Televizyon Kumandaları Bize Kumanda Etmemeli: Canlı Yayın (Üstün Akmen)

Quentin Tarantino tarzı filmler yapan bir yönetmenin, oyuncu olmak isteyen bir playboy kızıyla aşna fişne halindeyken, katil bir çift tarafından rehin alınmalarıyla gelişen olayların işlendiği “Pop Corn (1996)”, yeni kurulan Tiyatro Sahnekârlar grubu tarafından sahneleniyor. Ben Elton (1959)’ın aynı adı taşıyan romanından uyarlanan oyunu, 1998-1999 sezonunda Haldun Dormen yönetmişti, anımsıyorum. Dormen Tiyatrosu yapımı oyunda Kerem Atabeyoğlu’nu, Güneş Berberoğlu’nu, Halit Ergenç’i, Kaan Çakır’ı, Şebnem Özinal’ı, Gülbin Yeşil’i, Selin Tümer’i, Seda Dinler’i ve Mert Özger’i dün gibi gözlerimin önüne getirebiliyorum. O tarihte “Türk tiyatro tarihinin en cesur oyunu” olarak tanıtılan oyunun dekorlarını Osman Şengezer, kostümlerini Güler Yiğit yapmıştı, çok iyi biliyorum. Şiddet ve cinselliği, toplumsal şiddetin nedenini, dahası sorumlularını sorgulayan “Pop Corn”, gene Tarık Günersel’in çevirisiyle (Şiddet Market/Om Yayını) ve Bora Severcan’ın toplumsal, bireysel, cinsel, kısaca her türlü şiddet, cinnet, cinayet, sürekli yükselen suç oranları, çarpık kentleşme ve bunlarda medyanın rolünü büyüteç altına aldığı uyarlaması ve rejisiyle izlenmekte.
kostümler karakterlere uyum sağlamış
Bora Severcan, (hangi nedenle uyarlama gereğini duyduğunu anlayamadığım ve) adını “Canlı Yayın” olarak değiştirdiği oyununda, çağımızın önlenemez belası toplumsal histerinin yanı sıra, seyirlik olarak pek sevdiğimiz cinselliği, şiddeti ve bunların medya tarafından nasıl ve nasıl orantısız sömürülüşünü karamizah biçemi içinde seyirciye aktarıyor. Aktarırken “Müjde Ar”, “Erol Taş”, “Adnan Menderes”, “Deniz Geçmiş”, “Ali Kaptan”, “Fatmagül”, “Nuri Bilge Ceylan”, “RTÜK” eklerini neden kullanıyor anlayamıyorum, ama rahatça söyleyebilirim, bu ekler fevkalade yapaylık yaratıyor. “Silah alev aldı” ve benzeri Türkçe hataları da Tarık Günersel’in olamayacağına göre, bu garip Türkçe’nin vebali de ister istemez üzerinde kalıyor. Meltem Severcan, bire bir gerçekçi ve otantik, ama içine oturtulduğu biçim açısından da o kadar “marjinal” gerçeklikte dekor tasarlamış. Melda Gür’ün kostümleri de karakterlere uyum sağlamış. Özellikle, Sevda Işık karakterine giydirdiği kısa gece giysisi pek zevkli. El sürülmemiş ışık tasarımıysa kötü üstü.

hazal erdal umut veriyor
Kameraman’da Onur Bilge, Sesçi’de Sevilay Şimşek görevlerini aksatmadan yaparlarken; Sefa Zengin, “hangi sekansta daha çok kan akıtarak başarılı olabilirim” diye düşünen film yönetmeni Selim Cihangir (özgün metinde Bruce Delamitri)’in kendisiyle ve şiddetle hesaplaşmasında olabildiğince başarılı. “Çok genç” oyuncu Hazal Erdal, Selim’in kızı Gözde karakterine başarıyla can verirken, ilerisi için de umut salgılıyor. Emektar oyuncu Ayşen Gruda, Behiye Bozoy’un kişiliğini ve ruhsal durumundaki değişimleri yansıtmada hayli yetersiz. Sunuculuktan yetme “güzel kız” Yeliz Şar, soyunarak ünlü olan ve her fırsatta oyuncu olduğunu dile getiren Sevda Işık rolünde belli bir düzeyi tutturuyor, gerçekten tutturuyor tutturmasına da, ses ve vücut açısından en alt ve en üst sınırı kendisi saptamayı şimdilik bilmiyor. Selim’in para düşkünü alkolik karısı Feriha’da Aydan Burhan son derece etkisiz. Vücudunu ve sesini uyumlu kullanamadığı gibi, ne yazık ki esnekliğe de uyum sağlayamıyor.

melda gür yazılanlara kan ve can veremiyor
Katil çiftten biri olan (“Leyla’nın Evi”nden sonra ilk kez izlediğim) Volkan Severcan, her oyununda alışageldiğimiz “sanatta kendini değil, kendinde sanatı sevmeyi” bu oyunda da oyunculuğuyla sürdürüyor. Oyunculuğunda tutarlılığı ve bütünselliği bu kere korumakta… Bağırma tonlaması yer yer kontrolsüz, ama Mutlu Korkut karakterinin duygularını gayet iyi sahipleniyor. Melda Gür ise, bence Hatice Korkut karakterine komedi öğeleri yamayarak hata ediyor. Repliklerindeki tümceler için emek sarf ediyor, ma bu emek yetmiyor, Ben Elton’ın ak sayfa üzerine yazdıklarını ölü kalmaktan kurtaramıyor. Sahnedeki dramatik anlamı ve önemi olan her tiyatroluk düşünce Melda Gür aracılığıyla seyirciye ulaşması gerekirken, “o düşünce” çok yerde ortada kalıyor, seyirciye geçmiyor.

karşımızdaki tehlike
Kısacası oyundan da özün özü olarak çıkıyor ki şiddet, beyazcamdan çıkıp, her gün her dakika bütün gücüyle şiddete karşı olan direnme gücümüzü yok etmekte.
Anlaşılan, televizyonun karşısında oturuyorsak demek ki çok tehlikeli bir yerdeyiz, televizyonlarımızın kumandalarına kumanda etmeliyiz.
Tiyatro Sahnekârlar bizi “Canlı Yayın”da uyarıyor.

Üstün Akmen
Evrensel

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here