Tez Elden Mezuniyet (Deniz Zengin)


Asırlardır süren gizem, tezlere konu olan doğa olayı; Kadın / Erkek İlişkisi ..

Dünyanın yaratılış efsanesi bile bu kadar fazla gündeme getirilip, bu denli deşilmemiştir belki..

Tüm filozoflar, psikologlar, yazarlar, çizerler, bilirkişiler, konu hakkında her şeyi bildiğini zannedenler.. Hepsi, hepimiz elele verdik çözemedik bu aşk meşk durumlarını.. Şimdi yeni mezun öğrencilere tez konusu yapıyoruz; bak, bak, bak !!..

Ülkece, üst üste gelen acılar ve sancılar içinde geçirdiğimiz, bir çok özel etkinliğin iptal ya da ertelendiği bu dönemde, özel bir okul; yönetimi, eğitmenleri ve öğrencileri ile birlikte aldığı kararla içimi ısıttı. Üzerinden tanıtım ve reklam yapılmaması konusunda özellikle hassas olduklarından deşifre etmeyeceğim. Lakin bahsetmeden de geçemeyeceğim.

Her yıl düzenli olarak tekrarlanan mezuniyet balosu yerine; geliri ilgili vakıflar tarafından bizzat ve yerinde tahsil edilen, kendi sahneledikleri tiyatro gösterileri ile mezun oldular.

Herkese örnek teşkil edecek ciddiyetle organize edilen bilet satışları, bedelleri direkt olarak ilgili vakfın görevlileri tarafından anında tahsil edilerek gerçekleştirildi. Böylelikle; kafamızda çoğu zaman dolaşan o, “acaba yerine ulaşır mı?” sorularına mahal vermeksizin bağış yapmanın hazzını yaşattılar izleyenlerine..

Öğrenciler; kendi yazdıkları amatör tekstler dışında, gelmiş geçmiş ünlü yazarların eserleri ile günümüz tanınmış eserlerinden de alıntı ve uyarlamalarla sahne aldılar. Her biri; sahneden inmeden önce, tanınmış oyunların hatırda kalır replikleri ile ünlü yazarlardan bilindik soneleri vurguladılar. Ve tabii ki sahneye koyarken nerelerden, kimlerden esinlendiklerini..

Amatör olmalarına rağmen çok iyi incelemiş, araştırmış ve yerinde tespitler yapmışlar diye düşünürken aklıma ister istemez bir soru takıldı; konular hemen hemen hep aynı idi, kadın/erkek ilişkisi; neden??

Konsepti ve sebebini bilmeden gittiğim, rahatsızlığım sebebiyle de oyunlardan sonraki söyleşi ve kokteyle kalamadığım için sorumun cevabını biraz geç öğrendim..

Meğer; çocukların tezleriymiş bu oyunlar.. Globalleşen dünyamızda, hızla artış gösteren boşanmaların sebepleri ile aşk-ayrılık-aldatma-eski/yeni birliktelikler arasındaki o hatırı sayılır uçurumun konu alındığı, bir araştırma ve özgün anlatım..

Bir yandan üzüldüm adlarına; günümüzde pek de yaşamayan bir masal kahramanını arıyor olmaları acı.. Diğer yandan da ilgileri çok hoşuma gitti; etraflarından sormuşlar, büyüklerine danışmışlar, eski aşkları dinlemişler ve anlamaya çalışmışlar. Ne güzel!!

Sonra yine üzüldüm onlar için.. Hani bizler diyoruz ya; “Aaah, ah! Nerde o eski aşklar”.. Bunu biz diyoruz, çünkü biliyoruz, bildiğimiz ve günümüzde yaşamayan bir şeyin de elbet özlemini duyuyoruz. Bu kadar araştırmadan sonra “aşk” ın aslında günümüzdeki karşılığının sadece tensel hazdan ileri gitmediğini, bu kadar özel ve önemli bir şeyin anlam ve değerini nasıl hızla kaybetmiş olduğunu öğrenmeleri düşüncesi de içimi burktu.

Her neyse..

Kadın-erkek ilişkilerindeki her detayı irdeleyip oyunlarına konu etmişler. Kimi platonik bir sevda ile karşımıza çıktı, kimi uğruna ölünenle.. Bazısı aşk cinayetlerini konu almış, kimi töre kurbanlarını.. Aldatanlar, aldatılanlar, her şeye rağmen aşkı için 3. kişi olmayı göze alanlar.. Gecelik birliktelikler, hayatı bir yastıkta bitirenler, tek eşliler, şizofrenik sevdalılar, hatta hatta stockholm sendromu yaşayanlar.. Uyumlu çiftler, alakasız birliktelikler, sürenler, bitenler, bir tarafta bitse de diğeri sürdürmeye çalışanlar, ölen eşine kavuşacağı günü duvara çizikler atarak bekleyenler, ayrılmak için gün sayanlar, birleşmek için el açanlar, uzaklar, yakınlar, aşklar, aşklar..

Kimi eli eline bile değmeden ölesiye severken, kimi her gece farklı biriyle gününü gün ediyor. Birisi kendinden erken öldüğü için eşine kırgın ona kavuşacağı günü sabırsızlıkla bekler, diğeri başka biriyle birlikte olmak adına eşini bile öldürebilecek durumda..

Entrikalar, yalanlar, kaçanlar, kurtulamayanlar, kadınlar, erkekler..

“Aldatma” konusuna ağırlık verilmiş idi daha çok.. Yerinde bir karar da bence.. Çünkü kafamızdaki “aldatma” olgusu çok farklı; bilir kişi gibi detaylandırmayacağım. Ama; kafasında eski ilişkisini tamamen bitirmeyen birinin yeni bir ilişkiye başlaması bile, bir aldatmadır bence.. Sen seviliyorum san, eski sevgili unutuldu san, yırtın, debelen, dur… Seninkisi hatırlanmakta zorlanırken, eski/bitmiş olduğu söylenilen sevgilinin doğumgünü kutlansın. Düşünün bir de eski sevgilisi onu aldatmışsa.. Ahh, aaah! İnadına onunla bağlarını koparmadan, hatta belki ilişkisini bile bitirmeden sizinle bir birlikteliğe başlayan kişinin, inkar edilemez tek bir emeli vardır ki; o da, elbette eski sevgiliden öc almak.. Aldatandan öc alınırken suçsuz yere hem kurban olup, bir de üstüne güven kaybının acısını tadarsın. Al sana “aldatılmak” veya “aptal yerine konmak”.. Artık ne denirse buna…

Sonra “ayrılık” işlenmiş detaylıca.. “Dost kalalım, görüşelim, bağı kopartma, ne zaman ihtiyacın olursa bak!..” gibi bir yığın saçma sapan lakırdının ne gerçek hayatta, ne de oyunda yeri olmadığı şöyle bir gözlere sokulurcasına anlatılmaya çalışılmış. Hele bir replik vardı ki, bu çocuklar işi çözmüş dedirtiyor; “Hele biri sana ‘her zaman yanındayım’ gibi laflar söylüyorsa, sen şimdiden kendine tek kişilik bir bavul hazırla bence”.. Büyük bir puzzleda doğru parçayı bir bakışta yerine oturtmak bu olsa gerek..

Akabinde elbette “ayrılık sancısı” denen süreç.. Tek taraflı başlaması mümkün olmayan bir şeyin tek taraflı bitirilmek istendiğinde mutlak yaşanan hırçınlık, kimsesizlik, çaresizlik duygusu.. Ayrılık, Ağustos’ta üşümektir diyor bir şair dizelerinde; bir daha gülemeyeceğini, güneşi göremeyeceğini düşünmek, kalbini hissetmemektir her zaman olduğu yerde ve soluk dahi alamamaktır göğsü acımadan.. Öyle büyük bir boşluktur işte..

Ayrılığı kadın istediğinde erkek engel olur, ağlar, zırlar, sensiz yapamayacağını söyler, bir şekilde senin vicdanına dokunur, ne yapar eder seni engeller. Hiç birşey yapamazsa da şiddete başvurur.

Erkek isterse; ………….

Eh, o zaman bir şekilde kendi başınıza ağlar, zırlarsınız. Soru sorsanız kabahat, açıklama isteseniz suç, mecburen ayrılınır. Aksi söz konusu bile olamaz. Hatta daha erkek kafasındaki ayrılma kararını sizinle paylaşmadan once fihristini tarayıp başka alternatifleri değerlendirmeye, diğer kadınlarla görüşmeler ayarlamaya başlamıştır bile.. Sen dilediğin kadar sev, tap, öl boşa.. Sevginin olmadığı yerde ayrılık da önemini yitirmiştir artık..

Kadın/Erkek ne ister? atışmaları olmadan olur mu hiç?

Erkek; her güzele sahip olsun ister,dedi bir taraf.. Kadını hem akıllı, hem güzel olsun, görmesin, duymasın, bilmesin, hediye istemesin, anlasın ama pek anlatmasın ister. Az konuşup çok dinlesin, alışverişe onsuz katiyen gitmesin, deli gibi sevsin, gözü başkasını görmesin, ama diğer taraftan da aynını beklemesin ister. Yemek, ütü, temizlik, çamaşır, bulaşık; oooh! Anne gibi.. Buna ilaveten bir de akşam gönlünü hoş et ister.

Ya Kadın?!

O da; Kadın bir yere, birine ait olmak ister, diyordu. Güven, sadakat, saygı, dürüstlük ister.. Bir ayağı dışarıda olmadan yaşamak, çocuk yapıp aile olabilmek.. Sabah eşini kapıda uğurlayıp, akşam kapıda karşılamak, hallerini anlayan, kendine zaman ayıran, masada birlikte muzip dedikodular yapan bir erkek ister. Saatli, zamanlı, günlü değil de özelliği olmadan, gurur yapmadan, ama lakayit ve gerçekdışı da olmadan sevdiğini anlatabilen birini ister. Hem eğlenceli, hem sahiplenici; sırtını tereddüt etmeden dayayabileceği biri.. Baba gibi..

Beni en çok etkileyen; büyükanne ve büyükbabasının aşklarını, babasına miras kalan eski bir günlükten hikayeye çevirmiş olduğunu söyleyen gençti. Seyircinin reaksiyonu oldukça yerinde ve tepkiler de o kadar olumluydu ki; şayet bir gün profesyonel kulvarda kendilerini izlersek, işte o zaman bu beğenimi size ve kendilerine tekrar hatırlatırım.

Şimdilik sadece bu gençlere emek ve özverileri için teşekkür etmekle yetiniyorum. Umarım duyarlılığınız hep böyle taze kalır; sizin gibi..

Hem; belki bizim dönemimizdeki gibi saf ve masum olamayacaktır ama, siz gerçek aşkı bulacaksınız bu gidişle gençler.. Ölü ya da diri..


Deniz Zengin

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here