Antalya’da Sevgi, Merhametsizlikle Yer Değiştirirken: Othello (Üstün Akmen)

ÜSTÜN AKMEN’İN YAKINDA ÇIKACAK ’KOLTUK TOZU’ BAŞLIKLI KİTABINDAN ALINMIŞTIR”

Shakespeare’in eserlerini defalarca okumuşluğum, yıllar içinde çok kez gerek sinemada, gerekse tiyatroda seyretmişliğim var. Shakespeare uzmanı değilim, ama Shakespeare ile ne kadar çok uğraşılırsa, metinlerinde o kadar gizli anlam bulunabilir gibime gelmiştir hep. Örneğin, son olarak Antalya Devlet Tiyatrosu yapımı “Othello”yu izlerken, oyunun Faustus efsanesinden etkilendiğinin kendimce ilk kez ayırtına vardım.

Othello, Destamona’yı öldürmeye giderken, Iago tarafından programlanmış gibidir, öyle değil mi ama?
Esasında, içten içe öldürme olayına karşı gelmek ister, ama Iago’ya inanmıştır bir kere ve olay mutlaka gerçekleşecek, Destamona’yı öldürecektir. Faust ise, bilgi ve güç elde etme karşılığında ruhunu şeytana satar.
Şimdi, dikkat buyuracak olursanız, insanoğlu yüzyıllardır sadece hastalık ve sonuç olarak ölümden nasıl kurtulacağının hesaplarını yapmakta. Şeytansa bu alışverişten, tanrıyla giriştiği düelloda hep bir yandaş bularak sıyrılıyor.
Ne ilginç değil mi?
MALCOLM KEİTH KAY’İN REJİSİ
Oyunu Antalya Devlet Tiyatrosu yapımı olarak ve de Malcolm Keith Kay’in rejisinden izlerken, insanın kendi güçsüzlüğüne yenik düşmesini tragedyanın temeline yerleştiren “Othello”yu, elbette ki sadece bir kıskançlık tragedyası olarak alıp kabul etmedim.
Diğer taraftan, Malcolm Keith Kay’in her bir sahnesinin biçimi ve kuruluşu açısından başarıya ulaştığını açık yüreklilikle söylemeliyim. Tragedyanın coşku boyutlarını art arda getirmekteki ustalığı, mantıksal gelişimi hiç mi hiç savsaklamaması, hatta bu gelişimlerin altını kalın mı kalın çizmesi, kesintisiz eylem çizgisini izlemesine tam puan verdim. Büyücü sopası, Iago’nun tırnaklarındaki siyah oje, karakterlerin vücutlarındaki dövmelerle göstergebilim açısından söylemek istediklerini anladım, ama ne gerek gördüğünü çıkaramadım.
YARATICI KADRO
Malcolm Keith Kay’in 4 Perdelik eseri 2 Perdeye indirgediği yapımda, her kim ki çıkar da Özdemir Nutku’nun çevirisine dil uzatırsa hiç kuşkum yok ki tiyatronun tanrılarının gazabına uğrar. Hakan Dündar’ın dekoru yanılmıyorsam yönetmenin “barok öğeler” isteği doğrultusunda ızgara sistemiyle oluşturduğu dev demir konstrüksiyondan oluşan tasarımıyla Kıbrıs Kalesini de simgelemiş. Dekorun metalik görkemi rahatsızlık vermiyor. Dekor, özde belirli bir biçimi değil, bir kavramı belleklere ulaştırıyor. Dündar, biçimden yola çıkmış, teknikten yararlanmış, öze varmış. Dekor, işlevsel ve yorumlayıcı… Candan Günay’ın kostümleri, dekorun içinde eriyor, dekorla birbirini tamamlayarak yapılanıyor. Bu yapılanma, yönetmenin yorum öğesini ve iletisini izleyiciye taşımasını kolaylaştırıyor. Orkun Yılmaz’ın Dövüş Koreografisi mükemmel. Müziklerin seçimini her kim yapmışsa seçimine dirlik!

OYUNCULUKLAR
Malcolm Keith Kay, oyuncuyu çizgisel niteliğinde yönlendirmemiş, güdüsü arasında bölmüş. Ebru Tanrıver, Yalçın Temmuz Yılma ile Toray Bostan görevlerini kusursuza yakın yaparlarken, Eray Karayılan, Dük’te yetersiz. Hüseyin Atav, Âşık Roderigo olarak çok zayıf. Bülent Ünsür, Montano’da iyi, ama Giatiano’da hayli isteksiz. Başak İşür, öykünmeci arzusunu ve güdüsel akışını değişik sıralamaya tabi tutmasını pek güzel beceriyor. Kader Gözpınar (kâküllerine fena halde taktım) Emilia’yı seyirciye başarıyla ulaştırıyor. Diğer taraftan Yaver Cassio’da Orkun Yılmaz, gerçekten kutlanacak bir oyun vermekte. Ali Meriç, Brabantio olarak devinim ve diksiyon hâkimiyeti sayesinde eylemleri gibi metne de anlam kazandıracağı sözceleme durumlarını iyi tasarlamış.
IAGO KARAKTERİ
Iago’da Sertel Uğur’un oyuncu gömleği olduğunu kimse yadsıyamaz, ama bana sorarsa Iago’yu (belki de yönetmenin zoruyla) yanlış yorumlamakta. Eserde, Iago’nun Othello’ya karşı duyduğu, aslında aşk kökenli büyük nefret, büyük öfke, bilinçli bir öfke. “Latant homoseksüalite”nin (bastırılmış, gizli eşcinsellik) yanı sıra karısı Emilia’dan yola çıkarak (birçok erkekte rastlanan bir eğilimle) kadınlar hakkında bir genellemeye gittiğini ve işi ”misognie (kadın düşmanlığı, kadınlara karşı duyulan soğukluk, iticilik)”ye kadar vardırdığını görüyoruz. Dolayısıyla, Sertel Uğur’un Iago’yu güldürü unsurları katarak yorumlamasını anlamak (en azından benim açımdan) mümkün değil.
Destamona’da Meltem Gülenç, oyunun ilk bölümünde ezbere dayadığı bir oyunculukla son derece etkisiz bir Destamona çiziyor. Yani Gülenç’in yorumu yöntemsiz bir Destamona yorumu. İkinci bölümdeyse Shakespeare’in metninden ne algıladıysa seyirciye aktarırken kavrama ve yorumlama sınırlarını zorluyor, başarıya ulaşıyor.
SELİM BAYRAKTAR’IN OTHELLO’SU
Selim Bayraktar ise savaş alanlarının cengâverinin aşk meydanında nasıl da sıkışıp kaldığını, nasıl kendisiyle cebelleştiğini, nasıl da kıvranıp durduğunu fevkalade başarıyla yansılıyor. Othello nam Mağribinin, yüreğini Desdemona’ya kaptırmadan önce “iktidar”ken, aşkın ona asıl iktidarın neredeliğini sorgulatacağını mükemmel yorumluyor.
Kuşku, kuşkudan kaynaklanan kıskançlık, öfke, hırs, kızgınlık…
Kahraman Othello, kendi kendisiyle olan savaşımında yenilir, erir, biterken Selim Bayraktar sahnede yüceliyor.

Üstün Akmen

HENÜZ YORUM YOK