içinde aynı kendi ismiyle yapacağız” dedi. Ve gerçekten iki yıl sonra yaptı. Hatta o zaman Başbakanı Tayyip Erdoğan geldi. Ve Kadir Başkan sözümü tuttum gördün mü dedi, ben de sahneye çıkıp teşekkür ettim. “Sözünü tutanların yanındayız. Biz sadece işimizi yaparız. Muhsin Ertuğrul adıyla bu binayı bize verdiğiniz için teşekkür ediyorum” dedim. Sezar’ın hakkı Sezar’a.

-Sanatçılarınızdan Hülya Karakaş, size sitem dolu bir mektup yazdı. Okudunuz mu? Neler söylemek istersiniz?

Maalesef ironi kokan bir mektup. Hiçbiri doğru değil.

-Oyun(Kadın İstasyonu) kesin kaldırıldı mı peki?

Evet kaldırıldı.

-Gerekçe gösterdiniz mi?

Gerekçe göstermek zorunda değilim. Üstelik gösterdik de. Biz bütün oyunları kaldırabilirdik. İş yapan, tutan ve bizim yönetimimize uygun olan oyunları tuttuk. Olmayanları kaldırdık. Kaldıramaya da devam ediyoruz. Yeniler çıktıkça eskilerle vedalaşıyoruz.

-O oyun sahnelenmemişti ama…

Evet ama ben göreve geldim ve bana bir prova verin dedim. Onlar da direndiler.

-Neden?

Nedenini onlara sormak lazım. “Ben oyunu bir göreyim çünkü bilmiyorum” dedim. Yönetmen de, adını anmak istemediğim hanım da ne yazık ki böyle tuhaf bir direnç gösterdi. Temayüllere aykırı bir direnç. Uğraşacak o kadar çok işim vardı ki bununla da uğraşmak istemedim. Ben bu kadar saygı gösteriyorum. Bir emektir diyorum, masraf edilmiştir diyorum. Ki o dekor ve aksesuar parçalarını ben başka oyunlarda kullandım zaten. Harcamadım, çöpe atmadım. Onlar öyle diyorlar ama. Kimse kendini tanrı ilan etmesin. Onlar kendilerine verilen işi yapsınlar.

-Bundan sonra size iyi bir oyunla gelse?

Zaten buraya geldi. Sürçü lisan ettiysem affola dedi. İlk kez sana açıklıyorum bunu. Ve bir oyun bıraktı. Ben de bize zaman ver dedim. Oyunu inceledik, beğendik. Bu konuda otorite Yiğit Sertdemir’dir. Ki Yiğit’in olması da büyük bir gelişmedir. Bunu bir lafımla yaptılar. Hay hay dediler. Şimdi hala karıştırmanın, bir aileyi içten çökertmeye çalışmanın anlamı yok. Ki çökertemezler. Ben buna izin vermem çünkü ben buraya canımı koydum. Hiçbir menfaatim olmadan canımı koydum. Bu insanlar bizim yanımızda yer almalı. Eğer bir değerlerse bu değeri biz görelim. Kendi kendine ben en büyük değerim diye megolamanlık yapmanın bir anlamı yok. Gelsinler işlerini yapsınlar. Ama bizim denetimiz, yönetimimiz ve takdirimizle.

Burası yatak odamızdır, kulislerimiz yatak odamızdır. Sevgi hâkimdir. Saygıyla iş yapılması hâkimdir. Kimse “Yahu susun be kardeşim insanlar işini yapsın” demedi. Biz seyretmeyi severiz. Seyrediyorlar. Bakalım kim güçlü onun tarafına geçeriz diyorlar. Ama bütün bunları ben görecek tecrübedeyim. Kazanı bir iki kişi kaynatıyor. Onlar da kazanın dibine çökmeye kazandibi olmaya mahkûm.

Bir de tanımadığım insanlar benimle uğraşıyor. Geçmişimizde bir sürtüşme de yok. Neticede hepimiz oyuncuyuz. Çok kısa bir süre sonra bizim iyi niyetimizi gören herkes bizimle barışacak. Biz kimseye küs değiliz, kimseye minnet etmedik ve kimsenin tavuğuna kış demedik. Hatta yardım ediyoruz. İsteyen özel tiyatrolara oyuncumuzu yönetmenimizi veriyoruz. Amatör tiyatrolara kullanmadığımız dekorumuzu, kostümümüzü verdik. Tüm bunlar açılma, açık oynama değil mi? Açık oynama değil mi?

Değişik ses çıksın. Değişime karşı değilim. O yelpazeyi tanıyorum ben. Ve ben Yedikule gibi bir kenar mahallede yetişmiş insanım. Neyin ne olduğunu bilirim. Rum’u Ermeni’yi Kürdü, Laz’ı tanırım. Bu yelpazenin içinde herkes olabildiğince var olacak. Ama çatlak sesler var. Onlar kendi kendilerine susacak. Ben hesaplı konuşmam. Şuraya şu laf gider mi demem.

-Eleştiriye tahammülünüz var mı?

Dinlerim. Ben iftiradan nefret ederim. İftira atılmasın. Aile içinde bile şu şöyle mi oldu gibi şaibeli bir soru beni çıldırtır. Bunun eleştiriyle ilgisi yok. Söylenen her şey mi yalan olur? Dişe dokunur, “Bir dakika, biz bunu düzeltelim” diyeceğimiz hiçbir şey olmadı. Hep düzmece. Ben bu kadar olduğunu zannetmiyorum. Böyle bir şey görmedim. Taşıyabileceğim şeyler değil. İsyan ediyorum neden diye. Bir kere önce bir telefon açıp “meslektaşım, hayırlı olsun” demeyen insanlar var. Nedenini de bilmiyorum. Görsem soracağım. Diyelim nedeni var. Oyununu kaldırdım. Kaldırırım. Yeni yönetimim. Herkes kendi yönetiminde çalışacağı insanları kendi seçmez mi? Hakkım var. Üstelik de kibarlık yapıp prova istiyorum. Vermiyorsun. Yönetmeni de kırmak istemezdim. Ama daha yolumuz uzun. O gerektiği yerde kendini bulur.

-Protokol listenizde revize oldu sanıyorum. Bazı eleştirmenler listeden çıkarıldı mı?

Yok böyle bir şey. İddia edenler beni aradılar. Olmadığını söyledim. Sadece ben biraz tez canlı adamım. Onun için herkesi biraz hızlı çalıştırıyorum. O telaş içerisinde mesela Üstün Akmen unutulmuş. Aradım ve yok öyle bir şey hocam dedim. İkinci galaya ben davet ettim. Eleştirmen dediğiniz zaten 3-5 kişi onların da hepsi geliyor.

-Eleme yok değil mi?

Eleme şöyle oldu. Protokolü azalttım. Buna da belediye anlayış gösterdi. Günlük protokolü de azalttım. Her oyuna sınır koydum. Çünkü seyirciyi uzaklaştırıp 40 kişiye ben yer ayıramam. Bunu 6-8 kişiyle sınırladık.

350 OYUNCUYLA AÇIKHAVA ÇIKARMASI

-2015’te Şehir Tiyatroları’nda neler olacak?


Beklentilerimiz rayına oturacak. Seyirci potansiyeli daha da artacak. Yeni sahneler açılacak. Maltepe bu senenin sonunda devreye girecek. Bostancı Hali tiyatro haline getirilecek. Okulumuzu açtık. İşlevsel hale gelecek.

100.yıl kutlamamızı yaptık. Onun dışında haftada bir gün görme engellilere özel gösteriler yapacağız. Gençlik Günleri’nin mayısta canlandıracağız. Açıkhava Tiyatrosu’nu 1 ay tiyatro yapacağız. Haziranın ortası 2 hafta, ağustos son 2 hafta olacak. 350 oyuncuyu sahnede bir arada göreceğiniz proje bu.

Seray ŞAHİNLER DEMİR
seraysahinler@gmail.com

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here