Benzersiz bir maraton…

24 saat boyunca durmadan ve günlerce sürecek olan Sanat Maratonu, 16 Haziran 2012 Cumartesi günü, Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda başladı. 16-22 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen ve ardı ardına sahnelenecek olan tiyatro, dans, müzik, şiir dinletileri, söyleşiler, kısa film gösterileri gibi, sanatın pek çok dalından gönüllü katılımlarla oluşturulan Sanat Maratonu gece gündüz devamlılığı nedeniyle bir ilk olma niteliği taşıyor.

Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı’na girdiğimiz andan itibaren bu yazıyı nasıl yazacağımı bilemedim. Kolay olanı seçtim ve organizasyonu yapanlar ve katılımcıları ile görüştüm.

Organizasyonun mimarlarından oyuncu, yönetmen, oyun yazarı Aslı Öngören.

Sanat maratonu ne kadar sürecek?
Şimdi bir sınır var. Kadıköy belediyesinden bu alanı kullanmak için belirli bir tarih talep edebildik. Bizim için baya meydan okuyan bir tarih oldu bu. 16 ile 22 Haziran arası. Ama bu süreyi doldurabileceğimiz iddiası ile çıkmayalım dedik. Bakalım ne kadar soluğumuz yeterse sahnede olalım diye duyurduk. Fakat şuanda biz bu işin organizasyonuna koşturan arkadaşlar olarak helak olmuş olsak da, bu tarihler içinde sınırlı kalırsak onlarca tiyatro, dansçı ve müzisyene kusura bakmayın demek zorundayız öyle bir talep var. Bu bizi çok heyecanlandırdı ve bu bize büyük bir güç verdi. Bu maraton belki bir gün mutlaka fiilen bitecek ama aslında bir başka biçimde başladı ve bitmeyecek.

İnsanları bu alana nasıl getireceksiniz?
İnsanları buraya getirmek derken tiyatro seyircisiz olmaz. Pek çok sanat dalı belki bu biçimde olabilir ama dolaylı olarak algılayıcısına yöneliktir. Yani diğerine ihtiyaç duyar. Önemli olan bizim sahne üstünde burada göstereceğimiz direniş ve seyircimizin bize vereceği destek. Burada bir tek seyirci bile olsa hiçte olamasa birkaç saat için biz yine de bu sahnede olacağız. Çünkü burada olan, evlerinde uyuyan, işlerinde olan ya da hayat gailesi içinde olan her biri için bunu yapıyoruz.

Tiyatro neden özelleştiriliyor?
Özelleştirilemez. Özelleştirme bir terminoloji gibi kullanıldı zannediyorum. Yanlışlık var, özelleştirilemez çünkü tiyatrolar kar amaçlı kurumlar değildir. Dolayısı ile kimse satın almaz tiyatroyu. Büyük üç tane prodüksiyon yaparsınız ondan sonra o tiyatro kapanır ve alışveriş merkezi olur. Yani özelleştirme tiyatroda eşittir öldürme demektir. Peki, özel tiyatrolar nasıl oluyor diyeceksiniz? Böylesi büyük kurumları özelleştirdiğinizde çok büyük bir ihale çıkacaktır ortaya. Bir özel tiyatroyla kıyaslanmayacak düzeyde. O nedenle öldürmek demektir. Küçülteceklerini düşünüyor olabilirler süreç içinde. Fakat bunların hepsi çok vahim şeyler. Çünkü bu kurumların halk için olduğunu yok sayarak davranıyor siyasi irade. Oysa gerçekten bu kurumların yıllardır çok ağır koşullarda emek veren, çok kıymetli sanatçılarına bir kulak verirlerse bu konuda daha iyileştirme, daha randımanlı olabilme, sanatsal kaliteyi daha çok yükseltmek adına yıllardır siyasilerin kapısından geri dönen pek çok tasarının varlığını öğrenebilirler. Yeter ki kulak versinler. Aslında söylediklerimiz farklı şeyler değil. Bizde bu kurumlar hantallığından kurtulsun daha kaliteli, daha randımanlı kullanılsın istiyoruz. Her yıl yüzlerce konservatuardan öğrenci çıkıyor. Bu ülkede tiyatro olduğu sürece ödenekli tiyatrolar yaşamak zorundadır. Biçimleri varoluş şekilleri mutlaka iyileştirilmeli ama özelleştirme gibi söylemlerle bir iyileştirmeye varılması imkânsızdır. Türkiye’de tiyatro hayatı son derece heyecan verici bir tiyatro hayatıdır bununla gurur durmak gerekir, buna sahip çıkmak, bunu ileri götürmek gerekir ve buna ket vurmaya kimsenin gücü yetmez.

Engin Alkan oyuncu ve rejisör.

Tiyatro neden özelleştiriliyor?
Öncelikle özelleştirme diye bir şeyin olamayacağını düşünüyorum. Çünkü liberal ekonominin de kuralları var ve kar amacı gütmeyen kurumların özelleştirilmesi bana çok gerçekçi gelmiyor. Ama özelleştirme sözcüğü ağızdan çıktı ve elbette bu özelleştirme biraz manipüle edilecek. Anladığım kadarı ile kamu tiyatrolarında memur sanatçı kadrolarını artık kaldıracaklar. Alınan sinyaller bu yönde. Burada bu güvensizlik ortamında iki şey söz konusu, artık yönetmelikleri eskimiş geçici yönetmeliklerle çalışan bu kurumları modernize etmek akıllarında varsa, zaten AB uyum yasaları içinde uyulması gereken çeşitli formasyonlar var. Amaçlanan şey bu tür bir yenilenme ise elbette bunun nedenini sormak gereksiz. Çünkü dünyada uygulanan bazı sistemler var. Bizim sistemimiz asalaklar üreten ve revize edilmesi gereken bir sistem. İçeride çok problem yaşanır. Seyirciye ulaşmada, devlet tiyatrosunun rotasyon problemleri, bizim kendi içimizdeki çift başlı yönetim yani bir yandan müdüriyetin işletmeci kimliği diğer yanda genel sanat yönetimi ve bunların iktidar çatışmaları. Bunların zaten revize edilmesi gerekir. Ancak bu şekilde karşımıza gelmedi. Bir muhafazakârlaştırma söylemi, ardından muhafazakâr sanat manifestosu daha sonra oyunlarımız üzerinden müstehcenlik karalamaları, ahlaka mugayir olmamaları ve bizim seçmenimizin iradesinin repertuvarda görünmemesi gibi cümlelerle başlayan bir süreç bu. Ardından sayın başbakanımızın sert bir üslupla sanatçıları ve bu kurumları küçük düşürücü sözler ve hatta devletin tiyatrosu olmaz türünde açıklamaları ki bu gerçek değil bu çok kolay açıklandı. Bütün bunlar bir araya gelince resmin tamamında yenilenme adı altında ya da özelleştirme veya özerkleştirme her ne derseniz deyin bunun altında bir kontrol altına alma, muhalefeti susturma diğer bütün kurumlarda olduğu gibi buradaki aydınları bir ehlîleştirme süreci olduğunu görüyoruz. Dolayısı ile burada bu eylemlerimiz aslında bizim kadrolarımızda bizim formasyonlarımızda yapılacak iyileştirilmeler ya da işte bizim memuriyetimizin sona erdirilip sözleşmeli çalıştırılmamızla ilişkili değil. Biz burada statükocu bir zihniyetle durmuyoruz. Bunların tamamında varız. Zaten bizim deneyimlerimizden yararlanmak durumundalar çünkü bu konuları biz biliyoruz, sorunlarını biz takip ediyoruz. Ama burada bu manipüle edilerek, yani demokratikleştirme, modernleştirme manipüle edilerek bir baskı altına alınma, sanatın sesini zapturapt altına almak gibi bir şey söz konusu ise ki böyle geldi mesele bize, işte burada itirazlarımız var. Biz sadece kamu tiyatrolarında çalışanlar değil tüm Türkiye’deki sanatçılar ve seyircilerimiz bir birlik halinde. Geçtiğimiz hafta açık hava tiyatrosunda yirmi bin kişi şehir tiyatroları yok edilemez, özgür sanat susturulamaz diye çığlık çığlığa haykırdı. O zaman buradaki direnci görmek zorundalar.

İKSV’nin yaptığı bir hazırlıktan söz edildi?
İKSV model önerileri üzerinde çalıştı, bir araştırma yaptı ve bunlara bizleri de davet etti. Avrupa’da uygulanan sistemleri araştırdı. Aslında genel başlığı, devlet ve sanat ilişkisini masaya yatırdı. Çeşitli ülkelerden sözcüler geldi, kendi ülkelerindeki modellerini anlattılar ve bir takım öneriler geliştirdi. Bu öneriler geliştirilirken hem mevcut olan sistemleri hemde Türkiye’ye uygulanabilecek sistem için araştırmalar yapıldı. Fakat İKSV’nin böyle bir taşeronluğa soyunması ya da burada aktif biçimde işletmeye soyunması gibi bir durumu olmadığını zannediyorum. En azından böyle bir demeç verildi ”Biz böyle bir şeye girmeyiz”. Ama model önerileri araştırabiliriz. İyide olur İKSV bu konuda iyi çalışan yetişkin ehil elemanları olan bir kuruluş. En önemlisi kültür bakanlığının, hükümetin bizimle oturmadığı bir masaya İKSV bizimle görüştü ve bizden fikir aldı. Bu noktada elbette çözüm önerilerinde bizimde katkımız oldu. İKSV’nin bu yaklaşımını olumlu buldum.

Ayşegül İşsever oyuncu.

Tiyatro neden özelleştiriliyor?
Bu iş bir yönetmelik karabasanı ile başladı. Bize hiç sorulmadan daha doğrusu tiyatrodan anlayan bir ehil ekibe danışılmadan yapılmasına tepki gösterdik. Ama sonra fark ettik ki genel olarak sanata bakış açıları ile ilgili bir sıkıntı bu. Yapılan sadece şehir tiyatroları ile ilgili bir sıkıntı değil. Dolayısı ile onların genel olarak bakış açılarında bir sıkıntı var. Biz de diyoruz ki özgürce sanat yapmak istiyoruz, 7 liraya oynadığımız insanların bundan mahrum olmamasını istiyoruz.

Aysel Yıldırım Tiyatro Boğaziçi – oyuncu ve tiyatro eğitmeni.

Tiyatro neden özelleştiriliyor?
Çünkü devlet eğitimden, sağlıktan esirgediği gibi sanattan da esirgiyor. Yapması gereken yükümlü olduğu desteği ve oraya yatırım yapmayı esirgiyor. Ama onun yerine neden mesela savaşa yatırım yapılıyor. Neden sanata, sağlığa ve eğitime yapılmıyor? Yani burada bir ideoloji var. Devlet aygıtı maalesef cumhuriyet tarihi boyunca bu durumu sürdürdü. Liberal politikalar ve değişen dönemde bu değişmedi hatta şiddetlenerek arttı. Burada sanatçılar olarak bizim ne yapacağımız önemli. Özel tiyatrolar senelerdir bunun yükünü çekiyor ama ödenekli tiyatrolar için bu bir yükümlülük. Buna karşında sanatçılar olarak söz üretmek ve sanat üretmeye devam etmek için buradayız.

Can Doğan oyuncu, yönetmen, çevirmen, oyun yazarı.

Tiyatro neden özelleştiriliyor?
Bilmiyorum. Başka işleri yok herhalde bunlarla uğraşmak durumunda kaldı birileri. Yani kimsenin aklına gelmeyecek bir şey bu. Bunlar çok seviyorlar “Dünyanın hiçbir yerinde” diye başlayan cümleleri. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Sanatı özelleştirmek yok, biz istediğimiz eserlere destek veririz gibi bir düşünce tarzı yok. 2012 Türkiye’sine yakışan bir durum değil.

Sanatçıların protestoları bugüne kadar alışık olmadığımız bir tarzda, daha çok bir festival havasında devam ediyor. Program oldukça yoğun. İlk gece her sezon başladığında geleneksel olarak yapılan tiyatro emekçilerini anma mumları yakıldı. Ve, gelenekselleşen protesto feneri rüzgara rağmen zor da olsa uçuruldu. Sizlerde istediğiniz saatte bu alana gidip sanatçılara destek olabilirsiniz. Gece giderseniz Özgürlük Parkının pazar kapısını kullanmanız gerekiyor. Halkın tiyatroya kolay ulaşması adına hepinizi bekleyen bir dolu sanatçı var ve sizleri bekliyorlar.

Kaynak
http://metrosfer.com/benzersiz-bir-maraton/


Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here