Salaklar Sofrası (H. Can Utku’nun çevirisi)

Salaklar Sofrasi,
Birkaç snob karakterin bulduklari “saf” insanlari düzenledikleri aksam yemeklerine davet edip onlari konusturarak dalga geçip eglendikleri bir çeşit yarışmadır. Snob karakter Tolga Aktan’ın Salaklar Sofrası için bulduğu “saf”ı, Abidin Gülek’i yemeğe götüreceği gece başına hiç beklemedigi komik olaylar gelir.

Fransız farsının tipik ve en başarılı örneklerinden olan oyun, yazarı Francis Weber tarafından sinemaya da uyarlanmış ve başta CESAR olmak üzere pek çok ödül kazanmıştır. Oyun sinema filminden yararlanılarak, H. Can Utku’nun çevirisiyle Türkçe’ye uyarlanmistir.

—————————–

TOLGA : (Perde açıldığında telefonla konuşmaktadır. Sırtının acı verdiği her halinden bellidir.) Sekizde değil mi?… Yok geleceğim…. Geleceğim dedim ya merak etme. O kadar kötü değil… Golf oynarken tutuldu kaldı…. Yok oğlum biz daha ölmedik. Azıcık sırtım ağrıyor diye salaklar sofrasını kaçıracak değilim herhalde…. Daha tanışmadım. Telefonda konuştum. Adı Abidin. Abidin Gülek… Bizim Fırat trende tanışmış. Kibrit çöpünden eserler yapıyormuş. Geçen gün yayınevinden telefon ettim. Kibrit çöpleriyle ilgilendiğimi duyunca dondu kaldı, ne diyeceğini bilemedi… Öyle öyle. Bu hafta çok umutluyum. Fırat’ın dediğine bakılırsa dünya şampiyonuymuş… Hadi canım? Sen de iddialısın desene. Bumerang koleksiyoncusu ha?… Tamam benimki gelir gelmez çıkacağız merak etme… Geç kalmayacağız dedik ya, uzatma işte. Hadi görüşürüz birazdan (Telefonu kapatır.) İnci? Neredesin?
İNCİ : (Elinde buz torbasıyla girer.) Geldim. Şunu sırtına koyalım.
Gelemeyeceğini söyledin mi?
TOLGA : Uf! Çok soğuk bu be!
İNCİ : Berk’e yemeğe gelemeyeceğini söyledin mi?
TOLGA : Sırt ağrısına sıcak iyi gelmez miydi?
İNCİ : Doktor buz koyun dedi.
TOLGA : Doktorla konuştun mu?
İNCİ : Şimdi konuştum, yoldaymış. Gelir birazdan.
TOLGA : İyi bari. Bir içki koysana bana.
İNCİ : Sırtın tutulunca kulağın da sağır mı oldu?
TOLGA : Hayır gelemeyeceğimi söylemedim. Çünkü gidiyorum.
İNCİ : Şu halinde bile o gaddar toplantıya koşa koşa gideceksin yani öyle mi?
TOLGA : Başlama gene. Biliyorsun ki bu toplantılar hoşuma gidiyor, eğleniyorum. Sen gaddarca buluyorsun diye ben eğlenmeyeyim yani?
İNCİ : (İçtenlikle) Gitme hadi. Bu gece evde benimle kal. Bu aralar canım çok sıkkın.
TOLGA : İyi öyleyse sen de benle gel. Bak göreceksin ne kadar eğleneceğiz.
İNCİ : Zavallının birini davet edip de sonra onunla dalga geçmenin neresi eğlenceli anlayamıyorum.
TOLGA : Ne zavallısı canım, sadece alığın biri. Bunda üzülecek bir şey yok ki. Alıklar ne için vardır zaten? Birazdan gelecek, kendi gözünle görürsün.
İNCİ : Ne yani adamı buraya mı çağırdın?
TOLGA : Yemekten önce şöyle bir kendim inceleyeyim dedim. Fırat’ın anlattığına bakılırsa şahane bir parçaymış. Birlikte keşfederiz.
İNCİ : Benim hiçbir şey keşfetmeye niyetim yok. Siz ikinizi baş başa bırakacağım. (Pardösüsünü giyer.) Size iyi eğlenceler!
TOLGA : Bu saatte nereye gidiyorsun?
İNCİ : Ben de bir yemeğe davetliyim. Gitmeye niyetim yoktu ama ne yapalım?
TOLGA : Kim davet etti? (Kapı çalınır.)
İNCİ : Geldi mi? Onu görmek istemiyorum.
TOLGA : Yok, bu doktordur.
İNCİ : (Diafona) Buyrun?
DOKTOR : (Diafondan) Ben Doktor Yalvaç.
İNCİ : Açıyorum doktor. (İNCİ çıkar, biraz sonra DOKTOR’la geri döner.)
TOLGA : İyi akşamlar doktor.
DOKTOR : İyi akşamlar!
İNCİ : Kocam size emanet. Bir an önce sırtını çözün, çok önemli bir yemek davetine yetişmesi gerek.
TOLGA : İNCİ!
İNCİ : Adına salaklar sofrası diyorlar. Kurallar basit. Her davetli yanında bir salak getirmek zorunda.
TOLGA : İNCİ uzatma hadi.
İNCİ : Doğal olarak salaklar oraya ne için çağırıldıklarını bilmiyorlar. Oyunun amacı onları konuşturmak. Belli ki bu bazılarına çok eğlenceli geliyor ama bana kalırsa hiç de komik değil. Onun için gidiyorum. İyi geceler doktor.
DOKTOR : İyi geceler. (İNCİ hızlıca çıkar.)
TOLGA : Kusura bakmayın doktor. Sizi sırtımın ağrısı için çağırmıştım, aile kavgamızı izleyin diye değil.
DOKTOR : Önemli değil. Öğrenciliğimizde biz de “Çirkinler Sofrası” gibi bir şey yapardık. En berbat kızı getiren kazanırdı.
TOLGA : Ya bilirim. Biz de yaptık zamanında. Ama salaklarla daha eğlenceli oluyor.
DOKTOR : (Muayeneye başlar.) Ama kimin en salak olduğuna karar vermek daha zor değil mi?
TOLGA : İnanın bana değil. Bazı salaklar kendini o kadar çabuk belli ediyor ki… Ben de şimdi onlardan birini bekliyorum zaten. Kendiniz de göreceksiniz. Anında anlaşılıyor.
DOKTOR : Arkadaşınız mı?
TOLGA : Yok değil. Arkadaşlarım arasında da var salaklar ama bu kadarı değil. En iyileri seçiyoruz biz gerçek şampiyonları, rekabet çok sıkı.
DOKTOR : Peki nereden buluyorsunuz bu şampiyonları?
TOLGA : Çok zor. Tam bir insan avı. Kışkışçılarımız var. Nerede uygun bir salak bulsalar bize haber veriyorlar.
DOKTOR : İşte bu. Beşinci omur.
TOLGA : Ciddi mi dersiniz?
DOKTOR : Fazla değil. Ama yemek davetini iptal etmeniz gerekecek.
TOLGA : Yapmayın.
DOKTOR : Sıcağı sıcağına müdahale etmek doğru olmaz. Bu gece yatıp dinlenin. Yarın sabah tekrar uğrarım.
TOLGA : Doktor! Elimde dünya çapında bir salak var. Rica ederim bir şeyler yapın, artık yatıştırıcı bir iğne mi, ne olursa… Bu gece o yemeğe gitmem gerek.
DOKTOR : Buz torbası ve istirahat. Yoksa üç hafta daha kendinize
gelemezsiniz.
TOLGA : Ne şans be! Şu telefon defterini verebilir misiniz? Telefonu da lütfen.
DOKTOR : Adı ne?
TOLGA : Abidin. Abidin Gülek.
DOKTOR : Ne iş yapıyor?
TOLGA : Vergi memuru.
DOKTOR : Ama bu biraz tehlikeli değil mi? Yani, ne için çağırdığınızı anlarsa?
TOLGA : (Telefon ederken) Risk sıfır. Bu konuda dikkatliyiz. Bugüne kadar hiçbir salak neden çağırıldığını anlamadı. Yok, çıkmış. (Bir an durup dinler.) Hassiktir.
DOKTOR : Ne oldu?
TOLGA : Telesekreter mesajı. (Tekrar tuşlar.) Şirinlik yapmaya çalışmış. Çok vahim!
ABİDİN : (Telefondan) “Abidin Gülek’in evi burası, Yok ama evde kendisi, Bip sesini bekleyin, Mesajınızı ekleyin. (Kıkırdar.) Şimdi siz buyrun”
TOLGA : Ne dersiniz? İddialı değil mi?
DOKTOR : Doğrusu bayağı ilginç biri gibi. (Kapı çalınır.)
TOLGA : Geldi işte.
DOKTOR : Siz kalkmayın, ben açarım. (Diafona) Evet?
ABİDİN : (Diafondan) Ben Abidin Gülek.
DOKTOR : (Diafona) Beşinci kat, sola döneceksiniz. (TOLGA’ya) Yukarı çıkıyor. Size iki yatıştırıcı hap bırakıyorum. Ağrınız dayanılmaz olursa alırsınız. (Çıkmak üzere arkasını döner.)
TOLGA : Tanışmak istemiyor musunuz? Biraz eğlenirdik.
DOKTOR : Gitmem gerek, geç kalıyorum. Yarın görüşürüz. Kötüleşirse aramaktan çekinmeyin.
TOLGA : Güle güle doktor. Kapıyı açık bırakın lütfen.
DOKTOR : Sizden bir ricam olacak.
TOLGA : Buyrun doktor.
DOKTOR : Lütfen beni hiçbir zaman yemeğe davet etmeyin. Neden çağırdığınızdan şüphe edeceğim çünkü. (Dışardan) İyi akşamlar beyefendi.
ABİDİN : (Dışardan) İyi akşamlar.
DOKTOR : (Dışardan) Buyrun. Tolga Bey içerde.
TOLGA : (Oturduğu yerden dışarıya doğru seslenir.) İçeri buyrun Abidin Bey. (ABİDİN girer.) Hoşgeldiniz. Kusura bakmayın yerimden kalkamıyorum. Sırtımı çok fena incittim. Maalesef yemek davetine gidemeyeceğiz.
ABİDİN : Geçmiş olsun. Bilirim, sırt ağrısı şakaya gelmez.
TOLGA : Berbat bir şey sahiden. Haftaya çarşamba bir işiniz var mı?
ABİDİN : Haftaya çarşamba… Yok.
TOLGA : Harika o zaman. Arkadaşım bir yemek daveti daha veriyor. Tabii ki siz de davetlisiniz.
ABİDİN : Çok naziksiniz.
TOLGA : Rica ederim. Sizi bu hafta kaçırdık ama önümüzdeki hafta bunu telafi etmezsek çok yazık olur. Bir dakika arkadaşımı arayıp haber vereyim. (Telefona) Berk, Tolga ben… Maalesef gelemiyoruz ya. Sırtım çok kötüymüş, doktor evden çıkamazsın dedi… Dalga geçme oğlum, çok canım yanıyor… Siz bilirsiniz bekleyin isterseniz ama pek mümkün görünmüyor… Efendim?… Evet geldi… Çok şirin. Tam bir şampiyon gibi bakıyor… Merak etme sen haftaya mutlaka getireceğim… Hadi hoşçakal. Çocuklara selam… (Telefonu kapatır.) Eee nasılsınız bakalım Abidin Bey?
ABİDİN : İyiyim sağolun.
TOLGA : Biraz önce telesekreter mesajınızı dinledim. Çok eğlenceli olmuş.
ABİDİN : Beğendiniz mi sahi? Biraz değişik bir şey olsun istedim.
TOLGA : Tam istediğiniz gibi olmuş. Aklıma geldikçe gülüyorum.
ABİDİN : İnanır mısınız, tanıdığım herkes bu mesajdan bahsediyor. Hatta bazı arkadaşlarım onların mesajlarını da benim kaydetmemi istediler.
TOLGA : Doğrusu hiç şaşırmadım.
ABİDİN : Sizin de telesekreteriniz varmış. İsterseniz ben hemen…
TOLGA : Sağolun, hiç gerek yok.
ABİDİN : İki dakikada yapıveririm.
TOLGA : Yok, gerçekten bu hali de fena değil. Sizinkine göre biraz sıradan ama…
ABİDİN : Siz bilirsiniz.
TOLGA : Sizi tanıdığım için çok mutluyum Abidin Bey.
ABİDİN : Ben de öyle Tolga Bey. Daireden aradığınızdan beri, söylemesi ayıp havalarda uçuyorum. Başta biri şaka yapıyor sandım. Telefonda aptalca konuşmadım ya?
TOLGA : (Gülerek) Evet. (Ciddileşir.) Hayır yani. Harikaydınız.
ABİDİN : (Heyecanlı) Sizinki gibi büyük bir yayınevi maketlerimle ilgili bir kitap çıkarmak istesin, bir de üstelik editör beni resmi bir akşam yemeğine
davet etsin. Doğrusu hayatımı değiştirdiniz Tolga Bey.
TOLGA : Evet. Yalnız kitap projesi daha tam olarak kesinleşmedi.
ABİDİN : Tabii. Size en güzel çalışmalarımın fotoğraflarını getirdim. (Yanına oturur.) Bu Anıtkabir.
TOLGA : Kusursuz.
ABİDİN : Sekiz aylık çalışmanın ürünü.
TOLGA : Belli oluyor. Geceleri mi çalışıyorsunuz?
ABİDİN : Geceleri, hafta sonları, ne zaman fırsat bulabilirsem…
TOLGA : Evli misiniz?
ABİDİN : Evet. Yani hayır. Boğaz Köprüsü.
TOLGA : Muhteşem. Evli misiniz değil misiniz?
ABİDİN : (Biraz duraksayarak) Yani, karım beni terk etti.
TOLGA : Ya!
ABİDİN : Ya. Hem de bir arkadaşım için.
TOLGA : Oluyor böyle şeyler.
ABİDİN : Daireden tanıdığım biri. Kötü biri değil aslında. Bir gece eve davet ettim, karım da ona tutuluverdi. Onda ne buldu hiç anlayamadım. Aramızda kalsın ama pek zeki sayılmaz da. Sizce böyle bir eser için kaç kibrit çöpü gerekir?
TOLGA : Nasıl zeki sayılmaz yani?
ABİDİN : Beni uğruna terk ettiği herif işte. Söylemesi ayıp biraz aptaldır. Hadi bir tahmin edin.
TOLGA : Daha mı aptal? Şey yani, siz zeki bir adamsınız, kendinizle karşılaştırınca…
ABİDİN : Ağzımı bozmak istemezdim ama tam yerine oturacak: Adam salağın teki.
TOLGA : Vay anasını!
ABİDİN : Kaç kibrit dersiniz?
TOLGA : Kusuruma bakmayın. Sizin karınızın salağın tekiyle kaçmış olmasına bir türlü inanamıyorum.
ABİDİN : Ben de inanamıyorum ama adam tam bir ebleh. Ağzından rüzgar sörfünden başka laf çıkmaz.
TOLGA : Bu adama nasıl ulaşabiliriz?
ABİDİN : Neden? Siz de mi rüzgar sörfüyle ilgileniyorsunuz?
TOLGA : Hem de nasıl! Bayılırım ben rüzgar sörfüne.
ABİDİN : O zaman çok iyi anlaşacaksınız. Adı Mehmet Ali Akkavak. Ama biz ona dairede Mehmet Ali Dangalak deriz. (Güler.) Rehberde numarası var. Dangalak’ta değil tabii, Akkavak’ta. (Güler. Sonra birden ciddileşir.) Hadi söyleyin ama, kaç kibrit?
TOLGA : İki bin.
ABİDİN : Üç yüz kırk altı bin dört yüz yirmi iki.
TOLGA : Vay be!
ABİDİN : Durun daha bitmedi. Peki kaç tüp yapıştırıcı gitti dersiniz?
TOLGA : Abidin Bey!
ABİDİN : Efendim.
TOLGA : Hemen şimdi o yemeğe gidiyoruz.
ABİDİN : Yürüyebilecek misiniz?
TOLGA : Elimden geleni yapacağım. Arabanız var mı?
ABİDİN : Var.
TOLGA : Siz kullanırsanız gidebiliriz. Sadece kalkmama yardım edin yeter.
ABİDİN : (TOLGA ABİDİN’e tutunarak ayağa kalkmaya çalışır.) Hadi bakalım, yola çıkıyoruz. Böyle iyi mi? (Yavaşça yürümeye başlarlar.) Yavaş. Otuz yedi.
TOLGA : Efendim?
ABİDİN : Otuz yedi tüp yapıştırıcı.
TOLGA : Güzel bir gece geçireceğiz Abidin Bey. Çok güzel bir gece. (Düşerler.)
ABİDİN : (ABİDİN ayağa kalkar. TOLGA kımıldamadan sırt üstü yatmaktadır.) Afedersiniz. Özür dilerim. Canınız yandı mı? Kırık çıkık var mı? (Telefona koşar.)
TOLGA : Ne yapıyorsunuz?
ABİDİN : Çıkıkçıyı arıyorum.
TOLGA : Zahmet etmeyin.
ABİDİN : Arkadaşım olur. Çok beceriklidir.
TOLGA : (Sert) Zahmet etmeyin dedim ya.
ABİDİN : Kadıköy’ün bir numaralı çıkıkçısıdır.
TOLGA : (Bağırarak) Kadıköy’ün bir numarasını falan istemiyorum ben. Hadi evinize gidin artık. İyiyim ben.
ABİDİN : Yemeğe gitmiyor muyuz yani?
TOLGA : Hayır gitmiyoruz. Takdir edersiniz ki gidebilecek durumda değilim. (Telefon çalar.) Bırakın. Telesekreter var nasılsa. (Telesekreterden) “Şu anda evde değiliz, sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.”
ABİDİN : (Hafif alaylı) Doğrusu mesajınız daha eğlenceli olabilirdi.
İNCİ : (Telefondan) Benim. Bu gece eve dönmeyeceğimi söylemek için aradım. Galiba bir daha hiç dönmeyeceğim. Bunu telesekretere söylemek zorunda kaldığım için özür dilerim, ama belki de böylesi daha iyi. Elveda Tolga. (Kapatır. Bir süre sessizlik)
ABİDİN : (Biraz sonra ayağa kalkar.) Sizi yalnız bırakayım. Bir şeye ihtiyacınız olmadığından emin misiniz?
TOLGA : (İfadesiz) Hayır yok. Her şey yolunda. İyi geceler.
ABİDİN : (Çıkar. Hemen sonra geri gelir.) Özür dilerim, çantamı unutmuşum da. Her zaman yanınızdayım Tolga Bey, her zaman bütün kalbimle yanınızdayım.
TOLGA : Teşekkür ederim. Güle güle.
ABİDİN : İyi geceler. Sizin için ne yapabilirim?
TOLGA : Hiçbir şey. Ben gayet iyiyim. İyi geceler.
ABİDİN : Tolga Bey şu anda neler hissettiğinizi kimse benden daha iyi bilemez.
TOLGA : (Sertleşerek) Abidin Bey, biraz yalnız kalmak istiyorum.
ABİDİN : Karım beni terk ettiğinde ben de herkese böyle söylüyordum ama
içten içe acıdan ve yalnızlıktan ölmek üzereydim. Üstelik sizin bir de sırtınız ağrıyor.
TOLGA : (Hızlı ve kararlı) Burada kimse kimseyi terk etmedi. Öfke anında bırakılmış anlamsız bir mesajdı o. Birazdan hiçbir şey olmamış gibi eve
dönecek. Siz de evinize gidebilirsiniz artık. İyi geceler.
ABİDİN : Eve dönecek. Ben de böyle söyleyip durdum ama iki yıl oldu hala dönmedi.
TOLGA : (Yerde sürünerek ayağa kalkmaya çalışır.) Ben yatmaya gidiyorum. Çıkarken ışığı söndürün lütfen.
ABİDİN : Çıkıkçı İhsan’ı arayayım ister misiniz?
TOLGA : Hayır.
ABİDİN : İşinin ehlidir. Üstelik çok da ucuza çalışır. Evlere çağrıldığında ücreti ne kadar biliyor musunuz?
TOLGA : Benimle Özel Çığır Hastanesi Romatizma Bölümü şefi Profesör Yalvaç ilgileniyor. Sizin Çıkıkçı İhsan’a ihtiyacım yok.
ABİDİN : Valla servisini nasıl yönetiyor bilemem ama şu halinize bakıyorum da…
TOLGA : Bu haldeyim çünkü beni siz düşürdünüz. Ne diye bu alığa laf anlatmaya çalışıyorum ki. Allah kahretsin! (Öfkeyle elini yere vurur. Dengesini kaybedip düşer.) Ah!
ABİDİN : Hay Allah! Önünüzü göremiyorsunuz. Tıpkı engele ayağa takılmış at gibi düştünüz. Yarış alanında olsanız sizi vururlardı.
TOLGA : (Yattığı yerden, bitkin) Hadi gidin artık Abidin Bey.
ABİDİN : Böyle darbeler insanı sakat bırakabilir. Omuriliğiniz zedelenirse bütün vücudunuz felç olur. Ondan sonra işiniz Telli Baba’ya adak adamaya kalır.
TOLGA : (Bir an düşünüp) Doktor Yalvaç’ı ara.
ABİDİN : (Heyecanlı) Ha şöyle. Numarası kaç?
TOLGA : Şuradaki defterde yazılı.
ABİDİN : (Telefona) Alo. Doktor Yalvaç lütfen. Tolga Aktan için arıyorum… Evet Tolga Aktan. Ama vaktim yok, hemen doktoru çağırın lütfen, acil durum…. Nasıl?… Afedersiniz yanlış numara çevirdim herhalde. Satır atladım galiba. Yazısı o kadar küçük ki.
TOLGA : Uzatma, kapa artık.
ABİDİN : (Telefona) Evet, onun evinden arıyorum… Evet, evet kendi de burada… Hayır, hiç iyi durumda değil. Sırtı tutuldu. Çok berbat. Yerinden bile kıpırdayamıyor. Boş çuval gibi yığıldı kaldı. Çok iğrenç!
TOLGA : Kimle konuşuyorsun sen allahaşkına?
ABİDİN : (Telefona) Afedersiniz, kiminle konuşuyorum acaba?… Öyle mi? O zaman size anlatmamda bir sakınca yok. Çok ama çok kötü durumda. Üstelik az önce de karısı onu terk etti. Tam anlamıyla mahvolmuş durumda. Kalbi, sırtı, her yeri kırık!
TOLGA : (Öfkeyle haykırır.) Bu kadarı fazla ama!
ABİDİN : Kapatmam gerek, sinirleri dayanmıyor… Tamam söylerim. Güle güle. (Kapatır.) Halanızmış (Ablanızmış).
TOLGA : Halam (Ablam) yok benim.
ABİDİN : (Şaşkın) Yok mu? “Kiminle konuşuyorum” dedim, “Halayım” (“Ablası”) dedi.
TOLGA : Şebnem’i aramış!
ABİDİN : Şebnem, halanız (ablanız) değil mi?
TOLGA : Hayır. Soyadı “Halay” (“Ablası”), “Şebnem Halay” (“Şebnem Ablası”).
ABİDİN : Ama ben ne yapayım? Kimsiniz, dedim; ben Şebnem Halayım (Ablası) dedi. Nereden bilebilirdim ki? Kafam karıştı haklı olarak.
TOLGA : (Öfkeli) Ver şu telefonu bana. Çabuk ol biraz! Karımın gittiğini zannettiyse soluğu hemen burada alır çatlak. (Telefonu tuşlarken) Bir o
kaltak eksikti zaten.
ABİDİN : Kaltak ha? Öyle midir? Eyvah eyvah!
TOLGA : Kes şunu! Benim sesimi duyarsa saatlerce konuşur şimdi. Karımın eve döndüğünü söyle. (Telefonu ABİDİN’e uzatır.) Acele etsene be! Karım geldi, her şey yolunda!
ABİDİN : Sahi mi?
TOLGA : Hayır, ona öyle söyleyeceksin.
ABİDİN : Ha, doğru ya. (Kendi kendine) Şebnem Halay (Ablası). (Güler. Telefona) Şebnem Halay (Ablası) mı?… Yine ben. Size Tolga Bey’in eşinin eve döndüğünü haber vermek için aradım… Evet şimdi geldi…. İyi, gayet iyi. Tolga Bey de iyi. Herkes iyi, her şey yolunda… Evet sırtı hala biraz ağrıyor ama artık keyfi yerinde…
TOLGA : Tamam. İyi gecler de kapat.
ABİDİN : (Telefona) Hayır arkadaşı sayılmam. Yeni tanıştık. Maketlerimle ilgileniyor da… Evet maket. Kibrit çöplerini kullanarak mühendislik harikalarını taklit ediyorum. Boğaziçi Köprüsü, Eyfel Kulesi…
TOLGA : Ona ne bundan?
ABİDİN : (TOLGA’ya, sinirli) Ne münasebet! Çok ilgilendi.
TOLGA : Telefonumu meşgul ediyorsun.
ABİDİN : (Telefona) Özür dilerim, artık kapatmam gerek. Beni çağrıyor. Bu haldeyken onu yalnız bırakamam…
TOLGA : Hay Allah kahretsin!
ABİDİN : (Telefona) Nasıl?… Geldi canım, tabii ki geldi karısı da şu anda dışarda… Hayır tekrar gitmedi. Sadece dışarı çıktı şey yapmaya… Çöpü dökmeye… Efendim?… Koç, yükseleni ikizler… Koçlar yalancı olabilir ama inanın ben yalan söylemiyorum. Alo? (TOLGA’ya) Kapattı. Geliyorum, dedi ve kapattı.
TOLGA : Ver şu telefonu bana. (Telefonu alıp aceleyle tuşlar.)
ABİDİN : Kusura bakmayın, onu hafife aldım. Bu kadar kurnaz olacağını tahmin etmemiştim.
TOLGA : (Telefona) Alo?… Hayır köpekleri bırakmana gerek yok. Sakın gelme, hemen evine dön. Karım her an burada olabilir… Dönecek diyorum… Erdem mi? Erdem de nereden çıktı şimdi? Erdem çoktan bitti, tarih oldu, ne ilgisi var?… Senin ne düşündüğün benim umurumda bile değil. Kimseye gitmiş falan değil, birazdan burada olacak. Sen de bir an önce evine dön bir daha da çıkma anlaşıldı mı? Alo? (Kapatır.) Laftan anlamaz ki deli karı! Hadi artık siz de gidin Abidin Bey. Benim biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var.
ABİDİN : Tamam gidiyorum. Sizi yatak odanıza götürmemi ister misiniz? Bütün gece yerde yatacak değilsiniz ya.
TOLGA : Şu kanepeye kadar götürün yeter. Yavaş. Hayır. Arkanızı dönün.
ABİDİN : Hepsi birbirinin aynı değil mi?
TOLGA : Neyin hepsi?
ABİDİN : Demin kulak misafiri oldum da, sizinki de adamın birine kaçmış.
TOLGA : Adamın birine falan kaçmadı.
ABİDİN : Benimki de öyle. Çünkü Mehmet Ali Dangalak adamdan sayılmaz. Yine de ona gitti.
TOLGA : Demin vedalaşmamış mıydık?
ABİDİN : Tamam, tamam gidiyorum. Haplarınız için size biraz su getirip hemen çıkacağım. (Su getirir.) Arkadaşınız mıydı?
TOLGA : (Sert) Defolup gidecek misiniz siz? (ABİDİN başını önüne eğip çıkışa yönelir. Arkasından) Çantanız.
ABİDİN : (Geri dönüp çantasını alır. Çıkmak üzereyken bir an durup sitemli bir sesle konuşur.) Siz bana hayatımı sorduğunuzda ben size defolup gitmenizi söylemedim. Elveda Tolga Bey! (Tekrar arkasını döner.)
TOLGA : (Bir an düşündükten sonra, yüksek sesle ve hızlıca) Erdem eski bir arkadaşımdır. İki yıl öncesine kadar en iyi arkadaşımdı ama artık görüşmüyoruz. Şimdi oldu mu?
ABİDİN : (Tekrar salona döner. Heyecanlı) İki yıl önce ne oldu? Karınızı ayartmaya çalıştı değil mi?
TOLGA : Ne münasebet! Ben ayarttım. O zamanlar İNCİ onunla beraberdi. Benim için onu terk etti. İkisi birlikte bir roman yazmışlardı, yayımlamam için bana getirdiler.
ABİDİN : Sonra ne oldu?
TOLGA : (İfadesiz) İkisini de aldım. Hem romanı, hem de İNCİ’yi.
ABİDİN : Ne korkunç bir şey. Demek bütün rüzgar sörfçüleri arkadaşlarının karılarını ayartmaya meraklı oluyorlar?
TOLGA : Benim rüzgar sörfüyle ne alakam var allahaşkına?
ABİDİN : Ama biraz önce demiştiniz ki…
TOLGA : Ben arkadaşlarımın karılarını ayartmak için… Kime ne anlatıyorum ben böyle? (Sert) Merakınızı tatmin edebildim mi?
ABİDİN : Neden telefon etmiyorsunuz?
TOLGA : Kime?
ABİDİN : O adama işte. Karınızın ona dönüp dönmediğini anlamak için.
TOLGA : İki sene sonra durup dururken arayacağım, “senden çaldığım kadın şu anda yanında mı?” diye soracağım öyle mi?
ABİDİN : Hiç olmazsa nerede olduğunu bileceksiniz. Karım evi terkettiğinde Mehmet Ali Dangalak’a telefon açtım. “Bağdagül senin yanında mı?” diye sordum, “Evet” dedi kapattı. Benim de içim rahatladı. Yani nerede olduğunu öğrenmiş oldum. Benim aramamı ister misiniz?
TOLGA : Siz mi arayacaksınız?
ABİDİN : Sesimi tanımıyor nasılsa. Arayıp derim ki “Ben İNCİ Hanım’ın bir arkadaşıyım, kendisini nerede bulabileceğimi biliyor muydunuz acaba?”
TOLGA : Eminim o da hiç kuşkulanmaz.
ABİDİN : Kızmayın ama, ben burada size yardım etmeye çalışıyorum.
TOLGA : Tabii ki onun yanında falan değil. Benim artık biraz dinlenmeye ihtiyacım var.
ABİDİN : Siz bilirsiniz. Teklif var, ısrar yok.
TOLGA : İyi geceler. (ABİDİN arkasını dönüp yavaşça çıkışa doğru yürür. Biraz sonra) Abidin Bey!
ABİDİN : (Hızla ve sevinçle geri döner.) Buyrun!
TOLGA : Size telefonda ne söyleyeceğinizi kelimesi kelimesine ezberletsem, altından kalkabilir misiniz?
ABİDİN : Bazen bana durgun zekalıymışım gibi davranıyorsunuz gibime geliyor doğrusu. (TOLGA hiçbir şey söylemeden yüzüne bakar.) Tabii ki altından kalkarım. Ne diyeceğim? (Yanına oturur.)
TOLGA : Birlikte yazdıkları romanı kullanarak bir şeyler yapabiliriz. Şimdi siz Erdem’i arayacaksınız ve ona bir film yapımcısı olduğunuzu, romanı okuduğunuzu ve film haklarını satın almak istediğinizi söyleyeceksiniz.
ABİDİN : (Çok heyecanlı) Çok güzel.
TOLGA : Bütün bunları anlattıktan sonra da öteki yazara nasıl ulaşabileceğinizi soracaksınız.
ABİDİN : Hangi öteki yazar?
TOLGA : (Sinirli) Karım. Romanı birlikte yazdılar demiştim ya.
ABİDİN : Öyle ya. Tabii. Afedersiniz.
TOLGA : Hayatta yutturamayız.
ABİDİN : Yok yok. Anladım şimdi. Biraz karışık ama anladım.
TOLGA : Karışık mı? Neresi karışık bunun? Siz film yapımcısısınız tamam mı? İstanbul’da bir film şirketiniz var. Dur bir dakika İstanbul’da olmaz. Burada herkesi tanır. Dışarda bir yer olmalı.
ABİDİN : Yabancı olayım. Amerikalı, Fransız?
TOLGA : Yunanlı. En iyisi bu. Yunanlı olun.
ABİDİN : (Pek beğenmemiş) Niye Yunanlı?
TOLGA : Daha inandırıcı. Yunanlı bir film yapımcısısınız, romanı yani “Küçük Atlı Karınca”yı okudunuz, film haklarını satın almak istiyorsunuz.
ABİDİN : Roman güzel mi?
TOLGA : Berbat. Ne önemi var ki?
ABİDİN : (Yüzünü buruşturur.) Bu biraz canımı sıktı şimdi.
TOLGA : O niye?
ABİDİN : Berbat bir romanın film haklarını neden isteyeyim ki?
TOLGA : Abidin Bey, siz film yapımcısı değilsiniz.
ABİDİN : Değilim.
TOLGA : Yunanlı da değilsiniz.
ABİDİN : Hayır.
TOLGA : Film hakları için aramayacaksınız, karımın onun yanında olup olmadığını öğrenmek için arayacaksınız.
ABİDİN : Çetrefil bir iş, ama aynı zamanda müthiş zekice. Numarası kaç?
TOLGA : 374 51… Verin ben arayayım daha iyi. (Telefonu onun elinden kapıp tuşlamaya başlar.) Erdem’in soyadı Yok.
ABİDİN : Sadece Erdem yani.
TOLGA : Hayır işte Erdem Yok.
ABİDİN : Ne adı var ne soyadı!
TOLGA : Adı Erdem, soyadı Yok.
ABİDİN : Erdem. Kayahan gibi mi yani?
TOLGA : Bakın sizin adınız Abidin, soyadınız Güleç.
ABİDİN : Gülek.
TOLGA : Neyse işte. Onun da Erdem adı, Yok soyadı.
ABİDİN : (Tam anlamamış) Yok soyadı.
TOLGA : Neyse, yeterince zaman kaybettik zaten. Karım kitabı kızlık soyadıyla imzalamıştı. İNCİ Zeybek.
ABİDİN : Egeli midir?
TOLGA : Konuyu dağıtmayın şimdi.
ABİDİN : Özür dilerim.
TOLGA : Ne soracağınızı unutmayın. İNCİ Zeybek’e nasıl ulaşabileceğinizi soracaksınız. Çalıyor. Oparlörü açıyorum. Sıra sizde. (Almacı ABİDİN’e verir.)
ABİDİN : (Fısıltıyla) Yunan aksanıyla mı konuşayım?
TOLGA : (Fısıltıyla) Hayır gerekmez.
ABİDİN : (Telefona, abartılı bir aksanla) Alo! Erdem Bey’le görüşebilir miyim lütfen?
ERDEM : (Telefondan) Benim.
ABİDİN : (Telefona) İyi akşamlar Erdem Bey. Benim adım Yorgos Kazancis. Böyle geç saatte rahatsız yaptığım için kusura bakmayınız. Ben film yapıcısıyım da, Atina’dan geldim, romanınız hakkında aradıydım.
TOLGA : (Fısıltıyla) Küçük Atlı Karınca.
ABİDİN : (Telefona, fısıltıyla) Küçük Atlı Karınca. (Yüksek sesle) Film
haklarını satın almak istediydik.
ERDEM : (Telefondan) Şaka mı bu?
ABİDİN : (Telefona) Ne münasebet canım? Neden şaka olsun?
ERDEM : (Telefondan) Emre, sen misin?
ABİDİN : (Telefona) Kim buyurdunuz?
ERDEM : (Telefondan) Kes saçmalamayı, tanıdım sesini.
ABİDİN : (Güler. Telefona) Siz yanılmak yaptınız. Ben Emre değil, Atina’dan film yapımcısı Yorgos.
ERDEM : (Telefondan) Hangi yapımevi?
ABİDİN : (Telefona) Efendim?
ERDEM : (Telefondan) Şirketinizin adı ne?
ABİDİN : (Telefona) Sirtaki Filmcilik.
ERDEM : (Telefondan) Sirtaki mi?
ABİDİN : (Telefona) Genç ama dinamik bir şirket.
ERDEM : (Telefondan) Romanımla ilgileniyorsunuz öyle mi?
ABİDİN : (Telefona) Hem de nasıl.
ERDEM : (Telefondan) Sinema için mi yoksa televizyon mu?
ABİDİN : (TOLGA işaret eder; telefona) Beyaz perde Erdem Bey, büyük ekran. Aptal kutusu değil.
ERDEM : (Telefondan) Baştan söyleyeyim, senaryo uyarlamasını kendim yapmak isterim.
ABİDİN : (TOLGA işaret eder; telefona) Bu konuda endişeniz olmasın. Yalnız ben de baştan söyleyeyim ki şirketimizin olanakları şimdilik kısıtlı. O yüzden siz de eğer fazla açgözlülük etmezseniz…
ERDEM : (Telefondan) Para konusunu daha sonra konuşalım. Sizinle ne zaman yüz yüze görüşebilirim Bay…
ABİDİN : (Telefona) Kazancis. Yorgos Kazancis.
TOLGA : Karımı sor.
ABİDİN : (Telefona) Sizi yarın tekrar arayayım, bir randevu yapalım.
ERDEM : (Telefondan) Anlaştık. Yarın aramanızı bekleyeceğim.
ABİDİN : (Telefona) Yarın görüşürüz Erdem Bey. İyi geceler. (Kapatır. Heyecandan coşmuş durumda) İşte bu kadar. Film hakları bizim sayılır. Bence pek pahalıya da patlamayacak. Sesi pek hevesli gibiydi. Resmen üstüne atladı.
TOLGA : (Hayret içinde) Karım?
ABİDİN : (Şaşkın) Kim?
TOLGA : Karımı unuttu. Beş dakika boyunca soytarılık etti ve karımı unuttu!
ABİDİN : Hay kafamı!
TOLGA : Bu kadarı düşünebileceğimden bile fazla!
ABİDİN : Nasıl da dalgaya düştüm.
TOLGA : Bütün rekorları kırabilir!
ABİDİN : Tekrar arayacağım.
TOLGA : Ver şu telefonu bana.
ABİDİN : Diyeceğim ki, “Az önce unutmuşum, öteki yazar Özge Zeybek’e nasıl ulaşabilirim?” Hepsi bu.
TOLGA : Telefonu ver dedim.
ABİDİN : Yazık oldu. Onunla olup olmadığını öğrenebilseydik içimiz rahatlayacaktı.
TOLGA : Yalnızca bunu söyleyeceksiniz tamam mı? “Az önce unutmuşum, öteki yazar Özge Zeybek’e nasıl ulaşabilirim?”
ABİDİN : Ne eksik ne fazla! Aynen bu kadar!
ABİDİN : Ne eksik ne fazla! Aynen bu kadar! (TOLGA telefonu tuşlar.)
ERDEM : (Telefondan) Alo.
ABİDİN : (Telefona) Tekrar rahatsız yapıyorum, ben Yorgos Kazancis.
ERDEM : (Telefondan) Şu an cep telefonumdan yayıncımla görüşüyorum. Sizi birazdan arayayım. Telefon numaranızı söyler misiniz?
ABİDİN : (Telefona) 356 03 45. (TOLGA telefonun fişini çeker.) Alo! Alo! (TOLGA’ya) Kesildi.
TOLGA : Ben kestim geri zekalı.
ABİDİN : Nasıl geri zekalı yani?
TOLGA : (Telefonun fişini takar.) Benim telefonumu verdiniz.
ABİDİN : Şimdi meşgulmüş. Biraz sonra arayacaktı.
TOLGA : Hiç ara vermiyorsunuz değil mi?
ABİDİN : Afedersiniz ama, benim kafam iyice karıştı. Anlamaya çalışıyorum fakat…
TOLGA : Dünya çapında. Belki de dünya şampiyonu. (Telefon çalar.)
ABİDİN : Arıyor.
TOLGA : Sevindi. Arıyor diye sevindi.
ABİDİN : Arayacağım dedi arıyor işte. Açmayacak mıyız?
TOLGA : (Telesekreterden) “Şu anda evde değiliz, sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.”
ERDEM : (Telefondan) Tolga ben Erdem. Yunanlı yapımcı senin evinde ne arıyor diye düşünüyordum ki aklıma karının nerede olduğunu merak etmiş olabileceğin geldi. Eğer derdin buysa bana kendin sorabilirsin, sahte aksan da yapmadan. Hoşçakal!
TOLGA : (Hızla telefonu açar.) Erdem, benim. İNCİ nerede?
ERDEM : (Telefondan) İki yıldır bu anı bekliyordum ama pek o kadar da zevkli değilmiş. Hatta galiba sana acıyorum bile.
TOLGA : (Telefona) O kadarına gerek yok, karım sende mi onu söyle yeter.
ERDEM : (Telefondan) Burada değil. Biraz önce arayıp seni terk ettiğini söyledi. Sesi çok kötüydü.
TOLGA : (Telefona) Nereye gideceğini söyledi mi?
ERDEM : (Telefondan) Hayır.
TOLGA : (Telefona) Allah kahretsin! Nereye gitmiş olabilir?
ERDEM : (Telefondan, gülerek) Acıtıyor değil mi?
TOLGA : (Telefona) Senin de aynı şeyi yaşadığını biliyorum. Üstelik benim bir de sırtım tutuldu.
ERDEM : (Telefondan) Dalga geçme!
TOLGA : (Telefona) Halimi görsen bayağı eğlenirdin. Paramparça durumdayım.
ERDEM : (Telefondan) Gelmemi ister misin?
TOLGA : (Telefona) Çok naziksin. Hiç zahmet etme. Yalnız kalmam daha iyi olur. İyi geceler. Tekrar teşekkürler. Erdem…
ERDEM : (Telefondan) Efendim?
TOLGA : (Telefona) Biliyorum bana borcun falan yok ama, eğer seni tekrar ararsa…
ERDEM : (Telefondan) Haber veririm, merak etme.
TOLGA : (Telefona) Sağol. Senin gibi bir arkadaşı hak etmiyorum ben. (Kapatır. ABİDİN’e) Şu defteri uzatır mısınız? (Yazar.) “Yatıştırıcı aldım, uyuyorum. Bu gece kimseyle görüşmek istemiyorum.” Bu kağıdı kapıya yapıştırın bir zahmet. Çatlak bunu okuyunca beni rahat bıraksa bari.
ABİDİN : Kalmamı ister misiniz? Gelmesini bekler, içeri girmesine engel olurum.
TOLGA : Gerek yok, elinizden geleni yaptınız zaten. Hadi evinize gidin artık.
ABİDİN : Az önce telefonda işleri berbat ettiğimin farkındayım Tolga Bey. Ne kadar üzgün olduğumu bilemezsiniz. Size elimden geldiği kadar yardım etmek istiyorum.
TOLGA : Yatak odama gitmeme yardım edin yeter. Daha fazlasına gerek yok.
ABİDİN : (Ayağa kalkmasına yardım eder. Yatak odasına doğru yürürler.) Kendinizi kötü hissederseniz lütfen beni aramaktan çekinmeyin. Anında gelirim.
TOLGA : Sakın!
ABİDİN : Bağdagül gittiği zaman en çok neye ihtiyaç duydum biliyor musunuz? Elimi tutacak bir dost eline. (Çıkarlar.)
TOLGA : (Dışardan) Güle güle Abidin Bey! (Onlar yatak odasındayken İNCİ girer. Etrafına bakınırken ABİDİN yatak odasından geri gelir.)
ABİDİN : Hah, Hala (Ablası), geldiniz mi? Ben de bu notu sizin için kapıya asacaktım. (Elindeki kağıdı İNCİ’ye verir.) Az önce telefonda sizinle konuşan bendim. Hani Koç, yükseleni İkizler… Doktoru aramak istemiştim yanlışlıkla sizi aramışım. Sizin Tolga Bey’in sevgilisi olduğunuzu sonradan fark ettim.
İNCİ : Sevgilisi öyle mi?
ABİDİN : İşleri karmakarışık ettiğim için özür dilerim, oysa durum çok basit. Karısı evi terk etti gerçi, ama inanın umurunda bile değil. Hayatından memnun uyuyor şimdi. Uyanıncaya kadar da rahatsız edilmek istemiyor hepsi o kadar. Anladınız değil mi?
İNCİ : Çok iyi anladım. Ama ona bir çift sözüm olacak. (Hızla yatak odasına doğru yönelir.)
ABİDİN : (Arkasından koşar.) Şebnem! Sana Şebnem diyebilir miyim?
İNCİ : Nasıl isterseniz.
ABİDİN : Onu çok uzun zamandır tanımıyorum gerçi ama halini anlayabiliyorum. Sana bir nasihat vermeme izin verir misin?
İNCİ : Buyrun lütfen.
ABİDİN : Biraz sabırlı ol. Karısı daha yeni gitti. Hemen acele etme. Bir süre daha kışkırtıcı, baştan çıkarıcı metresi oynamaya devam et. Jartiyer, şampanya falan, anlarsın ya! (Göz kırpar.) Şimdiye kadar olduğu gibi haftada üç dört kez görüşmeye devam edin. Onu biraz daha eğlendir ve sessizce sıranı bekle. Sonunda koşa koşa kollarına atılacaktır.
İNCİ : Size benimle haftada üç dört kez görüştüğünü mü söyledi?
ABİDİN : Elinden gelse her gün görüşürmüş. Hadi beni dinle de ısrarcı olma. Evine dön. İnan böylesi çok daha iyi.
İNCİ : (Bir an düşünür. Sonra çıkışa yönelir.) Haklısınız. Onu uyandırmayacağım.
ABİDİN : Aferin Şebnem. Göreceksin çok kısa zaman sonra elinde bir demet çiçekle kapını çalacak.
İNCİ : (Çıkmak üzereyken bir an durur.) Bu akşam birlikte yemek davetine gideceği kişi siz miydiniz?
ABİDİN : Nereden bildin? Yoksa sana benden söz etmiş miydi?
İNCİ : Evet etti. Ama etmeseydi de sizi tanırdım. (Çıkar.)
ABİDİN : (Kendi kendine) İşte bu iş bu kadar!
TOLGA : (Yatak odasından döner.) Hala burada mısınız siz?
ABİDİN : Burada olduğum için Allah’a şükretmeniz gerek.
TOLGA : Niyeymiş o?
ABİDİN : Az önce bir misafir geldi.
TOLGA : Kim geldi?
ABİDİN : Sizin çatlak.
TOLGA : Şebnem mi?
ABİDİN : Evet ya. Yukarı kadar çıktı. Neredeyse yatak odanıza da girecekti ama şansınız var ki Abidin diye biri buradaydı ve ona “Oraya giremezsin” dedi.
TOLGA : Şebnem’i savuşturmayı becerdiniz mi yani?
ABİDİN : Övünmek gibi olmasın ama bu seferki çok kolay oldu. Çok kurnazca oynadım. Tatlı sert davrandım. Öyle bir dil döktüm gibi, hemen evine dönmeye razı oldu. İçiniz rahat olsun bir daha ondan kolay kolay haber almayacaksınız.
TOLGA : İyi bari. (Kanepeye oturur.)
ABİDİN : Aslında yazık oldu. Çok da hoş bir kadına benziyordu. Ne iş yapıyor?
TOLGA : Yazar.
ABİDİN : O da mı? Bütün yazarlarınızla yatar mısınız?
TOLGA : Size ne bundan?
ABİDİN : Öyle ya, beni ilgilendirmez tabii ama yine de bence pek iyi bir şey sayılmaz bu. Ben karımı hiçbir zaman aldatmadım. Üstelik vergi dairesi de tavşan kümesi gibidir.
TOLGA : Artık biraz yalnız kalabilir miyim? (Kapı çalar.)
ABİDİN : Bütün gece hiç susmadı. (Çıkar.)
TOLGA : (Dışarıya seslenir.) Kimmiş.
ABİDİN : (ERDEM’le birlikte girerler.) Erdem Bey.
TOLGA : Gelmene gerek yok demiştim.
ERDEM : Yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı.
ABİDİN : Yalnız değil ki. Her şeyiyle ilgilenen biri var, öyle değil mi Tolga Bey?
TOLGA : Öyle. Siz de artık gidebilirsiniz öyle değil mi Abidin Bey?
ABİDİN : (Bozulmuş) Evet tabii, gidiyorum. Çalışmalarımın fotoğraflarını burada bırakayım. Kafanızı dağıtmak isterseniz onlarla oyalanırsınız.
TOLGA : Hiç gereği yok.
ABİDİN : (ERDEM’e) Kibrit çöplerinden yapılmış mimari eserler. (Fotoğrafı gösterir.) Boğaziçi Köprüsü, en önemli eserlerimden biri.
TOLGA : Erdem buraya sizin maketlerinizi dinlemeye gelmedi.
ABİDİN : Öyle ya. Haklısınız. Özür dilerim.
TOLGA : Fotoğraflarınızı toparlayabilirsiniz. Bu gece onlarla ilgilenebilecek durumda değilim. (ERDEM’e) Görüşmeyeli ne var ne yok?
ERDEM : Bildiğin gibi. Hala yazıyorum. Ama endişelenme, yayıncım var.
TOLGA : Ne yazıyorsun?
ERDEM : Bunları sonra konuşuruz. Sana vereceğim haberler pek iyi değil. Biraz önce Özge aradı. Buraya dönmekle büyük bir aptallık yapmak arasında tereddüt ediyordu. Onu evine dönmesi için ikna etmeye çalıştım ama görünüşe bakılırsa…
TOLGA : Nasıl büyük bir aptallık?
ERDEM : Sarp Sönmez’in evine gitmiş olabilir.
TOLGA : Ne?
ERDEM : Evet, reklamcı Sarp Sönmez. Şu anda orada olmalı.
TOLGA : Olamaz.
ERDEM : Galiba oldu. Adam haftalardır İNCİ’ye asılıp duruyordu. Bu akşama kadar hep direndi ama sonunda…
TOLGA : (Arkada kasıtlı bir yavaşlıkla fotoğrafları toparlayan ABİDİN’e) Hala işiniz bitmedi mi sizin?
ABİDİN : Bitiyor. Fotoğrafları kronolojik sıraya diziyorum da.
TOLGA : Evinizde dizersiniz.
ABİDİN : Olur.
TOLGA : İyi de neden Sarp Sönmez? Aşağılık herifin biridir.
ERDEM : Herhalde tam da bu yüzden. Seni daha çok üzmek için.
TOLGA : Dünyanın en adi zamparasını seçmiş. İğrenç bir şey bu. Aklını kaçırdı herhalde.
ABİDİN : Ona bakarsanız benimki de bir salağa kaçmıştı.
TOLGA : Bizi biraz yalnız bırakacak mısınız siz?
ABİDİN : Tamam gidiyorum. İyi geceler Tolga Bey.
TOLGA : Evi nerede bu hayvanın?
ERDEM : İstanbul’da bir garsonyeri var diye duymuştum ama adresi
ABİDİN : İyi geceler Erdem Bey!
ERDEM : (ABİDİN’e) İyi geceler. (TOLGA’ya) Adresi gizli tabii ki. Hiç kimse bilmiyor. Kimden öğrenebiliriz bilemiyorum.
ABİDİN : İyi geceler Tolga Bey!
TOLGA : (ABİDİN’e, sert) İyi geceler! (ERDEM’e) O adresi bulmanın bir yolu mutlaka olmalı.
ABİDİN : (Çıkmak üzereyken bir an durur.) Sarp Sönmez’in vergi denetimini daha yeni yaptık. Vergi dairesinde dosyasını gördüm: Reklamcı Sarp Sönmez.Denetimini arkadaşım Cevat yaptı. Gerçekten de İstanbul’da bir garsonyeri var. Ama gizli filan değil. En azından bizim için. İyi geceler Tolga Bey. (Arkasını dönüp çıkar.)
TOLGA : (Telaşla) Yakala şunu gitmesin.
ERDEM : (Arkasından koşar.) Abidin Bey!
ABİDİN : (Dışardan) Evet.
ERDEM : (Dışardan) Tolga sizinle konuşmak istiyor. (Geri dönerler. ABİDİN mutlu ama nazlıdır.)
TOLGA : (Nazik) Kusuruma bakma Abidin, az önce biraz fazla sinirlendim.
ABİDİN : Ne yalan söyleyeyim, biraz kırıldım doğrusu. Sizi o çatlaktan kurtardım ama siz teşekkür bile etmediniz. Fotoğraflarımı bırakmak istedim, başınızdan savdınız.
TOLGA : Çok özür dilerim. Bir içki alır mıydın?
ABİDİN : İstemem teşekkürler. (Oturup çantasından fotoğraflarını çıkarır.) Merak etmeyin size göstermek için çıkarmadım, sadece sıraya dizeceğim. Bundan sonra bunlarla başınızı ağrıtacak değilim.
TOLGA : Ne münasebet canım! (ERDEM’e) Biliyor musun, Abidin küçücük kibrit çöplerinden muhteşem eserler yapıyor.
ERDEM : Sahi mi?
ABİDİN : Bakın bu ilk çalışmam. Üç yüz kırk üç kibrit. İlkel bir şey tabii ki.
ERDEM : Umut verici ama.
ABİDİN : Hele bir diğerlerini görün de.
TOLGA : Abidin, belki bize o garsonyerin adresini verebilirsin ha, ne dersin?
ABİDİN : Bunun için Cevat’ı aramam gerek ama saat çok geç oldu. Şimdi televizyonda maç seyrediyordur. Şu anda onu rahatsız etmek biraz ayıp olur. Bakın burada bir sur var. Nasıl? Muhteşem değil mi?
TOLGA : Muhteşem.
ABİDİN : Adını ne koydum biliyor musunuz? Muhteşem Sur. Yani Muhterem Nur gibi. Film artisti. Hani şeyle evli. Anladınız mı? Muhteşem Sur, Muhterem Nur! (Güler.) Dairede bununla herkesi kırıp geçirmiştim.
TOLGA : (Sinirlenmemeye çalışarak) Abidin bak, karım şu anda İstanbul’un en adi zamparasının evinde olabilir. Hadi bir iyilik yap da ara şu Cevat’ı.
ABİDİN : Devre arasını bekleyelim.
TOLGA : Niçin?
ABİDİN : Maçın kritik bir anına denk gelirse çok huysuz olur. Cevap falan
vermez. Devre arasında arayalım.
TOLGA : Ne zaman devre arası olacak peki?
ABİDİN : Herhalde biraz sonra. En iyisi biz de maçı seyredelim. Televizyonunuz var değil mi?
TOLGA : Şu anda maç seyredecek durumda değilim.
ABİDİN : Fenerbahçe – Galatasaray ama.
TOLGA : (Bağırır.) Bana ne be?
ERDEM : Tolga!
TOLGA : Afedersin. Yandaki odada televizyon var.
ABİDİN : (Çıkar. Dışardan) Bastır Fener. Yaşa Fenerbahçe!
ERDEM : Biraz salak değil mi?
TOLGA : O yüzden burada zaten.
ERDEM : Yani şimdi bu adam…
TOLGA : Evet o. Korkunç bir şey. Korkunç!
ERDEM : İnanamıyorum. Yani şimdi bu akşam yemeğe götüreceğin salak bu öyle mi?
TOLGA : Evet öyle. Dayanılır gibi değil. İnan dayanamıyorum artık.
ERDEM : Demek şimdi kalbin kırık, sırtın tutuk ve hayatın bir… bir salağın… (Güler.)
TOLGA : Gülme lütfen.
ERDEM : Karın arayıp seni terk ettiğini söylediğinde hiç de eğlenmemiştim. Ama şimdi bütün geceyi burada bu salakla geçirdiğini düşününce… (Güler.) Hassiktir ya! (Kapı çalar.) Sen dur. (Gülerek) Ben açarım. (Çıkar.)
ABİDİN : (Dışardan) Hadi oğlum! Hadi Fenerbahçe!
ŞEBNEM : (ERDEM’le birlikte girerler.) Kusura bakma geç kaldım. Köpekleri bırakacak yer bulamadım da. Sen nasılsın? Sırtın nasıl?
TOLGA : (Haykırır.) Abidin!
ABİDİN : (Dışardan) Geldim! (Girer.) Fenerbahçe bir tane attı. Birazdan devre arası… (ŞEBNEM’i görür.) Ah! Sonunda eve döndünüz demek.
TOLGA : Abidin, bu Şebnem.
ABİDİN : (Şaşkın) Şebnem mi?
TOLGA : Biraz önce kimi kovdun sen?
ABİDİN : Şebnem’i.
ŞEBNEM : Beni mi?
TOLGA : İşte Şebnem karşında duruyor. Kimi kovdun sen? (ERDEM güler.) Bütün gece güleceksen evine git bari.
ERDEM : Afedersin. (Gülerek) Özür dilerim.
TOLGA : Az önce evden kovduğun bej pardösülü, ufak tefek kumral bir kadın mıydı?
ABİDİN : Ama siz “deli karı birazdan gelir” demiştiniz. Ben de bir kadının içeri girdiğini görünce “İşte deli karı bu” dedim.
ŞEBNEM : Kim bu deli karı?
ERDEM : (Gülerek çıkar.) Ben birazdan dönerim. (Kahkahalarla gülerek çıkar.)
TOLGA : Ona ne söyledin?
ABİDİN : Kime?
TOLGA : (Bağırarak) Karıma!
ABİDİN : (Ürkek) Hiiç. Hiçbir şey.
TOLGA : Eve döndü, beş dakika konuştunuz. Sonra da çekti gitti. Ne anlattın ona?
ABİDİN : Ben onu öbür çatlak zanettim. Köpeklerini bırakacak bir yer buldu, sonra da buraya rezalet çıkarmaya geldi kaltak diye düşündüm.
ŞEBNEM : Kimden söz ediyor bu? (ERDEM gülerek girer.)
TOLGA : Şebnem, lütfen anlayışlı ol da evine geri dön. Halletmem gereken çok önemli meseleler var.
ŞEBNEM : Tolga bir dakika beni dinle.
TOLGA : Şebnem lütfen.
ŞEBNEM : Sırf seni görmek için üç koca köpeği arabama doluşturup buraya kadar geldim ve sen beni kapı dışarı ediyorsun öyle mi?
ERDEM : (ŞEBNEM’i kolundan tutup dışarı çekmeye çalışır.) İşler çirkinleşmeden buradan gitmeniz en iyisi.
ŞEBNEM : Bırak beni.
TOLGA : Hadi Şebnem, çabuk ol.
ERDEM : İnanın bana yapılacak en doğru şey bu. (ŞEBNEM’le birlikte çıkarlar.)
TOLGA : Demek karımı evden kovdun.
ABİDİN : Çok özür dilerim Tolga Bey.
TOLGA : Eve geri dönmüştü, ama sen onu doğruca Sarp Sönmez’in kollarına ittin.
ABİDİN : Kabul ediyorum, biraz çuvalladım ama yemin ederim hata bende değildi. Yerimde kim olsa aynı şeyi yapardı.
TOLGA : Defol git buradan.
ERDEM : (Geri gelir.) Yapma Tolga, ona ihtiyacımız var. (ABİDİN’e) Hadi Cevat’ı arayın.
TOLGA : Daha fazla dayanamayacağım. Bu adamı görmek istemiyorum artık.
ABİDİN : Ne kadar üzgün olduğumu bir anlatabilsem. Keşke yer yarılsaydı da dibine girseydim. Ben sadece yardım etmeye çalışıyordum.
ERDEM : Tolga devre arasındayız. Hemen Cevat’ı arasın hadi.
ABİDİN : İsterseniz hemen ararım Tolga Bey. Hadi Cevat’ı aramamı isteyin. Ne olur Cevat’ı aramamı isteyin.
ERDEM : Hadi ama Tolga, İNCİ’yi düşün. Onu kurtarmamız gerek. Cevat’ı aramasını iste.
ABİDİN : Cevat’ı aramamı isteyin.
ERDEM : Cevat’ı aramasını iste hadi.
ABİDİN : Cevat’ı aramamı isteyin hadi.
TOLGA : Cevat’ı ara.
ABİDİN : Çok teşekkür ederim Tolga Bey. Her şey yoluna girecek. Göreceksiniz, her şey yoluna girecek. (Sevinçle telefona koşup tuşlar.)
CEVAT : (Telefondan) Alo.
ABİDİN : (Telefona) Cevat. Nasılsın? Ben Abidin.
CEVAT : (Telefondan) Ooo! Fenerbahçe fanatiği nasıllar bakalım?
ABİDİN : (Telefona) Bir kere ben fanatik falan değilim. İkincisi durum 2-1. Daha hiçbir şey kaybedilmiş değil.
CEVAT : (Telefondan) Kaybedilmemişmiş! Salağa bak! Beş dakikada iki gol, daha ne olsun be? Fenerbahçe dediğin anası düzülmüş hadımların takımı be!
ABİDİN : (Telefona) Geçen hafta Trabzon’da darmadağın olan kimdi peki?
Fenerbahçe mi? Cimboma böyle koyarlar ha?
CEVAT : (Telefondan) Sen git de kendine koydur!
ABİDİN : (Telefona) Asıl sen koydur. (Kapatır. Öfkeli) Ne hıyar be! Cimbommuş! “Cimbom’a böyle koyarlar”! Hıyar işte! (TOLGA ve ERDEM’in sert bakışlarıyla karşılaşınca) Arıyorum.
ERDEM : Rakipsiz bir şey bu.
TOLGA : Tam bir saattir sürekli böyle.
ABİDİN : (Telefonu tuşlarken) Önemli değil canım. Tekrar arıyorum işte. Biz hep böyleyizdir. Durmadan atışırız ama birbirimizi de çok severiz.
CEVAT : (Telefondan) Alo!
ABİDİN : (Telefona) Yine ben. Tekrar aradım, çünkü senden bir şey isteyeceğim.
CEVAT : (Telefondan) Tamam, ama bir şartım var.
ABİDİN : (Telefona) Neymiş o?
CEVAT : (Telefondan) Re re re, ra ra ra, Galatasaray Galatasaray Cimbombom diyeceksin.
ABİDİN : (Telefona) Ne?
CEVAT : (Telefondan) Hadi bakayım. Duymak istiyorum: Re re re, ra ra ra…
TOLGA : Hadi ama!
ERDEM : Hadi söylesene: Re re re , ra ra ra…
ERDEM–TOLGA : Re re re, ra ra ra, Galatasaray Galatasaray Cimbombom.
ABİDİN : Senden başka kimse bana bunu yaptıramazdı Tolga. (Telefona, kupkuru bir sesle) Re re re, ra ra ra, Galatasaray Galatasaray Cimbombom.
CEVAT : (Telefondan, ciddi) Ooo, demek gerçekten de önemli bir şey isteyeceksin.
ABİDİN : (Telefona) Evet, hayati bir durum söz konusu.
CEVAT : (Telefondan) Anlat hadi.
ABİDİN : (Telefona) Sarp Sönmez dosyasını sen inceliyorsun değil mi? Reklamcı Sarp Sönmez.
CEVAT : (Telefondan) Olumlu.
ABİDİN : (Telefona) Bu herifin İstanbul’da bir garsonyeri olduğunu biliyorum. Bana oranın adresi lazım.
CEVAT : (Telefondan) Pek de onun tipi sayılmazsın ha. (Güler.)
ABİDİN : (Telefona) Nasıl nasıl?
CEVAT : (Telefondan) O seninkinden daha büyük memeleri ve daha kılsız bacakları tercih eder.
ABİDİN : (Güler.) Ölüyü bile güldürür bu herif. (Telefona, ciddi) Bu iş ciddi Cevat. O adrese ihtiyacım var. Hemen.
CEVAT : (Telefondan) Ne yapacaksın o zamparanın adresini?
ABİDİN : (Telefona) Bir arkadaşım karısının orada olabileceğini düşünüyor da.
CEVAT : (Telefondan) Sarp Sönmez’in evinde mi? (Güler.) Karısı o pis zamparanın evinde mi yani? Vah zavallı.
ABİDİN : (Telefona) Şimdi anladın mı adresi neden istediğimi?
CEVAT : (Telefondan) Anlamaz mıyım? O çakalı iş üstünde gördüm ben. Nerede bir etek görse peşine düşüyor hayvan. Ne domuz ama! Ne domuz, ne domuz, ne domuz…
TOLGA : Bu kadar yeter ama.
ABİDİN : (Telefona) Bu kadar yeter ama.
CEVAT : (Telefondan) Tanıyor muyum ben bu boynuzluyu?
ABİDİN : (Telefona) Zannetmem. (TOLGA’ya) Vergi denetiminden geçtiniz mi?
TOLGA : Hayır.
ABİDİN : (Telefona) Tanımazsın. Hadi artık şu adresi söyle.
CEVAT : (Telefondan) Şimdi söyleyemem, ezbere bilmiyorum. Dosyası dairede. Yarın ara.
TOLGA : Yarına kadar bekleyemem ben.
ABİDİN : (Telefona) Hadi Cevat. Bu iş çok acele. Arkadaşına bir kıyak yap hadi. Hemen daireye bir uğrayıver.
CEVAT : (Telefondan) Hemen şimdi mi? Maç ne olacak peki?
ABİDİN : (Telefona) Videoya kaydet. Sonra ikinci yarıyı birlikte izleriz.
CEVAT : (Telefondan) Yapamam. Nihal için buz pateni kaydediyorum. Annesine gitti.
TOLGA : Biz kaydederiz.
ABİDİN : (Telefona) Biz senin için kaydederiz Cevat. Hadi yap şu işi gözünü seveyim.
CEVAT : (Telefondan) Ne baş belasısın ama! Daha yemek bile yemedim ben.
TOLGA : Burada karnını doyururuz.
ABİDİN : (Telefona) Arkadaşım seni yemeğe davet ediyor.
CEVAT : (Telefondan) Ben senin boynuzluyu tanımıyorum bile.
ABİDİN : (Telefona) Çok iyi bir adamdır. Hadi ama Cevat, bak bu saatte
trafik de olmaz.
CEVAT : (Telefondan) Tam bir baş belasısın sen!
ABİDİN : (Telefona, çok ciddi) Re re re’yi unutma Cevat!
CEVAT : (Telefondan) Adres neydi?
ABİDİN : (Telefona) Bahar Sokak Numara 8 Dilek Apartmanı Daire 14.
CEVAT : (Telefondan) Geliyorum.
ABİDİN : (Telefona) Bekliyoruz. (Telefonu kapatır.) Başardık Boynuzlu Bey. Şey, Tolga Bey yani. Pek kolay olmadı ama başardık. (TOLGA yerinden kalkar, kalkarken hafifçe sendeler.)
ERDEM : İyi misin?
TOLGA : Biraz daha iyiyim. Hadi gel, öteki ahmak için maçı kaydetmemiz gerek.
ABİDİN : Cevat ahmak falan değildir, dairenin en uyanık vergi müfettişidir. Böyle bir evin içine bir salın beş dakikada soyup soğana çevirir. (Kısa sessizlik. TOLGA ve ERDEM birbirlerine bakarlar.)
ERDEM : Evine bir vergi müfettişi davet etmek akıllıca bir hareket miydi
dersin?
TOLGA : (ABİDİN’e) Arkadaşın olduğumu söyledin değil mi? Buraya bir iyilik yapmaya geliyor. Durup dururken vergi denetimi yapmaya kalkmaz herhalde.
ABİDİN : Siz Cevat’ı tanımıyorsunuz ama. Anasını bile denetler o.
ERDEM : Bu tablo sahte mi?
ABİDİN : Endişelenecek bir şey yok ki. Bütün bu tablolar, biblolar vergi dairesine bildirildiyse hiçbir sorun çıkmaz ki. Cevat’a ne yedireceğiz?
TOLGA : Ne? Ha, buzdolabında donmuş sebzelerle yumurta var.
ABİDİN : İyi işte. Ben şimdi ona harika bir omlet yaparım. (Çıkar.)
TOLGA : Hadi bana yardım et. (Tabloyu duvardan indirmeye koyulur.)
ERDEM : Sırtına dikkat et. Nereye koyalım? (Tabloyu birlikte taşırlar.)
TOLGA : Şu odaya. Her şeyi o odaya yığalım. (ERDEM güler.) Allahaşkına bir de sen başlama Erdem. Başımda yeterince dert var zaten. (Tabloyu ve birkaç bibloyu birlikte dışarı çıkarırlar.)
ERDEM : Adam karını bir zamparanın kollarına seni de vergi müfettişinin kucağına attı. (Güler.) Kabul et ki dahice! (TOLGA bir şişe şarap getirir.) Bu şarap ne?
TOLGA : Lafite Rotschild 78.
ERDEM : Kokusu bile pahalı geliyor.
TOLGA : Kusura bakma ama başka şarabım yok.
ERDEM : Basit ucuz bir şarabın yok mu yani?
TOLGA : Hayır yok. Ben bütün hayatım boyunca basit, ucuz bir şarabım olmasın diye çalıştım. Evimde sadece birinci sınıf pahalı şaraplar var. Eğer Cevat Efendi susarsa istediği kadar su da içebilir tabii.
ERDEM : (Üzerinde mutfak önlüğüyle içeri giren ABİDİN’e) Cevat şaraptan anlar mı?
ABİDİN : Çok iyi anlar. Bayağı iyi bir şişe açmışsınız, çok hoşuna gidecek.
ERDEM : Duydun mu Tolga? Bu iş başımıza dert olacak.
TOLGA : Dert olacaksa hallederiz. Bekle biraz. (Çıkar ve sirkeyle geri gelir.)
ERDEM : Ne yapıyorsun sen?
TOLGA : Kaliteli şarabımıza birazcık sirke katıyorum. Birinci sınıf şarabı köpek öldürene çevirmenin yolu. İşte bu kadar. Eminim çoktan ekşimiştir bile. Al bir tadına bak.
ERDEM : İstemem kalsın. Kendin bak.
ABİDİN : (TOLGA sirkeli şarabı ona uzatır.) Yok almayayım.
TOLGA : (İçer.) Çok garip. Daha bir vücut kazanmış sanki.
ERDEM : Bakayım. (İçer.) Hassiktir.
TOLGA : Tadı hiç de bozulmadı. (İçer.) Daha bile iyi oldu.
ERDEM : Kesinlikle.
ABİDİN : Ben de bakabilir miyim? (İçer.) Doğru. Bunu öğrendiğimiz iyi oldu.
TOLGA : Şimdi işimizi görecek. (Şarabın içine sirkeyi boca eder. Sonra ABİDİN’e uzatır.)
ABİDİN : Ah yok içmeyeyim!
TOLGA : İç iç!
ABİDİN : (İçer. Öksürerek) Tuvalet nerede?
TOLGA : Şu tarafta. (ABİDİN çıkar.) Oldu işte. (Kapı çalar.)
ERDEM : (Diafona) Kimsiniz?
CEVAT : (Diafondan) Müfettiş Cevat.
ERDEM : (Diafona) Beşinci kat, sol taraf.
TOLGA : (Tuvaletten çıkan ABİDİN’e) İyi misin?
ABİDİN : İyiyim.
ERDEM : Yukarı çıkıyor.
ABİDİN : Ben karşılarım. (Çıkar.)
ERDEM : Ona bunu içirmeyeceksin değil mi?
ABİDİN : (CEVAT’la girer.) Müfettiş Cevat Eroğlu. Tolga Aktan. Erdem Yok.
TOLGA : Cevat Bey bu saatte buraya kadar…
CEVAT : (Sözünü keser.) Sakın bir şey söylemeyin.
TOLGA : Efendim?
CEVAT : Maçın sonucu. Sakın söylemeyin.
ABİDİN : Yok canım söylemeyiz. Fener beraberliği sağladı hepsi o. Başka hiçbir şey söylemem.
CEVAT : (Yıkılmış) Beraberlik mi?
ABİDİN : (Gülerek) Yok canım, seni işletiyorum.
CEVAT : Seni salak seni! (TOLGA’ya) Ne salak ama değil mi?
ABİDİN : (Güler.) Beraberlik dediğimde suratının halini görmeliydin.
CEVAT : Bakın şuna nasıl da sevindi. Bütün gece bununla idare eder artık.
TOLGA : Kusura bakmayın Cevat Bey ama zaman bizim için önemli. Adresi bulabildiniz mi?
ABİDİN : (CEVAT’a) Tolga Bey sana sözünü ettiğim arkadaş.
CEVAT : Ha anladım. Şu şeyli olan… (Güler.)
ABİDİN : (Gülerek) Evet o.
CEVAT : Adres burada, çantamda. Ama benim açlıktan midem kazınıyor.
ABİDİN : Otur şöyle hadi. Sana öyle bir sebzeli omlet yaptım ki, parmaklarını yiyeceksin.
CEVAT : Hadi bakalım. (Sofraya oturur.) Ben tek başıma mı yiyeceğim?
TOLGA : Evet, evet. Bizler yemeğimizi yedik. Peki nerede bu garsonyer?
CEVAT : Şimdi aklıma geldi. Üç yıl önce Muhsin Aktan diye birini denetlemiştim. Akrabalığınız var mı?
TOLGA : Muhsin Aktan, bilmem belki. Nerede oturuyor?
CEVAT : Hapisanede. Beş yıl yedi. Çok iyi bir adamdı. Aynen sizinki gibi çok güzel bir evde otururdu ama tasfiye edildi. (Dosyayı karıştırarak) Şimdi bakalım bizim düzücü neredeymiş? Bulması biraz zor olacak. Çok fazla gayrımenkulu var hergelenin. Demek reklamcılık işinde iyi para var ha? Siz ne iş yaparsınız Tolga Bey?
TOLGA : Yayıncıyım.
CEVAT : Bu da karlı bir iş sayılır değil mi?
TOLGA : Hadi ama Cevat Bey, bulun şu adresi.
CEVAT : Karapınar Caddesi… Yok, bu asıl evi. Neredeymiş bakalım bizimkinin aşk yuvası!
ABİDİN : (Omleti getirir.) Bir porsiyon enfes sebzeli omlet!
CEVAT : Eline sağlık Abidin. (Kendine bir kadeh şarap doldurur.)
TOLGA : Çok kaliteli bir şarap değil. Biraz ağır belki ama mütevazi. İşin aslı çok iyi fiyata aldım.
CEVAT : Şimdi şu omleti bir tadalım. (Bir lokma yer.) Ah!
ABİDİN : Ne oldu?
CEVAT : Muhteşem! Olağanüstü!
ABİDİN : (Utanmış) Aman, aptal işte. Sağol Cevat.
CEVAT : Hem hafif, hem kaygan…
ABİDİN : Küçük bir sırrım var aslında. Yumurtaları kırarken bir iki yudum
bira damlatıyorum.
TOLGA : (Bağırır.) Nerede bu koduğumun adresi?
CEVAT : (Bozulmuş) İnönü Caddesi, bu bürosu. Aslanpençe Sokak, bu da değil.
(Gözü karşıda bir noktaya takılır.) Yakın zamanda vergi denetiminden
geçtiniz mi?
TOLGA : Hayır, niye?
CEVAT : Duvarda lekeler var. Sanki tablolar kaldırılmış gibi.
ABİDİN : Gördünüz mü? Gözünden hiçbir şey kaçmaz. Bir numarasın sen Cevat. Harikasın.
ERDEM : Buraya bize yardım etmek için mi geldiniz yoksa vergi denetimi için mi?
ABİDİN : Yardım etmeye geldi. Öyle değil mi Cevat? Hadi acele et ama, bak görüyorsun Tolga Bey çok zor durumda. Tabii ki biraz sabırsızlanacak.
CEVAT : Zavallı Tolga Bey. Sarp Sönmez bu işin uzmanıdır. Bizim köyde dedikleri gibi “Horoz kaçtı, tavuklarınıza sahip olun”. (Güler.) Hah, işte burada. Bebek’teymiş. Evet Boğaz’da olduğunu tahmin ediyordum zaten. Çınar Sokak, 56 numara.
ABİDİN : Aferin sana Cevat.
TOLGA : Ben gidiyorum.
ERDEM : Dur biraz dur. İNCİ’nin orada olduğundan emin olmamız lazım. Emin olmadan gitmen doğru olmaz.
CEVAT : Gitseniz de kapıyı açmaz zaten. Aptal değildir.
TOLGA : Açmazsa ben de kapıyı kırarım.
ERDEM : Saçmalama, bu halde kapıyı nasıl kıracaksın? Hadi diyelim kırdın, İNCİ içerde değilse ne diyeceksin?
ABİDİN : Telefon edelim.
TOLGA : Tabii ya telefon edip karım orada mı diye sorayım, o da buna “Burada tabii yorganın altında” desin.
CEVAT : (Güler.) Yorganın altında! Yorganın altında!
TOLGA : (Sert) Daha gülecek misiniz?
CEVAT : (Birden ayağa kalkıp boş bir sehpaya doğru yürür.) Burada bir biblo
varmış. Buradan bir biblo kaldırılmış. Toz çemberini görüyorum.
ABİDİN : Size işinin ehlidir dememiş miydim? Tam bir profesyonel! Çak Cevat, sen bir numarasın!
CEVAT : Yapma Abidin, utanıyorum.
ABİDİN : Mütevazilik etme şimdi. Vergi kaçıran her kim olursa olsun anında enseliyorsun.
TOLGA : (ERDEM’e) Nasıl olsa adresi aldık. İkisi de defolup gitsinler artık!
ERDEM : (ABİDİN ve CEVAT’a) Biraz sessiz olur musunuz? Aklıma bir şey geliyor Tolga.
TOLGA : Anlat hadi.
ERDEM : Onun gözünü korkutacak bir şey bulmamız gerek. Korkup gerçeği anlatabilmeli.
TOLGA : Nasıl yapacağız bunu?
ERDEM : Mesela onu arayıp senin her şeyi bildiğini, ortalığı birbirine katmak için yola çıktığını söyleyelim. Hatta yalnız olmadığını, yanında iri yarı üç adam getirdiğini de söyleyelim.
TOLGA : Fena fikir değil.
ERDEM : Eğer İNCİ oradaysa bunu duyar duymaz onu başından atacaktır. Değilse de anında söyler biz de öğreniriz.
ABİDİN : (Heyecanlı) Çok iyi fikir, müthiş bir plan.
TOLGA : Telefonda ne diyeceğiz? Hem kim arayacak? Ben arayamam. Sesimi tanır.
ERDEM : Benim sesimi de tanır.
CEVAT : Bana hiç bakmayın, şu sıralar her günümü onunla geçiriyorum. (Üçü birden dönüp ABİDİN’e bakarlar.)
ABİDİN : (Halinden çok hoşnut) Galiba bana ihtiyacınız olacak.
TOLGA : Hayatta olmaz.
ERDEM : İçimizde bu işi yapabilecek tek kişi o.
TOLGA : Olmaz diyorum.
ABİDİN : (Coşkulu) Ben hazırım. Hadi başlayalım. Kendimi çok formda hissediyorum.
ERDEM : Ne söyleyeceğini iyice öğretiriz, hiç sorun çıkmaz.
TOLGA : Birazdan görürsün.
ABİDİN : Ben sana yardım etmek istiyorum. Ama eğer yardımımı istemiyorsan açıkça söyle. Israr edecek değilim.
ERDEM : Bir dakika. Kimin adına arayacağız?
TOLGA : Nasıl yani?
ERDEM : Ona yakın olan, garsonyerin telefonunu bilen biri aramamızı söylemiş
olmalı.
CEVAT : Ortağı Aydın Oğuz olabilir mesela. İçtikleri su ayrı gitmez.
ERDEM : Çok güzel, Aydın Oğuz adına arıyoruz o zaman.
TOLGA : E niye kendi aramıyor?
ERDEM : Nasıl?
TOLGA : Aydın diyorum, niye kendi aramıyor da başkasına aratıyor. Garip kaçmaz mı?
CEVAT : Kendi arayamaz ki. Şu anda uçakta. Amerika’ya gidiyor. Bugün Sarp Sönmez söyledi.
ERDEM : Çok iyi bir raslantı. Aydın Oğuz adına arıyoruz, çünkü kendisi şu anda uçakta.
ABİDİN : Mükemmel!
ERDEM : Planı anladın değil mi?
ABİDİN : Tabii canım, çocuk oyuncağı. (Telefona gider.)
TOLGA : (Yolunu keser.) Bir dakika, bir dakika! Prova yapması lazım.
ERDEM : Vaktimiz yok ama.
TOLGA : Hayır, ben malımı biliyorum. Prova yapması şart. Hem de birkaç kere. Gel yanıma otur Abidin. Şimdi söyleyeceklerimi benden sonra tekrar et: “Alo, ben Aydın Oğuz adına arıyorum. Kendisi şu an uçakta. Size acil bir mesajı var.”
ABİDİN : Tamamdır. (Telefona uzanır.)
TOLGA : Dur. Tekrar et. Şimdi ben Sarp Sönmez’im, az önce söylediklerimi tekrar et.
ABİDİN : Gerek yok, anladım.
TOLGA : Lütfen Abidin, aynen tekrar et. Alo…
ABİDİN : Alo, ben Aydın Oğuz adına arıyorum.
ERDEM : Çok güzel.
ABİDİN : Kendisi şu an uçakta. Size acil bir mesajı var.
ERDEM : Mükemmel, değil mi?
TOLGA : Bir dakika. Devamını da duyalım. “Tolga her şeyi biliyor.”
ABİDİN : Tamam.
TOLGA : Tekrar et.
CEVAT : Anladı işte. Adam salak değil ya!
ABİDİN : Hiç!
TOLGA : Tekrar et: “Tolga her şeyi biliyor”.
ABİDİN : Tolga her şeyi biliyor.
TOLGA : Sarp Sönmez “Neyi biliyor?” dedi; sen de “karısının orada olduğunu biliyor, oraya gelmek üzere” diyeceksin. “Siz kimsiniz?” diye soracak olursa, “beni tanımazsınız, Aydın’ın bir arkadaşıyım. Size haber vermekle görevlendirildim. Tolga Aktan birazdan oraya gelecek. Üstelik yalnız da değil.”
ABİDİN : Evet. Yanında üç arkadaşı var, hepsi iri yarı.
ERDEM : Tebrikler!
CEVAT : Yetenekli ama değil mi?
ABİDİN : (Mütevazi) Bir papağan bile bu işi yapabilir.
ERDEM : Daha iyisi olamaz.
ABİDİN : Arada birazcık doğaçlama yapabilir miyim?
TOLGA : (Telefonu alır. Bağırarak) Sakın ha!
ABİDİN : Böyle bağırma ama, yüreğime indireceksin.
TOLGA : Benim söylediklerimi kelimesi kelimesine tekrar et o kadar, anlaşıldı mı?
ERDEM : Hadi artık, daha fazla oyalanmayalım.
ABİDİN : Numarası kaç?
CEVAT : (Dosyadan okur.) 247 39 63.
ABİDİN : (Tuşlar) Başlıyoruz.
TOLGA : Korkuyorum.
ERDEM : Korkma, plan kusursuz.
TOLGA : Beni korkutan plan değil, planı uygulayan.
ABİDİN : Çalıyor.
TOLGA : Oparlörü aç.
CEVAT : Dua edin de yorgunluktan uyuyakalmış olmasınlar.
TOLGA : Niye açmıyor?
CEVAT : Elleri dolu olmasın!
SARP : (Telefondan) Alo.
ABİDİN : (Telefona, gergin) Sarp Sönmez?
SARP : (Telefondan) Benim.
CEVAT : Nefes nefese. İyiye işaret değil.
ABİDİN : Sus!
CEVAT : Hiç iyi değil.
ABİDİN : (Telefona) Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Aydın Oğuz adına arıyorum.
SARP : (Telefondan) Evet.
ABİDİN : (Telefona) Kendisi şu an uçakta. Sizin için acil bir mesajı var.
SARP : (Telefondan) Devam edin.
ABİDİN : (Telefona) Tolga her şeyi biliyor.
SARP : (Telefondan) Ne?
ABİDİN : (Telefona) Tolga Aktan karısıyla birlikte olduğunuzu biliyor. Şu anda ortalığı dağıtmak için oraya gelmek üzere.
CEVAT : Aferin sana!
SARP : (Telefondan) Siz kimsiniz?
ABİDİN : (Telefona) Beni tanımazsınız. Aydın’ın bir arkadaşıyım. Size Tolga Aktan’ın oraya gelmek üzere olduğunu haber vermekle görevlendirildim. Üstelik yalnız da değil. Yanında üç arkadaşı var, hepsi iri yarı.
SARP : (Telefondan) Adam deli mi ne? Karısı burada değil ki!
ABİDİN : (Telefona) Tolga Aktan’ın karısıyla birlikte değil misiniz yani?
SARP : (Telefondan) Hayır. Son anda gelmekten vazgeçti.
ABİDİN : (Telefona) Aydın bana öyle söyledi. Sarp Sönmez bu gece Tolga Aktan’ın karısıyla beraber dedi.
SARP : (Telefondan) Yok öyle bir şey. Ben bu gece vergi müfettişimin karısıyla birlikteyim.
CEVAT : Ne?
SARP : (Telefondan) Orospu çocuğu aylardır yakamı bırakmıyor, ben de onun karısına atlıyorum. İNCİ Aktan burada değil.
CEVAT : (TOLGA’ya) Telefonunuzu kullanabilir miyim lütfen?
TOLGA : Tabii ki.
CEVAT : (Numarayı tuşlarken, gayet sakin) Öğleden sonra alışverişe çıkacağını söylemişti ben de ona şunları Sarp Sönmez’e bırakabilir misin demiştim. O da olur dedi. Demek sonu buraya vardı. (Telefona, nazik) İyi akşamlar Sarp Bey. Rica etsem Nihal Hanım’ı telefona çağırabilir miydiniz lütfen?… (TOLGA ve ERDEM kıs kıs gülerler.) Kim olduğumu gayet iyi biliyorsunuz Sarp Bey. Yarın sabah her zamanki gibi saat tam dokuzda büronuzda görüşeceğiz. Ve bütün dosyayı en başından ele alacağız. Şimdi karımla konuşabilir miyim lütfen?… Nihal…. Hayır şu anda bir şey açıklamana gerek yok. Bir an önce o evden çıkmanı rica ediyorum…. Hemen. Nasıl?… Tabii ki önce giyinebilirsin. Hemen giyin ve çık. (ABİDİN, TOLGA ve ERDEM gülmektedirler.) Nihal, şu anda yalnız değilim, rahat konuşamıyorum. Evde her şeyi konuşuruz… Nihal! Buz patenini kaydettim. (Telefonu kapatır, şarabı diker.)
ABİDİN : Cevat dur.
CEVAT : Bu şarap…
TOLGA : Birazcık sert galiba.
CEVAT : Galiba kusacağım. Tuvalet.
ABİDİN : Gel Cevat.
TOLGA : Soldan ikinci kapı. (Sağdan çıkarlar. Dışardan bir gürültü gelir.) Soldan demiştim Abidin.
CEVAT : İlginç bir oda.
TOLGA : İşte öyle depo gibi bir yer. İşimize yaramayan eskimiş ıvır zıvırları koyuyoruz.
CEVAT : Umrumda bile değil. Ne korkunç!
ABİDİN : Ne umrunda değil?
CEVAT : Buram buram vergi kaçakçılığı kokuyor ama benim umrumda bile değil.
ABİDİN : Hadi topla kendini ama. Evine git bir duş al. Biraz kendine gel. Güçlü olman lazım. Maçın kasedini getireyim mi?
CEVAT : Kalsın Abidin. Maç izleyecek havada değilim. Hoşçakalın Erdem Bey.
ERDEM : Güle güle Cevat Bey.
CEVAT : Hoşçakalın Tolga Bey.
TOLGA : Güle güle. Zahmetleriniz için teşekkür ederiz.
CEVAT : Rica ederim. Yakında yine görüşeceğiz zaten. Sizi denetleyeceğim. Çünkü bütün bunlar birazcık şüpheli. (Çıkar.)
TOLGA : Çabuk toparlandı. İNCİ nerede olabilir sence peki?
ERDEM : Ben eve gidiyorum. Belki orayı arar. Haber alırsam bildiririm.
TOLGA : Sağol.
ERDEM : İyi geceler Abidin Bey. (Çıkar.)
ABİDİN : İyi geceler. Herkes gidiyor mu?
TOLGA : Evet, siz de artık evinize gidebilirsiniz. (Telefon çalar. Telefona) Evet benim. Evet kocasıyım, ne var? Bir şey mi oldu? Olamaz. Hangi hastane? Hemen geliyorum. (Telefonu kapar.) Arayan polisti. İNCİ kaza geçirmiş. Çığır Hastanesi’ndeymiş. Ben de yanına gidiyorum.
ABİDİN : Ciddi bir şey mi?
TOLGA : Hayır değil neyse ki. Polisin dediğine göre küçük bir travma geçirmiş. Bu gece gözlem altında tutacaklarmış. (Yatak odasına girer.)
ABİDİN : Araba kullanabilecek misiniz? Sizi ben götüreyim isterseniz.
TOLGA : (Dışardan) Gerek yok, zahmet etmeyin. (Telefon çalar. Telesekreterden) . “Şu anda evde değiliz, sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.”
ŞEBNEM : (Telefondan) Tolga benim, Şebnem. Tolga, orada olduğunu biliyorum. Yaptığın şey hiç doğru değil. İki yıldır karını terk edeceğine söz verip duruyordun, bir de şimdi bana yaptığına bak. Aç şu telefonu Tolga, sana ihtiyacım var. (ABİDİN yavaş yavaş telefona yaklaşır. Açıp açmamakta kararsızdır.) Beni bu durumda bırakma. Hiç iyi durumda değilim. Yalvarırım aç yoksa aptalca bir şey yapabilirim.
ABİDİN : (Telefonu açar.) Karısı kaza geçirdi, hastaneye gidiyor.
ŞEBNEM : (Telefondan) Kaza mı?
ABİDİN : (Telefona) Çok ciddi değilmiş ama yine de…
ŞEBNEM : (Telefondan) Beter olsun!
ABİDİN : (Telefona) Böyle konuşma Şebnem.
ŞEBNEM : (Telefondan) Evet ya, beter olsun adi herif. Karısı hastanede, ben de birazdan kendimi pencereden aşağı atacağım.
ABİDİN : (Telefona) Sakın öyle bir şey yapma. Durumunu anlamaya çalış. Zor bir dönemden geçiyor ve…
ŞEBNEM : (Telefondan) Alçak herifin biri o! Hassiktir, bardağımı düşürdüm. Halım mahvoldu. Nasıl oldu da böyle aşağılık bir herife aşık olabildim ben.
ABİDİN : (TOLGA girer. Telefona) Afedersin kapatmam gerek.
ŞEBNEM : (Telefondan) Hayır dur kapatma. Benimle konuşmaya devam et. Konuşmak iyi geliyor.
TOLGA : (Fısıltıyla) Kapat şu telefonu.
ABİDİN : (Fısıltıyla) Kendini pencereden atacak.
TOLGA : (Fısıltıyla) Blöf yapıyor. Nerede benim anahtarlarım? (Salonun içinde anahtar aramaya koyulur.)
ABİDİN : (Telefona) Şebnem bir delilik yapmayacağına söz ver lütfen. Mantıklı olmaya çalış.
ŞEBNEM : (Telefondan) Sen çok tatlısın. Ama o tam bir piç kurusu. Boktan bir
piç kurusu.
ABİDİN : (Telefona) Böyle şeyler söyleme.
ŞEBNEM : (Telefondan) Ama doğru. İçi dışı çürümüş adinin. Eğlence anlayışı bile boktan.
ABİDİN : (Telefona) Artık kapatmam gerek.
ŞEBNEM : (Telefondan) Eğer sırtını incitmeseydi bu gece zavallı adamcağızın biriyle dalga geçiyor olacaktı.
ABİDİN : (Telefona) O ne demek öyle?
TOLGA : (Dışardan) Kapat artık koduğumun telefonunu. (Çıkar.)
ŞEBNEM : (Telefondan) Nasıl oldu da sana anlatmadı? Her hafta arkadaşlarıyla toplanıp adına salaklar sofrası dedikleri bir oyun oynuyorlar. Her biri salağın birini bulup getiriyor ondan sonra da gece boyunca zavallıları konuşturup dalgalarını geçiyorlar. (ABİDİN telefonu kapatır, yıkılmıştır.)
TOLGA : (Girer. Çıkmaya hazırdır.) Hadi gidelim. Yürüsene. (ABİDİN çantasını almaya gider, zorlukla ayakta durmaktadır.) Çantanı unutma. Hadi ama çabuk ol. Acelem var.
ABİDİN : Tolga Bey!
TOLGA : Ne var?
ABİDİN : Bu geceki yemek tam olarak ne içindi?
TOLGA : Söyledim ya, sizin çalışmalarınızdan söz edeceğimiz yemekli bir arkadaş toplantısı. Hadi çıkalım artık.
ABİDİN : Peki başka davetliler de var mıydı?
TOLGA : Evet, tabii ki vardı. Gel hadi, asansörde anlatırım.
ABİDİN : Nasıl davetlilerdi?
TOLGA : Bu sorgulama nereden çıktı birdenbire?
ABİDİN : Hiçbir yerden. Sadece davetlilerinizi neye göre seçtiğinizi merak ettim.
TOLGA : Ne demeye getiriyorsun Abidin?
ABİDİN : Beni salaklar sofrası için mi çağırmıştınız Tolga Bey? (Telefon çalar.)
TOLGA : (Telefona) Alo… Sen misin sevgilim? Ben de evden çıkmak üzereydim. Hastaneye geliyorum. Söylesene nasılsın sen?… Bu da ne demek oluyor şimdi?… Saçmalama, seni seviyorum, orada yalnız başına kalamazsın…. İNCİ, bu gece ben birçok şeyin farkına vardım. Sana ihtiyacım var…. Saçmalama lütfen, o kız umrumda bile değil… Sevgilim falan değil o benim, o geri zekalı öyle uydurmuş… On dakikaya kadar oradayım. Bunların hepsini yüz yüze konuşuruz tamam mı?… İNCİ! (Kapatır. Kısa sessizlik)
ABİDİN : O geri zekalı gidiyor. Ama gitmeden önce bir şeye cevap vermenizi istiyor: Beni salaklar sofrası için mi buraya çağırdınız Tolga Bey?
TOLGA : (Bir süre susar. Sonra yavaşça yürüyüp kanepeye oturur.) Sana tek söyleyebileceğim şu ki, şimdiye kadar dünyanın her yerinde salaklar sofralarına davet edilmiş bütün salakların intikamını bir gecede almayı başardın. İyi geceler Abidin Bey!
ABİDİN : Şebnem haklıymış. Gerçekten de alçak bir adammışsınız Tolga Bey.
TOLGA : Evet öyle. Alçağım, aşağılığım, boktan herifin tekiyim ben. İNCİ de aynı şeyi söylüyor. Herkes aynı fikirde. Hatta istersen bunu telesekreterime de koy: “Tolga Aktan, hayatı boktan; Tolga Aktan; hayatı boktan.” (İlaç alıp, içkiyle yutar.)
ABİDİN : İlaçla alkolü karıştırmanız doğru değil.
TOLGA : Ne güzel işte, hikayemiz için ibret verici bir son: Herkes tarafından terk edilmiş, hain, alçak, aşağılık Tolga Aktan bomboş evinde, yalnız başına sızıp kalır. İyi yürekli Abidin Gülek’se “Alçak herif cezasını buldu” diye düşünerek huzur içinde evine döner. Tolga Aktan, hayatı boktan; Abidin Gülek sanki bir melek. (ABİDİN bir an sessizce durur. Sonra hızlıca telefona gidip tuşlamaya başlar.) Yine ne halt ediyorsun?
ABİDİN : (Telefona) Alo. Çığır hastanesinin numarası lütfen?
TOLGA : İşte yine başlıyoruz.
ABİDİN : (Telefona) Çok teşekkürler.
TOLGA : Seni konuşturmazlar ki. Hastane orası, klinik değil.
HEMŞİRE: (Telefondan) Çığır Hastanesi.
ABİDİN : (Telefona) İyi akşamlar hanımefendi. İNCİ Aktan’la konuşmak istiyorum lütfen. Bu akşam trafik kazası geçirip hastanenize yatırıldı.
HEMŞİRE: Akşam altıdan sonra hastalara telefon bağlamıyoruz. Yarın sabah tekrar arayın lütfen.
TOLGA : Demedim mi ben?
ABİDİN : Lütfen anlayış gösterin hanımefendi, Özge Hanım’la hemen görüşmem gerekiyor, ben… Ben Profesör Yalvaç.
HEMŞİRE: Özür dilerim profesör, Bir saniye hatta kalın lütfen.
ABİDİN : Biraz acelem var yavrucuğum çabuk olur musun lütfen?
ABİDİN : (Telefona) Biraz acelem var yavrucuğum çabuk olur musun lütfen?
HEMŞİRE: (Telefondan) İNCİ Hanım’ı veriyorum profesör.
ABİDİN : (Telefona) Sağol yavrucuğum.
TOLGA : Bırak oyun oynamayı. Telefonu suratıma kapattı.
İNCİ : (Telefondan) Alo!
ABİDİN : (Telefona) İNCİ Hanım?
İNCİ : (Telefondan) Buyrun doktor.
ABİDİN : (Telefona) Ben Doktor Yalvaç değilim İNCİ Hanım.
İNCİ : (Telefondan) Kimsiniz peki?
ABİDİN : (Telefona) Ben… Kocanızın salağıyım.
İNCİ : (Telefondan) Efendim?
ABİDİN : (Telefona) Bu akşam karşılaşmıştık. Adım Abidin Gülek. Kocanızın bu akşam salaklar sofrasına götürmek için çağırdığı salağım ben.
İNCİ : (Kısa sessizlik sonra telefondan) Sizi dinliyorum.
ABİDİN : (Telefona) Kocanızın beni ne için davet ettiğini az önce öğrendim. Şu anda ne durumda olduğumu tahmin edersiniz herhalde. Biliyorum siz bu akşam bir trafik kazası geçirdiniz ama benim durumum da sizinkinden pek farklı değil. (Sessizlik) Alo!
İNCİ : (Telefondan) Buradayım.
ABİDİN : (Telefona) Yanlış anlamayın, size derdimi anlatmak için aramıyorum. Kocanızın durumuna üzüldüğüm için arıyorum. Şimdiye dek tanıdığım en alçak adam o mu emin değilim ama en mutsuzu olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Hastaneye gelmemesini söylediğinizde yanındaydım. O anda o kadar yıkılmış, o kadar acınacak haldeydi ki, salak olduğumu unutup sizi aramaya karar verdim. İNCİ Hanım, iki yıl önce karım beni terk etti ve o anda bütün hayatım paramparça oldu. Maketler yaparak hayatta kalmaya çalıştım, ama içten içe hala bir yıkıntı halindeyim ve bu yaşadıklarımı başka kimsenin yaşamasını istemem. Kocanızın bile…
İNCİ : (Telefondan) Kocam yanınızda, değil mi?
ABİDİN : (Telefona) Efendim?
İNCİ : (Telefondan) Bu dokunaklı replikleri kulağınıza o fısıldıyor öyle değil mi?
ABİDİN : (Telefona) Hayır İNCİ Hanım, şerefim üstüne yemin ederim ki sizi aramak tamamen benim fikrimdi. Kimse kulağıma bir şey fısıldamıyor.
İNCİ : (Telefondan) Peki o yanınzda mı?
ABİDİN : (Bir an duraksadıktan sonra, telefona) Hayır. Sizi bir telefon kulübesinden arıyorum.
İNCİ : (Telefondan) Beni sevmiyor Abidin Bey. Bence o hiç kimseyi sevmiyor.
ABİDİN : (Telefona) İNCİ Hanım, son iki saat boyunca kocanızın sizi bulabilmek için nasıl çırpındığına tanık oldum. Sarp Sönmez’i garsonyerinden arayıp, başka bir adamın karısının koynundan bile çıkardı.
İNCİ : (Telefondan, gülerek) Sarp’ı mı aradı?
ABİDİN : (Telefona) Aradı ya. Bütün akşam sizin aşkınız uğruna neler yaptığını tahmin bile edemezsiniz. En iyi arkadaşıyla barıştı, metresini terk etti, hatta bir vergi müfettişiyle bile yüzleşti. Hayatını inanılmaz bir hızla düzene koydu. Şimdiyse bomboş evinde tek başına oturmuş ilaçlarını alkolle yutuyor. Onun için endişeleniyorum. Çünkü insan aşkı için ölebilir İNCİ Hanım. Bunu biliyorum.
İNCİ : (Telefondan) Pekâlâ, düşüneceğim. Her ne olursa olsun aradığınız için teşekkür ederim Abidin Bey.
ABİDİN : (Telefona) Bir şey değil. Hoşça kalın İNCİ Hanım!
İNCİ : (Telefondan) Güle güle.
ABİDİN : (Telefonu kapatır.) Arayacak.
TOLGA : Abidin. Haftaya çarşamba salaklar sofrasına yine de gidiyoruz, ama ben senin konuğun olacağım. Eminim birinci olurum.
ABİDİN : Çok yoruldum. Zeki olmak korkunç yorucu bir şey.
TOLGA : Ben de denemeli miyim bilmiyorum.
ABİDİN : Bana bir söz vermenizi istiyorum Tolga Bey.
TOLGA : Ne istersen.
ABİDİN : Bundan sonra birine salak demeden önce iyice düşünün.
TOLGA : Söz veriyorum. Hatta yemin ediyorum. (Telefon çalar.)
ABİDİN : (Heyecanla telefonu açar.) Alo!… Evet burada İNCİ Hanım. Ayrılmayın veriyorum.
TOLGA : Salak!
ABİDİN : (Telefona) Evet, telefon kulübesinden aradım tabii ama sonra tekrar eve döndüm.
TOLGA : Seni salak!
ABİDİN : (Telefona) İzin verin, açıklayayım. Alo! Alo! (Kapatır.)
TOLGA : Seni salak! Salak!
ABİDİN : Arayacağım. Hemen şimdi tekrar arayacağım. Her şeyi açıklayacağım.
Her şey yoluna girecek!
TOLGA : Seni salak!

Paylaşım: Murat Doğan

Oyunun Resmi Sayfası:
http://www.uzayyolu.com/tiyatro/oyunlar/14-salaklarsofrasi?catid=4%3A2005-2006-sezonu

Oyunun videosu:

Oyunun esinlenildiği film “Le Diner De Cons”
www.imdb.com/title/tt0119038/


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here