74 ve 76 kişilik Tiyatro Üzerine (Nedim Saban)

Ustalarım Göksel Kortay ve İzzet Günay’ı, bir Cumartesi gecesi Galatasaray’daki İkinci Kat Tiyatrosu’nun merdivenlerini tırmanırken gördüğümde pek yadırgamadım doğrusu. Onlar gibi tiyatro sevdalıları , iyi bir oyun izlemek uğruna her merdiveni, her yokuşu tırmanırlar çünkü. Bir de kondisyonlarının benden on kat iyi olduğunu göze alırsanız, o kadar çok basamağı hepimizden hızlı biçimde tırmanmalarını da garipsemedim… Kaldı ki, İkinci Kat Türk Tiyatrosu’na yeni bir kat çıktı, oradaki arkadaşlarım için gökdelen merdiveni tırmanmaya bile değer. Ancak zaten İstanbul’u yıllardır semt semt dolaşan Afife Jürisi’nin, İkinci Kat’a Eylül ayındaki bu yolculuğunun arkasında bir başka neden olduğunu kavradım sonra. Bu yıl 75 kişinin altındaki salonlarda oynanan oyunlar da değerlendirmeye alınacakmış!

Bu 75 kişi meselesini batıdan ithal ettik. Mesela New York’da 100 kişinin altındaki tiyatroların Tony ve Drama Desk Ödülleri’nde kategori dışı tutulmaları söz konusu. Son derece saçma bir kıstas: Sanki oyuna değil de, tiyatronun koltuğuna veriyorsun ödülü… Ancak sendikal hakları son derece ilerlemiş olan Amerikan Tiyatrosu’ndaki bu sandalye kıstasının ardında, tiyatroların hacmi, oyun sayısı ve konumlarına göre özel sözleşmeler yapıldığı ve emekçilerin haklarının korunduğu gerçeği var. Herhangi birisi, bir küçük tiyatroda prodüksiyon yapmaya yeltendiğinde bile, emekçilere en az 4 hafta iş alanı yaratmayı garanti etmeli, tiyatronun boyutuna göre bir asgari ödeme sözü vermeli ve bu ödemenin büyük miktarını oyuna başlamadan önce, teminat olarak yatırmalı. Böylece küçük battım, büyük battım bahanelerine sığınmadan, mümkün olduğu kadar az kişi mağdur edilmiş oluyor. Amerikan Tiyatrosu’ndaki salon boyutuna göre, kıstas belirleme ve ödül kategorisi yaratmasının ardında, tiyatro emekçilerini koruma derdi var. 76 kişilik bir salonda yapılan oyunlar daha önemlidir, 74 kişilik salonlardaki oyunlar görmeye değmez gibi bir şey değil bu..

Bizim zevksiz müteahit milletimiz, Bodrum’un cennet koyunda doğa katliamı yapanlar,
HES’lerin yolunu açarak Karadeniz’i bitirenler filan 75 kişinin altındaki tiyatrolara da kaçak koltuk atıp, ödül kategorisine sokacak kadar uyanıktırlar. Ancak şu aralar televizyon yapımcısı olma uğraşındalar, tiyatro ile zaman kaybetmezler…

İstanbul’da öteki tiyatroların varlığına en çok sevinen ve kimi zaman yarı profesyonel, kimi zaman amatör olarak yapan toplulukların sadık bir seyircisiyim. Büyük tiyatro olmaz, iyi tiyatro olur, buna inanırım…

Profesyonel tiyatrolar sadece devlet desteği krizlerinde bir araya gelir ve genelde birbirlerinin arkasından konuşurlarken, alternatif tiyatroların örgütlenmesi, oyunlarının duyurusu , rotasyonu konularında güç birliği yapmalarını da en azından oyunları kadar alkışlıyorum. Artık içinde bulunmadığım tiyatro yapımcıları derneğinde, bir dönem aktif rol oynarken, her nedense destek kategorilerinden dışlanan tiyatrolar için ayrı bir mücadele verdim. O zamanlar ödenekli tiyatrolarda görev alanların kurucusu olduğu tiyatroları bakanlık yardımlarından uzak tutma yönünde bir görüş vardı…Sanki özel tiyatro patronlarının başka bir geliri yokmuş gibi, başka bir geliri olanların yardım almalarına karşı bir cephe oluşturulmuştu!

İstanbul’daki alternatif tiyatro devrimini kendince destekleyen ve alkışlayan biri olarak,
iki şeye karşıyım.
1) CHP Genel Başkanı’nın bile değiştiği bir dönemde, İKSV Tiyatro Festivali’nin değişmez başkanı Dikmen Gürün’ün sevdiği kişilerin zorla desteklenerek, bazen abuk sabuk oyunlarla zorla festivale dahil etmesi.
2) Afife Jale, Sadri Alışık Ödülleri’nde tüm tiyatroun aynı kategoride değerlendirilmeleri…

Seçkin Selvi, Milliyet Sanat Dergisi’ndeki yazısında, “büyük salonda batanlar küçük salonda üretenlere karşı”demiş. Ben, bir tiyatronun sadece boyu nedeniyle ödüllerden dışlanmasına sonuna kadar karşıyım, ancak bu tiyatroların profesyonel özel tiyatrolar ve ödeneklilerle aynı kategoride değerlendirilmesinin her iki taraf için de büyük haksızlık olacağına inanıyorum.
İyi bir prodüksiyon yapmak çok para harcamak demek değil kuşkusuz, ancak sözgelimi 30 kişilik bir dönem oyunun kostüm tasarımıyla, in yer face tasarımını nasıl aynı kategoride değerlendireceksiniz?
İyi oyunculuk ağdalı oyunculuk değil kuşkusuz, ancak 30 kişilik bir salonda fısıltayla oynanan oyun ile Shakespeare, Chekhov, İbsen ya da bir fars oyunculuğunu nasıl bir arada tutacaksınız? Sadece komedi ile dramı ayırmak yeterli değil ki… Kaldı ki, şu an alternatif tiyatro kara komedilerle öne çıkıyor. O oyunları komedi kategorisine sokuşturmaya çalışmak da komik olacak.
Sanat, her engeli aşar ve iyi tiyatro nerede olursa olsun yerini bulur demek tamamen hayalcilik…
Alternatif bir toplulukta yeni oyunculuk biçemlerini deneyerek hem kendini, hem seyircinin estetiğini geliştiren bir oyuncuyla, 700 kişilik bir tiyatroda espri satmak zorunda olan birini aynı kefeye koyamazsınız.
Oyuncuya, yazara, yönetmene, tasarımcıya, prodüktöre haksızlık!
Bir de bu uygulama sonucunda yılda 150’yi aşkın oyuna gitmek zorunda kalan jürilere haksızlık!
Sahiden onların yıl sonunda sağlıklı bir değerlendirme yapacak kafaları kalacağına inanıyor musunuz?

Nedim Saban
nedimsaban@superonline.com

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here