40. ölüm yılında Avni Dilligil

Türk sinemasının unutulmaz aktörü Dilligil, sevgiyle anılıyor

Türkiye’de amatör tiyatroculuğun kimliğine kavuşmasında önemli rol oynayan, Türk sinemasının unutulmaz filmlerinde canlandırdığı karakterlerle hafızalara kazınan Avni Dilligil, vefatının 40. yılında özlem ve sevgiyle anılıyor.

1927’de Şehir Tiyatrolarında ”Hamlet” oyunuyla sanat hayatına adım atan, çok sayıda tiyatro topluluğu kuran Dilligil, ilk kez 1941 yılında ”Kahveci Güzeli” filmiyle sinemada yer aldı. 350’den fazla filmde rol alan, 1950’de ”Oğlum İçin” filmiyle yönetmenliğe başlayan ve 4 film senaryosu yazan Dilligil’in, kendisi gibi hayatını tiyatroya adayan oyuncu kızı Çiçek Dilligil de aynı yolda ilerliyor.

21 Mayıs olan vefatının 40. yıl dönümünde Avni Dilligil’in sanatçı kişiliğini anlatan kızı Çiçek Dilligil, babasını 2 yaşındayken kaybettiğini bu nedenle annesinden, ailesinden, yakınlarından dinleyerek ve filmlerini izleyerek, tanıma fırsatı bulduğunu söyledi.

Babası Avni Dilligil’in, kendisini her şeyiyle tiyatroya adayan biri olduğunu anlatan Çiçek Dilligil, dekorlarını kendisinin çizdiğini ve yaptığını dile getirdi.

Avni Dilligil’in, Türkçe ve Arapça konuşmayı, okumayı ve yazmayı çok iyi bildiğini, daha kolayına gittiği için provalardaki notlarını Arapça aldığını belirtti.

-”TİYATRODA DEMOKRASİ OLMAZ”-

Babasının, tiyatroda demokrasiye çok fazla inanmayan bir karaktere sahip olduğunu ifade eden Çiçek Dilligil, ”Babamın, (Tiyatroda demokrasi olmaz) diye bir lafı vardır. Hatta bu laf, kendinden sonraki oyunculara bir not olarak kalmıştır. Ona göre; (tek baş karar vermelidir. Çünkü tiyatro ve sanat, duyguyla yapılan bir iş. Herkesin farklı bakış açısının olduğu, sübjektif bir iş. Bunlardan ötürü her kafadan ayrı bir ses çıkar, ama bir kafanın karar merci olması gerekir. Bu noktada tiyatroda demokrasi yoktur. Birisi olacak ya da olmayacak demek zorundadır) der. Bu çok doğrudur” diye konuştu.

Babasının çok kapsamlı bir tiyatro insanı olduğunu anlatan Dilligil, ”Oyunlar ve senaryolar yazmış. Tiyatroculuğu ve sinema oyunculuğu su götürmez bir gerçek, yönetmenliği de öyle. Bir tiyatroda ne yapılması gerekirse her şeyi yapan tam bir tiyatro insanıymış. Öğrenciler yetiştirmiş Bülent Ecevit, Erol Keskin, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe, Nejat Uygur, Metin Serezli’nin hocalığını yapmış” dedi.

Avni Dilligil’in sinemada çok farklı karakterleri canlandırdığını belirten Çiçek Dilligil, ”Gün gelmiş kötü karakterleri oynamış, gün gelmiş tatlı-babacan karakterleri canlandırmış. Kötü karakterlerden çok, iyi, doğru ve sevecen adamları canlandırdığı karakterlerle tanınmış. Bir filminde avukat rolünü oynuyormuş ve önemli bir davayı çözüyormuş. Aylarca bizim evimize çuval çuval mektuplar gelmiş (Bizim davamızı çözer misiniz?) diye. Halk üzerinde böyle bir inandırıcılık da sağlamış” diye anlattı.

Babası Avni Dilligil’in en çok Hülya Koçyiğit ile oynadıkları ”Kınalı Yapıncak” filmini sevdiğini anlatan Dilligil, ayrıca babasının Belgin Doruk ve Ayhan Işık ile çektikleri ”Küçük Hanım”ın serilerini gülümseyerek izlediğini, kötü bir adamı canlandırdığı ”Mahallenin Namusu” filmindeki oyunculuğunun olağanüstü olduğunu dile getirdi.

-”AVNİ DİLLİGİL TİYATRO ÖDÜLLERİ”-

1978 yılından itibaren verilen ”Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri”ni 26 yıl sonunda devam ettirmemeye karar verdiğini belirten Çiçek Dilligil, şunları söyledi:

”Bu ödül organizasyonuyla daha çok annem ile Nedret Güvenç ilgileniyordu. Annemin ölümünden sonra 2-3 yıl daha devam ettirdim, ancak benim ödül sistemine olan inancım kaybolmaya başladı. Kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum, ama kendi jürimizdeki insanlara bile güvenemez hale geldim. Yeterince oyun seyredilmediğini görmeye başladım ki hala bugün bu bütün ödüllerde konuşuluyor.

Sistemleşememe beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Duygusal olarak sektöre olan inancımı yitirdim. Bu anlamda bazı insanların, bu değerlendirme işinde gereksiz onore edildiğini ya da bazı insanların bilinçli göz ardı edildiğini görmeye başladım. Bu da beni rahatsız etti. Amaç sadece babamın adını güzel taşımaktı. Şova dönüşmeye başladı ödül törenleri. Bu şovun içinde, ismin çok da parlamadığını, ismin şovun içinde kullanılmaya başladığı düşünüyorum. Bu sadece bizimle ilgili değil, Oscar ödüllerinde de aynı şeyi görüyorum. Bu sistem, böyle bir şey. Ben bu sistemin içinde annemin ve babamın adını görmek istemediğimi düşündüm.”

-”BEN GENLERE İNANIYORUM”-

Çiçek Dilligil, oyunculuğun genlerle ilgili olduğuna inandığını dile getirerek, şunları ifade etti:

”Bazen bana (Aileden mecburi tiyatrocu) derler. Hayatım boyunca tiyatrocu olmayı hedefledim. Eğitim hayatımı da bu alanda yönlendirdim. Hedefim yalnızca konservatuvara girmekti. Tiyatronun içine doğdum, bunun artıları ve eksileri çok. Ama artılarının çok daha büyük olduğunu düşünüyorum. Tiyatronun içine doğduğunuz zaman bir usta çırak ilişkisinin var olduğunu görüyorsunuz. Tiyatro eğitiminin, sadece birilerinin size bir şeyler anlatmakla bitmediğini görüyorsunuz. Tiyatroda sahne üzerinde ne kadar iyiyseniz, kuliste ondan daha iyi olmanız gerektiğini görüyorsunuz. Elbisenizi ve eşyanızı, kendinizin hazırlamanız gerektiğini görüyorsunuz. Ben ve benim gibi birçok insan tiyatrodaki saygıya, hiyerarşiye çok önem verir.

-”DİLLİGİL SOYADINA LAYIK OLMAYA ÇALIŞIYORUM”-

Ailesinin verdiği soyad nedeniyle onlara her anlamda layık olmaya çalıştığını ifade eden Dilligil, ”Bunun için abuk-sabuk oyunlarda oynamamak, dizilerde seçici olmak, girdiğim kurumda nerede durduğum… Önce babamın ve annemin kızı olarak, sonra da oğlumun annesi olarak düşündüm. Bu sorumluluğu bir şekilde taşımaya çalışıyorum” dedi.

İstanbul ve Ankara’da faaliyet gösteren Müjdat Gezen Sanat Merkezinde tiyatro bölüm başkanlığını yürüttüğünü, yine bu merkez kapsamındaki aktör stüdyo ve akşam okullarında sahne hocalığı yaptığını belirten Dilligil, ayrıca bir kolejdeki lise son sınıflarla bir müzikal sahneye koymaya hazırlandığını söyledi.

Dilligil, yakında bir tiyatro oyunu projesini hayata geçireceğini, ayrıca Müjdat Gezen Sanat Merkezinde eğittiği 12 kişilik ekiple özel bir tiyatro kurduğunu anlattı.

Sahneye, ilk kez 34 yıl önce çıktığını belirten Dilligil, daha sonra ise konservatuvar eğitimi ve ardından 23 yıldır tiyatro sahnesinde olduğunu söyledi.

-AMATÖR TİYATROCULUĞA KİMLİK KAZANDIRDI-

Tiyatroda hiçbir zaman profesyonel olunmaması gerektiğini, oyuncunun ruhunun amatör kalmasının şart olduğunu ifade eden Dilligil, ”Sahne üzerindeki amatörlük başka bir şey tabii ki. Elini, ayağını nereye koyacağını bilememek, replikleri ezberlemek… Sahne amatörlüğü değil, ama tiyatronun geneline bakıldığında hep amatör kalmak lazım. Her oyunda yeni bir sayfa açıyorsunuz. Hiç tanımadığınız bir oyuncuyla tanışıyorsunuz, hiç tanımadığınız bir karakter yaratıyorsunuz” dedi.

Babasının geçmişte Amerikan Koleji öğrencilerini çalıştırdığını, İzmir’de çok da profesyonel olmayan ekiple İzmir Çığır Sahnesini kurduğunu belirten Dilligil, bu oyuncuları daha sonra İstanbul’daki profesyonellerin yanına getirdiğini söyledi.

Amatör insanları, profesyonel bir işin içine sokmanın büyük bir cesaret olduğunu ifade eden Dilligil, ”Bunu ancak bilen adam yapar. Öngörüyor, nerede kullanabileceğini biliyor” dedi.

Yaptıkları işin bir gözlem ve insanları çözme işi olduğunu anlatan Dilligil, ”9 yıldır o kadar çok öğrenci tanıdım ki ister istemez kimden ne olacağını öğreniyorsunuz ” şeklinde konuştu.

”Babam bugün olsaydı, kim bilir ne noktalarda olurdu? Çok da büyük bir şansmış ki o zamanlarda bu temeli atanlardan birisi olmuş. Türkiye’deki tiyatronun, temel taşlarından biri” diyen Dilligil, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Muhsin Ertuğrul ile aralarında geçen bir çatışma üzerine Şehir Tiyatrolarından ayrılmış babam. Özel tiyatro mantalitesini tamamıyla oturtmuş. Elektra’yı, Shakespeare’leri, Babalar ve Oğulları sahneye koyabilmiş, önemli oyunlar yapabilmiş.

Çok imkansızlıklar içinde, büyük bir özveriyle çalışmışlar. Bugünkü imkanlar o zamana göre çok daha fazla, ama o özveriyi bulmak imkansız. İnsanların, (Off yine mi oyuna çıkıyoruz) diye sahneye çıkmalarına şaşkınlık içinde bakıyorum. O zamanlar bütün bu imkansızlıklar içinde insanlar, (Bugün yine oyun var) diye saldırıyorlarmış. O zamanlar, insanlar, daha çok duygularıyla sahne üzerinde yaşıyorlarmış. Bugün bunları yapmıyoruz. Amatör ruhlu yapılan işlerde dekoru değiştirir oyuncu. Kim dekor değiştirir? (Sahneye çıkacağım) der, kenara çekilir. O dekor zul gelir. Babamın kız kardeşi Aliye Rona, Elektra oyununda başrol oynarken, Elektra’nın bütün kostümlerini kendi dikmiş.”

Çiçek Dilligil, babasını, vefatının 40. yılında sevgi ve özlemle andığını dile getirerek, ”Babamın hayatındaki en önemli insan annem Belkıs Dilligil’dir. Babam, (Ben en ufak bir başarıya imza atıyorsam sadece bir harf benimdir, geri kalan tüm harfler Belkıs’ındır) demiş. Annemi de hiç ayrı tutamıyorum bu noktada. Annemi de sevgiyle anıyorum” dedi. 


Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here