Selim Atakan’dan Günümüzde Geçen Bir Tiyatro Masalı: Dilemma

Ön Söz:
“İkilem”, İngilizce “Dilemma”, edebiyatın, sinemanın, tiyatronun çok sevdiği, sıklıkla başvurduğu “durum anlatan” soyut bir isim. Öyle bir durum ki, iki veya daha çok alternatif arasından ancak bir seçenek hakkımız var, ancak bunların hepsi de aynı derecede arzu edilmeyen seçenekler.

Tıpkı “yalan”da olduğu gibi, nasıl bir yalan söyleyince onu devam ettirebilmek için artık sürekli yalan söylemek zorunda kalınırsa; “ikilem” durumunda da karşıya çıkan ikilem yeni ikilemleri doğuruyor.

“Dilemma”

Bir varmış, bir yokmuş, tiyatroları ile ünlü bir ülkenin hükümdarı tiyatrolarda oynanan oyunları değerlendirmekten, oyuncuların iyilerini seçmekten çok yorulmuş ( ülkesinin ayakta kalabilmesi için o denli başka sorunları varmış ki, bir de bu konu ile artık ilgilenmek zoruna gitmeye başlamış); uzun zamandır ismini duyduğu bir tiyatro kişisini huzuruna çağırmış ve onu bu işle görevlendirmiş.

Bu tanınmış bilge kişi kendi güvendiği, tanıdığı çevresinden bir ekip kuracak, bu işi huzur içinde yaşı el verdiği kadar yürütecekmiş.
Ancak hükümdarın bilmediği bir ayrıntı varmış, bu bilge tiyatro kişisi bilgeliğini gençken deniz aşırı uzak bir ülkede bulunduğu yıllarda edinmiş. Orada oynanan oyunları, özellikle müzikalleri seyrederek bilgeliği üzerine bilgelikler katmış. Hatta, ülkesine döndüğü zaman deniz aşırı ülkede gördüğü bütün oyunları sahneye koymuş (tabi hatırlayabildiklerini)…

Ülkesinde o güne kadar müzikal veya tiyatro oyunu seyretmemiş halk gördükleri karşısında adeta büyülenmiş, neyi seyrederse alkışlamış, çünkü iyiyi kötüyü henüz ayıramaz durumdaymış.
Başarılar kulaktan kulağa yayılmış, tiyatro seven halk giderek ülke halkının neredeyse dörtte üçüne ulaşmış. İşte zaten bu yüzdendir ki hükümdarın ülkesini yönetirken uğraştığı en önemli işlerden biri tiyatro işleri olmuş. Hatta bir bakanlık bile kurulmuş (Eski adıyla “Temaşa Sanatları Kadimleri Nazırlığı”)

Masalımızı biraz geriye sararsak…
Yüce hükümdarın bilmediği yukarıda sözünü ettiğim ayrıntı yüzünden işler giderek sarpa sarmaya başlamış. Çünkü bilge tiyatro kişisinin kısır deneyimleri ve de kendi eksiklikleri ortaya çıkmasın diye çevresine alel acele topladığı yardımcıları bu görevi layıkıyla sürdürememeye, giderek halktan eleştiriler, oyunculardan itirazlar almaya başlamışlar. Ülkede yayınlanan gazeteler bu çöküşe ilgisiz kalmışlar, çünkü gazetelerin başında halkın kafasını dedikodular, kavga, polemik, seks, diyet, moda gibi konularla meşgul edip onlara istedikleri ürünleri pazarlayıp zengin olmak isteyen ihtiraslı iş adamları varmış.

Tökezleye, tökezleye iki binli yılların ilk onuncusunun sonuna gelinmiş. Ortalıkta ne o kadar tiyatro oyunu var, ne de oyuncu. Hep eski sadık dostlar, her sene ödüller dağıttıkları…

…bir de yeni gelen bozguncular…
Ah bu bozguncular olmasaymış bilge tiyatro kişisi ne kadar huzur içinde olacak, hükümdarından kabul gördüğü maddi ve manevi katkılarla ne kadar da rahat bir yaşam yaşayacakmış…
“Şekerim ne kadar da kötü, anlaşılmaz, saçma şeyler yapıyorlar bu bozguncular!..”

Yıllarca deniz aşırı ülkelerde gördüğü ve kolaylıkla taklit ederek tekrar tekrar sahneye koyduğu o güzelim oyunlar yerine ülkenin seyircisini birlikte heyecanlandıran, üzen, güldüren, alışılmadık oyunlar icat ediyorlarmış. Bazen yabancı yazarlardan, bazen de ülkenin içinden yazarlardan türlü çeşitli acayipliklerle hazırladıkları oyunları sergiliyor, tiyatro seyircisinin alışkanlıklarını sarsıyor, ahlakını bozuyorlarmış.

“Bu gidişata dur demek lazım” diye düşünmüş ve de kendisi gibi yaşını almış, ancak fazla dedikodu olmasın diye iki de (gençten ekip üyesi de var denilsin diye) öğrencisini toplantıya çağırarak şu tarihi konuşmayı yapmış:

“Dostlar, travmalılar, sizi üzmeye değil, güçlendirmeye geldim.
Bozgunculardan kurtulmanın günü gelmiştir, yeter her gün onlardan gelen eleştirileri, aşağılamaları okuduğumuz, duyduğumuz. Aklıma öyle bir çözüm geldi ki, onlardan süratle kurtulacağız”
Çevresindeki ekip heyecanlanmış, kıpırtılar artmış, ancak yıllarca bilge tiyatro kişisinin dedikleri dışına çıkmadıkları için bunun ne tür bir çözüm olabileceğini kestirememişler.
Bilge tiyatro kişisi devam etmiş:
“Şimdiye kadar bozguncuları aday gösteriyor, ancak onları seçmiyor, ödüle layık görmüyorduk. Böylece onları usandırırız sanıyorduk. Onlar usanmadıkları gibi daha da keskinleştiler, hırslandılar. Üstelik bizler hakkında ileri geri konuşmaya başladılar.
Bizi koruyan yazarlar da yetersiz kalmaya başladı…
Bu yıldan başlamak üzere bozguncuların hiç birisini aday göstermeyeceğiz. Böylece artık bu ülkede hiç bir şanslarının olmayacağını anlayacaklar.”
Bir alkış kopmuş ki…
Dışarıdan duyanlar çok başarılı bir tiyatro oyununun finali sanmışlar.

İşte tam o sırada, kapı açılmış ve içeri ağır ağır, sırtında pamukludan dokunmuş, ekrü renkte kocaman bir şalı olan biri girmiş.
Saçının önü dökülmüş ama arka tarafı uzun bırakılmış, bir de at kuyruğu yapılmış beyaz saçlı bir bilgeymiş Dilemma…

Hayır, öyle haykırmamış, son derece sakin, ama kendinden emin bir sesle:
“Eğer böyle davranırsanız, o zaman haksızlık yaptığınız bozgunculara başkaları da destek vermeye başlar, hem hükümdarımızın dikkatini çekersiniz, hem de sizin aslında o kadar da bilge olmadığınız ortaya çıkar. Sonunda bakanlığınız kapanır, ekmeğinizden olursunuz” demiş.

Bilge tiyatro insanı:
“Öyle yapmazsak, bu kez bozguncular ülkede kısa zamanda güçlenir ve de biz yine ekmeğimizden oluruz yüce Dilemma!” diye itiraz etmiş.

“İşte bu yüzden, sırf bu yüzden, buraya, vereceğiniz kararların sonuçlarının neler olabileceğini sizlere anlatmaya geldim, benim adım Dilemma” demiş ve devam etmiş:

“Gördüğünüz gibi, tarih, sanki zaman gibi, durdurulamaz, giderek akan bir olaylar, gelişmeler zinciridir. Ona müdahaleler yapabilirsiniz ama onu asla geriye götüremezsiniz. Siz şu anda ister böyle yapın, ister öyle yapın bozguncular eğer ileride bir zafer elde edeceklerse ederler. Buna engel olamazsınız.
Bir kere acaba böyle mi yapsak da tarihi durdursak, yoksa şöyle mi yapsak da tarihi durdursak diye düşünün durun, hepsinin sonucu aynı olacaktır.”

“Peki yüce Dilemma” diye sormuş bilge tiyatro kişisi,
“Bizim ödül vereceğimiz bir çok oyuncu, yönetmen, dekoratör, müzisyen, efektör var. Hatta bozguncuların yönettiği oyunların içinden de var oyuncular. Onlar bir çoğunluk oluşturmuyorlar mı? Onlar top yekun birlikte hareket edip bizim vereceğimiz ödülleri alırlarsa, yönetmenlerini üzüp, hüsrana uğratıp onları saf dışı edemezler mi sonuçta?”

Dilemma gülmüş, “Yahu siz gerçekten çok sığ düşünüyorsunuz, sizin vereceğiniz ödül onların oyunculuklarını devam ettirmek için yeterli bir şey değil ki.” Oyuncunun oynayabilmesi için onu heyecanlandıracak, oynatacak oyunlar araştıran, tasarlayan yönetmenler olmazsa bir şey yapamazlar ki” demiş.

Bilge Tiyatro Kişisi ve de ekibi öyle bir suskunluğa girmiş ki, o günden beri hiç birisi ne bir konuşmuş, ne bir şey yazmış.

Mutlak bir sessizlik olmuş anlayacağınız…

Selim Atakan


Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here