İstanbul Hatırası – İstanbul Şehir Tiyatrosu (A. Emrah Özdilek)

‘’Martının kanadına tutunduk, dalganın kıvrımında yol bulduk! İstanbul en güzel hatırana tanık olduk…’’

Tarih 10 Ocak 2011 Pazartesi… Yer: Kadıköy Haldun Taner Sahnesinde bir gala gecesi… Salon girişindeki kalabalıkla birlikte sıraya giriyorum ve nihayet seyir yerindeyim. Kendime bir yer buluyor ve oyun başlayana kadar dekoru seyretmeye koyuluyorum… Sahnenin ortasında eski ahşap bir sandalye, sandalyenin arkasına asılı bir ceket, ceketin üzerinde bir mendil ve sandalyeye dayalı sopa… Sahneyi ikiye bölen siyah bir tül perde ve perdenin arkasında maket olarak yapılmış direkler arası bir İstanbul görüntüsü, kale duvarlarını yalayan Marmara denizi… Hava açık ama bulutlar yerinde durmuyor, acaba İstanbul’da dünya daha mı hızlı dönüyor?

Anonslar ardı ardına geliyor ve son anons ‘’oyunumuz başlamak üzeredir…’’ duyulduktan sonra meddahımız kendisi için ayrılmış sandalyenin yanında beliriyor.’’ Hay-ı Hak. Hak dostum Hak diyelim…’’ meddah mendilini omzuna atar, sopasını yere üç kere vurur… Bürünür kostüme, oturuverir Üsküdar Salacak’ da bir kahvehaneye…1950 yılının Temmuzunun 26. gününde, Ali amca olarak…

Ali amca hatıralarını yazmaktadır defterine, yazarken de anlatmaktadır onu dinleyenlere… Buruk bir aşk hikâyesidir, Ali amcanın hikâyesi. O anlatır, hikâye canlanır sahnede…

Oyun İstanbul’un bir dönemine tanıklık etmekle beraber o dönemi seyirciye keyifli bir dille sunmaktadır. İlk bakışta çok tanıdık bir hikâyeymiş gibi hissettim ama bunun geleneksel yapıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Türk tiyatrosunun tüm öğelerini seyirciye sunmaya çalışan bir oyun olmuş. Geleneksel motifler yerinde ve konu içerisinde iyi bir süsleme olarak yer alıyor. Aslında biraz da konuya hizmet ediyor bu motifler. Oyunda aşkın ana tema olarak işlenmesinden kaynaklı olarak direkler arası çok temsili gösterilmiş. Yine de direkler arası eğlenceleri biraz daha abartılı gösterilmeli miydi? Buda benden yönetmene bir soru olsun…

Özellikle 1900’lü yılların başlarında sıkça yapılan uyarlama metinlere gönderme olan Shakspeare’in Romeo ve Juliet’inin uyarlaması Ramiz ve Jülide ve bir türlü oynanamayan Othello uyarlaması Arap’ın İntikamı bana Türk Tiyatrosunun bir dönemini anımsatmada başarılı oldu. Özellikle bu sahnelerde amatör oyuncuları profesyonellikle oynayan oyuncuların takdire şayan olduklarını belirtmeliyim. Buradan da sorular çıkarmadan edemeyeceğim. Arap’ın İntikamı iyi bir komedi unsuru olmuş ancak çok ucuz bir komedi yöntemi. Yöntem daha farklı olarak kullanılabilir miydi? Ya da kullanılmaması neyi değiştirirdi? Veyahut biz neden Arap’ın intikamını sahnede görmedik? Arap’ın İntikamı sözcüğü her yere çekilebilecekken Othello uyarlaması olduğunu tüm seyircilerin anlaması nasıl düşünülebilir? Ya da ben mi yanlış anladım bir uyarlama olduğunu düşündüm? Şimdi diyeceksiniz ki, oyunda bula bula bunu mu buldun sorun olarak? O kadar başarılı bir oyun ki bu ufak bir sorun olsa da, cevaplanmalı altı doldurulmalı düşüncesindeyim.

Oyun metni tanıdık geliyor demiştik zaten ama çok samimi ve içine alan bir metin olmuş. Ben yüzümden tebessüm eksik olmadan izledim oyunu. Bu yönetmen başarısı diyeceğim ama yazan-yöneten aynı olunca aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık durumu çıkıyor ortaya. Teşekkürler Tarık Şerbetçioğlu! Bende bir düşünceyi yıktın. Bir oyuncunun yönettiği oyunda oynaması fikri benim hiç benimsemediğim bir fikirdi. Bu oyundan çıktıktan sonra olabiliyormuş hem de çok güzel olabiliyormuş dedim. Oyunun sahnelemesi başarılı, sahneler akıp gidiyor. Tek takıldığım nokta ışık kumanda da kim duruyorsa uyarılsın daha sahne bitmeden ışığı almasın lütfen tüm duygudan çıkıyoruz oyunu izlerken. Birde oyun içersinde kullanılan film çok mu gerekliydi? Bence olmasa da olurmuş. Görsel efektlerde ben ön sıralardan izlediğim için midir bilmiyorum ama hiçbir şeyi göremedim ve anlayamadım bu beni zorladı açıkçası ama çok problem değil…

Aysel Doğan’ın dekor tasarımı sadeydi. Oyunun geleneksel formunu bozmadan bir görsellik yakalanmış. Kostümde Gamze Kuş’un imzası olduğu belliydi. Zilkifli Özdemir’in ışık tasarımı sadece oyuna hizmet ediyordu, üstüne konuşulacak bir şey yoktu. Ersin Aşar’ın efekt tasarımından kasıt, oyun içerisindeki filmler ise ben gereksiz buldum. Ama Ersin Asar’ın emeğine sağlık demek gerekir… Oyuncular genel olarak oldukça başarılılardı ancak birkaç isim üstünde özellikle durmak istiyorum.
Ali amca, meddah, yani TORON KARACAOĞLU… Bu ismi büyük harflerle yazma ihtiyacı duydum. Başka da hiçbir şey yazamam. Öyle bir üstadı takdir etmek ya da eleştirmek benim haddim değil! Affına sığınarak iki cümle söyleyeceğim; 80 yaşında ve hala sahnede! Böyle ustaların mutlaka izlenmesi gerekiyor. İzleyin ve bir oyuncu nasıl olmalı öğrenin! Buda benden tiyatro bölümlerinde okuyan öğrenciler ve henüz hazırlanan öğrenci adaylarına tavsiye olsun… Oyunu izleyin oyun sonrası bir sohbet edin. Bir çınar var orada gölgesinden faydalanın!

Ali; yani Ali amcanın gençliğini, hikâyesini oynayan kişi Tarık Şerbetçioğlu. Kendine yazmış bu karakteri yoksa bir karakter bir insana bu denli oturamaz. Gala heyecanından olsa gerek diyeceğim ikinci perde kendisini karakterin daha içinde hissetti gibi geldi. İlk perde biraz tutuk gibiydi. Ama çok başarılıydı. Sahnede Tarık Şerbetçioğlu’nun değil, Ali’nin aşkını gördüm. Bu oyun için de önemli olan buydu.

Varsenik; Binnur Şerbetçioğlu… Müthiş bir performans sergiledi, söyleyecek söz bulamıyorum! Beden kullanımı, ses kullanımı ve duygu geçişi harika! Komplike oyunculuk dedikleri olsa bu olsa gerek. Sahneye ilk çıkışında heyecanını o kadar çok hissettik ki, onunla birlikte titredik diyebilirim. Son dönem izlediğim oyunlar içerisinde izlediğim en başarılı bayan oyuncu demeliyim. Bu arada ‘’Sarı Gelinin’’ kaydı varsa mutlaka istiyorum.

Hayganuş; Selma Kutluğ… Sahnede en itici bulduğun karakterdi eğer bu yönetmenin isteğiyse tebrik ediyorum, başarılıydı. Varsenik’in samimiyetine karşılık Hayganuş çok iğreti bir karakterdi benim için. Ben bunu Selma Kutluğ’dan aldım. Yerinde bir karakter seçimi olmuş…

Oyun için çok fazla söz bulamıyorum. Ben çok sevdim! Tabi ki herkes sevmek zorunda değil ancak izlenmeye değer diyerek noktalamak istiyorum… Tarık Şerbetçioğlu’ nun cümlelerinden çıkarımla Ali amcanın hatıraları ile İstanbul sokaklarında gezecek, bir martının kanadında, bir dalganın kıvrımında kendinizi bulacaksınız…

A. Emrah Özdilek
emrahozdilek@gmail.com

Oyun tanıtım sayfası: İstanbul Hatirası

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here