Sevgili Amcam (Hakan Yozcu)

O Y U N

– S E V G İ L İ A M C A M –

K O M E D İ

4 B Ö L Ü M

Y A Z A N : H A K A N Y O Z C U

1990 – Gazimağusa / K K T C

Bu oyun ilk defa, 1991 – 1992 Öğretim Yılında KKTC Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu “Okullararası Tiyatro Şöleni” yarışmasında Mehmetçik Ortaokulu Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. Bu yarışmada Mehmetçik Ortaokulu, Ortaokullar arasında KKTC Birincisi olmuştur.

Oyunda Görev Alanlar:

Yönetenler: Hakan YOZCU – Emine SEZEREL

Dekor : İlker BALIKÇI

Efekt : Emine SEZEREL

Makyaj : Hakan YOZCU

Onayanlar:

MALAK : Hasan AMBER
SERPİL : Alev ÇOBAN
MUSTAFA : Ümit İLHAN
NERMİN : Gül COŞKUN
TAHİR : Burçin ÖNCEL
BURHAN : Gazi DURAK
SABAHAT : Jale ÖZKAN
AYŞE : Şerife ÖZELMAS
MUSA : Ümit ÇERÇİ
ÇİNGENE : Hatice ÖZALP

ŞAHISLAR:

1. MALAK……………… : Mustafa Bey’in kardeşi. 20 – 25 yaşlarında

2. SERPİL……………….. : Nermin Hanım’ın kardeşi. 18 – 20 yaşlarında genç kız.

3. MUSTAFA BEY…… : Malak’ın ağabeyi. 35 yaşlarında.

4. NERMİN HANIM…..: Mustafa Bey’in karısı 30 yaşlarında evhanımı

5. AYŞE HANIM……….: Sabahat’ın annesi. 40 yaşlarında.

6. SABAHAT…………….: Ayşe Hanım’ın kızı 18 – 20 yaşlarında.

7. BURHAN………………: Mustafa Bey’in oğlu. 10 – 15 yaşlarında.

8. TAHİR EFENDİ……..: Serpil ve Nermin Hanım’ın babası. 50 yaşlarında

9. MUSA BEY…………….: Ayşe Hanım’ın kocası, kılıbık bir tip 45 yaşlarında

10. ÇİNGENE KADIN 1….: Falcı kadın. 30 – 35 yaşlarında

11. ÇİNGENE KADIN 2 (GARANFİL) 30 yaşlarında

DEKOR: Olay günümüzde Mağusa’da geçer. Orta halli bir ailenin evi. Normal bir salon görüntüsü. Sağda ve solda birer giriş çıkış kapısı vardır. Duvarda bir pencere bulunmaktadır. Perdeler sade olmalı, şatafata kaçılmamalıdır. Uygun yerlere konmuş, orta halli evlerde bulunan koltuklar. Yanlarda birer sehpa bulunmaktadır. Sol tarafta küçük bir kanepe üstünde de telli bir telefon. Ortada bir masa, üzerinde saksı, saksıda çiçekler… Duvarlarda resimler, asılı duran boyanmış su kabakları, paneri gibi yöresel süsler de kullanılabilir.

PERDE 1

Perde açıldığında tüm oyuncular sahnededir. Kıbrıs düğünlerine has, karşılama ve uğurlama eşliğinde perde açılır. Hep birlikte bir iki tane Kıbrıs türküsü okurlar. Türküler yönetmenin isteğine bağlıdır. Türkü bittiğinde perde tekrar kapanır. Oyuncular sahneden çıkarlar. Bu bölüm aslında seyirciyi oyuna hazırlamak için düşünülmüştür. Eğer yönetmen arzu ederse bu bölümü kaldırabilir.

SAHNE 1
Serpil – Malak

Perde açılırken neşeli bir müzikle açılmalıdır. Kıbrıs türküleri düşünülmelidir. Serpil içerde yalnızdır. Üzerinde bir hizmetçi önlüğü vardır. Neşeli bir şarkı mırıldanmaktadır. İçeriyi temizler. Koltukların tozlarını alır. Masayı düzenler. Pencereyi düzeltir. Bunları yavaş ve sakin yapar. Şarkıya devam eder.

SERPİL : Dillirga’dan gece geçtim suyundan içtim
Badem gözlü bir yar sevdim kendimden geçtim
Lara lara lara laralay, lara lara laray
Lara lara lara laralay, lara lara laray

( O anda kapı çalar. Serpil duymaz. Şarkıya devam eder… Kapı tekrar çalar… Duymaz. Kapı şiddetle çalmaya başlar. Bu sefer duyar) Bu da ne be? Gıracan gapıyı Allah için. (Kapıya yönelir) Patlama patlama geldik. (Kapı çalmaya devam eder) Tamam yav geldik. (Kapıyı açar. Eli valizli veya çantalı biri gelmiştir. Çapkın bir görünümü vardır. Gözünde güneş gözlüğü var. Oldukça havalı biridir.) Buyurun!
MALAK: (Kızı görünce şaşırır. Çapkınca) Merhabaaalaaaaaarrrr…
SERPİL: (Şaşkın) Kimi istemişdiniz?
MALAK: (Hiç seslenmeden içeri girer. Çok rahattır. Etrafa bakar. İçerde gezer.) Her şey aynı. Hiç bir şey değişmemiş. Gevollem!
SERPİL: (Şaşkın) Ne isden be adam? Sen da kimsin?
MALAK: (Elleriyle kendini gösterir. Çok önemli biriymiş havası) Ben, Malak!
SERPİL: Malaaaak ? Ne Malağı?
MALAK: Ayı Malağı.
SERPİL: Ha! Annayamadım.
MALAK: (Kıza sulanarak)Yavru!
SERPİL: Ne yavrusu?
MALAK: Ayı yavrusu!
SERPİL: Delimin be adam? Ne ayısından bahseden?
MALAK: Yavru! (Ellerini açar. Kızı kucaklayacakmış gibi bir hareket yapar. Ama sonra küçük bir yavru göstermek için yapılan hareketi yapar. Eğilir. Elini yere paralel götürerek daire çizer) Ayı yavrusu. Küçücük. (Kıza sulanarak) Yavrucuk.
SERPİL: Bir şey annadımsa arab olayım.
MALAK: Annadayım. Türkçe sözlükte Malak: İki nokta üst üste, biri altta biri üstte; eşittir ayı yavrusu demektir.
SERPİL: Ma bizde da köpek yavrusuna deller!
MALAK: Geç onu. Edebiyata saygısızlık etmişler. Bence doğrusu bu. Yani şimdi durup dururkana köpek yavrusuyuk deylim? Ayı olunca daha sevimli oluyor.
SERPİL : (Vurgulu) Ayı!
MALAK: (Çapkınca) Yavru! Annadımın?
SERPİL: Ay, çok şakacısın!
MALAK: Huyum gurusun. Öyleyimdir. (Etrafa bakınmaya devam eder)
SERPİL: Kuzum ne isden? Kimi isden? Kimsin? Neden bir açıklama yapman?
MALAK: Eee hani yengem yok?
SERPİL: Yengeeen?
MALAK: Evet.
SERPİL: (Alaylı) Afedersiniz! Acaba yengeniz kimdir sizin?
MALAK: Nermin Hanım.
SERPİL: (Şaşkın. Elini ağzına götürür) Aaa! Nermin Aba yengen oluuur?
MALAK: Eh! Azacık!
SERPİL: (İnanamamış) Peki nerden yengen olur genni?
MALAK: Eee yav! Sen da amma soran ha! Herhalde bizim gardaşın karısı olur değil? Genni!
SERPİL: Yani Mustafa Bey da ağabeyin olur?
MALAK: Herıld yani. Senin cetoncuklar köşeli galiba. Biraz geç düşeller.
SERPİL: (İnanmış görünmez) Pekii o nerden ağabeyin oluuuur?
MALAK: (Seyirciye dönerek) Hadeeee! Buyur buraşdan yak. (Serpil’e) A guzum, Allah için nereşden bulun bu ahret sorucuklarını? Her halde aynı fabrikanın malıyık değil? Yengem nereşde sen onu söyle?
SERPİL: İçerde. Buyrun siz oturun. Ben çağırayım genniii.
MALAK: Uh anam! Çok naziksin. Hele şükür da otur demek aklına geldi. Hade bakayım çağır gennii. (Oturur. Serpil şarkısına kaldığı yerden devam eder, kırıtarak dışarı çıkar.
SERPİL: Dillirga’dan gece geçtim suyundan içtim
Badem gözlü bir yar sevdim kendimden geçtim
Lara lara lara laralay, lara lara laray
Lara lara lara laralay, lara lara laray

MALAK: (Kalkar. Serpil’i taklit ederek) Lara lara laralay! Laralay Vay guuzzum vay! (seyirciye döner) Bu da ne be böyle? Ammananam! Allah için sağlam garı. (Kapıya dönerek) Dillirganın yolu olaydım ez beni gevollem! Badem gözlerini yeyim.

SAHNE 2
Malak – Nermin Hanım

SERPİL: (Dışardan) Aba içerde acaib gılıklı, tuhaf biri var. Seni görmek isdermiş. Adı Malak’ mış.
NERMİN HANIM: (Sevinçle) Neee? Malaaaakk? ( Süratle sahneye girer? Ellerini açarak Malağa yürür. Kucaklar) Ma nerden çıkdın be sen? Bunca zamandır?
MALAK: (Hemen eline sarılır. Yağcı hareketler) Yengelerin yengesi! Yengelerin hası. Yengelerin bir tanesi. Meleği, ceylanı, ahusu…
NERMİN HANIM: Dur, dur. Öldürecen beni Allah için! Goparacan bana ellerimi.
MALAK: Nabayım be yenge? Allah için çok özlemişim sizi. Gözlerimde tütmüşsünüz.
NERMİN HANIM: Hoş geldin. Otur bakayım ganappeya şöyle.
MALAK : Hoş bulduk yenge.
NERMİN: Bilir min vallahi çok şaşırdım? Böyle ansızın.
MALAK: Bir sürprizcik yapayım dedim size be yenge.
NERMİN HANIM: Vallahi eyi eddin. Biz da özlemişik seni. Eee bizimkilar napar bakayım onda?
MALAK: Hepsi da eyidirler. Selam ederler size.
NERMİN HANIM:Sağolsunlar. Hepsini da öyle özledim ki… Hani şöyle bir imkancığım olsa derim, atlar giderim oracaa. Ama durumlar malum işde, gidemeyik.
MALAK: Sağlık olsun be yenge. Nasıl olsa bir gün giden.
NERMİN HANIM: İnşallah.
MALAK: Siz nasılsınız be yenge?
NERMİN HANIM: Nasıl olalım be Malak? Eyiyik. Geçinip gidiyoruk işde.
MALAK: Çocuklar napar be yenge? Tahir Efendi napar? Eyidiller?
NERMİN HANIM: Hepsi da eyidir.
MALAK: (Çekinceli) Eee abim napar? O da eyidir?
NERMİN HANIM: (Duraklar) O da eyi. Yalnız sana hala kızgın. O olaydan sonra sinir küpü oldu. Küstü sağa. Evde adından dahi söz ettirmez oldu. Benim öyle gardaşım yok artık. Ben ölmeden bu evden içeri giremez diyor. Çok gızgın çok.
MALAK (Üzgün) Napayım be aba? Bir cahillik eddik işde. Nereşden bilirdim böyle olacağını. Bileydim yapardııım? Değil? Ama uzun zaman geçti. Unudmuşdur. Zaman en eyi ilaç deller. Ben bilirim ağabeyimi. Kızgınlığı geçmişdir. Köz gibi yanıp söner.
NERMİN HANIM: Ne deyim be Malak?
MALAK: Unutmuşdur be yenge…
NERMİN HANIM: Sanmam unutsun. Daha geçenlerde bahseddiydim senden da gızdıydı bana çok. Evde senden hiç söz ettirmeyor.
MALAK: Merak etmeyesin be yenge. Bir şeycikler yapacağik. Hallederik. Gorkma sen.
NERMİN HANIM: İnşallah be Malak. Allah için üzülürüm sağa. Gaderin hiç da eyi değilmiş. Bundan sonra güzel olur inşallah.
MALAK: İnşallah!
NERMİN HANIM: Bilin ya severim seni.
MALAK: Sağol be yenge. Ben da seni severim. Hep analık yaptın bağa. Bir cahillikdir yapmışız işte.
NERMİN HANIM: Neysa, boş verelim bunlara…
MALAK: Değiiillll?
NERMİN HANIM:Eee napdın bakayım bunca senedir Londurada?
MALAK: Sorma be yenge. Allah için bilin ya oralar güzel yerler. Yemyeşil. Cennet gibi. Her yer park, her yer ağaç, her yer çim. Ayakkabularımız dahi toz olmaz Allah için.
NERMİN HANIM: Napardın ama onda? İşlerdin değil?
MALAK : (Kendinden emin) İşlerdim tabii. İşlememiyim?
NERMİN HANIM: Ma mısmıl bir iş yapaydın ya. Yok öyle…
MALAK: (Sözü keserek) Ayıbsın be yenge.
NERMİN HANIM: Ma neçin geldin be buracaa?Bilmemin buraşda hayat bahalı. Yaşam şartları zor. İşsizlik hat safhada… Görmen bizi Allah için?
MALAK: Napayım be yenge. Beş sene oldu. Dayanamadım. Vatan hasreti, toprak hasreti çekdi beni. Buracıkları çok özledim. Gözümde buram buram tüttü Allah için. Ma bilin dünyanın neresine gidersen git kendi vatanın gibi bulamazsın. İlle da vatan, ille da vatan. Ma bilin Mağusa’nın hısarlarını, sahillerini, hurmalarını çok özlemişim. Deniz kenarında dalgacıkları dinneyeyim, balıcıklara şiirler okuyayım, hele da geceleri yakamozları seyredeyim. Bundan güzeli vardır be yengem? Ne Londurası, ne Amerikası… İlla da burası. Annadımın neçin döndüm?
NERMİN HANIM: Eyi ettin be Malak! Ağabeyininan da barışın, olur biter. Öldürecek değil ya seni?
MALAK: Eh bakacağik!
NERMİN HANIM: İşlerim dediyidin az önce. Ma ne işi yapardın be sen?
MALAK: Gafelerde işlerdim be yenge.
NERMİN HANIM: Garsonluk birşey?
MALAK: Yok be yenge.
NERMİN HANIM : Ma nedir ki yapardın be şu onda?
MALAK: Yahu yenge sen da saran beni Allah için. Bilmemin?
NERMİN HANIM: Nerden bileyim canım? Falcımım ben?
MALAK: Kibar işler be yenge. Nasıl deyim? (Eliyle işaret yapar) Bul karayı al parayı. Annan?
NERMİN HANIM: Kısaca şuna üçkağıtçılık desene.
MALAK: Eh öyle da denebilir. Zira üç kağıt ile de oyunlarımız var.
NERMİN HANIM: Be ama hala vaz geçmedin o işlerden?
MALAK: Nasıl vaz geçeyim be yenge? Meslek işte.
NERMİN HANIM: Eee yok Malak! Öyle meslek olmaz. Gendine düzgün bir iş gur. Biz da yardımcı oluruk. Ayacıgların artık yere bassın. Geleceğini şekillendirmen lazım. Değil?
MALAK: Haklısın be yenge.
NERMİN HANIM: Aman ağabeyin duymasın. Vallahi boğazlar seni.
MALAK: Olur hiiiç? Duyururum gendini Allah içiiin?
NERMİN HANIM: Ona göre aklını başına alasın. Artık dünyayaı toz penbe görme zamanın geçti. Annan ne demek isterim?
MALAK: Annarım yenge annarım. Sen merak etmeyesin. Şimdi bırahalım bunları da siz ne yaptınız bunca senedir?
NERMİN HANIM: Naptık? İşte gördüğün gibi ordan oraya daşınıp dururuk.Bu sene da buracaa daşındık. Ağabeyin tayini buraya çıktı. Buralarda kiralar daha ucuz. Yoksa bir maaşınan nasıl geçineceğidik. Aha ben da bazan iş alırım eve. Dikiş nakış işte. Geçinip giderik.
MALAK : Hayırlısı be yenge.
NERMİN HANIM: Teşekkür ederim Malak. Sahi burayı nasıl buldun? Adresi bilir mizdin?
MALAK: Olur hiç bulmayayım? Sora sora Bağdat bulunur derler. Bizimkisi da meslek sırrı. Dünyanın neresinde olursanız olun, eliminan goymuş gibi bulurum. Şaşmaz!
NERMİN HANIM: Alem adamsın be Malak.
MALAK: Bastım zile girdim içeri. Gapıyı o şırfıntı hizmetçiniz açdı. Ha yav Allah için nereşden buldun o şırfıntıyı?
NERMİN HANIM: Şırfıntııı? Hizmetçiii? Ma ne hizmetçisi be?
MALAK: Hani şu az önceki (taklit ederek) bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin…Gevvole az da zilli değil ha?
NERMİN HANIM: (Kahkahayı basar) Hah hah ha ha…! Ma ne hizmetçisi yav? O benim gızgardaşım Serpil! Hah hah haa….
MALAK: (Şaşkın) Serpiiiil? Şu bizim ufak Serpil?
NERMİN HANIM: Hah hah ha Evet.
MALAK: Sümüklü Serpil?
NERMİN HANIM: Evet canım.
MALAK: Ma bu gadar böyüdü yav? Ufacık Serpil… gevvole!
NERMİN HANIM: Ne zannettin? Yıllar acımasız. Zaman su gibi akıp gider. Dünün çocukları bu günün gençleri oldu.
MALAK : (Şaşkın kendi kendine) Hem da ne genç?
NERMİN HANIM: Efendim?
MALAK: Yani imkansız, olacak iş değil derim. Bu gadar böyüsün?
NERMİN HANIM: Dur çağırayım gendini. Bekle. (Kapıya döner seslenir) Serpiiil! (Malak bu arada gizlice saçlarını düzeltir. Elbiselerinin tozunu alır, kendine çeki düzen verir. Bunları yaparken çapkınlık havası verilmelidir.)
SERPİL: (Dışardan) Efendim aba!
NERMİN HANIM: Canım bir tayka gelebilirmin?
SERPİL: (Dışardan) Bir saniye. Geliriiim.

SAHNE 3

Evvelkiler – Serpil

SERPİL: (İçeri girer) Noldu ama? Ne isden?
NERMİN HANIM: (Gülerek) Gel canım gel.
SERPİL: (Şaşkın) Ne var? Bir şey olduu?
NERMİN HANIM: Gel canım gel. Bir şey olduğu yok. Bak bu Malak.
SERPİL: (Alaylı) Az evvel müşerref olduk beyefendiynan.
NERMİN HANIM: Bilirmin Malak seni ne zannetmiş?
SERPİL: Ne zannetmiş?
NERMİN HANIM: Benim hizmetçi zannetti seni. Bu zilliyi da nerden buldun deyor?
SERPİL: (Malağa) Teessüf ederim Malak Bey.
MALAK: (Pişkinliğe vurur) Eee şey! Şaka canım. İnandın sen da! Şaka derim canım. Şaka. Vallahi şaka. Eee, şey… Eee… Ma ne yapayım yav! Tanımadım seni. Seni en son gördüğümde aha bu gadarcığıdın.( Eliyle çok küçük işareti yapar) Çocucukdun, küçücükdün… Nerden bilirim, bu gadar böyüdün Allah için? Şimdi gabahat bendedir?
SERPİL: Ben bilmem. Çok ayıp.
MALAK: Sorry! Ha Sorry! Ne den?
NERMİN HANIM: Ooo beyimiz da İngilizceyi bayağı öğrenmiş.
MALAK :(Pişkince) Ooo yeeesss! I am şakır şakır speaking English. Very very good!
NERMİN HANIM: (Gülerek) Hah hah ha… Hiç değişmemişsin be Malak. Hadi neysa barışın bakayım. Küçük bir yanlış anlama oldu. Bu kadar basit bir gavgayı büyütmeye gerek yok. Hadi barışın. Hadiii.
MALAK: (Atılır) Öyle ya! (Elini uzatır) Hiç gerek yok. Ver elini barışalım. Elim sende.
SERPİL: (Tebessümle) Peki. Bu seferlik affediyorum. ( Elini uzatır. Malak elini tutar. Öper. Yüzüne yaklaşır. Yüzünden de öpmek ister. Serpil eliyle Malağı iter. İzin vermez) Yalnız bir daha öyle şeyler olmasın.
MALAK: Olmaaaz!
SERPİL: Öyle zilli milli falan demek de yok.
MALAK: Yok.
SERPİL: O halde…
MALAK: No problem.
SERPİL: Yes.
MALAK: Okey dusty!
SERPİL: (Elini tekrar uzatır) Öyleysa aramıza tekrardan hoş geldin.
MALAK: Thank you very much! You are very nice! I Love… (O anda kapı çalınır)
SERPİL: (Malağın sözünü yarıda keser.) Kapı çalıyor. Ben kapıya bakayım. Siz buyrun oturun. (Kapıya yönelir.)

SAHNE 4

Evvelkiler – Burhan

SERPİL: Ooo Burhan Bey, hoş geldiniz. Nasılsınız?
BURHAN: Nasıl olayım be deyze. Aha okuldan gelirim.Gurtlar gibi da acıkdım. Dersler da bitmek bilmez. Yoruldum be deyze.
SERPİL: Bil bakayım kim geldi?
BURHAN: (Merakla) Kim geldi?
SERPİL: Amcan.
BURHAN: Amcaaam? Hangi amcam?
SERPİL: En çok hangisini isden gelsin?
BURHAN: Hepsini da isderim.
SERPİL: Pekii en çok hangisini seven?
BURHAN: (Duraklar. Şaşkın) Malak amcam?
SERPİL: Malak amcan.
BURHAN: (Sevinçle) Oleeeyyy! Amcam! Malak Amcam! Sevgili Amcam! (Koşar amcasının üzerine atılır. Malak elleriyle Burhanı kucağına alır. Burhan ellerini amcasının omuzlarından arkaya atmıştır. Malak da onu sarar. Sevinçle öylece birkaç sefer etraflarında dönerler.) Hoş geldin be amca!
MALAK: Hoş bulduk.
BURHAN: Ma nerelerdeydin be amca bunca zamandır? Çok özledim seni. Az daha unudayım?
MALAK: Ben da seni özledim be Burhan. Allah için bilin, sırf seni görmek için geldim buracaa be yeğen.
BURHAN: Sağol be amca. Bir daha gidmeycen değil? Biziminan galacan değil? Ne olur gitme be amca. Gal biziminan.
MALAK: Olur hiiiç? Bir daha seni bırakırııım? Temelli döndüm. Artık hep beraber olacağik.
BURHAN: Olleeey! Yaşasın. Sağol be amca. Çok sevindim.
NERMİN HANIM: Hade oğlum en amcayın gucağından da yoruldu çok.
MALAK: (İndirir) Yok be yenge. Böyle eyiydi. (Otururlar. Burhanda kucağına oturur.)
BURHAN: Amca?
MALAK: Efendim!
BURHAN: Londra nasıl? Ben hiç görmedim. Güzeldiiir?
MALAK: Güzel da ne demek? Cennet. Cennet. Yalancı cennet.
BURHAN: Bir gün beni da götürecen değiiil?
MALAK: Eh bakacağik. Hele sen okulunu bitir. Mesleğini kazan, altın bileziğini goluna dak, ötesini hiç düşünmeyesin.
BURHAN: Heyyt be! Sonunda ben da göreceğim Londra’yı.
MALAK: (Yengesine) Eee bu arada Burhan’ın dersleri nasıl gider bakayım?
NERMİN HANIM: Nasıl olacak? Tıpkım amcasına çekmiş. Her yıl çift dikiş. Her garnede bol bol lale çiçeği. Gıpgırmızı. Bu gidişinan bir gazmaya sap olamaycak.
MALAK: Gorkma be yenge. Benim mesleği de öğredirim gendine…
SERPİL: Sakın ha!
MALAK: Neçin? Çocuk bir meslecik öğrense kötü oluur?
NERMİN HANIM: Aman çocuğun aklına öyle şeyler sokayım deme. Eyice zıvanadan çıkar sonra. Bir da bubası duyarsa…
MALAK: Ma nolacak be yenge? İkinci bir işden ne zarar gelecek? Bırahın çocuğu gendi
haline. Meslecik öğrensin. Hiç bir şeycik olmaz. Hem insanın bu dünyada her şeyden haberi olması lazım değil?
NERMİN HANIM: Evet ama senin meslekle değil.
MALAK: Ma benim mesleğin neyi var be yenge. Namusumuzla şerefimizle biz da gendimize göre çalışırık işde.
BURHAN: Yaşşa be amca! Şu bul karayı al parayı oyununu bana da öğredecen değil?
MALAK: (Göz kırpar. Sessizce) Çaktırma oğlum. Görmen anan nasıldır. Merak etmeyesin. Benim fotokopim olup çıkacan.Bak Avrupa’da sanatı daha da geliştirdik. Annadımın?
BURHAN: Annadım amca.
NERMİN HANIM: (Rahatsız olmuştur.) Hade bakayım Burhan. Geç içeriye de yemeciğini ye. Sonra da doğruca dersin başına. Tamaaam?
BURHAN: (isteksiz) Yaa! İki dakika amcamla gonuşdurmadınız beni. Bırakın da doyayım gendine.
MALAK: Daha buraşdayık be yeğen. Merak edmeyesin. Çok gonuşacık senininan. Gorkmayasın.
SERPİL: Hade gel canım. Yemeciğini hazırlayayım sana. Hem sen değilidin az evvel gurtlar gibi acıkdım deyen?
BURHAN: Açlığım şimdi geçdi deyze. Yemesem olmaz?
SERPİL: Olmaaaz! Hade bakayım doğruca mutfağa. (Çıkarlar)

SAHNE 5

Nermin – Malak

NERMİN HANIM: Görün ya. Çok haylaz biri oldu. Derslerine hiç çalışmaz. Bizi diynemez. Kitap okumaz, gazete okumaz. Varsa yoksa oyun. Bütün gün bilgisayarın başında vira oynar da oynar. Nerden icad eddiler bilmem ki?
MALAK : Daha çocukdur be yenge. Sırası gelince oynaycak da. Ma bilin. Onda hep oyun. Okullarda bile çocuklara oyunnan öğrediller. Çocuklar bahçaya çıkar, başlarında öğretmenleri hep oyun. Bırak da oynasın. Oyundan bir zarar gelmez.
NERMİN HANIM: Ma bu bilgisayar oyunudur. Hep vurdulu gırdılı. Hiç da eyi değil.Hem oranın eğitimiyinan bura birdir? Sistem farkı var arada.
MALAK: Meraklanmayasın. Buraşdaki sistem de kötü değil. Eyi öğrediller. Gorkma.
NERMİN HANIM: Evet ama şimdiden alışmasın tembelliğe. Derslerini ihmal etmemek şartıyla izin veriyoruk. Ama bu hep oynamak isder. Elinden gelse derslere hiç bakmaycak.
MALAK: Hiç merak etme be yenge. Burhan Zeki çocukdur. Hep öğrenmek için çalışır. Bildiğim gadarıyınan öyle ezberci falan değil. Eh ne de olsa amcasına çekmiş.
NERMİN HANIM: Aman Allah gorusun!
MALAK: Neçin be yenge? O gadar kötüyük Allah için?
NERMİN HANIM: Yok be Malak. Kötülüğünden değil. İsdemem öyle başı boş biri olsun. İsderim şöyle eyi bir üniversite bitirsin. Saygın, temiz ve bol paralı bir mesleği olsun.
MALAK: Napayım sana be yenge. Tam isdediğin gibi bir meslek bizimkisi ama gabul etmen.
NERMİN HANIM: Aman aman Allah gorusun. Babası doğrar gendini sonra.
MALAK: Bakma sen bana be yenge. Şaka yaparım. Napalım zamanında okuyamadık. Bubamız illa da oku dedi ama eşşeklik ettik. Diynemedik. O panayırlarda halka attıran adamlara imrendim. Üç kağıt açıp, bul karayı al parayı oynatan adamlara özendim.Zar attıranlara heves ettim. Hele de o dönen bir alet varıdı. Çarkı felek gibi dönerdi. Rakamlar vardı.5 katı, 10 katı,50 katı diye. Sigaracıkları goyardık şehirlerin üzerine. Lasticik hangi çivide durursa o rakam kadar alırdın. Hep onu hayal ettim. Kaçdım derslerden, soluğu oralarda aldım. Sonumuz bu oldu işte.
NERMİN HANIM: Hayırlısı be Malak. Buraya gadar ne olduysa oldu. Önemli olan bundan sonrası. Gendine şöyle bir çeki düzen verirsen, eyi da bir iş gurarsan, yeniden başlarsın. Sıfırdan. O zaman her şey daha güzel olur değil?
MALAK: Ne güzel söylen be yenge. İnşallah güzel olur. Neysa sen Burhan’ı da öyle çok düşünme. Bu yaşdakı çocuklar hep böyledir. Normaldir yapdıkları. Vallahi Londuradaki çocuklar da hep böyledir.
NERMİN HANIM: Ağabeyin da çok gızar genne. Hep tıpkı amcasına çekmiş deyor.
MALAK: (Övünerek) Eee olacak o gadar değil? (Tam o anda kapı çalar)
NERMİN HANIM: Babamdır herhalde. Hep bu saatte gahveden eve döner. Ben bakayım. (Kapıya yönelir. Gelen Tahir Efendi’dir. Kapıdan dışarı) Buyur buba. Hoş geldin Buyur gir içeri.( Tahir Efendi içeri girer)

SAHNE 6

Malak – Nermin Hanım – Tahir Efendi

TAHİR EFENDİ: (Yaşlı biridir. Başında fötür şapka. Elinde baston. Üzerinde gömlek ve yelek vardır. Gözü gözlüklüdür. Kıravat takmaktadır. Emekli biri imajı verilmelidir.) Hoş bulduk gızım. ( Sahnenin bir köşesinde durur.) Böyüce keyfime deyecek yok. Allah için ne usta tavlacıyım be gardaş. Gafede adam galmadı garşımda oynasın. Hepsini da yendim. Düşeş isden düşeş atarım. Dübeş isden, dübeş atarım. Hep yek, al sana hep yek. Gevvolem. Ne bilek be gardaş. İki mars bir ters, iki mars bir ters. Gurs açtım gafede böyüce. Sonra biri geldi gafeye. Tanımam gendini. Beyinsiz Duran deller gennine. Allah için gerçekten da beyinsizidi yani. Gonuşur da gonuşur. Be sen benim zarlarım garşısında nasıl dutunacan a beyinsiz. Gonuştururum gendini? Heh heh hee… Onu da devirdim. İçdim golaları, gafeleri, yedim dadlıları da geldim.
NERMİN HANIM: Afiyet olsun buba. Hade geç otur.
TAHİR EFENDİ: (Oturmak için koltuğa yönelir. Ansızın Malak’ı görür. Şaşırır. Geri çekilir. Kızına) Be ama kimdir bu beytanbal?
NERMİN HANIM: Malak.
TAHİR EFENDİ: Kimdiiirr?
NERMİN HANIM: (Bağırarak) Malak , Malak!
TAHİR EFENDİ: Ha! Kim dedin?
NERMİN HANIM: (Kulağına iyice yaklaşır) Malak Malak!
TAHİR EFENDİ:( Kızar) Ma ne böngürün be öyle? Duymayııık? Sağır var buraşda? Annadık. Tamam. (Malak’a döner) Hoş geldin Salak oğlum! (Nermin’de şaşkınlık ifadesi, Malak’da bozulma)
NERMİN HANIM: Babaaa! Napan?
TAHİREFENDİ: Salak demedimin? Ben da adıynan seslendim. Ne var bunda. (Gizlice) Ma laf aramızda gerçekten da salağa benzer ha!
NERMİN HANIM: Baba, Malak Malak, Mustafa’nın kardeşi.
TAHİR EFENDİ: (Yenice anlar) Haaa! Maalaaak! Şu bizim üçkağıtçı firari. Ne bileyim ben gızım Salak annadım gendini. (Güler) Hih hih hii… (Malak’a) Hoş geldin a oğlum. Eyimin?
MALAK: Sağolasın bey amca. Sizleri sormalı.
TAHİR EFENDİ: Hamdolsun eyiyik. Heh heh heee… Ma yav şu firar eden senidin?
MALAK: Annamadım beyamca? Ne den?
TAHİR EFENDİ: (Gızına sessiz) Hollo be bu! (Malak’a yüksek) Hani şu evden gaçan senidin?
MALAK: Öyle derleeer?
TAHİR EFENDİ: Öyle sayılma mı?
MALAK: Eh öyle da sayılır. Biz buna meslek geliştirme için Avrupai ziyaret diyoruk ama neyse öyle da sayılır.
TAHİR EFENDİ: Nerelere gaçdın ama?
MALAK: Londura’daydım beyamca.
TAHİR EFENDİ: (Duymaz. Elini kulağına götürür.) Neee?
MALAK: (Yaklaşır. Kulağına yüksek) Londura, Londura!
TAHİR EFENDİ : (Anlamaz) İnallahamassabirin? Ne gondurası be ama? Papuçcuk demek isden?
NERMİN HANIM: (Yüksek) Yok buba! Gundura değil. Londra Londra. Landın Landın! İngiltere…
TAHİR EFENDİ: (Kızgın) A gızım ciyak ciyak ne bağırın gulağımın içinde? Duymayık deye sağır da değilik ya. Hepten sağır ettiniz beni buraşda gevvolem! (Malak’a döner. Sakin) Hih hih hiii… Gençliğimde rahmetli bubamınan ben da gitmişdim oracağa. (O günleri yaşayarak) Ammanallahım ne günlerdi o günler. Ne güzeldi Allah için! Her taraf ayrı bir güzellik. Cennet gibi. Çok gezdiydim onda. Görmedik yerini bırakmadıydım. Girmedik yer galmadıydı. ( Malak’a yaklaşır, alçak sesli ve gizli) Nasıllar? Nasıllar?
MALAK: Eyiler amca. Seni özlemişler çok.
TAHİR EFENDİ: Unutmazlar beni. Az değilidim gevvolem.
MALAK: Hepsi de selam eder.
TAHİR EFENDİ: Aleyküm selam.
MALAK: Hepsinizi de özleyorlar.
TAHİR EFENDİ: Ben da özledim çok
MALAK. Gelseler da görsek deyorlar.
TAHİR EFENDİ: Görsek eyi olacak da iş işten geçti be gardaş. Yaşlandık.
MALAK: Bir şey olmaz beybaba.. Ye iç yat. Tatilciğini de yap. Oraşda gezdirirler seni
TAHİR EFENDİ: Kim be? Kimden bahseden Allah için?
MALAK: Ma bizimkıları sorman?
TAHİR EFENDİ: Bana ne olan sizinkilerden.
MALAK: Ma kimdir ki şu soran?
TAHİR EFENDİ: Onları sorarım.
MALAK: Onlar da kim?
TAHİR EFENDİ: Onlar be onlar. Annamadın?
MALAK: Yoook! Açık açık gonuşman ki annayayım.
TAHİR EFENDİ: Be gerçekten hollosun. Ma ne galın gafalıymışsın be öyle? (Malak’a yaklaşır. Gizli gizli elleriyle yukarıdan aşağıya doğru kadınları ifade edecek şekilde yarım daireler çizer.) Onlar be. Onlar işde.
MALAK: (Henüz anlar. ) Haaa! Onlaaaaar!
TAHİR EFENDİ: Ya Rabbi şükür da annadı. Be mısmıl çocuk, garıları sorarım sana. Ondaki garılar. Nasıllar?
MALAK: Onlaaar! (Parmaklarını birleştirip dudaklarına götürerek öper.) Onlar çok güzeller.
TAHİR EFENDİ: Sus be çocuk! Ne bağırın öyle? Rezil edecen beni?
MALAK: (Gülerek) Balık gibiler beyamca. Balııık!
TAHİR EFENDİ: (Keyifli) Heh he … Hem da ne balık? Hih hiih hiii…
NERMİN HANIM: ( Atılır) Hayırdır baba? Ne balığı?
MALAK: (İdare eder) Eee şey, balık. Balık var ya balık. Hani şu bildiğimiz balık. Balık işte canım.
NERMİN HANIM: Eee? Nolmuş balığa?
MALAK: Ben çok severim da!
TAHİR EFENDİ: Ben da!
NERMİN HANIM: Aaa! Babacığım, hani sen balığı hiç sevmezdin? Hiç yediğini da görmedim.
MALAK: Ma yenge bu balık başka balık. Londura balığı. Doğal Afet. Bir içim su. Hiç sevilme mi?
TAHİR EFENDİ: Yenme mi?
NERMİN HANIM: (Şaşkın) Balık? Bildiğimiz balık.
TAHİR EFENDİ: Hele da Istanford Hill balıcıkları. Hih hih hiii… Gençliğimde çok giderdim oracağa. Oracıkda avlanırdım.
NERMİN HANIM: Orada balık vaaar?
TAHİR EFENDİ: Ne demek? Hem da canlı canlı.
MALAK: Üsdelik gonuşurlar da.
NERMİN HANIM: Gonuşurlaaar?
MALAK: Tabii. İsdersan pazarlık da yapan?
TAHİR EFENDİ: (Öksürür. İkaz etmek isder) Öhö öhö. Biraz boğazım gıcıklandı da.
NERMİN HANIM: Su isdermin baba?
TAHİR EFENDİ: Yok gızım eyiyim.
MALAK: Eee beyamca balıcıkların kokusunu aldın, bazı yerlerin ötmeye başladı değil.
TAHİR EFENDİ: Hus ol be sen da. Zevklemeyesin beni.
MALAK: Eee beyamca balık bu. Kimin içi gitmez değil?
NERMİN HANIM: Vallahi hiç bir şey annamadım. Madem balığı bu gadar çok seversiniz, o halde akşama balık gavırayım size.
TAHİR EFENDİ – MALAK : (İkisi aynı anda) Sakın haa!
NERMİN HANIM: Aaa! Neden?
TAHİR EFENDİ: Eee yok. Balık yemeylim.
MALAK: Evet evet. Balık yemeylim.
NERMİN HANIM: Üstüme eyilik sağlık. Canım sabahtan beri siz değilidiniz balığı severik deyen? Şimdi da balık yemeylim diyorsunuz. Evde hazır balık var. Temizlenmiş da. Sadece ateşe goyup gavuracam o gadar.
MALAK: Yok be yenge. Bizimkisi muhabbet olsun. Bizler için böyük zahmetlere girmeyesin. Şöyle hafif bir yemecik, üstüne da sade bir gafecik içdimik tamamdır. Ondan sonra gel keyfim gel.
NERMİN HANIM: Pekii öyle olsun. Mademki istemezsiniz başga zaman yeylim.
MALAK: Başga zaman.
TAHİR EFENDİ: Başga zaman. (O anda kapı çalar)
NERMİN HANIM: (Korkuyla) Eyvah Mustafa geldi. ( Malak’a bakar) Napacağik şimdi.
MALAK: Mustafaaa? Saklanayım. Beni öyle birdenbire görmesin. Sonra sevinçten galbi malbi durur Allah gorusun. (Sağa sola koşturmaya başlar. Saklanacak yer arar.)
NERMİN HANIM: Saklan saklan.
MALAK: Saklanayım da nereye saklanayım? Allah için gızacak bağa şimdi.
NERMİN HANIM: Asıl şimdi bana gızacak. Gapıyı açmam gerek. Napacağik?
MALAK: Ben öldüm yenge. Hakkını helal et. Son duamı yapayım bari. Eşhedü enne ilaheillallah…
NERMİN HANIM: Dur dur sakin ol. Telaşlanma. Sen şöyle geç içeri. Ben ona alıştıra alıştıra söylerim.. (Malak sahneden hızla çıkar. Çantasını kenarda unutur.)
TAHİR EFENDİ: Noldu be size? Nedir bu telaşınız? Harb çıkdı Allah için?
NERMİN HANIM: Bir şey yok baba. Sen otur. Ben gapıya bakarım. (Kapı şiddetli çalmaya başlar)
MUSTAFA: (Dışardan bağırır) Ma gapıyı ne açmazsınız be?
NERMİN HANIM: Geldim geldim. (Kapıyı açar)

SAHNE 7

Tahir Efendi – Nermin Hanım – Mustafa

MUSTAFA: (girer) Ma nerdesin be hanım? Allah için gapıyı gırdıracağan bana?
NERMİN HANIM: Hoş geldin canım. Napan? Eyisin?
MUSTAFA BEY: (Sert) Eyidir eyi! Allah için ne açmazsınız bu gudubet gapıyı be? Çıldırdacağınız adamı?
NERMİN HANIM: Özür dilerim canım. Biraz gecikdim?
MUSTAFA BEY: Biiraaaz? Allah için ağaç oldum gapıda be! Sanki da saatlarınan beklerim, yok biraz.
NERMİN HANIM: Tamam canım tamam gızmayasın.
MUSTAFA BEY: Hade neysa . Ooo beybaba napan? Eyisin?
TAHİR EFENDİ: Aha görün be damat! Emaneti gezdirir dururuk. Gafeden eve, evden gafeye.
MUSTAFA BEY: Eee sen da zamanında az canlar yakmamışsın be gevvolem.
TAHİR EFENDİ: Heh heh hee… ben da gençliğimdekana senin gibiydim. Garı gecikdii gafasını gırardım. Hele da garşımda gonuşacaaaak?
MUSTAFA BEY: Senin gibi gazak adam galmadı be buba. Son temsilciniz da benim. Zamane erkeklerin hepsi da gılıbık.
TAHİR EFENDİ: Heh heh hee… Doğru den damat. Galmadı öyle gazak adam. Herkes de gılıbık oldu. Bak damat. Benden sana nasihat. Gari dediğin nedir? Elinin kiri. Yıka yıka geçer.
NERMİN HANI: (Kızgın) Baba! Lütfen. Anladık. Gençliğinde kazakmışsın, güçlüymüşsün, hovarda, çapkınmışsın…
TAHİR EFENDİ: Değil ama?
NERMİN HANIM: Evet ama bu gadar da olmaz. Hakaret edersiniz gadınlara.
TAHİR EFENDİ: Hemen da gızar.
NERMİN HANIM: Gızarım tabii.
MUSTAFA BEY: Yaşasın feminizm! Ma yav bir tane da feminist olmayan bir gadın çıksın garşımıza. Yokdur bu dünyada öyle biri?
NERMİN HANIM: Yokdur. Hiç bir gadın kocasına kendini ezdirmez. Ezdirmemeli de.
MUSTAFA BEY: (Gülerek) hah hah haa! Şaka canım şaka. Seni ne gadar sevdiğimizi bilmeeen? Gadınlar bu dünyanın velinimetidir. Baştacıdır onlar. Onlar olmayayıdı, erkeklerin hali ne olurdu? Değil be beybaba?
TAHİR EFENDİ: (Güler) heh heh he… Dünya gadınlar için yaradılmış. Her şey onlar için icat edilir. Onlar her zaman haklıdır.
MUSTAFA BEY: Üstelik hangi devirde yaşarık değil. Eşitlik var.
NERMİN HANIM: Eşitlik var den ama hiç da yardım etmen bana.
MUSTAFA BEY: Neçin. Hayat müşterekdir. Bak ne güzel, sen yemecikleri hazırlan, ben yerim. Ben tabacıkları lavaboya gorum, sen yıkan. Daha nasıl yardım edeyim sana? Bundan eyi eşitlik oluuur? (Güler)Hade canım geçelim mutfağa da yeylim. Bu gadarcık şaka yeter. Çok acıktım çok…(Mutfağa doru döner. Yürürken kenardaki Malak’ın çantasını görür. Şaşırır) Nermin?
NERMİN HANIM: (Tedirgin) Efendim canım.
MUSTAFA BEY: (Çantayı gösterir) Bu ne?
NERMİN HANIM: (Ürkek) Eee şey?
MUSTAFA BEY: Ne? Eve biri geldiii?
NERMİN HANIM: Şey geldi!
MUSTAFA BEY: Kim geldi?
NERMİN HANIM: Şey işte canım.
MUSTAFA BEY: (Sert) Nermin kim geldi?
NERMİN HANIM: (Seslenmez)…
MUSTAFA BEY: Allah için çatlatma adamı! Kim geldiysa söyle. Ben da bileyim.
NERMİN HANIM : Kardeşin…
MUSTAFA BEY: (Şaşkın) Kardeşiiim? Hangisi?
NERMİN HANIM: (Kısık sesle) Malak.
MUSTAFA BEY: Malaaak!
NERMİN HANIM: Evet.
MUSTAFA BEY: (Sinirli) O it bu eve nasıl gelebilir? Kovmadın gendini?
NERMİN HANIM: Olur hiç govayııım? Nasıl yapayım?
MUSTAFA BEY: Bal gibi de yapan! Ben sağ olduğum sürece o, bu eve giremez.
NERMİN HANIM: Canım o senin kardeşin.
MUSTAFA BEY: Kardeşiiim? Benim öyle üçkağıtçı, hiylebaz, düzenbaz, sahtekar kardeşim yok. Olamaz da. Annadın? (Sahnenin içinde sağa sola sinirli bir şekilde yürümeye başlar. Siniri gittikçe artar. Ellini yumruk yapıp avucuna vurmaya başlar.) Defet gitsin. Gözüm görmesin gendini.
NERMİN HANIM: Canım bu gadar da gızacak ne var?
MUSTAFA BEY: Garı sen sus. Allah için deli etme beni. Daha ne olsun? Bilmemin bana yaptıklarını? O itin yüzünden evimizden olduk, arabamızdan olduk, itibarımızdan olduk Aç galdığımız günler cabası… Daha ne olsun ? Ha daha ne olsun? İtoğlu it! (Seyirciye döner) adama ev kirasını yatır diye ver, sen götür ya gızlara yedir; ya da bahise yatır. Arabanın taksidini, televizyonun taksidini ver götür gumara bas. Olacak işdir bu yav? Gardaşına da güvenmezsen kime güveneceeen bu dünyada? (Evdekilere) O, bu eve ayak basamaz. Duydunuz beni? O it, bu eve gi-re-mez!
NERMİN HANIM: Canım çocuk, bu gadarcık bir cahillik yaptı diye gızılııır? Ma ne bu şiddet bu celal? Bu gadar da öfge oluuur?
MUSTAFA BEY: Ma ne öfgesi be gadın? Gudururum buraşda görmen?
NERMİN HANIM: Görürüm da bu gadar şiddet gösteriliiir onu annamam?
MUSTAFA BEY: Doğru söylen. Öldürmek lazım onu. Süründürmek lazım. Sadece gızmaynan bırakmaycan. Delik deşik edeceen gendini! Öldürecen!
NERMİN HANIM: Daha neler? Bak canım.Ona bir şans daha versen.
MUSTAFA BEY: Ne şansı? Bütün şansını gaybetti o it! Gudubet! Meymenetsiz! Suratsız1 Alçak! Gaatil! Hırsız…
NERMİN HANIM: Dinlermin lütfen? Bak oralarda çalışmış. Gendine yeni bir iş gurmuş. Belki de düzelmişdir. Bundan sonra adamolur. Ha ne den?
MUSTAFA BEY: Adam madam olmaz. Bilmemim gendini? İşi gücü üçkağıtçılık. Gumar, bahis. At, it… Şimdi yüz bulsun gene dolandırır beni. Sahtekar, düzenbaz, hırsız, yalancı, hiylekar… ne bileyim gevvolem? İsden daha sayayım?
TAHİR EFENDİ: Bu gadar da gızma be damat. Demediğin galmadı çocuğa.
MUSTAFA BEY: Haksızııım be baba? Doğru değil söylediklerim?
TAHİR EFENDİ: Ama o dediklerin hep geçmişde galdı. Bırak, affet. Böyüklük sende galsın. Ne de olsa sen ağabeyisin. Böyükler daima affeder.
MUSTAFA BEY: (Elleri titrer)Bak buba. Severim sayarım seni. Ma lütfen bu işe garışma. Çok gızdım derim sağa. Onurum gırıldı. İçimde sevgi namına bir şey galmadı. (Ağlamaya başlar) Ben da herkes gibi isdememim gardaşımınan gurur duyayım? Ben da isdememim onunla arkadaş olayım, dost olayım? Başgalarıynan tanıştırırken aha benim gardaşım deyeyim! Yok olan yok! Bırakmadı benda. Hiç bir şey bırakmadı. (Ağlar)
TAHİR EFENDİ: Bak ağlan. Bu da hala onu sevdiğini gösderir. Et tırnagdan ayrılmaz damat. Ne gadar da düşman olsanız o senin kardeşin. O yanlışa düşdüysa ona sen sahip çıkacaan. Doğru yolu ona sen göstereceen. Herkes gibi sen da dışlarsan, tekme vurursan helak olur gider çocuk. Maşallah zıpkın gibi delikanlı. Cin gibi. Tuuttuğunu koparan türden. Onun için bırakacan. Affedeceen. Kol kanat gerecen. Şimdi sakin ol. Rahatla. O da pişmandır. Aklı başına gelmişdir. Bunca hasret, bunca ayrılıkdan sonra kim olsa yola gelir. Ona bir şans daha verelim. Sakin ol ve birşey deme gendine. (Kızına döner) Hade gızım. Sen al getir gendini. Yazıkdır. Helak oldu zavallıcık. (Nermin çıkar)

SAHNE – 8

Mustafa Bey – Tahir Efendi

MUSTAFA BEY: ( Arkasını Malak’ın geleceği yöne verir. Kızgınlığı biraz azalmıştır. Ama kendini öyle göstermek ister.) Hayıııırrrr! O, bu eve giremez. Gapıdan dahi içeriye ayak basamaz. (O anda Malak içeri girer. Ürkektir. Korkar. Mustafa’nın arkasında durur bekler. Mustafa hala söylenmeye devam etmektedir.) Kovacağım onu. Utanmadan nasıl gelir buracaaa? Hangi yüzünan garşıma çıkacak? Defolsun…
MALAK: (Yavaş) Ağa-bey!
MUSTAFA: (Bağırarak) Aaaahhhh…! (Ellerini yumruk yapar. Yavaş yavaş döner. Seyirciye onu dövecekmiş imajını verir.) Neee…! (Tam döner. Ağlayarak sarılır) Ahhh! Benim canım kardeşim! (Kucaklaşırlar. Malak gizlice el işaretleriyle ne güzel anlamında muziplikler yapar.)
MALAK: Abim. Canım abim. Bir tanecik abim. Kral abim…
MUSTAFA BEY: Otur bakayım şöyle. (Otururlar) Ma nerdesin be gardaş bunca zamandır? Eee annat bakayım. Napdın bunca zamandır?
MALAK: Napayım be abi? Çalışışırdık işde. Bilin ya Londura’da canını çıkartmadan işletmezler ya. Allah için sabahtan gece onikilere gadar çalışdım.
MUSTAFA BEY: Eyi eyi aferin! Çalışacaan tabi. Ne deller? Eşşek gibi çalışacaan bey gibi da yaşaycaan. Keseyi doldurabildimin bari?
MALAK: Eh! Üç-beş lira attık köşeye.
MUSTAFA BEY: Onu bunu bırak da söyle bakayım bir gazmaya sap olabildimin?
MALAK: Eh be abi? Gendi çapımızda bir şeyler yapdık.
MUSTAFA BEY: Güzeeel! Bak sağa peşin söyleyeyim. Aklıcığını başına alasın. Guspo sapı gibi adam oldun Allah için. Artık hayatcığını bir düzene goyasın. İş, güç, çalışma tamaaam?
MALAK: Tamam be gardaş!
MUSTAFA BEY: Öyle üçkağıtçılık falan da yok.
MALAK: Yok.
MUSTAFA BEY: Yalan söylemek da yok.
MALAK: Yok.
MUSTAFA BEY: Hovardalık, çapkınlık yok.
MALAK: Yok.
MUSTAFA BEY: Bahis, at, it yok.
MALAK: Yok.
MUSTAFA BEY: Hele da şimdiki evsahibinin gızıynan oynaşmak hiç yok.
MALAK: Yo… (Bitirmeden) Ev sahibinin gızı da var?
MUSTAFA BEY: Hus ol be adam! Yan gözünan bakayım deme. Göz bebeciklerin dahi oynamaycak, tamaaam?
MALAK: Ayıpsın be gardaş.
MUSTAFA BEY: Evsahibinden bir şikayet gelsin, yok gızı rahatsız edesin, aha buracaa yazıyorum, Allah için dararım seni. Boğazlarım, gebertirim, öldürürüm ona göre. Tamam be gardaş.
MALAK: Tamam be gardaş.
MUSTAFA BEY: Sööz?
MALAK: Söz. Erkek sözü.
MUSTAFA BEY: Senin sözüne da güvenilmez ya neyse bakacağik.
MALAK: Sen hiç meraklanma be gardaş. Türküm, doğruyum ,dürüstüm, çalışganım.
MUSTAFA BEY: Olan senin zamparalığın yüzünden kaçıncıdır ev değişirim?
MALAK: Sorry be gardaş? Ben bir şey yapmam. Gızlar gendileri gelir. Cazibeme dayanamazlar. Eh biz da yakışıklıyık değiiil?
MUSTAFA BEY: Onu bunu bilmem be gardaş. Senin yüzünden bu evden da govulursam Allah yaraddı demem ezerim seni.
MALAK: Sorry dedik ya be gardaş. Ma bilin, Londra’da adam öldüresini sorry de gendine vallahi hiç bir ceza alman. (Gülerler)
MUSTAFA BEY: Burası Londra değil ona göre.
MALAK: Merak etmeyesin.Hepsi da geçmişde galdı. Kendime yeni bir hayat guracağım.
MUSTAFA BEY: Tamam. Ama aklınınan ha!
NERMİN HANIM: Eh hayırlısıyınan helal süt emmiş, eyi da bir gız buluruk gendine. Şöyle eli ayağı düzgün, yüzü temiz, iyi aile terbiyesi görmüş, hanım bir gız…
MALAK: Aman be yenge! Onlar ince işler.
MUSTAFA BEY: Yengen doğru der. Vaktın saatin geldi. Kıyamete kadar da evde galacak değilsin ya. Sonra elalem ne der?
NERMİN HANIM: Düdüğe koyup üfürürler vallahi.
MUSTAFA BEY: Bak gardaşıma söz ettirmem. Bu günden tezi yok bu işe de el atıyoruk.
MALAK: Öyle temiz birini bulabiliriiik?
MUSTAFA BEY: Bululuruk buluruk. Yeter ki sen iste.
TAHİR EFENDİ: (Atılır) Ben da isderim damat. (Gülerler)
MUSTAFA BEY: Üzülme beybaba. Bir tane da sana buluruk. Yeter ki canın sağolsun. (Gülerler. Işıklar söner. Müzik eşliğinde perde kapanır.)

– BİRİNCİ PERDENİN SONU –

PERDE 2

Sahne 1
Serpil – Sonra Sabahat

Perde yine neşeli bir fon müziği ile açılır. Dekor aynıdır. Sahnede aynı kıyafetiyle Serpil vardır. Hizmetçi önlüğü de üzerindedir. Neşeyle şarkı söylemektedir. Yine etrafı düzenlemektedir.

SERPİL:
Dillirga’dan gece geçtim suyundan içtim
Badem gözlü bir yar sevdim kendimden geçtim
Lara lara lara laralay, lara lara laray
Lara lara lara laralay, lara lara laray

(Kapı vurulur. İşini bırakır. Kapıya yönelir. Kapıyı açar. Gelen Sabahat’tır. İsteksiz) Senidin amaaa? (Kendi kendine seyirciye dönerek) Sevimsiz… (Yüksek, Sabahat’a) Buyur.

SABAHAT: Merhaba şekerim. Ne o temizlik yapaaan?
SERPİL: Yoo Salih Çavuş’un beygirini sularım. A canım görmen şu ne yaparııım?
SABAHAT: Ee canım temizlik yapan da sorayım dedim. Misafiriniz geleceeek?
SERPİL: Canım temizlik sadece misafir için yapılııır?
SABAHAT: Öylesine sormuşdum. Canım, merak işde!
SERPİL: (Kendi kendine) Öylesine sormuşmuş. (Yüksek) Fazla merak da eyi değil şekerim. Bilin ya insanın başına ne gelirse merakdan gelir değiil?
SABAHAT: Aman be Serpil! Bir şey sorduk adamın burnundan getirdin. Yok daha neler? Gonuşamaycağık da sana artık. (Kendi kendine) Kendini beğenmiş şey nolacak?
SERPİL: Şaka yaparım canım. Bilin ya seni ne gadar çok severim. (Orada gizlice nefret ettiğini belirten bir yüz mimiği yapar)
SABAHAT: (İnanmadığını belli ederek) Bilirim biliriiim. Çok seven çooook.
SERPİL: (Aynı şekilde) çoooook! Ne isdemişdin canım? Senin için ne yapabilirim?
SABAHAT: Şey, ben bir telefon etmek isderdim. Cebini bana verebilin?…
SERPİL: Ma hangı devirde yaşarık bee? Herkesin elinin altında bir cep telofonu var. Elin adamı tuvalette bile telefonunan gonuşur sen daha gendine bir cep alamadııın?
SABAHAT: Aman be Serpil! Bilmen şu bizimkiler ne cimridirler? Üç beş lira paraları gidecek diye hiç bir şey almazlar bana. Hala çocuk muamelesi görürük. Çeyizimi dahi düzmezler da yok cep alacaklar? Ben da bir şeylerini isdemem.
SERPİL: Sen da benden betersin Allah için. Hade al da edesin telefoncuğunu. (Cebinden cep telefonu çıkarır. Uzatır)Yalnız lütfen çok uzatma. Bilin ya yazar.
SABAHAT: Merak etmeyesin. Kısacık konuşacağim. (Telefonu alır. Biraz köşeye çekilir.. Kendi kendine)
Üç guruş gidecek diye geberecek. Cimri şey. Kendini beğenmiş nolacak? (telefonu çevirmeden. . Yüksek Serpil’e) Aaa şekerim. Dün eli çantalı biri gelirdi size. İçeri girerken gördüm…
SERPİL: (Kendi kendine) Meraklı Melahat. (Yüksek) Haa… Evet canım.
SABAHAT: Kimdiiir? Neyin nesidir? Neçin gelmiş?

SERPİL: (Seyirciye) Sormazsa çatlar. (Yüksek) Enişdemin kardeşi.
SABAHAT: Musrafa Bey’in kardeşiii?
SERPİL: Başka eniştem vaaar?
SABAHAT: Öylesine sordum. (Kendi kendine) Hıh çatla.
SERPİL: (sessiz) Ay öylesine sormuşmuş. Geç artık bunları. Bayatladı. (Yüksek) Başka?
SABAHAT: Ne Başka?
SERPİL: Yani merak ettiğin başka bir şey vaar?
SABAHAT: Haa! Yok canım. Beni ilgilendirmez.
SERPİL: (Kendi kendine)İlgilendirmezmiş. İlgilendirmez böyle. Ya bir da ilgilendirse nasıl olurdu kim bilir? (Yüksek) Doğru söylen canım. Seni ilgilendirmez.
SABAHAT: Laf aramızda az da yakışıklı değil hani?
SERPİL: Kim? Enişteeem?
SABAHAT: Yok canım sen de! Kardeşini derim.
SERPİL: Aaa! Üstüme eyilik sağlık. Çok ilgini çekdi canııım? (Kendi kendine) Erkek düşkünü Leyla…
SABAHAT: (Gülerek) Öylesine dedim valla. (Yavaş) Çatla, Kör Fatma…
SERPİL:(Yavaş) Bu gadar da olmaz ki… (Yüksek) İsdersen tanıştırayım!
SABAHAT: Evlidiiir?
SERPİL: (Yavaş) Aaa! Utanmayı eyice attı. Evde galdım diye gafayı yiyecek. (Yüksek) O gadarcığını bilmem canım. Çok merak edersen gendine sorarsın. Tamam?
SABAHAT: Nerde şimdi?
SERPİL: (Kendi kendine) Goynumda! (Yüksek) Aaa! Ne bileyim ben!
SABAHAT: Ne iş yapaaar?
SERPİL: Allah için ahiret soruları soran. Bekleyesin da gelince hepsini soran şekerim. Tamaaam?
SABAHAT: hele bir tanışalım da…
SERPİL: (Yavaş) Vallahi gafayı yeycek. Eyice gudurdu. (Kapı çalar) Ah kapı çalar. Sen görüşmeciğini yap şekerim. Ben kapıya bakayım. Kimdir gelen? ( Kapıya yönelir. Gelen bir çingene kadındır.) Aha bir sen eksiğidin! Böğüce da tersimden galkdım herhalde. Tüm gudubetler da beni bulur.

SAHNE 2

Evvelkiler – Çingene Kadınlar

ÇİNGENE 1: (Başı örtülü. Şalvarlı. Önünde bez olan yerel çingene kadındır. Üzerinde rengarenk elbise vardır. Sırtında bir torba, elinde şişler, bohça vardır. Süratle içeri girer. Çinegene 2 yanından hiç ayrılmaz. Her ikisi de arsız tiptir. Utanmak nedir bilmezler.) Misafir gabul edeniz a gızım? Şöyle bir köşeceğe oturayım da birinizi rahatsız etmem, gorkmayasınız.
SERPİL: Buyur demeye gerek vaaar? Geldin başköşeye guruldunuz bile. Hade buyurun bakayım. Size da hoş geldiniz deylim.
ÇİNGENE 2 (Garanfil) : Hoş bulduk a gızım. Dertler görmeyesiniz.
ÇİNGENE 1: Ne dadlı, ne şirin gızlarsınız bakayım öyle. (Sabahat’a döner) Hele da sen. Ay parçasısın. Anan ne güzel günde doğurmuş seni öyle.
SABAHAT: (Neşeli) Sahii? Ay teşekkür ederim.

SERPİL: (Kendi kendine) Aman ay parçasına bakın! Hiç ay parçası görmedik.
ÇİNGENE 1: Gelin bakayım gızlar. Oturun şöyle etrafıma. Da falcığınıza bakayım. Hanginize ne gısmet var? sizi kimler isder? Kimler hakkınızda ne düşünür onları söyleyim.
ÇİNGENE 2: Vallahi ne derse bir bir çıkar hepsi.
SABAHAT: (Heyecanla) Sahi? Gerçekten da kim beni isder söyleeen?
ÇİNGENE: O da bir şeydir Allah için a gızım? Kimiynan evleneceeen, gaç çocuğun olacaaak, ne işlerinan meşgul olacaaan, hepsini da söyleyeyim sana. İsdermin?
SABAHAT: İsdememim?
ÇİNGENE: Gel otur şuracaa da bakayım avucuna. Talihin nedir bir bir sayayım sana.
SABAHAT: Ama görmen işim var! Telefon ederim.
ÇİNGENE2: (Sabahat’ın yanına gider. Ellerinden çekerek zorlaÇingene 1’in yanına oturtur.) Hade gızım nazlanma da gel otur ablamın yanına. Gel da gısmetini söylesin sana.
ÇİNGENE 1 : Bak göresin ne gısmetler çıkacak. Ömründe duymadığın şeyleri duyacan. Bilmediklerini bilecen. Bu aban her şeyi da söyleycek sana. Aç bakayım avucunu. (Sabahat avucunu açar. Çingene Serpil’e döner) A ya gızım. Çok uzaklardan gelirim. İçim yandı, susadım. Allah için bana bir bardacık su getirebiliiin?
SERPİL: (Alayvari) Emriniz olur efendim. Derhal, şimdi. (Çıkar)
ÇİNGENE1: (Sabahatın elini eline alır. Avucuna bakar. Diğer eliyle Sabahat’ın avucunun içinde gezdirir. Elindeki çizgileri göstererek kehanetlerde bulunur) Aman aman! Aman da aman…
SABAHAT: Noldu? Neler vaaar?
ÇİNGENE1: Neler da yok? Yalnız gızım peşiynan söyleyim, ne dersam gızmak yok. Tamam?
SABAHAT: Tamam.
ÇİNGENE1: At bakayım şuraya bir beşlik.
SABAHAT: Neçin?
ÇİNGENE2: A gızım, usuldendir.
ÇİNGENE1 : Beşliği goymazsan bir şey göremem.
SABAHAT: (Cebinden beş lira koyar) Al bakayım. Hade hayırlısı.
ÇİNGENE1: (Parayı görünce sevinir Alır acele koynuna atar.) Hayırlı, hayırlı… Adın nedir ya gızım?
SABAHAT: Sabahat.
ÇİNGENE1:Adınınan çok yaşayısın gızım. Adın da senin gadar güzelmiş. Aaa… Senin talihin sudur gızım. Bazan akar, bazan durur. Anlayorsuuun? (Sabahat başıyla evet işareti yapar) Sen da su gibi berrak, saf, temizsin gızım.Hani insan çok susar da su içer ferahlar, sen da insana öyle ferahlık verin. Hıımmm… Yalnız çekemezler seni. İsdemeyenin çok. Geyinesin, guşanasın da dışarı çıkasın, göz ederler sana. Kıskanırlar seni çok. Anlayorsuuun?
SABAHAT: Gözleri çıksın. Mutlaka Serpil’dir. Hep o gısganır seni. Beni hiç çekemez.
ÇİNGENE1: Eee bilmem artık kimisa. Ben buraşda ne görürüsam onu söylerim sağa. (durur. Ansızın) Dur bakayım. (Kızın eline iyice eğilir.) Ammanallahım!
SABAHAT: Noldu?
ÇİNGENE1: Da neler olmadı?
SABAHAT: Neler?
ÇİNGENE1: A gızım, az önce verdiğin beşliğin değeri bitti. Atasın bir beşlik daha da söyleyeyim gendini.
SABAHAT: Vermesem olmaaaz?
ÇİNGENE1: Olmaaaz! Verdiğin para gadar. Bir beşlik daha verirsen gerisini da öğrenin.
SABAHAT: Eh vereyim bari.(Cebinden para çıkartır. Çingenenin avucuna koyar.)
ÇİNGENE1: (Sevinçli) Ailenizin başında gara bulutlar dolanır gızım.
SABAHAT: (Eline eğilir) Sahiii?

ÇİNGENE1 (O da eğilir) Bak göresin. Şu çizgi, şu çizgiyinan paralel gider. Şu çizgi buraşda çatallanır. İşde o çatallanması hayra alamet değil. Bak çatalın üstünü görün? Sankim da bulutlar buraşda toplanmış.
SABAHAT: O zaman dağıtalım gendini. Olmaaaz?
ÇİNGENE1: O beni aşar gızım. Ver bir beşlik da bakarık durumcuğa. (Elini tuptup fala bakar)Mmm dur bakayım. Hanenizden biri gaza yapacak. Bak görün. Şu iki çatal yukarıdan gelip aşağıda birleşir. Bu da gazaya işarettir. Evde araba gullanan vaar?
SABAHAT: Bubam
ÇİNGENE1: Vah vah! Öyleysa buban gaza yapacak. Ölmeycek, ama biraz çekecek.
SABAHAT: Aman boş ver babamı. Zaten işe yaramazın biri. Geç onları geç. Gısmete bak sen.
ÇİNGENE1: Aaa! Bak gız, sana kısmet çıkdı.
SABAHAT: (Sevinçle) Sahiii? Kimdir? Nasıl biridir? Ne iş yapar?
ÇİNGENE1: Bak bak göresin.
SABAHAT : (İyice eğilir) Hani?
ÇİNGENE1: Eee gızım verdiğin beşiliğin değeri da bitti. Atasın bir beşlik da söyleyeyim.
SABAHAT: Az önce verdim ya?
ÇİNGENE1: Ama a gızım. Bu işler böyledir. Beşliği goymazsan görünmezler. Atasın bir beşlicik da eyice göreyim.
SABAHAT: (Çıkarır) Al al! Soydun soğana çevirdin beni. Yalnız doğru söyleycen tamam. Kimdir? Ne gadar yakışıklıdır? Ne iş yapar? Hepsini da isderim.
ÇİNGENE1: A ya gızım, şu ana gadar hiç yalan söyledimim? (Fala bakmaya devam eder) Aman gızım ne deyim sağa? Gara bulutlar hala hanenizde dolanıp durur. Mmm! Annen var ya annen?
SABAHAT: Eee?
ÇİNGENE1: İşde o da şu günlerde moda olan guş gribinden gidecek?
SABAHAT: Nereye?
ÇİNGENE1: Addaya! Nereye olacak gızım, öbür tarafa. Annadın?
SABAHAT: Bırak şimdi annemi da gısmetimi söyle bana? Hala söylemedin.
ÇİNGENE1: Hımmm… Biri var çok düşünür seni.
SABAHAT: (Merakla) sahiii?. Eeee?
ÇİNGENE1: Uzun boy-luu, es-meer, yakışıklı mı yakışıklı, fidan boylu.
SABAHAT: Eee?
ÇİNGENE1: Size da çok yakın. Sanki buralarda bir yerde.
SABAHAT: Kim? Kim?
ÇİNGENE: Çok düşünür seni. Sen da onu düşünün.
SABAHAT: ilk gördüğümden beri…
ÇİNGENE1: Çok sever seni. Sen de onu
SABAHAT: Çoook…
ÇİNGENE1: (Duraklar) Ama onu bir başgası da düşünür.
SABAHAT: (Sinirli) Neee?
ÇİNGENE1: Bu gıccağız allem eder, kallem eder…
SABAHAT: Eee?
ÇİNGENE1:… bu oğlancığın aklını başını çeler. Gendine yakar.
SABAHAT: Nee? Kimdir bu münasebetsiz? Söyle bana da geberteyim gendini?

ÇİNGENE1: Vallahi gızım falcığın buraşda biter. Bir beşlik daha verirsen sonunu belki görürük. İsden?
SABAHAT: Ma sen da tavuk yolar gibi yolan beni buraşda. Ver babam ver. Bende da galmadı.
ÇİNGENE1: Napayım gızım sana. Falcığın böyle çıkar. Bu gıccaaz çok tehlikeli. Sonunda oğlancığı elinden alıp gaçacak. Son defa bir onluk verirsen başga gısmetler bulurum sağa.

SABAHAT: (Sinirli) Hade be sen da! Yalancı gadın. Gandıra gandıra aldın bana bütün paralarımı. Defol şurdan. Benda öyle gısmetimi başgalarına gaptıracak göz vaaar? Deye deye soydun beni. Ne iş çıkardın ne goca. Nasıl inanayım sana? (Kadını hırpalamaya başlar. Öteki Çingene kurtarmaya çalışır. Boğuşurlar.) Hade şurdan defol. Yalancı. Düzenbaz. Sahtekar. Hırsız.
ÇİNGENE1: (bohçalarını toplayıp kaçarlar) A ya gızım ne vurun? Hani da gızmayacağıdın? Zorla para aldım senden? Ne söven sayan öyle. (Çıkar)
ÇİNGENE2: Utanman a gızım anan yaşındakilere vurasın…
SABAHAT: (Arkasınadan) pis gadın! Yalancı gadın! Gösderirim sana ben! Polis çağırayım da göresin sen. Sahtekarlık ne demekmiş anlarsın. (Burada elinde bir bardakla Serpil girer)
SERPİL: (Şaşkın) Ma noldu be? Hani falcı gadın?
SABAHAT: Gitti canım. Bir sürü de canımı sıkdı bana!
SERPİL: Noldu ama?
SABAHAT: Daha nolsun? Yok evde galacakmışım? Yok sevdiğimi bir başkası elimden alacakmış, yok bilmem ne olacakmış, mış mış mış… Bir sürü de paramı aldı bana. Ben da eneyi gibi verdim paraları. Off çok canımı sıkdı bana. Ver şuyu da ben içeyim.
SERPİL: Al anam! Ferahlan! İçin açılır, da rahatlan.
SABAHAT: Rahatlaycak hal galdı?
SERPİL: Aman sen da inanın. Ardı önü falcı işde.
SABAHAT: Ma ne derler fala inanma, faldan geri galma. Ya doğru çıkarsa dedikleri?
SERPİL: (Kendi kendine) Aman nerde o günler?
SABAHAT: Efendim?
SERPİL: (yüksek) Aman Allah gorusun derim. Senin gibi dünya güzeli biri… ( O anda Burhan girer)

SAHNE 3

Evvelkiler – Burhan

BURHAN: Teyze amcamı gördün?
SERPİL: Odasında. Yatıyor canım.
SABAHAT: (Kendi kendine) Bana da bilmiyorum demişti. Kıskanç nolacak…
BURHAN: Merhaba Sabahat aba.
SABAHAT: Merhaba canım.
BURHAN: Napan?
SABAHAT: Teşekkür ederim. Aha isderim bir telefon edeyim.
BURHAN: (Gülerek) Sana da bir cep almadılar gittiler be Sabahat aba. Galiba da sevgililerininan gonuşun diye almazlar.
SABAHAT: Burhan bey lütfen yaramı deşmeyin.
BURHAN: Yoksam çok para gider diye almazlar?
SERPİL: Burhan çok ayıp. Sabahat abanı incidmeyesin.
SABAHAT: Olur hiç incineyim. Burhan benim kardeşim. İncinirim hiiç? (Telefona bakarak) Bir türlü düşmeyor.

SERPİL: (Kendi kendine) Daha numarayı bile çevirmedin aptal! (Yüksek) Hatlar doludur. Lütfen tekrar deneyin.
SABAHAT: Acaba?
BURHAN: Teyze ben amcama bakayım. Böyüce beni okula o bırakacaktı da.
SERPİL: Olur deyzem. Bak bakayım. Belki da kalkmışdır. (Burhan çıkar.) Sen işini halletmeye bak şekerim. Ben etrafı biraz düzenleyim.
SABAHAT: Sen işine bak güzelim. Ben rahatım. (Numarayı çevirir. Düşmez.) Ayy! Hatlar çok dolu. Düşmeyor. (Tahir efendi girer)

SAHNE 4
Tahie Efendi – Serpil – Sabahat

TAHİR EFENDİ: Düşmez galkmaz bir Allah. İnsan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli… Herkese günaydıııın!
SERPİL: Günaydın baba.
SABAHAT: Günaydın Tahir bey amca.
TAHİR EFENDİ: Hayırdır Sabiş gızım. Düşen kim? Gırık çıkık vaaar?
SABAHAT: Öyle değil Beyamca. Telefon derim, düşmez.
TAHİR EFENDİ: Borsadır bu allah için, bir düşsün bir galksın?
SABAHAT: Hatlar beyamca, hatlar dolu.
TAHİR EFENDİ: A ya gızım sen da almadın gitti bir cep. Herkesin şurasında(Poposunu gösterir) bir cep. Senin neyin eksik da alman bir türlü? Allah için bu anan da, buban da çok pintiler. İsteseler on dane bilem alırlar.
SABAHAT: (ağlamaklı kendi kendine) Off of! Allahım sen yardım et bana! (Yüksek) Olacak beybaba olacak. Merak etmeyesin. İlk işim onlara bir cep aldırmak olacak. Benim da buram ceplenecek.
TAHİR EFENDİ: Heh he… Aferin gızım. Erkek gibisin vesselam. Ma bizim zamanımızda yoğidi böyle cep mep. Biz gizlin gizlin mektuplaşırdık. Su başındakı taşın altına mektubu gor, cevabını da oraşdan gizlin gizlin alırdık. Biri görecek da laf olacak diye ödümüz patlardı. Ma şimdiki gençlerde nerdeee? Alenen buluşurlar, öpüşür sevişirler. Ma kimse da bir şey demez be Allah için. Ahlak değerleri değişdi yoksam biz geri galdık Allah için?
SABAHAT: Zaman geçer beyamca. Su gibi akıp gider. Durduraman zamanı. Değer yargıları da isder isdemez değişir.
TAHİR EFENDİ: Gabahat hep televizyondadır. İnsanlarımız televizyon izleye izleye değişiyor. Ne görseler hemendan uygularlar Allah için. Baksana gençlerin saç traşı değişdi. Saçlar geçi gibi kırkılır. Erkeler, kulaglarına küpe takarlar, gılık gıyafetler desen cabası. Palyaço gibiler Allah için. (Duraklar) Ehh biz da yaşlanırık değil. Çağa ayak uyduramayık. Zaman hep önden gider, biz da govalarık. Ta ki ömür bitinceye gadar.
SABAHAT: Allah uzun ömürler versin Beybaba. Maşallah daha sağlamsın. Turp gibisin.
TAHİR EFENDİ: Şükürler olsun. Elim dutar, ayağım dutar. Kimseye yük değilim. İnşallah da olmayık. Eee sen napan bakayım? Eyisin?
SABAHAT: Teşekkür ederim beyamca. Eyiyik. Aha sabah sabah bir telefon edeyim isdedim.
TAHİR EFENDİ: Hih hih hiii… Ben da gençliğimdekana sık sık telefon ederdim. Bütün genç gızları arardım. Allah için telefon parası çok gelir diye gızardı bubam bana. Rahmetli… Hih hih hii… (Burhan girer)

SAHNE 5
Evvelkiler –Burhan – Malak

BURHAN: (koşarak girer. Bağırır) Biz gidiyoruuuuuuzzz!
MALAK: Günaydın Beyamca.
TAHİR EFENDİ: Günaydın oğlum.
MALAK: Serpil Hanım günaydın.
SERPİL: Günaydın.
MALAK: (Sabahat’ı görmemiştir. Önce yengesi zanneder.) Yenge…(Sabahat’ı henüz farkeder. Şaşırır. Bakakalır) Gü.. gü.. gün-aydın!
SABAHAT: (Cilveli) Günaydııın!
MALAK: (Burhan’a) bu da kim?
BURHAN: Ev sahibinin gızı.
MALAK: Hiç de fena değil. (Sabahat kendinden geçmiş vaziyettedir. Rüya alemindedir sanki. Malak, aklına yeni gelmiş gibi, aniden) Haa sahi be yeğen. Nasıl da unuttum?
BURHAN: Noldu amca?
MALAK: Burhan’cığım, böyüce benim yapmam gereken çok önemli bir işim vardı. Unutmuşum. İsdersen sen okuluna git. Ben seni öğle çıkşında gelir alırım. Tamam?
BURHAN: (İsteksiz.) amcaaa!
MALAK: Amcası falan yok. Bak Tahir Efendi seni okuluna götürebilir. Değil be Tahir beyamca?
TAHİR EFENDİ: (Malak’ın asıl niyetini sezmiştir. Kafasını sallar) Hih hih hii … Seni, seni…Tabii götürürüm. Küçüykena da babam götürürdü beni hep okula.
BURHAN: Pekii. Ama başka zaman sen götürecen amca tamam?
MALAK: Ok-key be yeğen.
BURHAN: Hade dede çıkalım.
TAHİR EFENDİ: Çıkalım evlat. (Bastonunu alır, yürür. Malak’a sessizce) heh heheee hade sana da golay gelsin. Seni çapkın seni heh heh heee.
MALAK: (Sessiz) Hus ol da anlaycak şimdi be beyamca. Allah için senden da bir şey gaçmaz.
TAHİR EFENDİ: Hiç gaçaaarrr? Heh heh he… Hade bize eyvallah. (Çıkarlar)

SAHNE 6
Serpil – Sabahat – Malak

MALAK: Eveeet! Nerde galdıydık?
SERPİL: (Kıskanır. Yavaş) Hıh… Ağzının suyunu tutamadı aptal.
MALAK: (Sabahat’a) Efendim adınızı bağışlarsınııız?
SABAHAT: (Kendinden geçmiş) Efendim?
MALAK: Adınız?
SABAHAT: Sab-ba-hat!
MALAK: Efendim?
SABAHAT: Sabahat.
MALAK: Ah bu ne gabahat?
SABAHAT: Efendim?
MALAK: Adınız derim…
SABAHAT: Evet?
MALAK: Sanki da ab-ı hayat!
SABAHAT: Teşekkür ederim.
MALAK: Ben da:
SABAHAT: Siz neden teşekkür edersiniz?
MALAK: Eee şey! Teşekkürünüze garşılık, teşekkür.
SABAHAT: Ay çok naziksiniz.
MALAK: Öyleyimdir?
SABAHAT: Çok da kibar.
MALAK: Çoook!
SABAHAT: Ay!
MALAK: Lütfen elinizdeki o cebi bırakırsınııız?
SABAHAT: Neçin?
MALAK: (Romantik) Narin parmacıklarınızın arasında eriyip gaybolacak.
SABAHAT: Ay ne hoş!
MALAK: Hoş olan sizsiniz. O parmacıklarınız. Datlı, şirin parmacıklarınız yorulmasın.
SABAHAT: Ne gadar güzel.
MALAK: Güzel olan sizsiniz. Yüzünüzün parlaklığı garşısında yıldızlar sönük kalıyor. Güneş hasetinden çat diye çatlayor.
SABAHAT: Çatlasın. Bizi çekemeyenlerin hepsi da çatlasın.
SERPİL: (Şaşkın) Aaa! Ne oluyor bunlara? Eyice abtallaşdılar. Mübarek Leyla ile Mecnun’u da geçdiler. (Ellerini Malak’ın gözleri önüne götürür. Sağa sola oynatır) Hop hop! Yavaş gelin bakayım Tiyatro çevirmeyik ya buraşda.
SABAHAT: (İrkilir) ay, şey eee bu telefonda bir türlü düşmeyor. Bir daha arayım acaba?
MALAK: (Ciddi) Arayınız efendim. Arayınız. Ne demişler arayan mevlasını da bulur, belasını da.
SERPİL: (Sessiz) Belanızı bulursunuz inşallah. Ne be bu sabah sabah? Bizi da unuttular buraşda. (Malak oturur. Nermin Hanım esneyerek girer)

SAHNE 7

Evvelkiler – Nermin Hanım.

NERMİN HANIM: Aaa aaa… Herkese günaydın. Ay hepinizden özür dilerim. Çok geç kalktım galiba. Vakit da epey ilerlemiş.
SERPİL: Günaydın aba.
MALAK: Günaydın yenge.
NERMİN HANIM: Naptın be Malak? Rahat uyudumun?
MALAK: Ne den be yenge. Öyle bir uyumuşum ki kendime gelemedim. Ta kii …
SERPİL: (Kendi kendine) Leylasını görene gadar.
NERMİN HANIM: Efendim?
SERPİL: Eee bir şey yok aba. Herkes eyicene dinlendi derim.
NERMİN HANIM: eyi eyi. Aaa! Sabahat da buradaymış. Hoş geldin Sabahat. Napan? Eyimin?
SABAHAT: Hoş bulduk Nermin Aba. Aha bir telefon edeyim istedim. Serpil’in cebini aldım.
NERMİN HANIM: Çağ değişti Sabahatcığım. Artık herkes ceple görüşüyor. Sen da artık ceplensen eyi olur. Anneciğine de da bir cep alsınlar sana. Bu devirde artık herkese lazım.
SABAHAT: Olacak inşallah Nermin Aba. O da olacak. Sizler nasılsınız? Sizleri sormalı.
NERMİN HANIM: Eh nasıl olalım. Bizler da eyiyik. Misafirimiz var. Kayınım Malak. Londra’dan geldi. Tanışdınız herhalde.
SABAHAT: Evet tanışdık.
SERPİL: (Sessiz) Hem da ne tanışma. Resmen mayışdılar abdallar.
NERMİN HANIM: Annen baban ne yapar? Eyidirler?
SABAHAT: Eyiler. Selam ederlerdi size.
NERMİN HANIM: Getiren gönderen sağolsun. Canım bir akşam gelin da oturalım. Biraz dedikodu yaparık. Zaman var bir araya gelmeyik.
SABAHAT: Zaten biz da bu akşam size gelmeyi düşünürdük.
NERMİN HANIM: Sahiii? Aman ne eyi olur. Biz da hazırlığımızı yapalım bari.
SERPİL: (Kinayeli) Aman ne eyi ne eyi? Oturmaya geleceklermiş. Sen onu benim külahıma anlat. Gördün oğlancığı ağzının suyunu dutamadın. Evde galık paçoz. Bilmem zanneden?
SABAHAT: Neysa, ben da müsadenizi isteyim.
NERMİN HANIM: Müsade senin gızım. Annene da selam.
SABAHAT: Başüstüne. Eyi günler. (Malak’a) Tanıştığımıza memnun oldum beyefendi.
SERPİL: (Yavaş) Olmamın?
MALAK: (Ayağa kalkar) Ben da. İsderseniz evinize gadar refakat edeyim size. Yolda nolur nolmaz.
SABAHAT: Mersi çoook. Evim hemen şurada. Bir şey olmaz.
SERPİL: Belli oluuur? Bakan gurtlar guşlar gaçırıverir.
SABAHAT: Eyi günler.
MALAK: Güle güle.
SERPİL:(Çabuk çabuk) Güle güle, güle güle. Bunu saymayık gene beklerik.
SABAHAT: (Belli etmez) Sevimsiz şey. Hasedinden çatladı. (Çıkar)
NERMİN HANIM: güle güle canım.

SAHNE 8
Evvelkiler – Mustafa Bey

NERMİN HANIM: (Malak’a) Ne o sen hala çıkmamışsın. Burhan’ı götürmeyeceğidin?
MALAK:Çıkacağidim be yenge elde olmayan nedenlerden dolayı çıkamadım. Birazdan çıkarım. Çok önemli bir işim vardı da…
SERPİL: Aman ne önemli ne önemli.
MALAK: Evet gerçekten de önemli.
SERPİL: Ehh bu gadar yağlı ballı dil döküldüğüne göre gerçekten önemli olmalı.
NERMİN HANIM: Guzum saat gaç oldu?
MALAK: (saate bakar) Sekizi biraz geçmiş.
NERMİN HANIM: Eyvahh! Mustafa işe geç galdı. Lafa daldık, galdırmayı unuttuk.
MUSTAFA BEY: (Dışardan bağırarak) Allaaahhh! Yandım! (İçeri girer) ma ne galdırmadınız beni be? Hepsiniz ayakta. Aklıcığınız kesmedi beni galdırsın? (Elindeki çantayı yere bırakır. Hızlı hızlı kravatını düzeltir) Bak be hanım şuna da tamamdıır? (Sabahat kıravatı düzeltir.) Gaçın gaçın da çok geç galdım. (Çantayı unutur. Dışarı koşar. İki saniye sonra tekrar girer.) Gevvolem, çantayı ne vermezsiniz be ama? Unutturdunuz bana? Çantasız işe gidiliiir? (Tekrar kapıya yönelir. Sendeler. Çantayı düşürür. ) Hay Allah müstahakını versin. Acele ederik ya, bütün şeytanlar üşüşdü gafama. La havle vela kuvvete billahi hülazim, kör şeytan kör yüzüne… Gevvolem bütün aksilikler üzerimde böyüce. Çekilin çekilin… (Çıkar. Perde kapanır)

İKİNCİ PERDENİN SONU

PERDE lll

Ara Oyun

(Burada Malak ile Sabahat’ın flörtlüğü verilmelidir. Bir pastanede buluşurlar. Ama özel bir dekor olarak hazırlanmamalıdır. Sahnenin bir köşesi kullanılabilir. Bir masa iki sandalye olabilir veya bir kanepe de düşünülebilir. Malak kızı kandırabilmek için her yola başvurur. Kız dünden razıdır. Aptalca davranır. Önce Annesi ile Sabahat vardır.)
AYŞE HANIM: Bana bak gız. Aklı başına toplayasın. Otur şuracağa adam gibi bir gısmet bul gendine. Evde galacan bu gidişinan.
SABAHAT: Ama anne, oğlancık yakışıklıdır. Hem zengin da.
AYŞE HANIM: Nereşden bilin şu zengindir?
SABAHAT: Geyimi guşamı eyidir. Hem da çok kibar. Ruhumu okşar. Şiir gibi gonuşur. Hem de Serpil söyledi.
AYŞE HANIM: Tamam tamam. Annadık. Ne yap ne et yak gendine oğlancığı. Dişiliğini gullan.
SABAHAT: Dişimi nasıl gullanacağım?
AYŞE HANIM: Aptal ne dişi? Gadınlığını, Cazibeni gullan. Ne bileyim biraz guyrug salla işte.
SABAHAT: Ben maymunum bi şey? Sen da!
AYŞE HANIM: Haspa. Sen da bir şey bilmen. Evde galacan evde. Aç gözünü. Daha ne deyeyim sağa? (Aniden dışarıda birini görür) Aha gelir seninki. Ben gaçıyorum. Birazdan gelirim. Hade göreyim seni da tavla şu oğlancığı.
SABAHAT: Ben utanırım.
AYŞE HANIM: Başlatma gene. (Çıkar)
MALAK: Ooo! Sabahat hanım! Merhabalar. Ne eyi oldu da rastladım size. Aha şuracıkdan geçerdim, baktım bir de ne göreyim?
SABAHAT: Ne gördünüz?
MALAK: Bir ay parçası. Hani yağmur yağdıktan sonra böyle gökkuşağı çıkar ya rengarenk onun gibi olmuştu içerisi. Gözüm gamaştı Allah için. Baktım. Dünyanın en güzel gızı oturma mı içerde? En azından bir sesleneyim dedim.
SABAHAT: Ayy ne güzel gonuşursunuz. Ma bilin beni de annem zorunan yolladı ya buracağa. Hani erken galkan gısmetini bulurmuş ya onun için.
MALAK: Ma ne gısmeti? Yeycek bi şey alacağıdın?
SABAHAT: Yok be! Evde galmayayım deye.
MALAK: Ma senin gibi güzel bir gızın evde galması düşünülemez zaten.
SABAHAT: Teşekkür ederim. Çok naziksiniz.
MALAK: Öyleyimdir. Zira nadide çiçekleri çok severim.
SABAHAT: Arı gibi her çiçekten bal alırsınız?
MALAK: Hayır! Onu çapkın, Kazanova erkekler yapar. Ben daha henüz koklanmamış bir gülüm. Henüz kalbimi çalacak biri çıkmadı garşıma. Şu ana gadar.
SABAHAT: Peki şu anda?
MALAK: Çıkma mı? Çantanıza bir bakın istersanız, göreceksiniz
SABAHAT: (Çantasına bakarak) Sahi? Ne göreceğim?
MALAK: Galbimi.
SABAHAT: Ay! Ben da başga bir şey zannetdim. Yani şimdi hayatınıza ilk giren gadın beniiim?
MALAK: Tabii canım; ama nedense bütün kadınlar hep aynı şeyi sorarlar?
SABAHAT: Ne sorarlar?
MALAK: Eee şey yaşımı soruyorlar. Böyük müyüm deye. Hani yaş farkı olur ya…
SABAHAT: Yaşın bence hiç önemi yok. Önemli olan sevgi. Karşılıklı aşk. Sevgide paranın pulun da önemi olmaz. Değil?
MALAK: Ne demek? Tabii olmaz. Ben daha güçücük bir çocukken öğrenmiştim bunu.
SABAHAT: Nasıl?
MALAK: Babama “evlenmek gaça mal olur insana?” deye sormuşdum. O da bana “bilmiyorum oğlum”, annemi göstererek, “bak ben hala öderim” demişti.
SABAHAT: Annene borcu varıdı?
MALAK: Eh!
SABAHAT: Ben, mutlu bir evlilik isderim. Sevgi ve saygıya dayalı olsun. Garşılıklı güven olsun. Eşler biribirlerini aldatmasın. Yalansız, dolansız, riyasız bir yuva. Ne dersiniz?
MALAK: Tabii aynen gatılıyorum. Mutlu bir evliliğin bana göre dört şartı vardır.
1. Güzel yemek yapan, evi çekip çeviren sizin gibi güzel bir gadın olmalı.
2. İyi para gazanan, gendi ayaklarının üzerinde duran sizin gibi hoş bir gadın.
3. Yatakda sınır tanımayan arzulu ve sıra dışı biri olmalı. Vahşi bir kaplan gibi…
4. En önemlisi, bu üç gadının da birbirinden haberleri olmamalı…
SABAHAT: Hangi üç gadın?
MALAK: Ne üç gadını?
SABAHAT: Öyle dediniz ya?
MALAK: Haaa! Yok yanlış annadınız. Üçü da sizin gibi dedim.
SABAHAT: Ne güzel. İçinizden geldiği gibi gonuşursunuz. Katı kuralcı değilsiniz. Ben, evlilikte katı kuralcılığı isdemem. Beni seven esnek olmalı.
MALAK: Hem da lasdik gibi. Sündür da sündür.
SABAHAT: Evveeet.
MALAK: Gural da neymiş. İlkel insanlar zamanında guralları gadınların gözünü gorgutmak için goymuşlar. Hani gaçmasınlar deye.
SABAHAT: Evet.
MALAK: Gadın boş durur? İki bin sene sonra erkekten intikamını aldı. Feminizm denen bir canavar yaraddı.
SABAHAT: Ayy evet!
MALAK: Benim gurallarım yoktur. Öyle gatı değilimdir. Sadece savunduğum üç madde vardır.
SABAHAT: Nedir onlar? Çok merak eddim.
MALAK: Bir. Malak Haklıdır. İki Malak her zaman haklıdır. Üç Malağın haksız olduğu yerde ilk iki madde geçerlidir. Bu gadarcık. Annadımın?
SABAHAT: Ne güzel gonuşun. Gadınları çok eyi tanırsınız. İsteklerini eyi biliyorsunuz. (Bu arada yönetmen tarafından istenirse Ayşe Hanım uzaktan arada sırada meraklı bir şekilde kafasını pencereden uzatmış olarak gösterilebilir. Ama onu sadece seyirci görecektir.)
MALAK: Bilmemim. Uzmanlık alanıma girer.
SABAHAT: Nasıl?
MALAK: Londra’da gadınlarınan garşılıklı iş yaptığım için eyi tanırım onları. O yüzden yanılmam hiç.
SABAHAT: Ne iş yapardınız oraşda?
MALAK: Ben mütevazı bir insanım. Gendime ait birkaç dane iş yerim var. Onnarı işledirim.
SABAHAT: Durumcuğunuz eyidir yani?
MALAK: Eh! Allah’a şükürler olsun geçinip giderik.
SABAHAT: Bekarıdınız değil?
MALAK: İşlemekden evlenmeye bir türlü fırsat bulamadım. Arkadaşım dahi olmadı böyüne gadar.
SABAHAT: Ay. Benda bekârım. Benim da hiç arkadaşım olmadı.
MALAK: Sahi? Ne gadar da çok ortak yanımız var.
SABAHAT: Evet. Ben da düğünümde gelinlik geymek isterim. Allı duvaklı gelin olayım, başga bir şey istemem.
MALAK: O da olacak. Rüyalarımız çok yakında gerçekleşecek. (Kendi kendine) Sen yeter ki paracıklardan haber ver.
SABAHAT: Peki gızlar neden beyaz gelinlik geyerler?
MALAK: Çünkü bu onların en güzel, en mutlu günüdür. Beyaz, saflığın, güzelliğin, berraklığın simgesidir de ondan.
SABAHAT: Peki erkekler neden damatlıklarını hep siyah giyerler?
MALAK: Çünkü o gün erkeklerin yandığı gündür.
SABAHAT: (Şaşkın) Neden?
MALAK: Yok, yok bir şey. Hade isdersan biraz gezmeye çıkalım. Gezdir beni.
SABAHAT: Yok ben gısmetimi bekleycem. Annem öyle dedi.
MALAK: Peki annen benim de senin gısmetin olabilecğimi demediiii?
SABAHAT: (Gülerek) Dediiii.
MALAK: O halde no problem.
SABAHAT: Yes be annem!
( Ayağa kalkar kol kola çıkarlar)

Sahne 1
Malak – Burhan

Dekor aynıdır. Ev daha da derli topludur.

MALAK: (Duvarda bir ayna olacaktır. Aynaya bakarak kendine çeki düzen vermektedir. Bu arada ıslıkla şarkı mırıldanmaktadır. Kıravatını düzeltir. Saçlarıyla oynar. Takım elbise giymiştir. Çok şıktır.) Vay guzzum vay! Analar neler doğurur be ama? Bu yakışıklı sahiden beniiim? Gevvolem. Şu boya, şu posa, şu endama bak. Hangi gız vurulmaz be ama? Hangi gız cazibeme gapılmaz?
BURHAN:(Sonradan içeri girer. Islıkla şaşkınlığını ifade eder) Vaooovvv! Bu ne şıklık be amca? Hazır tanımayayım seni! Bilirmin artist gibi olmuşsun.
MALAK: Sağol be yeğen. Gerçi zaten şıkım da, böyüce her zamankından daha şık olmam gerekiyor annadımın?
BURHAN: Neçin? Bu günün ne önemi var?
MALAK: Olma mı? Bu gün her zamankinden daha önemli. Zira balık zokayı yuttu. Oltaya dakılmak üzere. (Oynamaya başlar) şinanay yavrum şina şinanay!
BURHAN: Balığa gidiyon? Ben da geleyim.
MALAK: Yok be oğlum. Balığa falan gitmem!
BURHAN: Eee ne balığı bu?
MALAK: Bu balık başga balık.
BURHAN: Nasıl?
MALAK: Ayaklı. Yörür!
BURHAN: Bizim gibi?
MALAK: Bizim gibi ya. Hem da gonuşur.
BURHAN: Gafayı yedin be amca? Hiç balık gonuşur, yörür?
MALAK: Senin böyle şeylere aklıcığın ermez. Daha bekleycen.
BURHAN: Bekleyceeem? Ma neyi bekleycem?
MALAK: Elinin körü! Treni bekleycen. Boş ver derim sağa. Anlatsam da annaman. Onun için hus ol da rahat hazırlanayım. (Ellerini havaya açar. Sevinçli) Hey goca Allah’ım ne böyüksün sen! Nereye gitsem bir afet çıkarıyon garşıma. (Cep telefonunu çıkarır. Arar) Hah çalar. Aloo! Be Maykıl sensin? Bak oğlum, şimdi sana çok önemli bir görev vereceğim… (Burhan’a sorar) Be yeğen misafirler gaçda gelecek?
BURHAN: Yedibuçuk gibi gelirler.
MALAK: (Telefona döner) Bak oğlum saat tam sekizde beni araycaaan tamam? Boşver şimdi. Tam sekizde. Ben ne dersem deyeyim sen aldırma. Tamam deycen, Annadımın? Unutmayasın ha, tam sekizde. Hatırlatmana gaydet. Ara beni. Hade gözüm. Öptüm. Kiss you. Baayyy. (telefonu kapatıp cebine koyar.) Bu iş da tamamdır.
BURHAN: Amcaaa!.
MALAK: Efendim.
BURHAN: Dışarı çıkalıııım?
MALAK: (Sert) Neee?
BURHAN: Dışarı dedim. Dolaşalım biraz. İsdermin gezdireyim seni?
MALAK: Ma ne dışarısı be oğlum? Delimin sen? Nerden çıkdı bu şimdi pat diye?
BURHAN: Öyle canım ister be amca.
MALAK: İşimiz var dedik ya.
BURHAN: Ne işi?
MALAK: İnce iş. Bu işi halledeyim istediğin yere giderik. Tamam?
BURHAN: İnce iş da ne demek?
MALAK: (anlatmaya çalışır anlatamaz.) İnce iş, eee ince iş, işde ince iş…
BURHAN: Annamadım.
MALAK: Yav boş ver gendini. Senin aklın böyle işlere ermez. İlerde öğreneceen.
BURHAN: Şimdi öğrensem olmaaaz?
MALAK: Olur. Mu? Olmaaaz.
BURHAN: Neçin?
MALAK: Yaşın müsait değil.Gevvolem anan dilim dilim doğrar sonra beni. (Taklit ederek) Malak sonunda bu çocuğu da gendine benzeddin. (Burhan’a)Yörü oğlum işine da sonra hepsini da öğrenin. (Nermin Hanım girer.)

SAHNE 2
Malak –Burhan –Nermin Hanım

NERMİN HANIM: Oooo! Beyler! Amca-yeğen başbaşa böyle ne çekiştirirsiniz bakayım?
BURHAN: (Birden) İnce işlerden bahsederdik anne.
NERMİN HANIM: (Şaşkın) Annamadım. Ne ince işi?
MALAK: (Kurtarmaya çalışır) Eee önmeli bir şey değil yenge. Benim meslekden bahsederim gendine. Hani şu ince işlerden. Güzel gonuşma sanatı. Datlı dilli olma. İnsanlara şirin görünme. Herkese insancıl davranma sanatı.
NERMİN HANIM: Aman aman yok yok. Senin güzel gonuşma sanatını çok eyi bilirik. Nolur çocuğun aklına öyle kötü şeyler sokma. Vallahi o da üçkağıtçı olup çıkar.
MALAK: Teessüf ederim yenge. Ne yani biz şimdi üçkağıtçıyık?
NERMİN HANIM: Yok öyle demek istemedim. Yannış annamayasın. Hani babası duyarsa çok gızar.
BURHAN: Anne dayım beni at yarışlarına da götürecek söz verdi.
NERMİN HANIM: At Yarışııı? Ammananam yok da. Buban duyarsa dilim dilim doğrar seni. Öyle şeylerle ilgilenmek sana düşmez. Resmen gumardır o. Vallahi buban duymasın. Garışmam.
MALAK: Merak etme da ruhu dahi sezmeycek. Ma sahi nereşdedir gendi?
NERMİN HANIM: İçerde. Hazırlanır. Bilin ya birazdan misafir gelecek.
MALAK: (Bilmez gibi) Öyle miiii? Kimler geliiiir?
NERMİN HANIM: Bizim ev sahibesiyinan gızı gelecek. Hem da eşi.
MALAK: Gız evlidiiir?
NERMİN HANIM: İlahi Malak. Evli olan gız değil. Annesi. Annesinin eşini derim sana.
MALAK (Yeni anlamış gibi) Haa şimdi annadım! Sabahki gızı den. Hani şu alo.
NERMİN HANIM: Evet o. Sen napan? Hazırlanmışsın. Bir yere gideceğidin?
MALAK:Eee şey… Biz..beraber…
NERMİN HANIM: (Sözünü keser) Yooo olmaz! Ayıp olur. Bir yere gitmeyin. Hem senin için gelirler canım.
MALAK: Benim için?
NERMİN HANIM: Tabiii. Sana hoş geldin deycekler.
MALAK: Vay guzzum vay! Bu ne medeniyet? Eh madem öyle galayım bari. (Aniden koltuğa oturur. Adeta yapışır.)
NERMİN HANIM: Ben da şuralara bir çeki düzen vereyim. Gerçi Serpil sağolsun etrafı bir güzel toparlamış. (Eşyaları düzeltmeye çalışır.)
MALAK: (Kalkar) Yardım edeyim.
NERMİN HANIM: Yok yok. Sen otur. Rahatına bak. Zaten önemli bir şey da yok. (Mustafa Bey Tahir Efendi konuşarak girerler.)

SAHNE 3
Evvelkiler – Mustafa Bey – Tahir Efendi.

TAHİR EFENDİ: (Sahnenin bir köşesinde konuşurlar) Bilir min damat? Gençkena ben da Allah için çok çapgınıdım hani. Mahallenin gızları neler çekmedi elimden. Sokağa şöyle bir çıkdımım bütün pencereler açılır, gül yüzlerini gösterirlerdi bağa. Mendil sallayana bakan, yok çiçek atana bakan, yok pencereden kendini atana bakan…
MUSTAFA BEY: Yok da be baba?
TAHİR EFENDİ: Allah inandırsın seni. Gollarımı şöyle açarsaydım gızlar patır patır düşerdi gucağıma… (Gülerler.)
MUSTAFA BEY: Ma şimdi yok öyle çapgınlıklar buba.
TAHİR EFENDİ: Hih hih hii… Yook? Sen öyle zannet. Şimdikılar daha hızlı. Çapgınlıkta biz onlara yetişemeyik. Her akşam disko bar gezeller. Yeller, içerler. Ma bilin en kötü yanı sarhoş sarho araba gullanmaları. Görmemin ne gadar can yandı öyle.
MUSTAFA BEY: Doğru söylen beybuba. Artık gençlerimizin da akıllarını birazcık olsun toplamaları gerekiyor. Tamam gençsiniz. Eğlenmek hakkınız. Ma bile bile da ölüme koşulmaz ki. Hiç değilse alkollü araba gullanmasınlar.
TAHİR EFENDİ: En çok neye gızarım bilin. Bu çocuklara araba veren babakara gızarım. Yav daha çocuk reşit olmamış. Dünyaya daha pembe bakar. Verin arabayı gene, yanında manitacığı da olunca tabii ki hızla gider. Hem da alkollü. Bunun sonu felakettir. Onun için babaların bilerek bu çocuklara araba vermemesi gerekir.
MUSTAFA BEY: Doğru söylen buba. Ben da hep ondan gorkarım. Aha bizimkısı büyür. Bir gaç sene sonra o da isteycek. E bizim gardaş da var.
TAHİR EFENDİ: He he he! Senin şu gardaş var ya az zampara değil Allah için.
MUSTAFA BEY: Yok beybaba! O öncedendi. Şimdi söz verdi. Bundan böyle yapmaycak öyle şeyler.
TAHİR EFENDİ: (Güler) Hih hih hii…İnanın sen da. Görmemin ev sahabının gızına nasıl da yeycek gibi bakardı.
MUSTAFA BEY: Yok baba. Yok. Sana öyle gelmişdir. Gözünü seveyim eşşeğin aklına garpuz gabığı düşürme. Neme lazım gene başımız belaya girer da yine deli divane ev aramaylım. (Onları görür) hah işde o da buraşdaymış. (Şıklığını görünce şaşırır) Ooo be gardaş! Bu ne şıklık böyle?
MALAK: Sağol be gardaş. Her zamanki halimiz.
NERMİN HANIM:Eee o gadarcık da olsun değil? Misafir gelecek birazdan. Ondan böyle şık giyinmişdir.
MUSTAFA BEY: Hanım, misafir dedik. Görücü demedik.
NERMİN HANIM: Canım biz da bir şey demedik. Misafirlerin garşısına nasıl çıkacağıdı?
TAHİR EFENDİ: Misafir geliiir? Kim gelir be ama?
NERMİN HANIM: Ev sahibesi.
TAHİR EFENDİ: Ev sahibesiii? Ya o gılıbık gocası?
NERMİN HANIM: Evet. O da gelecek.
TAHİR EFENDİ: Gızı, gızı?
NERMİN HANIM: Canım o hiç gelmezsa oluur?
TAHİR EFENDİ: (Malak’a bakarak sinsi sinsi) Hih hih hiii…. Seni çapkın seni. (Birden sertleşir) Ama yok! Çekemem! Allah için o gılıbık adamı hiç çekemem.
MUSTAFA BEY: Noldu beybaba? Celallendin.
TAHİR EFENDİ: Yok damat. Ben ne o gılıbık adamı çekerim; ne da acuze olacak o şırfıntı garısını. Hele da o gılıbığı göreyim on yerimden çatlarım Allah için. Çekemem. Annadın? Çekemem. Hade bana eyvallah.(Kapıya yönelir)
MUSTAFA BEY: Ne o baba? Yılların gazak erkeği, çapkın adamı Tahir Efendi bir garıdan gaçaaar?
TAHİR EFENDİ (Durur, döner) Yok be damat! O bir garı değil goncolozun ta kendisidir Allah için. Hele da gocası olacak gılıbık gudurtur beni. Erkeklerin yüz garası. (taklit ederek) Musaaa! Canııım. (Gülerler) Hade bana müsade. (Çıkar. Diğerleri gülerler.)
MUSTAFA BEY: (Arkasından bağırarak) Güle güle baba! Gendine hakim ol. Yok bu sinirinan gafede harb çıkarasın. Tavlacığını oyna da gel. Gaybetme sakın.(Gülerler Otururlar.)
Ma bu misafir işi da nerden çıkdı be hanım? Akşam akşam diğnenseyidik olmazdııı?
HANIM NERMİN: Canım eve gelen misafire gelme deylim?
MALAK: Olur hiiiç? Çok ayıp gaçar.
NERMİN HANIM: Tabiii. Gel da ağabeyine anlat.
MUSTAFA BEY: Canım biz bir şey dediiik? Hemen da sertlenirsiniz. Bana be. Gelen ağam, giden paşam. (Kapı çalar) İti an çomağı hazırla. Vallahi geldiler. (Nermin Hanım ile kapıya yönelir)

SAHNE 4
İçerdekiler –Ayşe Hanım- Sabahat- Musa Bey

NERMİNHANIM: Ben açayım isdersan?
MUSTAFA BEY: Canım ne farkeder? Ha sen ha ben? İkisi da aynı şey değil?
NERMİN HANIM.: Ben açayım ben. Adettir. (Kapıyı açar) Aman Efendiiim! Kimler gelmiş? Kimler gelmiş? Hoş geldiniz. Hangi rüzgar attı sizi böyle?
AYŞE HANIM: (Kapıdan) Hoş bulduk şekerim. Zaman var görüşemeyik. Şöyle bir uğraylım dedik.
NERMİN HANIM: Aman ne eyi eddiniz da uğradınız. Siz da hoş geldiniz Musa Bey.
MUSA BEY: (Ufak tefek biridir. Karısıyla tam tezattır. Dışarılara bakar. Bir şey ararmış gibi)
AYŞE HANIM: (Koluyla dürter) Sana seslenir. Ne bakman? Ne aranın öyle?
MUSA BEY: Ha! Ma noldu be? Ha hoş bulduk be gomşu. Rüzgar dediniz da ona bakarım. Acep hava bozdu yağmur yağacaaak?
AYŞE HANIM: (Çaktırmadan vurur) Salak! Sana onu demez.
MUSA BEY: Ma ne vurun be öyle. Delecen oracığımı Allah için.
MUSTAFA BEY: Efendim hepsiniz da hoş geldiniz. Buyurun oturasınız. Rahatınıza bakınız.
AYŞE HANIM: (Önüne gelen kocasına bağırır) Musaaa bey!
MUSA BEY: Efendim.
AYŞE HANIM: Çekil şöyle ayak altından Kalabalık yapan bana.
MUSA BEY: Özür dilerim garıcığım. Tabii sen nasıl isdersan. Nereye geçeyim.
AYŞE HANIM:Cehennemin dibine.
MUSA BEY: tabii canım derhal. Öl de öleyim. (Yürür)
AYŞE HANIM : (Kolundan tutar) Nereceğe?
MUSA BEY: Cehennemin dibine dedin ya. Oracaağa giderim.
AYŞE HANIM:Otur otur!
NERMİN HANIM: İsderseniz şöyle buyurun Musa Bey. (Yer gösterir)
MUSA BEY: Evet. Öyle buyurayım.
MUSTAFA BEY: Ma gomşum! Nerelerdesin yav? Yüzünü gören cennetlik oldu.
MUSA BEY: Napalım be gomşu. Aha, iş güç. Geçinip giderik Allah için. Dışarı çıkamayık ya. Bilin avaracı değilik.
MUSTAFA BEY: Bilirim bilirim. Çalışkan adamsındır vesselam. Eee siz nasılsınız Ayşe Hanım?
AYŞE HANIM:Teşekkür ederim Mustafa Bey. Biz da eyiyik. Sizleri sormalı.
MUSTAFA BEY: Eyiyik eyiyik.
AYŞE HANIM: Kusurumuza bakmayın. Rahatsız ettik sizi.
MUSTAFA BEY: Reca ederim efendim. Ne rahatsızlığı. Şeref duyarık. Zaten gomşuyu da epeydir göremezdik. Mahana oldu da gördük.
AYŞE HANIM: Eh o da ara sıra çıkıyor işde.
MUSA BEY: Sağol garıcığım. İzin verdiğin için.
AYŞE HANIM: (Koluyla şöyle bir dürter. sessizce) Hus ol!
MUSTAFA BEY: Eee Sabahat sen napan?
SABAHAT: Teşekkür ederim, Mustafa abi, gördüğün gibi eyiyik. (Malakla bakışırlar)
BURHAN: (Amcasına gizli) Amca görün ya gıccağaz sağa bakar.
MALAK: (Sessiz) Çaktırma oğlum, çaktırma. Hus ol. Hus ol.
NERMİN HANIM: Maşallah Sabahat gızımız da pek güzel oldu. Böyüdü, serpildi. Kırkbirbuçuk kere maşallah. Allah kem gözlerden saklasın.
SABAHAT: Teşekkür ederim.
MUSA BEY: Eeee… goca ararık gennine!
AYŞE HANIM: (Sert) Muuuuussaaaa!
MUSA BEY: (Korkakça) Canıııııımmmm!
AYŞE HANIM: Canın çıkar inşallah! Ağzını açma.
MUSA BEY: Napdım gene?
AYŞE HANIM: Hus olasın da o çeneciğini gapayasın. Ağzını açmaycan tamam? Yırtarım!
MUSA BEY: Tamam garıcığım. Susdum. (Eliyle ağzını diker)
AYŞE HANIM: Efendim, bilirsiniz bizimki biraz şakacıdır. (Kocasını çimdikleyerek) Ben sana bilirim yapacağımı. (Musa Bey irkilir. Havaya sıçrar) Otur gocacığım otur. (Eliyle elbiselerini çekerek oturtur) (Burhan’a döner) Eee sen napan a yakışıklı! Hade bakayım tatile da girersiniz. Dersler nasıl bakayım?
BURHAN: Eh şimdilik eyidir. Amcamı beklerim. İnce işleri bitsin da sonra gezeceğik.
MALAK: (Öksürerek) Öhö öhö! Burhan senin ödevin yok muzdu? Sınavlarınız da başlayor. Hade bakayım geç içeri da ders çalış. Senin gibiler, bu saatlere gadar galmamalı, değiiiil?
NERMİN HANIM: Tabii. Amcan doğru der. Hade bakayım Burhan. Geç içeri da ders çalış.
BURHAN: (İsteksiz) Sonra yaparım anne.
NERMİN HANIM: Kesinlikle olmaz. Şimdi yapacan. Hemen. Hade marş marş.
BURHAN: Peki napayıııım? (Kapıya yönelir. Yürür. Sonra geri döner.) Haa az daha unuturdum. Baba bilin ya. Yarın okulun banga günü. Bangaya ne yatıracağım.?
MUSTAFA BEY: Bakarık oğlum. Sabah ola hayrola. Yarın üç beş lira veririk.
MALAK: (Atılır) Aman be gardaş sen da ne gadar pintisin? Yarına galır hiiiiç? Çocuk rahat rahat uyusun. (Burhan’a) Ne isden be amcam?
BURHAN: On lira.
MALAK: On liraaa? Ma nedir olan on lira? (Cebinden cüzdanı çıkarır. Deste deste paranın içinden bir tane alır.) Al sana yüz isderlin. Bozdur bozdur harca. Artık gocaman adam oldun değil? Yok öyle üç beş lira. Çocuk değilsin ya…
BURHAN: (Sevinçle) Vaaaaavvv! Yaşşa be amca! Sen bir danesin. (parayı alır. Diğerlerinde şaşkınlık ifadeleri) Hepinize iyi akşamlar. (Çıkar)
MALAK: Şimdi bütün kitapları yutmazsa adam değilim.
MUSA BEY: (Gözleri parlar) Kardeşiniz ne iş yapar Mustaa Bey?
MUSTAFA BEY: Londura’dan yeni geld
MUSA BEY: Desenize cukka sağlam.
MUSTAFA BEY: (Anlamamıştır) Buyur gomşum?
MUSA BEY: Cukka, cukka! Yani, Para derim para. Maşallah çok parası var. Kese yerinde. İşi düzgün olsa gerek?
AYŞE HANIM: Muuusaaa!
MUSA BEY: Caaanııımmm!
AYŞE HANIM: Hus ol!
MUSA BEY: Gevvolem napdım gene?
AYŞE HANIM: (Dürter)
MUSA BEY: Annadık annadık. Susdum.
MUSTAFA BEY: Vallahi ben da bilmem be gomşu. Zaman var görmem gendini. Orada bunca zamandır galdı. Bunca zaman işlerdi. Ma napardı bilmem. Mutlaka bir şeyler yapmışdır. Aha yüzü buraşda. Gendine sorun.
MALAK: Yok be gardaş. Öyle fazla bir şeycik yapamadım. Azacık bangaya para attım o gadar.
AYŞE HANIM: Sorması ayıp ne gadar?
MALAK: Eh! Yaklaşık, eeeee… elliiiii – yüz bin isderlin gadar.
DİĞERLERİ: Oooooo!
MUSTAFA BEY: (Şaşkın) Neee? Doğru den be gardaş?
MALAK: Londura’da iki dane restorandım var.
DİĞERLERİ: Oooooo!
MUSTAFA BEY: Neee?
MALAK: Beş dane gahvehanem var.
DİĞERLERİ: Ooooo!
MALAK:Bir dane temizlik şirketi açdım.
DİĞERLERİ: Ooooo!
MUSTAFA BEY: Neee?
MALAK: Evet.
MUSTAFA BEY: Başga?
MALAK: İki dane minicab çalışdırırım.
MUSTAFA BEY: O da ne be? Türkça gonuş Allah için!
MALAK: Nasıl deller buraşda? Yaniiiii daksi. Daksi be gardaş.
DİĞERLERİ: Oooo!
MUSTAFA BEY: Başga?
MALAK: Başga ne olsun be gardaş? Bilin ya hayvanları çok severim.
MUSTAFA BEY: Bilmemim.
MALAK: Hele da atçıkları ve köpecikleri çok severim.
MUSTAFA BEY: (İmalı) Hımmm!
MALAK: Herkes binmeyi sever. Ben da koşarlarkana severim. Böyle hani şu goşallar dıgıdık dıgıdık bayılırım.
MUSTAFA BEY: Başgaaa?
MALAK: Bir gaç tane köpecik aldım. Onları beslerim. Dongastırda.
MUSTAFA BEY: O da nedir?
MALAK: Şehirciktir. Londuradan birkaç yüz mayıl dışarıda. Gider da bazen onları izlerim.
AYŞE HANIM: Maşallah Bu yaşta böyle hayvan sevgisi. Görülmemiş değil doğrusu.
MUSTAFA BEY: (Kendi kendine) Sever. Sever itoğlu it.

MALAK: Biraz da buracaağa yatırım yapmayı düşünürüm.
MUSTAFA BEY: Nasıl yani?
MALAK: Bir gaç tane ofiscik. İki dane da beş yıldızlı, gumarhaneli, restoranlı, gazinolu turistik bir otel açmayı düşünürüm. Bir Girne’ye. Bir tane de Mağusa’ya…
DİĞERLERİ: Aaaa!
MUSTAFA BEY: Yok deve…Ma sarman ya bizi. Yok maytap geçesin biziminan.
MALAK: Bunlar da ne be gardaş? Bir gaç tane de TIR alıp nakliye işlerine da el atayım isderim.
MUSA BEY: Ticaret. Asıl para ticaretde.
MALAK: Onu da düşündüm. Eee Londra’dan, Paris’den, Japonya’dan mal alıp getireceğim. Buraşda satacağım. Elektrik elektronik. Araba, yedek parçalar… İşte buna benzer ufak tefek şeyler…
MUSTAFA BEY: Ufak tefeeeek? Yörü be oğlum işine. Sabahdan beri boğdun bizi parayınan bunun içinde. Sarman ya bizi be gardaş?
MALAK: Reca ederim. Daha inşaat işlerinden söz etmedim.
MUSTAFA BEY: Ma o da var?
MALAK: Eee be gardaş. Baktım ki buracıkta inşaatta patlama var. O sektöre el atmasam olur?
MUSTAFA BEY: Olmaaazz! At gardaş at. Biraz daha yüksekten at.
AYŞE HANIM: Ay maşallah. Tu tu tu, kırkbir buçuk kere maşallah!
MUSA BEY: (Kendi kendine) Tam gızına göre bir goca işde. Para çoook. Eh yakışıklı da sayılır. Daha ne isden? Gerçi sen gızını zorla da verin ya…
AYŞE HANIM: (Tatlı bir eda ile) Bir şey dedin gocacığım? Anlamadım. Emret.
MUSA BEY: Yok yok. Bir şey demedim. Kendi kendime konuşurum işde.
AYŞE HANIM: Ah canııım. Ben da bana seslendin sandım.
MUSA BEY: Aman garıcığım, ben sana bir şey söyleyebiriiimm? Ne haddime?
AYŞE HANIM: Estağfurullah bey. Çok şakacısın. İstersen benim kemiklerimi dahi kırarsın.
MUSA BEY: Ay sahi mi? Ben da inandım.
AYŞE HANIM: (Kızına sessiz) Bana bak kız! Aklını başına topla. Ne yap ne et, şu oğlancığı kendine yak. Sımsıkı bağla kendine.
MUSA BEY: (Sessiz, uzanarak) Kendirinaaan?
AYŞE HANIM: (Sessiz) Hus ol be! (Kızına) Oğlan başlı başına bir servet. Allah bilir yeyicisi da yokdur. Şu cadalozlara yedirmeyesin paracıkları. Bu gısmeti da gaçırdın evde galın vallahi. Bunun gibisi bulaman. Gaçacak gibi değil. Çil çil para.
SABAHAT: (Nazlı) Ben utanırıııııım!
AYŞE HANIM: Başlarım şimdi utanmana! Sırasıdıııır? Aç gözünü. Başgalarına gaptırın vallahi. (Mustafa’ya döner) Ay gerçekten çok zeki, çalışkan bir kardeşiniz var. Garısıyla geldiiii?
NERMİN HANIM: Malak evli değil. Daha bekar. Hayırlı bir kısmet bulursak hemen baş göz edeceğik.
AYŞE HANIM: Açsın gözünü canım. Etrafında gız yook? Burnunun dibinde. Biz da yardımcı oluruk. Buraşda gız mı yok?(Kızına bakarak) Hade hayırlısı.
NERMİN HANIM: Teşekkürler.
MALAK: Yenge onlar sonraki mevzular. Hele cebimiz bir dolsun. İşimize başlaylım, sonra düşünürük. (Malak’ın cep telefonu çalar. Gerekirse Malak burada ağzıyla telefon çalma sesi taklit edebilir) Cebim çalar. Be gardaş iznin vardır bir bakayım?
MUSTAFA BEY: Ne demek?
MALAK: (Diğerlerine) Özür dilerim. (Telefona bakar) Aaa Londra’dan gelir. Helooov. Who is he? Are you Maykıl? Yes be Maykıl! How are you be gardaş? Yeess! Good good! Ben da good, ben da good! Fabrikalar nasıl be gardaş, Factory, factory! (Oradakilere) Türkçeyi pek bilmez da. (Telefona) Restaurants? Good? Oh yess! Ben da buraşdaki işleri hallederim. Gazino, hotel, Tır, mır understand? (Yavaş sesle) Çaktırma. Devam et!Be bir da tiyocuk veresin bana. Bu gün Makkoy ne yapacak? oynayayııımm?(Yüksek) What? Dönere başladınııız? Adana’ya da başlayın be gardaş. Bilin ya gavurlar bayılır bizim şiş kebaba.Yes be gardaş. Perfect! Perfect be gardaş! Ha? Yes yes. No problem. Korkacak bir şey yok. Spencer’e ve Dettori’ye selamlar. Dört gözünan beklerim gendileri. Johnson napar be? Onu da bir göresin. Sonra satmasın bize, tamam! Hade canım sen oracığını idare et. Ben buracığını en gısa zamanda hallederim tamam? Yes. En gısa zamanda döneceğim. Come back, come back! Hade see you! Baaayyyy! (Herkes şaşırır) Yav şu Türkçe bilmeyenlerinan da anlaşmak ne zor be gardaş? Evveett! Gorkulacak bir şey yokmuş. Maykıl’dı arayan. Benim dayrektörüm. Nasıl deller? Yani müdür, müdürüm. Her şey tamammış. Şu bizim Maykıl da çok dürüst canım. Adama dünyanın işini bırakdım geldim. Başga biri olsa vallaha yatar üstüne. (Oturur)
MUSTAFA BEY: Ma kimdir be bu Makkoylar, jonsonlar?
MALAK: Bizim ondaki arkadaşlar. İngilizdiller. İş yaparık gendilerinan, hafta sonları.

MUSTAFA BEY: Ne o be gardaş? İki da bir da gudgud derdin. Gudgud yemeği da yaparsınız. Nasıl bir şeydir o?
MALAK: Yok be gardaş. Good, bu good, senin dediğin o gud’dan değil. Mesela bir şey gördün beğendin, ne den? Good den değil. Veya bir şey yedin hoşlandın, good den. Good…
(Tam o esnada, içeri çok alımlı ve şık elbise giymiş, makyaj yapmış Serpil girer. Malak Serpil’i görünce aklı başından gider. Bakar kalır) Gooooood, Goooooood!

SAHNE 5

İçerdekiler – Serpil

SERPİL: (Alımlı ve edalı yürür) Özür dilerim. Rahatsız ettim. Hepiniz hoş geldiniz. Sizler hiç rahatsız olmayın.
SABAHAT: (kendi kendine) Olduk bile, sevimsiz. Şuna bak sanki da görücüye gendi çıkar. Sürmüş sürüşdürmüş…
SERPİL(Nermin’e) Aba, ben deyzeme gideceğim. Bu akşam orada galmak isderim. Merak etmeyesin. Yarın görüşürük.
NERMİN HANIM: Noldu böyle birdenbire?
SABAHAT: (Kendi kendine) Nolacak? Kıskançlığı başına vurdu. Hasetinden çatlaycak
SERPİL: Bir şey yok aba. Özledim gendini. Hem daha önce konuşmuşduk. Bu akşam bekler beni. Bir göreyim istedim.
NERMİN HANIM:Sen bilin canım. Arabayı al isdersan?
SERPİL: Yok canım. Bir taksi çağırırım. Hem şurası. Uzak değil ya. Hepinize iyi akşamlar..
MALAK: (Atılır) Eee ben götüreyim seni. Vakıt çok geç oldu da… Ne olur ne olmaz.
SERPİL: Olur mu?
MALAK: Olma mı?
SERPİL: Olmaz. Bakın sizin misafiriniz var. Cık cık cık….. çok ayıp… (Döner) hade çav çav…
MALAK : (Arkasından) Eeee….. şey …. yaniiii. eee… ehh! (Oturur)
SABAHAT: (Arkasından Yavaş) Hıh! Kendini beğenmiş nolacak? Çatla.
AYŞE HANIM: Eee artık biz da müsadenizi isteylim. Vakit hayli geç oldu.
NERMİN HANIM: Daha erken değiiil? Ne güzel otururduk ama…
AYŞE HANIM: Evde yapacak çok iş var canım. Biz kalkalım.
MUSA BEY: Merak etme garıcığım. Ben bulaşıkları yıkadım. Çamaşırları topladım. İçeriyi da bir güzel hoverledim. Sana bir şeycik bırakmadım. Rahat rahat oturabilin.
AYŞE HANIM: Musaaa Bey! Lütfen kalkalım.
MUSA BEY: Kalkalım canım. Derhal. Nasıl istersan.
SABAHAT: Evet kalksak eyi olacak.
NERMİN HANIM: Eh madem öyle isdersiniz, siz bilirsiniz. Müsaade sizin. (Musa dışında hepsi Kalkar.)
AYŞE HANIM: Hade Musa bey kalkmaya hiç niyetli değilsin galiba?
MUSA BEY: (Kalkar) Kalktık ama? Ma neçin da erkenden kalkarık? Ne güzel gonuşurduk buraşda?
AYŞE HANIM: (Zorla götürür) Hade Musa Bey hade! (Diğerlerine) Efendim hepinize eyi geceler. Bize da buyrun. Biz da beklerik.
NERMİN HANIM: Ay vallahi ne iyi oldu. Biz da en kısa zamanda gelmeye çalışırık.
MUSTAFA BEY: İyi geceler. İyi geceler. Uyarsa gene beklerik.
SABAHAT: (Malak’a) İyi geceler.
MALAK: İyi geceler. (Çıkarlar)

SAHNE 6

Malak(Sonra çıkar) –Mustafa Bey-Nermin Hanım

MALAK: Ben da bir tuvalete gadar gideyim. Çok sıkıştım Allah için. (Kapıya bakar. Birini arar gibidir. Aceleyle çıkar)
MUSTAFA BEY: Be dikkat et da düşmeyesin içine. (Güler) Hah hah ha… (Hanımına) Be hanım Allah için bu bizim oğlancık gudurdu bir şey?
NERMİN HANIM: Neçin?
MUSTAFA BEY: Ma neydi be o restorauntlar, fabrikalar, şirketler, tırlar-mırlar ha?
NERMİN HANIM: Ben da bilmem. Doğrudur acaba?
MUSTAFA BEY: Yörü be işine. Ne doğrusu? Bir danesi bile gerçekse yok ben neyim? Gıccağızı gördü at babam, at. Gevvolem, desdekli at da inanalım değil? Adam güccük dağları ben yaraddım der. Sen da inanın gendine?
NERMİN HANIM: Bilmem. Bunca zamandır görmeyik. Ya doğruysa?
MUSTAFA BEY: Yok anam sen da! Ben bilmem o iti. Yediği içtiği yalan. Bunlar da üçkağıt değilisa ne dersan de bana.
NERMİN HANIM: İnşallah doğrudur.
MUSTAFA BEY: Kesinlikle! Sen onu bunu boşver da bizim oğlana ne verdiydi?
NERMİN HANIM: Yüz isderlin.
MUSTAFA BEY: Yüz isderliiin? Eyi para be. Gerçekten verdi acaba?
NERMİN HANIM: Canım herkesin gözlerinin önünde verdi işte. Görmediin?
MUSTAFA BEY: vardır gene bunun altında bir çapanoğlu! Eğer doğruysa bu ay bayağı rahatlaycağık.
NERMİN HANIM: Hayırlısı. Bakayım sonu nereye varacak?
MUSTAFA BEY: Gene da pek inanmam ama doğruysa eyi olur. Belki da adamın günahını alırık canım. Yeğenina üç guruş para vermiş. Bunda da bir puştluk aramaylım artık değil?
MALAK (Dışarıdan) Ben yatırım gardaş. Hade hepsinize eyi geceler.
MUSTAFA BEY: (Dışarı) Yatıyon be gardaş? Yat yat. Yoruldun böğüce. Çok yükseklerde uçardın zira. Hade eyi geceler.
NERMİN HANIM: (Dışarı) Eyi geceler.
MUSTAFA BEY (Sessiz) Hanım.
NERMİN HANIM: (Sessiz)Efendim.
MUSTAFA BEY: (sessiz) Çağır bakayım şu bizim oğlancığı.
NERMİN HANIM: (Sessiz) Yatmışdır şimdiye. Yazık uyumuşdur.
MUSTAFA BEY: (Yüksek) Olsun olsun. Galdır.
NERMİN HANIM: (Kapıdan bağırır) Burhaaaann! Oğlum Burhaaaan!
MUSTAFA BEY: (Kızar) Yavaş be garı. Buracıkdan çağırmasını ben da bilirdim. Duyacak şimdi beytanbal.
NERMİN HANIM: (Sadece kendisi duyacak şekilde) Burhaaan oğlum.
MUSTAFA BEY: Allah müstahıkını versin hanım. Ne gudubetsin be ama? Ya bös bös bönürün, ya da tısın çıkmaz. Git adam gibi çağır şunu.
NERMİN HANIM: (Kalkar) Sana da bir türlü yaranamayık. (Kapıya yönelir. Kapıda Burhan ile karşılaşır. Burhan içeri girer. Nermin oturur. Burhan uykuludur.)

SAHNE 7
Evvelkiler – Burhan

BURHAN: (esneyerek) Efendiiiim.
MUSTAFA BEY: Oğlum, gel bakayım buracağa.
BURHAN: Buyur baba.
MUSTAFA BEY: Amcan sana ne gadar verdiydi?
BURHAN: Yüz isderlin.
MUSTAFA BEY: Ver bakayım oğlum şunu bana.
BURHAN: Neçin?
MUSTAFA BEY: Lüzumdu be oğlum. Bilin ya bu ay ödememiz gereken taksitciklerimiz var. Onları ödeylim. Ben sana sonra vereceğim. Tamaaam?
BURHAN: Olmaaaz!
MUSTAFA BEY: Ne demek olmaz?
BURHAN: Olmaz baba. Veremem.
MUSTAFA BEY: Ne demek veremem be oğlum. En zor günümde bana yardım edmeyceeen?
BURHAN: Veremem.
NERMİN HANIM: Ne demek veremem oğlum. Biz senden borç isderik.
BURHAN: Veremem anne.
MUSTAFA-NERMİN: (Aynı anda kızgın) Neçin?
BURHAN: Veremem. Çünkü Amcam az önce verdiği paraları geri aldı.
MUSTAFA NERMİN: (İkisi de aynı anda şaşkın) Neeee?
BURHAN: Evet. İsderlinleri amcam geri aldı. Kendine lazımmış. Sonra ben sana veririm dedi. On lira da harçlık verdi. Bu yüzden isderlinleri size veremem. Annadınız? Şimdi müsadenizinan ben yatmaya giderim. Hade eyi geceler. (Çıkar)
(Mustafa Bey ile Nermin şaşkındırlar. Hiçbir şey söylemeden birbirlerine bakakalırlar. Işıklar söner. Perde yavaş yavaş kapanmaya başlar.)

Ü Ç Ü N C Ü P E R D E N İ N S O N U

D Ö R D Ü N C Ü P E R D E

Dekor aynıdır. Loş bir ışık vardır. Sahnenin her iki tarafına da birer sandalye konulmuştur. Sağ koltukta Malak vardır. Ceketini çıkarmış, kenara atmıştır. Kıravatını iyice açmıştır. Dağınık bir görüntüsü vardır. Yönetmenin isteğine göre elinde bir kadeh içki veya bir sigara vardır. Çok nadir içer. Hemen hemen hiç içmez. Bir noktaya bakıp düşünmektedir. Biraz sonra sahnenin diğer tarafında Serpil görünür. Üzerinde pijama veya gecelik türünden bir şeyler vardır. Eşofman da olabilir. O da kendi odasındadır. Önceleri salonda kısa turlar ile dolanır. Vakit hayli geçtir. Her ikisi de uyuyamamışlardır. Sonra Serpil de oturur. Her ikisi de kendi kendilerine konuşmaktadırlar. Eğer imkan varsa sahne iyice karartılarak oyuncuların üzerine yuvarlak spotlarla hafif ışık verilebilir.

SAHNE 1

Malak – Serpil

MALAK: (Sahne boyunca kendi kendine) Ammanam! Ma be gardaş neydi o öyle? Rüya gördüm galiba? Ma böyle bir güzellik görmedim yahu. Ma nasıl da farketmedim bunca zamandır?
SERPİL: (Sahne boyunca kendi kendine) Salak! Nolacak?
MALAK: (Aniden irkilir. Sanki duymuş gibidir.) Ha ? Ne? Kim gonuşur? Hayal görmeye başladım galiba da…
SERPİL: Aptal. Aç gözünü de bak etrafına. Giden da elalemin salağına kur yapan. Kör mün?
MALAK: Ma be gardaş ben körüm bir şey? Da nasıl görmedim? Böyle güzellik olamaz be gardaş? Allah için körüm be!
SERPİL: Körsün tabii. Hem da dibelik kör.
MALAK: Eh aşk bu. Adamı elbette kör yapar. Burnuyun ucunu göremen. Deli divane eder. Yakar, gavırır.
SERPİL: Allahın salağını gördün yandın, gavrıldın. Dünyada başga biri galmadı sanki?Yuh senin midene. Çöplükmün be? Hiç galp yok sende?
MALAK: (Karnını tutarak) Avv! Mideme de gramplar girer Allah için. Nasıl da sancılanır. Yemeği çok gaçırdık galiba. Eee yav sen da çöplük gibi ne bulursan doldurun. Az ye be oğlum. Bu gidişinan balkonu da genişledirsan kimsecikler bakmaz ya sana? Bu yakışıklılık bir daha ele geçmez. Ah Sabahat! Sabahat! Nolur galbicini bana at!
SERPİL: Galbin çıkar inşallah! Sabahat’mış. Geyinmiş kuşanmış, bir da görücüye çıkar. Gendini pazarlığa çıkarır. Biri aptal, biri da salak. Birbirinize ancak da yakışırsınız.
MALAK: Birzacık aptaldır ama olsun idare eder. Bu gıtlıkda gider. Eee goyunun olmadığı yerde geçiye abdurrahman çelebi derlermiş. Benim Çelebim da galiba bu.
SERPİL: Utanmaz adam! Bir da dönmüş bana, (taklit ederek) İsdersanız sizi ben bırakayım der. Hıh! Avucunu yala. Gurk yıl evda galsam dönüp da senin gibi birine bakmam. Ancak evde galıklar bakar sana. Sabahat tam sana göre işde. Davul bile dengi dengine.
MALAK: S…S…S Ser- pil. SERPİL? Ma Serpil dedim ben? Yok yahu, Sabahat deyceğidim. Garışdırdım. Eee vallahi garışdırdım be gardaş. (ayağa kalkar) Serpil. Serpil. Serpil ya… Evveet. Serpil. Yahu ben hep Serpil’i düşünürüm yani? O giyim neydi öyle? Haspam bayağı da güzeldi hani. (İki eliyle de terazi gibi tartar) Serpil – Sabahat, (bir elini aşağıya indirir. Serpil ağır gelir.) Serpil tabii. Gevvolem! Nasıl da annamadım? Geldiğimden bu yana hep onu düşünürüm. Hep onu görürüm.
SERPİL: Şimdi gelse yanıma. Serpil dese. Açsa kollarını sarsa beni. Döndürse, döndürse… (Kendi kendini sarar. Etrafında döner. Önce neşelidir. Sonra hafifçe ağlamaya başlar. Diz çöker oturur. Yüzü seyirciye dönüktür.) Ma… lak… Ma-lak… Malak! (Elleriyle gözlerini siler.) Hayır hayır. Öyle bir şey olamaz. Olmaycak da…
MALAK: (seyirciye doğru) Ma neçin olmasın? Kendi da isdersa neden olmasın? Sevgi her güçlüğü yener derler. Yengem da , abim da sevgi karşısında her halde yumuşarlar. Hayırlı bir işe yok demezler.
SERPİL: Hayır, hayır!
MALAK: Ma neçin? Kendiler dememi seni evlendirelim diye? İşte ne güzel kısmet. (Biraz düşünür) Amaaaan canım ben da neler düşünürüm. Olmaycak duaya hiç amin deniiir?
SERPİL: Olmaz! Kesinlikle olmaz. Ben da neler düşünürüm? Nerdeysa… (Güler) hah hah ha… Aptalıııım beeen?
MALAK: Aptal canım! Hem da salağın ta kendisi. Yok. Tipim değil. Öyle biriynan ben asla yapamam.
SERPİL: Aptal sensin salak.
MALAK: (Yukarı) Kime den be? Ha? Sanki da yukarıdan biri bana küfretti. Hay Allah sanki da uzaklardan bana seslenirmiş gibi geldi. Veya hemen şurda yanıbaşımda beniminan gonuşur gibi geldi. Canım boşveeeeer. Elin salağı çoktan yatmıştır şimdi. Pirelerinan arkadaş olmuştur. Ama yiğidi öldür hakkını yeme. Haspam giyinip guşanıp, alları pulları da sürünce bir şeye benzemişdi.
SERPİL: Ne zanneddin beni sen? Elin uşağı?
MALAK: Ma be gardaş hep da elin uşağı, elin hizmetçisi gözüynan gördüm gendini. Alıcı gözüynan bir defa olsun bakmadım. Güzel gıccağız vesselam.
SERPİL: Gerçi biraz da hata bende oldu. Hiç dikkatini çekmedim ki. Beni hep hizmetçi olarak gördü. Süslü püslü çıkmadım ki garşısına. Baksana hanım gibi çıkdık salak bayıldı.
MALAK: Güçüyken da sümüklü bir şeydi. Şimdi çok alımlı, çok çekici olmuş. O ne güzellikdi be? Nasıl da dikkat etmemişim buncadır? Huyu suyu da eyi. Temiz, helal süt emmiş. Daha ne isden?
SERPİL: Aman boş ver gızım! Gala gala elin üçkağıtçı oğluna galdın. İş yok güç yok. Hep yalan dolan.
MALAK: Hadi canım senda! Bula bula hizmetçiyi buldun? Onca gızlar dururkana? Memlekette başka biri yok Allah için?
SERPİL: Abamla enişteme da çok ayıp olur. Gızallar sonra. Eysi hiç olmasın.
MALAK:Yengeye da ayıp olur sonra. Bunca zaman elinde böyüdük. Aşını ekmeğini yedik. İhanet etmeylim. Bizim gardaş duyarsa gudurur vallahi. Sen bu sevdadan vaz geç oğlum. Sabahatcığına bak sen. Ah Sabahat. Allahım bu ne gabahat?
SERPİL: Gabahat bende. Boş ver gızım böyle düşüncelere. Evde galmadın ya. Nasıl olsa günün birinde senin de sevebileceğin biri çıkar garşına.
MALAK: Akıllı olmak lazım. Gızın hem evi var, hem da bangada binlerinan para. (Ellerini birbirine sürer) yaşşa! Allah için gurtuluruk. Ah Sabahat! Beyaz atlı prensin buraşda.
SERPİL: Elin çulsuzunu napacaaan?parası yok, pulu yok, işi yok, gücü yok. Bunca zaman Londra’da galmış, hiçbir halt edememiş. Acından öleeeceeen? Yok anam. İsdemem!
MALAK: Sabahat! Sabahat, Tut elimden, galbini bana at!
SERPİL: Malak, Malak. (Aniden) Salak!
MALAK: Serpil, Serpil,……… yok uyduramadım.
SERPİL: (Saatine bakar) Aaaa vakit çok ilerlemiş. Neredeyse sabah olcak. Gidip biraz yatayım. Zararlı düşüncelerden uzaklaşırım belki. (Kalkar.Çıkar)
MALAK (Esner) Avvv! Uykum geldi be gardaş. Yatayım biraz. İyi geceler SSSSSSSS Ser-pil Hanım. Aaa gene Serpil dedim. Hade hayırlısı… (Diğer taraftan çıkar.)

-Karartma-

SAHNE 2

Tahir Efendi – Musa Bey

(Dekor hep aynıdır. Tahir Efendi soldan içeri girer. Bir şeyler arar. Sağa sola bakınır. Bu arada kapı çalar. Kapıyı açar. Gelen Musa Bey’dir)

TAHİR EFENDİ: Ooo be gomşum! Senidin be gardaş? Hoş geldin.
MUSA BEY: Hoş bulduk be gomşu. Napan?
TAHİR EFENDİ: Eyilik be gomşu. Aha görün. Oyalanırık. Vakıt geçiririk bunun içinde. Evden gafeye, gafeden eve. Sen napan?
MUSA BEY: Napalım be gomşu. Biz de eşşek gibi çalışırık.
TAHİR EFENDİ: Öyleee! Eşşek gibi çalışacan, bey gibi yaşaycan.
MUSA BEY: Yok be gomşu. Biz öyle bey gibi yaşayamayık.
TAHİR EFENDİ: Neçin be? Elin dutar, ayağın dutar. Daha ne isden?
MUSA BEY: Değil be gomşu. Hayat bahalı. Enflasyon düşmez. Döviz fırlar. Maaşlara zam alamayık. Evin ihtiyacı bitmez.
TAHİR EFENDİ: Evin yoksam garının be gardaş?
MUSA BEY: O ayrı bir dert. Yetiştiremeyik gevvolem. On dane maaş alsam bu gudubete gene yetmez. Napayım. Aç gözlüdür Allah için. Süsüne püsüne, gezmesine yetiştiremem. Bu yüzden da durmadan çalışırık. Bu zamanda çalışmayana ekmek yok.
TAHİR EFENDİ: Öyledir efendi. Çalışacan. Çalışmadın açsın. Çalışdın toksun. Neyse hayırlısı. Eee böyle hayırdır? Bir şey isderdin ama?
MUSA BEY: Yok be gomşu. Bizim garı azacık dışarı çıkdı da. Ben da fırsat bilip, bir uğrayayım dedim buracaa. Hani gomşum yook?
TAHİR EFENDİ: Valalhi bilmem nereşdeler! Benim öbür gıza misafir gideceyidiler. Her halde oraşdadırlar. Neysa. Böyle olduğu daha eyi. Şöyle otur da birzacık gonuşalım be gomşu.
MUSA BEY: Gonuşalım be gomşu. (Oturur). Zaman var gonuşamayık.
TAHİR EFENDİ: Öyle ya gonuşamayık. Biraz çene yoralım senininan.
MUSA BEY: Yoralım be gomşu.
TAHİR EFENDİ: Şimdi senin garı…
MUSA BEY : (Korkarak ayağa kalkar) Benim garııı? İki taykalığına geldim hayatım! (Göremeyince) Hani nereşde?
TAHİR EFENDİ: Otur be otur. Da Allah için erkekliğin yüz garasısın!
MUSA BEY: (Oturur) Neçin be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Be gomşu çok gızarım sağa.
MUSA BEY: Neçin be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Be adam Allah için ‘neçin be gomşu’dan başka bir şey bilmen?
MUSA BEY: Neçin be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Hay Allah müstehakını versin. Bozuk kaset gibi aynı şeyi car car edip durun.
MUSA BEY: Neçin be gomşu?
TAHİR EFENDİ: (Bastonu kaldırarak) Hus ol ge! Gırayım gafanı şimdi.
MUSA BEY: Neçin be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Elinin körü. Dinne be gardaş. Açık gonuşacağim sağa. Bu dünyada senden başga garıdan böyle gorkan yok. Allah için garı sana bir gün tuvalate gitme desin, sen bir yıl gitmen.
MUSA BEY: Yok be gomşu.
TAHİR EFENDİ: Öylesin be gomşu.
MUSA BEY: Değilim be gomşu.
TAHİR EFENDİ: Hus ol. Erkeklerin yüz garasısın.
MUSA BEY: Ma ben?
TAHİR EFENDİ: Yok dedem.
MUSA BEY: Neçiiin?
TAHİR EFENDİ: Gılıbıksın da ondan.
MUSA BEY: Ma ben gılıbığım?
TAHİR EFENDİ: Sen tabii.
MUSA BEY: Yok be gomşu. Ben gılıbık falan değilim. Sana öyle gelmiş.
TAHİR EFENDİ: Gılıbıksın be gardaş. Hem da gılıbıkların en gılıbığı.
MUSA BEY: Yok be gardaş. Değilim.
TAHİR EFENDİ: Yapma be gardaş. Gılıbıksın.
MUSA BEY: Deme be gardaş.
TAHİR EFENDİ: Dedim be gardaş.
MUSA BEY: Değiiiil!
TAHİR EFENDİ: (Dışarı seslenir) Buyrun Ayşe Hanım da Musa Bey buraşdadır!
MUSA BEY: (Fırlar) Yok buraşda değilim. Evdeyim canım. (Bakar kimseyi göremez) Hani be? Gene gandırdın beni. Oynan Allah için beniminan.
TAHİR EFENDİ: Gördümün? Bir da den gılıbık değilim.
MUSA BEY: Değilim be gardaş. O başga, bu başga.
TAHİR EFENDİ: Söyle be gardaş. Evde çamaşırı kim yıkar?
MUSA BEY: Eee! Ben yıkarım.
TAHİR EFENDİ: Gördümün? Peki neçin sen?
MUSA BEY: Benim garı beceremez çamaşır yıkasın. Da, ondan.
TAHİR EFENDİ: Peki be gomşu, yemeği kim yapar?
MUSA BEY: Eee! Onu da ben yaparım.
TAHİR EFENDİ: Gördümün? Pekii neçin sen?
MUSA BEY: Garının yaptığı yemekleri beğenmem da ondan.
TAHİR EFENDİ: Pekii öyle olsun. Söylermin bulaşıkları kim yıkar?
MUSA BEY: Onları da ben.
TAHİR EFENDİ: (Eliyle bir tokat vurur) Hus be hollo! Daha da den ben gılıbık değilim. Allah bilir, içerileri da süpürün, hoverlen.
MUSA BEY: Eee be gardaş, onlar asli işlerimiz. Çöpleri atarım. Tüpü dakarım. Ütü yaparım…
TAHİR EFENDİ: Bir da üstüne pas pas yapan?
MUSA BEY: O gadarcık da olacak değiiil?
TAHİR EFENDİ: Sen adam olman be gomşu?
MUSA BEY: Sen pas pas yapmazıdın?
TAHİR EFENDİ: Olan ben garının saçlarıyınan yaparıdım. Garının saçlarını doladımım goluma gık çıkaramazdı garşımda. Yok bana bulaşık yıkaddıracak, pas pas yapdıracak. Erkeğidik be biz. Erkeğidik!
MUSA BEY: (Kabullenir) Napayım be gomşu? Görmen benim garıyı? Ayı gibidir. Sıksa benim suyumu çıkarır. Allah için öldürür beni.
TAHİR EFENDİ: Çok gorkan garıdan be gardaş.
MUSA BEY:Aslında be gomşum, evlendiğimizden bir hafta sonraydı. Bunuynan gavga yaptıydık. Gücüm yetmedi be gardaş. Beni bir güzel dövdü. O gündür bu gündür gorkarım gendini.
TAHİR EFENDİ: İlk gural be gomşu. Garıdan asla gorkmaycan.
MUSA BEY: Nasıl be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Bundan sonra talimatları benden alacan tamam?
MUSA BEY: Nasıl?
TAHİR EFENDİ: Önce gomşum, sert olacaan. Tamam?
MUSA BEY: Tamam.
TAHİR EFENDİ: Bundan sonra çamaşır yıkamak yok.
MUSA BEY: Yok.
TAHİR EFENDİ: Yemek yapmak yok.
MUSA BEY: Yok.
TAHİR EFENDİ: Bulaşık yıkamak hiç yok.
MUSA BEY: Hiç yok.
TAHİR EFENDİ: Hover yapmak, pas pas yapmak da yok.
MUSA BEY: Onlar da yok.
TAHİR EFENDİ: Ütü yapmak yok.
MUSA BEY: Yok.
TAHİR EFENDİ: Çöp götürmek, tüp dakmak da yok.
MUSA BEY: Yok
TAHİR EFENDİ: Dayak yemek asla!
MUSA BEY: Asla. (Duraklar) Eee nasıl?
TAHİR EFENDİ: Bak gomşum. Öncelikle garıya sert bakacan. Gorkmaycan. Garşısında dik duracaan. Kalk bakayım. (Musa Bey kalkar. Sahnenin ön tarafına gelirler. Yüzleri seyirciye dönüktür) Dik dur bakayım.
MUSA BEY: (Dik durmaya çalışır) Böyle?
TAHİR EFENDİ: (Beğenmez) Daha dik dur. (Musa Bey daha dik durur)
MUSA BEY: Olduuu?
TAHİR EFENDİ: Olacak.(Elindeki bastonla ayaklarına vurur. Musa Bey eğilir.) Bu ne bu? Dik dur. Dik dur. (Tekrar dik durur) Ayaklar açılsın. (Açar) Hah şöyle. Gollarını da aç bakayım. (Açar) Olduuu! Şimdi gomşum, suratını ekşiteceen tamam?
MUSA BEY: Nasıl?
TAHİR EFENDİ: Azgın bakacaan. Sertliği gaybetmek yok. Sert ol bakayım.
MUSA BEY: (söylenilenleri yapar) Nasıl sert oldumum?
TAHİR EFENDİ: Allah için çok sert oldun be gomşu. Bilin ben bile gorkarım şimdi.
MUSA BEY: (Havaya girmiştir. Elinin birini yumruk yaparak diğer elinin içine sertçe vurmaya başlar.) Bundan sonra sıkıysa gorkmayın bakayım.
TAHİR EFENDİ: Şimdi gomşum eyi dinle ikinci aşamaya geçiyoruk.
MUSA BEY: Gözüm düşmanda, gulaklarım sende gomşu.
TAHİR EFENDİ: Eve gittiğinde eline bir kedi alacaaan tamam?
MUSA BEY: (Şaşkın) Kediii? Kediyi napacağım be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Hus ol da dinle. Eyi olacak. Aldın kediciği eline?
MUSA BEY: Aldım.
TAHİR EFENDİ: Hah! Kedinin ayacıklarından dut. Duttun?
MUSA BEY: Duttum.
TAHİR EFENDİ: Hah! Aynen söylediklerimi tekrarla. “Bana bak garı…”
MUSA BEY: Bana bak garı…
TAHİR EFENDİ: …bunca zamandır çekerim seni…
MUSA BEY: …bunca zamandır çekerim seni…
TAHİR EFENDİ: …bana yaptıkların yeter…
MUSA BEY: …bana yaptıkların yeter…
TAHİR EFENDİ: …bundan sonra gafamı bozma…
MUSA BEY: …bundan sonra gafamı bozma…
TAHİR EFENDİ: …(Elleriyle ikiye ayırma olayını yapar) yoksa seni bu kedi gibi bacaklarından ikiye ayırırım…
MUSA BEY: (Aynı şekilde)…yoksa seni bu kedi gibi bacaklarından….(Duraklar) Ma yazık değil olan kediciğe?
TAHİR EFENDİ: Ne den be sen?
MUSA BEY: Yazıkdır be gomşu. Gıyamam. Yüreciğim sızlar.
TAHİR EFENDİ: Hay yüreciğine da sana da… Adam sen beni öldüreceen Allah için? Biz seni gurtarmaya çalışırık, sen neler saçmalan. Bu senin için son çare. Gurtuluşun budur senin. Göresin bak, her şey eyi olacak.
MUSA BEY: Öyle den be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Öyle be gomşu. Bak göresin bağa dua edeceeen. Ben da bu numarayı, rahmetli bubamdan öğrendiydim. Nur içinde yatsın. O da aynısını anama yapmış. Ben da benim garıya uyguladım. Sonuç mükemmel. Perfect.
MUSA BEY: Olacak den?
TAHİR EFENDİ: Tabii olacak.Şaşmaz. Yeter ki sen sert olasın. Gorkmayasın. (Dışarıdan Ayşe Hanım bağırır.)
AYŞE HANIM: Muuuuusaaaaa! Nerelerdesin be adam? Boyun devrilsin. Hasba çıkarasın. Musaaaa!
MUSA:(Telaşlanır) Eyvah benim garı! (Sağa sola koşar, masanın,sandalyenin arkasına saklanmaya çalışır Beğenmez. En son Tahir Efendinin bacakları arasına girer. Tahir efendi seyirciye dönüktür.Bacaklarının arasında Musa bey eğilmiş yüzü seyirciye dönük elleri yerde bekler. ) Napacağik be gomşu?
TAHİR EFENDİ: Gorkma be komşu. Dik dur, dik dur. Gelin Ayşe Hanım. Musa Bey buraşdadır.
AYŞE HANIM: (İçeri girer. Kocasını Tahir efendinin bacakları arasında eğilmiş görünce şaşırır) Napan be buraşda?
MUSA BEY: Bir şey yok garıcığım. Kedi avlarım. Gel pisi pisi, gel pisi…Miyav miyav!
AYŞE HANIM:(Tekme ile vurur) Yörü be herif! Allah canını almasın. Dünya gadar işi bırakdın da kedicilik oynan? (Sırtından tutarak kaldırır) Doğru eve. Hade bakayım.
TAHİR EFENDİ: Bir tayka Ayşe Hanım, bir tayka. (Musa Bey’in elinden tutarak sahnenin öbür tarafına çeker.) Gel be gomşum. Ne dedim ben sağa? Gorku yok. Sert olacan. Sert ol bakayım.(Kafasını Musa Beyin kafasına dayar. Oldukları yerde birkaç kez dönerler.) Sert ol.
MUSA BEY: Sertim.
TAHİR EFENDİ: Sert ol.
MUSA BEY: Sertim.
TAHİR EFENDİ: Hade bakayım sınav başlayor. (Kadının üzerine yollar. Aralarına girer. Hakem gibidir) Başla!
MUSA BEY: Bana bak garı… (Tahir Efendiye bakar. Tahir efendi başıyla onaylar.) Bunca zamandır çekerim seni…(Tahir Efendiye bakar. Onay) Bundan sonra gafamı bozma… yoksa seni kedi gibi dutar bacaklarından ikiye ayırırım!
AYŞE HANIM: Neee? Bana ha? Bana! Yedim ulan seni! (Üzerine koşar. Musa Bey kaçar. Sahnede bir kovalamaca başlar. Ayşe Hanım yakaladığı yerde vurur.)
MUSA BEY: (En son Tahir Efendinin sırtına biner) Gurtar beni gomşum! Yandım Alah! (Tahir Efendi ile yere düşerler.)
AYŞE HANIM: (Tekme tokat girişir) Bana ha? Gül gibi gadına? Sana gençliğimi verdim. Güzelliğimi verdim. Yapacağın buyudu ha! Al sana! (Musa Bey kalkar sahneden dışarı kaçar)
MUSA BEY: (Bağırarak) İmdaaat! Gurtarın beni! İmdaaattttt! (Çıkar. Ayşe Hanım da arkasından çıkar)
TAHİR EFENDİ: (Yalnız. Yerden kalkarak) Allah için bu Musa Bey’in adam olacağı yok. Bu dünyaya gılıbık geldi, gılıbık gidecek. Hih hih hi hi…..

– K A R A R T M A –

SAHNE 4

(İki ayrı oda düşünmelidir. Malak yandaır. Çingene kadınlar önce Malak ile görüşür. Sonra Malak gider, diğer odada serpil ile görüşürler. Konuşan Çingene 1’dir. Diğeri geri planda kalır. Arada laf götürür. Çöpçatanlık yapıp aralarını bulmaya açlışır.)

MALAK: (Kendi kendine oyalanmaktadır. Çingeneyi görünce) Uuu anam! Sen da kimsin?
ÇİNGENE1: (Maniler okuyarak)
Ah oğlan arsız oğlan
Dünyada yersiz oğlan
Guru ağaca benzer
Dünyada yarsız oğlan

MALAK: Vay guzzum vay! Şairmin be sen? Ma ne güzel da söylen öyle.
ÇİNGENE1:
Ah goyun melemesin
Mor menekşe yemesin
Sevdiğini alamayan
Ben evlendim demesin
MALAK: Gevvolem kime den be bunları? Ne isden be gadın? Nedir derdin?

ÇİNGENE1:
Ag yarim çağla yarim
Hem gül hem ağla yarim
Sonunda gavuşmag var
Bana bel bağla yarim.

MALAK:
Alçacık duvardayım
Biraccık hovardayım
Nerde bir güzel görsem
Gecesi oraşdayım.

ÇİNGENE1:
Akan sular durulsun
Ahım senden sorulsun
Eğer bir ah edersem
Çok perişan olursun.

MALAK:
Ay doğar aşmag isder
Al yanag yaşmag isder
O benim deli göynüm
Yare gavuşmag isder

ÇİNGENE1:
Armud dalda sallanır
Yere düşer ballanır
Vezir oğlu olsa da
Oğlan gıza yalvarır.
MALAK:
Ay doğar yıldızınan
Yaram doldu duzunan
Başım belaya girdi
Bir ufacıg gızınan

ÇİNGENE1:
Bahçelerde enginar
Enginarın dengi var
Ne gadar kibar olsa
Erkeğindir itibar.

MALAK:
Bahçelerde pırasa
Yaprağına gar yağsa
Gızlar gocasız galsa
Oğlanlara yalvarsa

ÇİNGENE1: Vah yavrucuğum vah! Sen eyicene yanmış gavrılmışsın da haberin yok. Hade, de bana sevdiceğini da. Bulayım aranızı.
MALAK: Yörü be senda lokman hekim gelse derdime çare bulamaz. Sen kimsin de derdime çare bulacan?
ÇİNGENE1: Deme be oğlucuum. Sen bilirsen iki, ben bilirim on iki. Biri var. Güzel mi güzel! Huri mi Huri! Sankim bir ahu. Ceylan gözlü.
MALAK: Ma kimden bahseden be? Vardır bu zamanda öyle biri?
ÇİNGENE1: Olma mı? Senin için yanar dutuşur. Adını bir ansın, bin kez daha çıkar sankim. Ölür da ölür senin için. Ama deyemez sana. Açılamaz bir türlü. Çünkü senin gözün hep yükseklerdedir. Bakman şu alçacıklara. Yükseklerde uçan hep. Bir açsan gözünü, yanıbaşında görecen gendini.
MALAK (Merakla) Sahi be? Kimdir ama bu beytanbal?
ÇİNGENE1: Yoook. Öyle bedava yok. At bir beşlik da söyleyim sana gısmetini. Bir da falcığına bakayım isdersan.
MALAK (Cebinden para çıkarır) Fal mal isdemem. Al şu beşliği da kimmiş bakalım o bana yanıp dutuşan afet-i devran?
ÇİNGENE1: (Parayı alır cebine kor. Malaktan biraz uzaklaşır.) Ama kızmaycan. Tamam.
MALAK: Ayıpsın. Ne gızması?
ÇİNGENE1: Bu erkeler de hep böyle saf oluyor nedense? Gözlerini açıp bir türlü etrafındakıları görmezler. Aç be o gözlerini, aç! Daha ben ilk geldiğimde anladıydım şu, bu gız seni sever. Sana yanar, dutuşur.
MALAK: Be gevvolem çatlatma da söyle hadi. Kimdir?
ÇİNGENE1: Serpiiiiiil!
MALAK (Geri kaçarak. Korkuyla) Serpiiiiiiiiiiiiiiillll?! Yok da neler? Dur be gadın. Dur da Allah için yüreğime indirecen. Biz kimi beklerik, sen kimi den?
ÇİNGENE1: Vallahi ben bilmem. Öyle gördüm öyle annadım. O değilcikten şöyle bir nabızcık da yokladım.
MALAK: Nasıl?
ÇİNGENE1: Nasılı var? Söyledim genne. Bu oğlancık sana aşık dedim.
MALAK: Kim? Ben?
ÇİNGENE1: Evet. Sever seni dedim. Gözlerinin içi güldü.
MALAK: Sahi? Eee o ne dedi?
ÇİNGENE1: eee bundan sonrasını da öğrenmek isdersen vereceen bir beşlik.
MALAK: Gevvole sen de yakaldın fırsatı inek gibi sağan bizi. Al be al. Al sana bir onnuk. Ama her şeyi annadacan tamam?
ÇİNGENE1: (Parayı alır goynuna atar) Bak annadayım. Bu gıccağız da seni sever. Ama açılamaz sana. Sadece bir gıvılcım isder. Eee onu da lazım sen yakasın. Ama sen meraklanma ben ne yapar eder aşı pişiririm. Bu işi sen olmuş bil.
MALAK: Yok be. Yanış annadın beni. Ben öyle şeyler düşünmem ona garşı. Akrabadır. Ayıpdır değil.
ÇİNGENE1: Sen onları benim külahıma annat. Ağzın böyle söyler ama yüreciğin bambaşka der. Ben bilirim. Sen hiç meraklanma. Hadi şimdi sen git ben ona gideceğim. En kısa zamanda bu işi olmuş bil.
MALAK: Yok yok. Ağabeyim duyarsa vallah öldürü beni.
ÇİNGENE1:
Çoğu gitti azı galdı
Gış biddi, yazı galdı
O gız senin olacak
Bir parça nazı galdı.
Sen hiç merak etme. Hade güle güle. (malak’ı dışarı alır. Karşı odaya doğru yürür. Salonun diğer tarafından Serpil görünür.)
SERPİL: (Şaşkın) Uuu falcılar sultanı gene sen? Hoş geldin. Yandıysan hemen getireyim suyunu.
ÇİNGENE1: Dur gızım dur. Otur hele. Biraz gonuşalım seniynan. Yanan ben değilim bir başgası:
Ağarmış saclısına
Gözleri yaşlısına
Ayağa gak da yer ver
Gendinden yaşlısına.

SERPİL:Ooo manilere da başladıysak var bunun altında bir iş demektir. Hade hayırlısı.
ÇİNGENE1:
Ağaçlar galem olsa
Yaprağı kağıt olsa
Yazılmaz benim derdim
Deniz mürekkep olsa.

SERPİL:
Buna deller yüzigar
Herkes dengini arar
Gurdalama derdimi
Söyleyecek çok şey var.

ÇİNGENE1:
Deniz dalgasız olmaz
Kapu halkasız olmaz
Ben müfdüye danıştım
Gızlar gocasız olmaz.

SERPİL:
Denizin altı çakıl
Başda galmadı akıl
Ben agranın değilim
Var başgasına dakıl.

ÇİNGENE1
Havlusunda var nane
Ağlarmış yane yane
Gizlin gizlin severmiş
Olurmuş sana divane

SERPİL: Anlaşıldı anlaşıldı. Asli görevini yapmağa gelmişsin. Çöpçatanlık. Asıl mesleğin bu olduğuna göre vazifeni yaparsın demektir. Eee söyle bakalım kimmiş bu bana deli divane olan?
ÇİNGENE1: A gızım ben deyim prens, sen de şehzade. Ben deyim Kafdağının gralı sen de, ulaşılmaz ülkesinin padişahı…
SERPİL (Gülerek) Vay vay vay… Demek gizemli biri. Yakışıklıdııırr?
ÇİNGENE1: O da lafdır? Prens derim sana prens. Londura prensi.
SERPİL: Londra prensiii? Ma Prens Çars’ı den? Hani şu Leydi Dayana, trafik gazasında öldüydü. Onun gocasııı?
ÇİNGENE1: Değil be gızım. Ondan eyidir dediğim bu oğlancık. Çok yakışıklı. Artist gibidir Allah için.
SERPİL: (Gülerek) Artiiist? Allah için merak ettim. Kimdir be hade söyle.
ÇİNGENE1: (Çekeinerek) Eee veresin bir beşlik…
SERPİL: Hah beklerdim zaten. Ne zaman isteycek diye kendi kendime sorardım Allah için. Be değecek Allah için vereceğim beşliğe. Yok da sonra bana çirkin, sevimsiz birini söyleyesin. Öldürürüm vallahi seni buraşda.
ÇİNGENE1: Yok be gızıım. Sever seni. Yanar tutuşur. Aha az evvel gonuşdum gendiyinan. Bu işi yap dünyaları bağışlayım sana dedi. Ben de goştum sana.
SERPİL: Allah bilir o enayiyi de yolunmuş tavuğa benzetmişsindir.
ÇİNGENE: Eh azacık emeğimizin garşılığını alırık. Bedavaya yapılma ya bu işler değil. Hem sevapdır hem da emek paramızı gazanırık.
SERPİL: (Gülerek) tamam tama. Hade bu seferlik böyle olsun. İçimden geldi. Buyur al şu parayı da harçlık yaparsın. (Çingene parayı alır) eee?
ÇİNGENE1: Ne?
SERPİL: Kimdir bakalım bu prens Çars?
ÇİNGENE1: Çars değil gızım. Malak.
SERPİL: Maaalaaaaakkk?! Şu bizim Malak!
ÇİNGENE1: Evet. Sever seni. Hem de gavrılır.
SERPİL: Salak! Bana bak şimdi seni bir gavırırım, haşlama yaparım Allah için. Yani kimseyi bulamadın soyacak da geldin bizim cebimize gözü diktin?
ÇİNGENE1: Yok be sahi derim sana. Daha az evvel gonuşdum derim sana inanman.
SERPİL: Bak şimdi çağırırım Malak’ı, rezil ederim seni buraşda. Allah yarattı demem.
ÇİNGENE1: Çağır a gızım, çağır. Benim yüzüm ak, alnım açık. Ben sadece mesleğimi icra ederim buraşda. Yoksa bana ne sizin sevginizden aşgınızdan.
SERPİL: Madem öyle bekle buraşda (kapıya yönelir. Seslenir.) Malak Bey! Malak Beeey!
MALAK: (Dışardan) Efendim!
SERPİL. Bir taykacık gelebilin.
MALAK : Geldim. (İçeri girer.)
SERPİL: Teessüf ederim Malak Bey!
MALAK: Ma noldu gene?
SERPİL: Yani bu gadının dedikleri doğruysa aşgolsun size.
MALAK: Ma noldu be? Ben ne demişim de ayıp oluyormuş. Asıl sana ayıp. Sen derkena ayıp olmaz, biz demesek da ayıp oluyor.
SERPİL: Ben ne demişim?
MALAK: Ne bileyim ben. Aşıkmışsın, severmişsin, yanıp dutuşurmuşsun.
SERPİL (Yüksek ve heyecanlı) Beenn! Ben demişim bunları? Asıl sen yanıp gavrılırmışsın da deyemezmişsin bana. Açılamaz mışsın bir türlü.
MALAK: Avucunu yala. Daha hiçbir gız elimden gaçamadı benim. Kime gancayı daktıysam oltaya düştü. Yoksam…
SERPİL: Asıl sen avucunu yala. Senin gibilere bakacak olsaydım evde galırdım.
MALAK: Zaten galmışsın.
SERPİL: Be.. be.. ben mi evde galmışım? Ben isteseydim çokktaan evlenirdim. Kimler istedi beni de gitmedim. Doktorlar, avıgatlar, hakimler…
MALAK: Gevvolem hep öyle nedense? En sonunda da bir enayinin eline düşerler.
ÇİNGENE: Deme oğlum da sonra sen olursun o enayi.
SERPİL: Hus ol be sen. Hala gonuşun?
MALAK: Gonuşacak tabi. İnsan hakları var. Galiba da insan hakları evrennamesini okumadın?
SERPİL: Sen çok okumuşsun bilmiş!
MALAK: Çok okuyan değil, çok gezen bilir demişler.
SERPİL: Yüzsüz. Senin gibi biriynan evleneceğime kırk yıl evde galırım dahi iyi.
ÇİNGENE1: Allah’a böyük gonuşma gızım. Döner dolaşır gelir seni bulur.
SERPİL: Be sen hala buraşdasın? Yörü be işine. Utanmaz gadın. (Kadına vurarak dışarı çıkarır)
MALAK: (Arkalarından yürür. Konuşarak) Ma bırak be gadını. Öldürecen gendini Allah için? Sanki ben senin gibi biriynan evleneceydim. Keserim bu kelleyi be!
SERPİL: Gonuşma be gonuşma. (hepsi dışarı çıkar.)

(KARARTMA)

Sahne 5.
Nermin Hanım – Ayşe Hanım

NERMİN HANIM: (Ortalığı toplar.) Şu toza pisliğe bak. Her gün temizle, her gün pislik. Bıktım artık. Ne gadar temizlersan temizle gene aynı, gene aynı. Off! Bıktım vallahi. Hade buyur. Toz almaktan, pas pas yapmaktan gına geldi. Nedir bu gadınların çektiği böyle? Köleyik sanki da. (Kapı çalar) Hah! Bir bu eksikti. Hade çık işin içinden çıkabilirsen. (Biraz acele eder) Şunları olsun düzelteyim da gelene ayıp olmasın bari. (Kapıya yönelir. Açar) Ooo buyurun Ayşe Hanım. Hoş geldiniz.
AYŞE HANIM: Hoş bulduk canım. Napan?
NERMİN HANIM: Aha görün. Temizlik. Başka neyimiz var. İşin gücün yok, bütün gün evi temizle dur.
AYŞE HANIM: Ne yapacaan şekerim. Mecburuk evi temizleylim. Bir gün bakmazsan gurt düşer vallahi.
NERMİN HANIM: Hayırdır böyle. Bu vakıt?
AYŞE HANIM: Canım şöyle bir uğrayayım dedim. Birazcık çene çalar, dedigodu yaparık.
NERMİN HANIM: Eyi eddin vallahi. Buyur şöyle geç, otur. Gusura bakma ev biraz dağınık. Temizlik işte.
AYŞE HANIM: (Geçer oturur) Rahatına bak şekerim. Hiç önemli değil. Ben senin ne gadar titiz, ne gadar temiz olduğunu bilmeeem?
NERMİN HANIM: Teşekkür ederim.
AYŞE HANIM: Reca ederim. Ne demek. Hani başga kimse yoook?
NERMİN HANIM: Yoklar. Mustafa işte. Diğerleri da henüz gelmediler.
AYŞE HANIM: Sahiii? Daha eyi. Aslında çok eyi olmuş. Ben da senininan biraz yalnız galıp görüşmek isderdim.
NERMİN HANIM: Hayırdır? Buyur.
AYŞE HANIM: Hayırdır, hayır. Merak etmeyesin.
NERMİN HANIM: Vallahi ettim. Nedir?
AYŞE HANIM: Gorkma canım. Gorkulacak bir şey yok.
NERMİN HANIM: Eee hade çatlatma da bir an önce söyleyeceysan söyle.
AYŞE HANIM: Bizim kız!
NERMİN HANIM: Eeee!
AYŞE HANIM: Teklif almış.
NERMİN HANIM: Ne teklifi? Artist olacak?
AYŞE HANIM: Yok canın öyle değil. Evlenme teklifi!
NERMİN HANIM: Sahi? Ay ne gadar güzel. Vallahi çok sevindim.
AYŞE HANIM: Dur da daha çok sevinecen!
NERMİN HANIM: Oğlancık kimdir? Ne iş yapar?
AYŞE HANIM: Serbest meslek sahibi. Bir eli buraşda, öbür eli Londurada. Restorantlar, gafeler, tırlar, mırlar daha ne bileyim neler neler?
NERMİN HANIM: Yakışıklıdııır?
AYŞE HANIM: Çoook! Adamın içinde hep sevgi var. Hayvanlara karşı büyük bir sempatisi var. Bilin ya hayvanları seven insanları da sever.
NERMİN HANIM: Ammanam? Merak ettim çok. Kimdir? Biz tanırık?
AYŞE HANIM: Tanımamın canım. Oğlancık yanında, dizlerinin dibinde?
NERMİN HANIM: Kimdir be ama şu söz eden?
AYŞE HANIM: Sizin Malak Canım
NERMİN HANIM: (Bağırarak.) Malaaaak!?
AYŞE HANIM: Evet. Malak. Sevindin değil?
NERMİN HANIM:Bir yanlışlık olmasın?
AYŞE HANIM: Ne yanlışlığı olacak canım?
NERMİN HANIM: Eee ama Malak daha dün geldi? Dün bir böyün iki.
AYŞE HANIM: Canım çocuk hızlı çıkdı. Gızdan da anlarmış doğrusu. Çok takdir ettim.
NERMİN HANIM: Nasıl olmuş?
AYŞE HANIM: Canım gönül işte. Sizinki, bizimkini görür görmez çarpılmış. Ani derler ya yıldırım aşkı. İşte onun gibi bir şey.
NERMİN HANIM: Ma ne çabuk?
AYŞE HANIM: Ooo! Onlar mercimeği pişirip fırına vermişler bile. Kendi aralarında anlaşmışlar. İki gündür flört ederlermiş.
NERMİN HANIM: Flööört?
AYŞE HANIM: Yoksam haberin yoktuu?
NERMİN HANIM: Vallahi böyle bir şey olduğundan benim haberim yoktu. Ne deyeyim?
AYŞE HANIM: Canım ne deyeceksin? Anlaşmışlar işte. Her ikisi de birbirlerine abayı yakmışlar. O disko senin, bu disko benim gezerlermiş.
NERMİN HANIM: Yaaa! Öyleymiiiş?
AYŞE HANIM: Evet şekerim. Aynen öyleymiş. Ben da derim ki bu işi fazla uzatmaylım. Bitiriverelim.
NERMİN HANIM: Nasıl yani?
AYŞE HANIM: Şekerim gerçekten çok safsın. Nasılı vaaar? İki gönül bir olunca samanlık seyran olur demezler? Eh artık bicez yüzük alır aile arasında bir nişan dakarık. Bir gaç hafta sonra da şöyle şarafatlı bir düğün yaparık. Sonra da ver elini Londura.
NERMİN HANIM: Londura?
AYŞE HANIM: Londura tabii canım. O varlıkda burada yaşaycak değiller ya? Hem ben enişdemin düzeninin bozulmasını isdemem. Değil? Şu işi böyüce bitiriverelim.
NERMİN HANIM: Hangi işi?
AYŞE HANIM. Canım hangi işi olacak? Düğün işi. Akşam gızı istemeye gelirsiniz. Bir söz geserik, yüzücükleri dakarık olur biter.
NERMİN HANIM: Ma acelesi neyidi öyle yangından mal gaçırır gibi. Bekleyeyidik biraz.
AYŞE HANIM: Canım ne gerek var. Bilin ya bu işler uzadıkça bozulur. Elalemin diline düşer sakız oluruk. İsden rezil olalım?
NERMİN HANIM: Aman Allah korusun! Yalnız ne bileyim, anlaşabilecekleer?
AYŞE HANIM: Annaşamayacak ne var? Oğlanın hali vakti yerinde. Eh bizim gız da manken gibi. Hamarat, temiz, bilgili daha ne isden. Yani seni tanımasam. Bu işe razı değilsin deycem.
NERMİN HANIM: Bakalım bizimki ne deycek?
AYŞE HANIM: Canım ne diyecek? O da mantıklı düşünüp evet deycek. Herkes kardeşinin eyi olduğunu isdemeeez? Hele da Mustafa Bey gibi biri?
NERMİN HANIM: Ya ailesi? Annesi, babası ne deycek?
AYŞE HANIM: Ailesi ile yaşaycak değiller ya?
NERMİN HANIM: Öyle deme. Sen bizim gaynanayı tanıman. Az değildir o. Cadının teki.
AYŞE HANIM: Olsun. Bizimki yola getirir onu.
NERMİN HANIM:Yola gelecek cinsden değildir benim gaynana. Dediği dedik, kesdiği kesdik.
AYŞE HANIM: Gelir gelir, merak etme. Bu zamanda öyle gaynana yok.
NERMİN HANIM: Benim gaynana öyledir. Hem alası. On beteri.
AYŞE HANIM: Benim gız onu yola getirir.
NERMİN HANIM: Gelmez.
AYŞE HANIM: Gelir gelir.
NERMİN HANIM: Kesinlikle gelmez.
AYŞE HANIM: Canım gelmesin. Ömür boyu beraber yaşaycak değiller ya? İki üç yıl beraber yaşarlar. Sonra gocagarı bir gün ölüp gider.
NERMİN HANIM: Aaaa! Öyle şey oluuur?
AYŞE HANIM: Neden olmasın? Ebedi yaşaycak değil ya. Eninde sonunda hepimiz bir gün öleceğik.
NERMİN HANIM: Üstelik gızını hor görürler.
AYŞE HANIM: Ondan bir şey olmaz. Üç gün sonra alışırlar.
NERMİN HANIM: Üstelik gızını da köle gibi çalışdırırlar.
AYŞE HANIM: Çalışdırsınlar. Benim gızım hamarattır. Her şeyi yapar.
NERMİN HANIM: Evet ama bu öyle değil. Kimse uyumadan gendi uyuyamaz. Sabah da herkesden önce kalkması gerekir.
AYŞE HANIM: Zaten bizim gız uyumayı pek sevmez. Şimdi bile kimse galkmadan gendi galkar.
NERMİN HANIM: Kahvaltıyı hazırlaycak. Sofrayı guracak…
AYŞE HANIM: Onları zaten yapma mı?
NERMİN HANIM: Bir bunlarınan galsa… Tarlaya gidecek…
AYŞE HANIM: Gitsin. Gendi tarlası olacak.
NERMİN HANIM: Mandırayı temizleycek, koyunları, inekleri sağacak, onların yemini verecek…
AYŞE HANIM: Yapsın canım. Hem onları da öğrenmiş olur.
NERMİN HANIM: Yemekler yapılacak, bulaşıklar yıkanacak…
AYŞE HANIM: Evde her zaman yaptığı işler değil?
NERMİN HANIM:Çamaşırı yıkaycak, ütüyü yapacak, evi temizleycek, ne bileyim bütün işleri yapacak işte.
AYŞE HANIM:Yapsın canım. Bütün gün evde aylak aylak oturacak değil ya. Tabii biraz da iş yapacak. Bu saydıklarını zaten yapma mı?
NERMİN HANIM:Üstelik Malak delidir.
AYŞE HANIM: Canım delilik hangimizde yok? Onu da yola getirir.
NERMİN HANIM: Her gün içer.
AYŞE HANIM: İçmeyen erkek var bu zamanda? Oturup beraber içerler.
NERMİN HANIM: Gumar da oynar.
AYŞE HANIM: Oynasın canım ne çıkar. Üç gün gaybetse, dördüncü gün gazanır. Sanki O para biteceeeek?
NERMİN HANIM: Üstüne üstelik bir da dövmezsa eyi?
AYŞE HANIM: Alışır canım. Zamanla birbirlerine alışırlar. Sevgi zamanla daha da artar. Çoluk çocuk da oldu mu gavgalar da biter. Benim gız hepsinin da üstesinden gelir. Siz bir an önce isteyin. Bu işi hemen böyüce bitirelim. Biz da rahat edelim siz da…
NERMİN HANIM: Eyi ama neyinan geçinecekler? İş güç?
AYŞE HANIM:Aaa! Söylediğin şeye bak. O gadar fabrikalar, restorantlar, tırlar…daha nasıl geçinecekler canım? Duyan da açlarından ölüyor sanacak…
NERMİN HANIM: Bilmem ki…
AYŞE HANIM: Helali hoş olsun. Ben verdim gitti şekerim.
NERMİN HANIM: Musa Bey?
AYŞE HANIM: Haddine düşmüş garışsııın?
NERMİN HANIM: (Yavaş) Yandık. Napacağik şimdi? (Yüksek) Hele bir da kendisiyle gonuşalım da. Bakalım o ne deycek?
AYŞE HANIM: Ne deycek canım. Tabii ki evet deycek. Ateş bacayı sarmış. Bunca zamandır beraberlermiş işte. (Kapı vururlur)
NERMİN HANIM: Belki de odur.Ben bir bakayım. (Kalkar, kapıya yönelir. Açar gelen Mustafa Bey’dir) Hoş geldin canım. (durgundur)

SAHNE 6
Evvelkiler – Mustafa Bey

MUSTAFA BEY: Hoş bulduk canım. Napan? Eyisin?
NERMİN HANIM: Hiiiç. Nasıl olayım? Bildiğin gibi.
MUSTAFA BEY: Noldu ama? Pek durgunsun böyüce.
NERMİN HANIM: (İşaretle Ayşe Hanım’ı gösterir.) İçerde.
MUSTAFA BEY: Kimdir be? (İçeri bakar) Ne isder? Gene isder kiraya zam yapsın? Ma ne gözü doymaz garıdır? Elinden gelse her ay yüzde yüz zam yapacak. (Sert)Buyurun Ayşe Hanım. Arzunuz?
AYŞE HANIM: Biz Nermin Hanım ile gonuşduk Mustafa Bey! Deyeceklerimi ona söyledim. O size her şeyi anlatır. Artık bu işi bir an evvel bitirsek derim.
MUSTAFA BEY: Hep böyle yapan zaten. Kiraya her zam istediğinde önce onuynan gonuşun. Be ama daha geçenlerde artırmadıyıdık bu guduz kirayı. Daha ne çabuk zaman geçti da zam isden. Ayıp değil bu yaptığınız Allah için?
AYŞE HANIM: (Alttan alarak) Aman Mustafa Bey, reca ederim. Ne kirası? Lafı olur kiranın hiç? Kirayı vermezseniz de olur ayıbsınız. Mesele o değil. Mesele başka.
MUSTAFA BEY: Mesele başkaa? Ma nedir öyleysa?
AYŞE HANIM:Kardeşiniz.
MUSTAFA BEY: Karedeşim?
AYŞE HANIM: Evet. Malak.
MUSTAFA BEY: (Sinirli) Ma o it gene naptı be? Öldereceğim Allah için gene bir şey yapdıyısa!
AYŞE HANIM:Yok canım. Öyle gorkulacak bir durum yok. Hayırlı bir iş.
MUSTAFA BEY: Hayırlııı? Ma o guduzdan ne hayırı beklerik ya?
AYŞE HANIM: hayırlı hayırlı. Nermin Hanım size her şeyi anlatır. Meraklanmayın.
MUSTAFA BEY: Ma nasıl meraklanmam. Malak be bu! Şeytana pabucu ters geydirir. Onun yüzünden çekmediğim galmadı. Yeter artık be gardaş. Bitsin bu çile. Gene naptı söyleyin da çatlayorum Allah için.
NERMİN HANIM: Eeee şey!
MUSTAFA BEY: Hanım Allah için eveleyip geveleme. Ne olduysa söyle ben da bileyim.
NERMİN HANIM: Eee şey. Sabahat….
MUSTAFA BEY:Nolmuş Sabahat’a?
NERMİN HANIM: Malak …
MUSTAFA BEY: Nolmuş ama?
NERMİN HANIM: Şey yapmışlar?
MUSTAFA BEY: Ne yapmışlar?
NERMİN HANIM: Şey işte canım…
MUSTAFA BEY: Çatlatma adamı be gadın. Nolduysa söyle.
NERMİN HANIM: Olanları gördüüüün?
MUSTAFA BEY: Olanları bilmem ama; az önce gelirkana Malak ile Serpil’i havaalanı yolunda gördüm. Nerece gönderdin gendileri?
NERMİN HANIM: Ben bir yere göndermedim.
MUSTAFA BEY: Eee o zaman ne işleri var bu saatta havaalanı yolunda?
NERMİN HANIM: Ne bileyim ben canım. Başımıza gelenleri bir bilsen.
MUSTAFA BEY: Annadırsanız bileceğik değil. İnadınan söylemezsiniz. Falcıyım Allah için da leb demeden leblebiyi annayayım? ( O anda içeri ağlayarak Sabahat girer.)

SAHNE 7
Evvelkiler – Sabahat
SABAHAT : Anneee! (elinde bir kağıt vardır. Bir mektuptur)
AYŞE HANIM: (Merakla) Noldu gızım? Nedir bu hal? Neyin var? Neden ağlan?
SABAHAT: (Mektubu uzatır) Malak. (Ağlar)
MUSTAFA BEY: Malaak? Naptı gene? Ver bakayım şunu. (Mektubu alır. Okumaya başlar. Tam o anda diğer taraftan Burhan elinde bir mektupla içeri girer.)

SAHNE 8
Evvelkiler – Burhan

BURHAN: Anneee! Babaaa! (Hepsi bakar)
NERMİN HANIM: Noldu oğlum? Ne var?
BURHAN: (Mektubu gösterir) Deyzem!
NERMİN HANIM: Deyzeeen? Noldu deyzene? (Kağıdı alır okur) Aman Allahım!
MUSTAFA BEY: Dinleyin. (Elindeki mekyubu okur)
Sevgili Sabahat,
Beni affedeceğini umuyorum. Seninle beraber olmamız büyük bir hata olacaktı. Bir anlık saf düşüncelerimize kapıldık sanıyorum. İkimiz de boş bulunduk. Birbirimizi iyice tanımadan ilerde anlaşmamız mümkün olmayacaktı. Bu yüzden, yollarımızı şimdiden ayırmak en güzeli, en doğrusu. Bana hak vereceğini umuyorum. İlk uçakla Londra’ya dönüyorum. Orada Sepil ile evleneceğiz.
Ne olur beni affet. Sevebileceğin, ömürboyu çok iyi anlaşabileceğin biriyle mutlu olmanı diliyorum.
MALAK
AYŞE HANIM: Ayyy! (Bayılır. Sabahat’ın kucağına düşer.)
SABAHAT: Anne. Bırak şimdi bayılmayı. Kalk. Ben zaten mahvolmuşum, bir da senininan uğraşmayayım.
AYŞE HANIM: (Ayılır) Ayy kahroldum! Mahvoldum! Gitti paralar. (Kıza) Yazıklar olsun bir oğlana sahip çıkamadın.
NERMİN HANIM: Beni dinleyin.

Sevgili Ablacığım,
Malak ile ilk uçakla Londra’ya gidiyoruz. Orada evleneceğiz. Bizlere kızmayacağınızı ve sevgimizi anlayışla karşılayacağınızı umuyoruz. Böyle bir yola başvurduğumuz için sizlerden özür diliyoruz.
Bizleri merak etmeyiniz. Hoşçakalın…
SERPİL.

BURHAN: Yaşasın! Amcamla deyzem evlenirmiiişş! (Sahnede bir tur atar)
NERMİN HANIM: Sus!
BURHAN: Susacak zamandır şimdi? Gorgardım ben da Sabahat abayınan evlenecek! Yaşasın! (Sahneden çıkar)
SABAHAT: Annee! (Ağlar) Ben ne yapacağim? Tertemiz duygularımla alay eddiler. Anneee!
AYŞE HANIM: Ağlama gızım. Ben bunlara bütün bu olanların hesabını sorarım. (Nermin Hanım’a) Bana bak cadaloz! Bu günden tezi yok, hemen evimi boşaltın. Sizin gibi çinganelere verecek evim yok.
NERMİN HANIM: Hanım, hanım. Terbiyeni bozma. Şimdi o bozuk ağzını cart diye yırtarım annan?
AYŞE HANIM: Sen kim olun da benim ağzımı yırtan ha? Asıl ben senin ağzını yırtarım.
NERMİN HANIM: Hade ordan şişko. Paçoz!
AYŞE HANIM: Bana ha! Seni gidi sıska. Kürdan parçası.
NERMİN HANIM: Sen kendine bak. Cadaloz. Orman gaçgını. Hiç aynaya bakman galiba? Sürtük. Kendini beğenmiş!
AYŞE HANIM: Yedim seni. (Atılır.Saç saça baş başa girerler.) Al sana. (Vurur)
NERMİN HANIM: Ahhh! (o da vurur.) Bu da sana. Kaşarlanmış haspa.
AYŞE HANIM: Haspa çıkarasın, guduz beytanbal.
MUSTAFA BEY: (Ayırmaya çalışır) Hanımlar, durun yapmayın. Ayıp oluyor. (Kendisi de arada bir tokat yer) Kendinize gelin be bayanlar. Ayıptır derim size. Annamazsınız? (Bu arada kavgaya Sabahat da karışmıştır. Herkes birbirine girmiştir. Mustafa Bey bir onu çeker, bir bunu çeker. Kavga gittikçe artar. Bağırmalar, küfürler…) Yapmayın yahu. Bu ne terbiyesizlik.
AYŞE HANIM: Terbiyesiz sensin. Utanmaz adam. (Ona da vurmaya başlar. Kolundan ısırır. Mustafa Bey acı acı bağırır.)
MUSTA BEY: Ovvvvv! Ahhh! Kolum! Golum goptu! Ma ne guduz şeysin be gadın! (Ayşe Hanım Mustafa Bey’e vurdukça vurur. Mustafa Bey’in sabrı taşar) Ehhh! Yetiriş be! Yetişir! Bu ne rezillik? Bu ne cinganelik? Defolun şurdan! Evin da başını yesin gızın da…Çıkın dışarı be çıkın. Kovuyorum sizi.
SABAHAT: Kimi kimin evinden govan a efendi.
NERMİN HANIM: Hade be işine, anası gılıklı soytarı. Tapu gibi sözleşmem var. Sözleşme bitene gadar ev benimdir. Hade buyur yapacağını yap. Şurdan şuraya adımımı atmam. Şu an ev benim. Hade yörrüyün. Barraa! Barraaa!
MUSTAFA BEY: (Bağırarak) Yetişiiiiiir! Yetişir be! Hade be annem, gidin evinize. Artık isdeseniz de bu evda galamayık. Merak etmeyin en gısa zamanda boşaldırık. Hade lütfen şimdi bizi yalnız bırakın. Yetişir bu gadar garagözlük. Güle güle.
AYŞE HANIM: En gısa zamanda yok çıkmayasınız polisinan addıracağım sizi buraşdan.
NERMİN HANIM: Yörrü be işine anca giden? Hade barra! (Diğerleri çıkar?)

SAHNE 9
Nermin Hanım – Mustafa Bey

MUSTAFA BEY: (kolunu gösterir. Acıdan kıvranır) Off! Ammanam! Kolumu nasıl da ısırdı be öyle guduz köpek gibi? Guduz bir şey olmaylım? Off! Çok da acır. Ma ne çirkefdirler be!
NERMİN HANIM: pislik bir aile. Bir da deme mi, bizim gızı sizin oğlana vereceğik, gelin böyüce isdeyin. Ne bu öyle damdan düşer gibi. Davul bile dengi dengi çalar derler. Yok senin gıza galdııık?
MUSTAFA BEY: Söylenme be hanım da bak şu goluma. Çok acır derim sağa.
NERMİN HANIM: Vampirmin be gadın? (Koluna bakar. Acıtır)
MUSTAFA BEY: Aovvv! Yavaş be gadın! Canımı çıkaracaan bana.
NERMİN HANIM: Senin canın da ne gadar nazik. Benzedemidin bir şu gadını. Bir da kibarlık yapan. Alacaaan ayağının altına ezeceen. Böylelerine böyle yaraşır.
MUSTAFA BEY: Ah olan Malak! Yapdın gene yapacağını. Alacağın olsun!
NERMİN HANIM: Ya bizim gıza ne den. Cahillik. Düzpedüz cahillik. Hiç bu devirde gaçmak olur yavv! İsdediniz da yok dedik.
MUSTAFA BEY: Bizim it ayartmıştır gızı. Ne varsa bu itde? Gören bayılır. Tipte tip yok, boyda boy yok. Şeytan tüyü var Allah için bu guduzda? İtoğlu it. Senin yüzünden ne yapayım be gardaş? Nereye gideyim? Bu gaçıncı ev değiştirmem? Ah ulan ah! Şimdi elime geçsen köpek gibi gebertirim seni. Bir elime geçireyim, burnundan fitil fitil getirteceğim bu yaptıklarını. Allah yarattı demem öldürürüm seni. (İçeri Çingene Kadın girer.)

Sahne : 10
İçerdekiler – Çingene Kadınlar

ÇİNGENE KADIN1: Ammananam naparsınız? Ma harp oldu buraşda be? Nedir bu hal? Bulli gibi titrersiniz. Bak be Garanfil şunlara ne haldedirler…
ÇİNGENE 2: Gavga yapdılar galiba da…
ÇİNGENE1: Neçin?
MUSTAFA BEY: Bir siz eksiğidiniz! Gevvolem kadrocuk tamamdır şimdi.
NERMİN HANIM: Nesden a hanım?
ÇİNGENE 1: Sağolasınız bir şeycik istemem. Çok sıcak aldım da varısa bir gadefcik su isderdim.
MUSTAFA BEY: Ma ne suyu be gadın? Hayrat zanneddin buracığını? Gevvole! Delisi beni bulur, çingenesi beni bulur. Gılıbığı, evde galmışı hep beni bulur? Be hanım Allah için vardır bende bir şey be?
NERMİN HANIM: Yok bey yok! Sen içini ferah tut. Bey da sen paşa da sen. Melek gibi adamsın. Bir de bana bak. Cadı garısına benzedim.
MUSTAFA BEY: Allah için elaleme masgara olduk. Ma ne başım ağrıdı be gardaş?
ÇİNGENE KADIN1: Ben seni eyi ederim. Sen yeter ki beşlikten haber ver.
MUSTAFA BEY: Ne den be sen?
ÇİNGENE KADIN1: Alnıcına soğuk bir şey goyasın. Buzcuk olabilir. Yok o olmazsa ıslak havlıyı alnınga gelecek şekilde bağlaycan. Eğer ağrın fazlaca ise limoncuk veya turunçcuk kesecen, ortadan bölecen. Bir bezle alnıcına baylaycan. Yatarkna da nane, adaçayı içdimin bir şeycin galmaz.
MUSTAFA BEY: Yörü işine be gadın. Gocagarı ilaçlarıynan öldürecen beni Allah için?
ÇİNGENE KADIN1: Aman efendi oğlum. Gocagarı ilaçları deyip geçme benim dedem bunlarınan doksandokuz sene yaşadı. Eğer göbeği düşdüğünde anlayan birine gideydi daha da yaşayacağdı. Yatırmadılar gendini bir yaygının üstüne sırtüstü. Garınboşluğunu açıp üst giysilerini çıkaracakdılar. Biri ellerini yana açıp hareketsiz tutacağıydı. Bilirkişi de yan tarafında durup bir yemeniyi dört kat edeceğiydi. Hastanın göbeğinin üstüne goyayacağıydı. (Garanfil’i Çingene2’i yere yatırır.Eliyle çingene 2’in göbeğinin üzerinde gösterir) Sağ elinin işaret parmağınan göbeğini bastıracaktı. Ve hep bir tarafa doğru hafif hafif hareket ettireceğiydi. (Hareketleri gösterir.) kişinin göbeği su burgacı gibi esneyip daralmaya başlar. Bu esnada ebenin parmağını içine doğru çeker. Sanki de büyük bir emme işi oluşur.
MUSTAFA BEY: (Sinirli) Eee yetişir be gadın! Bir da seni çekemem. Git derdini Marko Paşaya annat. Ne isden sen onu söyle?
ÇİNGENE KADIN1: (Çingene 2 yattığı yerden kalkar) Yok anam ben bir şey isdemem. Geçen defa geldiğimde iki dane körpe guzu varıdı bunda. Falcıklarına bakdıydım. Ne gısmetler çıkdıydı ama. Hele bir danesi durdu durdu da durnayı gözünden vurduydu.
MUSTAFA BEY: Eyi hal ettin. Şimdi hacenalık yapanın kim olduğu annaşıldı. Beee, utanman Allah için, gelin bir de çöpçatanlık yapan bunun içinde?
ÇİNGENE KADIN1 : Hayırdır be oğlucum böyle işler. Evlendirmek yuva sahibi yapmak…
NERMİN HANIM: Ma bilirmin zenin yüzünden evden govulduk.
ÇİNGENE KADIN1: Neçin be anam? Ben naptım?
NERMİN HANIM: Daha napacan? Geldin ayarttın çocukları. Onlar da gaçdılar.
MUSTAFA BEY: Eşşeğin aklına garpuz gabuğu düşürttün.
ÇİNGENE KADIN1: Gidene güle güle anam. Gayilesi duttu? Boş verin siz onu. Hade verin bir beşlik da falcığınıza bakayım. Bundan sonra neler olacak anadayım size.
MUSTAFA BEY: Faal? (Kadınları kolundan tutup kapıya sürükler) hade be anam başga gapıya. Allah için şimdi gatil edecen beni. Bütün hıncımı senden almayayım. Hade barra! Barra!
ÇİNGENE KADIN1: (Kadınlar bağırarak sahneden çıkar.) Ay! Off! Ne iteklen be oğlucum? Ayıptır sana ayıp. Ben bir gadınım. Böyle yapılır?

(Aniden içeri Musa Bey girer. Yönetmenin isteğine göre çingene kadınlarla çarpıştırılabilir)

SAHNE -11
Evvelkiler – Musa Bey

MUSA BEY: Be gomşum! Benim garıyı görmediniz? Hiç buracaa gelmedi?
MUSTAFA BEY: Amman anam! Öleceğim Allah için!
MUSA BEY: Noldu be gomşu rahatsızsın bir şey?
MUSTAFA BEY:Yörü be adam işine. Açdırma şimdi ağzımı.
MUSA BEY: Ma noldu be gomşu?
NERMİN HANIM: (Vurarak) Gılıbık senda. Bir garına sahip çıkaman. Bir gadını terbiye edemen. Ne biçim adamsın be ama? Çık dışarı çık..
MUSA BEY: (Şaşkın) Ma noldu be size? Ma ne vurun be gomşu? Eşşeğe vurur gibi vurursunuz öyle. Annamam ya sizi. Eve giderik garıdan dayak yerik. Buracaa gelirik gomşudan dayak yerik. Nolacak bizim sonumuz böyle? Hep garılardan dayak yeyceğik? Allah için küsdüm be size! Ne haliniz varsa görün. Alıp başımı gaçacağim buralardan. Ne be bu? (Sahneden çıkar)
MUSTAFA BEY: (Seyirciye döner. Sahnenin ucuna kadar gelir. Alabildiğince bağırır.) Ah Malak ah!

(Müzik eşliğinde perdeler yavaş yavaş kapanır.)

– S O N –

Hakan Yozcu
Turiz Çevre ve Kültür Bakanlığı
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Genel Müdürü
hakan.yozcu@hotmail.com


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here