Craft Tiyatro’dan Uğrak Yeri (Rengin Uz)

Sırlar mıdır insanı yaşatan, sırlar mıdır insanı öldüren?

Burası manzaralı bir tiyatro! Fındıklı’dan Cihangir’e çıkan yokuşun (ya da tam tersi) hemen başındaki Craft Tiyatro’nun sahnesi binanın çatı katında. Kimi Cihangir evlerinde ışıklar yanmış, televizyonlar açık, akşam yemeği saati. Boğaz köprülü İstanbul manzarası çok güzel de hafiften üşüyoruz. ‘ Beş dakika kaldı neden kapı açılmıyor ?’ derken, arkadan bir ses geliyor ‘Oyun dışarda başladı!’. O an fark ediyorum, demir parmaklara tutunmuş arkası dönük genci. Karşı evleri gözetliyor sanki… Kapı açılıyor, 30 kişilik tiyatro salonundayız artık. Özensiz bir ev, kutularda eşyalar, orta yaşlarında bir kadın, belli ki huzursuz, belli ki mutsuz. Biraz önce evi gözetleyen çocuk beliriyor kapıda, gözü mosmor, dayak yemiş gibi. Kadının davetiyle açık kapıdan içeri süzülüveriyor. Çocuk aylardır takip etmiş, evini gözetlemiş kadının. Sonunda, taşındığı ilk gecede kapısında bitivermiş. Adi bir hırsız mı? Ya da bir jigolo? 17 yaşındaki Davey, söylediğine göre Anita’nın 4,5 ay önce korkunç bir cinayete kurban giden oğlunu bulan kişidir ve o görüntü gözlerinin önünden hiç gitmez. İyi de o karlı gecede, hiç de yol üstü olmayan o mekanda ne işi vardır? Anita, o cinayetle, oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenmiştir. Şimdi karşısına geçmiş ‘bana oğlunu anlat’ diyen bu gencecik çocukla başa çıkmak zorundadır. Anita, Davey ve artık hayatta olmayan ama o gece hep aralarında olan Vincent…Toplumsal yozlaşmayı, mahalle baskısını, sevmenin karşısına çıkan engelleri, psikolojik ve fizyolojik olarak tüm şiddeti ve acımasızlığı ile yaşamış olan üç birey… İki yabancı, kadın ve çocuk bu yıkımın sonuçlarını sorgularken, birbirlerini sınadıkları, öfkeden acımaya, çok değişik duyguları yaşadıkları bir hesaplaşma gecesini paylaşırlar. İçkiler birbiri ardına yuvarlanırken, bugüne dek ‘sır’ olarak kalmış ne varsa, diğerinin gerçeği olmak üzere dökülür ağızlardan. Anneler hep birbirine mi benzer? Peki ya oğullar…

Bildiğimiz şeyleri anlatıyor ama…

‘Vincent River/ Uğrak Yeri’nin yazarı, daha önce de ülkemizde oyunları sahnelenen İngiliz yazar Philip Ridley. Oyunun çevirmeni Seda Yıldız, Türkçe ad olarak ‘Uğrak Yeri’ni uygun bulmuş ki bence orijinal adından daha uygun. Yazarın en çarpıcı oyunu, DOT’da sahnelenen, In Yer Face akınımın öncülerinden ‘Kürklü Merkür’dü. Uğrak Yeri, çok da yeni şeyler söyleyen bir tekst değil. Bildiğimiz şeyleri anlatıyor ve en zayıf noktası daha en başından sonunu anlamamız. Davey, Vincent’ın cesedini bulduğunu söylediği an, onunla bir ilişkisi olduğunu anladım. Ve annenin de, cinayet gecesi sürekli nişanlısıyla olduğunu vurgulan Davey’e, başından itibaren inanmadığı çok açıktı. Ama tüm bunlar, yazarın olayı çok incelikli dialoglarla anlatmasına ve soluksuz seyretmemize engel değil. Uğrak Yeri’ni genç yönetmen Sami Berat Marçalı sahneye koymuş. Oyunun, ruhuna uygun, oyuncu performanslarını ön plana çıkaran çok yalın, duru bir reji var. Yönetmenin iki önemli avantajı; muhteşem iki oyuncu ve oyunun mekanla bütünleşmesi. Uğrak Yeri, İtalyan sahnede oynansaydı seyircinin üzerindeki etkisi bu denli güçlü olmazdı. Oyuncuya yakın olmak, bu odada onlarla birlikteyim, bu sorgulamanın bir parçasıyım duygusunu veriyor. Uğrak Yeri’nin terasta, Davey’in evi gözetlemesiyle başlaması da önemli bir ayrıntı. Ancak, insanlar biriktiğinde fark edilmeyebiliyor. Oraya küçük bir sokak lambası konabilirdi, tabii fazla dikkat çekmemek kaydıyla. Marçalı aynı zamanda, rejiyle örtüşen sahne tasarımını da yapmış. İpek Bilgin’in giysisine bayıldım. Anita tam da böyle giyinen bir kadın olabilirdi; İçini gösteren, dekolte sayılabilecek siyah dantel bir buluz, renkli bol bir pantolon ve kırmızı açık topuklu ayakkabı!

Fütursuz oyuncular

Craft Tiyatro’nun sahnesinde farklı kuşaktan birbirini her anlamda besleyen iki oyuncu var. İpek Bilgin ve Barış Gönenen. Bilgin’i sanıyorum ilk kez, İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı, Oldrich Danec’in ‘ Savaş İkinci Perdede Çıkacak’ oyununda izlemiş ve etkilenmiştim. Daha sonra, DOT’un, Pornografi ve Festen oyunlarında da bana ‘Ne kadar iyi bir oyuncu’ dedirtti. Ama bu kez, Uğrak Yeri’nde izlediğim İpek Bilgin ‘İşte oyunculuk bu’ dedirtti. Anita; genç kızlığından beri kural tanımayan, oğlunu, eşcinsel bir cinayete kurban vermiş, mahalle baskısı yüzünden evinden taşınmak zorunda kalmış, erkeklerle arası her zaman iyi olmuş, çok iyi tanıdığını sandığı oğlunun gerçeğini o gece bir yabancıdan öğrenmiş ve ilk kez gördüğü bir çocuğa gençlik sırlarını, aşklarını bile anlatmış, içkiye sığınmış yoğun duygular içinde bir kadın…Amerikan oyunculuk ekolünün önemli isimlerinden Eric Morris’in ‘Fütursuz Oyunculuk’ adlı kitabının çevirmeni olan İpek Bilgin, bu akımın en usta uygulayıcılarından. Morris’in ‘Rol yapmayın’ adlı öğretisinden yola çıkarak yorumluyor Anita’yı, doğallığı ve gerçekliği bir saniye bile elden bırakmadan. Bedeni, ruhu ve beyni, el ele vererek, içindeki oyunculuk potansiyelinin fışkırması, coşması için gönüllü olarak İpek Bilgin’in emrine girmişler sanki. Evet, ezberlediği bir tekst var, nerede ne yapacağını biliyor ama hiçbir duygusuna kural koymuyor. Öfkesi, acısı, haykırışı, nefreti, şefkati, anne oluşu, sonra birden kadınlığını hatırlaması…Her an sürprizlerle dolu. Kontrolsüz bir kontrol içinde İpek Bilgin. Muhteşem! Craft Oyunculuk Atölyesinde ondan ders alanlar gerçekten çok şanslı.

Ve Barış Gönenen. ‘Uğrak Yeri’ni nde onu seyrederken ‘ İyi ki, geçen yıl, Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri’nde,- Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu- dalını Barış kazandı diye geçirdim hep içimden. Bu çocuk harika! Tiyatro 0.2’de oynadığı ‘Limonata’ oyununda keşfettim 1989 doğumlu Barış’ı. O oyunda, eşcinsel rolündeydi, insancıl, sıcacık, bazen komik. Burada yine bir eşcinseli oynuyor. Bu kez bambaşka bir Barış çıkartıyor canlandırdığı Davey’in içinden. Bunu her sahnede hissettim. Bir usta oyuncunun, eğitmenin, oyuncu koçunun karşısına çıkmak cesaret işiydi, Barış çıktı ve başardı. Barış Gönenen, Sami Berat Marçalı gibi gençler, tiyatro adına insanı gururlandırıyor, umut veriyor.

Oyun bitti. Biraz önce Davey’in, yeni sırlarla başka bir insan olarak çıktığı kapıdan çıktık. Sarsıldığımı itiraf etmeliyim. İyi ki uğradım bu ‘Uğrak Yeri’ne. Oyun, her Cuma Craft Tiyatro’da. Mutlaka gidin, bu iki olağanüstü oyuncu performansını seyredin.

Rengin Uz

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here