Safinaz’ın İzdivacı (Ortaoyunu) (Sema İslim Utandı)

———————————-
Oyunu oynamak isteyen grupların mail adresinden yazar ile iletişim kurmaları gerekmektdir.
Sema İslim Utandı – semaislimutandi@yahoo.com
———————————-

SAFİNAZ’IN İZDİVACI

ORTAOYUNU

2 PERDE

YAZAN: SEMA İSLİM UTANDI

OYUNCULAR:

Kavuklu- 45 yaşlarında

Pişekar- 45 yaşlarında

Safinaz- 40 yaşlarında

Anne- 65 yaşlarında

İlyas Efendi- 55 yaşlarında

Gülbeyaz- 35 yaşlarında

Hacı Ağa- 70 yaşlarında

DEKOR: Meydanda bir yenidünya vardır.

GİRİŞ

(Dışarıdan zurna Pişekar havası çalar. Pişekar girer. Temenna ile selam verir.)

Pişekar- Efendim, cümleten sefalar geldiniz. (Dışarıya sesini duyuracak şekilde…) Amma benim pehlivanım!

Zurnacı- (Dışarıdan) Buyur benim şahbazım!

Pişekar- Bu da hesap değildir.

Zurnacı- Efendim, nedir hesabın?

Pişekar- ‘ Safinaz’ın İzdivacı ’ oyununun taklidini aldım. Çal da oyunumuz başlasın.

ARA FASIL – MUHAVERE

( Zurna Kavuklu havası çalar. Kavuklu girer. Seyircileri başıyla selamlar. Tam Pişekar’ın önüne gelince korkuyla irkilir. Geri çekilir.)

Kavuklu- Amanın, bu da ne ?!

Pişekar- Birader, ne oldu?

Kavuklu- Hem de konuşuyor.

Pişekar- Muhterem, korkmayın canım. Tanımadınız mı?

Kavuklu- Tanımadım.

Pişekar- Yahu, benim ben… İsmail…

Kavuklu- Ah, İsmail sen misin? Ne bileyim, canım? Böyle karşımda görünce…

Pişekar- Bu ne dalgınlık, kuzum? Neniz var?

Kavuklu- Aman Tosun’cuğum, sorma başıma gelenleri !..

Pişekar- Allah Allah ,çok merak ettim. Anlatın da dinleyeyim.

TEKERLEME

Kavuklu- Efendim, geçenlerde öğrendim. Bizim, Bakanlıklar’da dededen kalma bir bostanımız varmış.

Pişekar- Öyle mi? Oh oh ,pek güzel efendim…

Kavuklu- Sağ ol İsmail… Biz de bir şeyler ekelim, elimize bir iki kuruş para geçsin istedik.

Pişekar- Ee, ne var bunda?

Kavuklu- Dinle. Çoluk çocuk kalktık, gittik. Gittik; ama nerede ne var, nereye ne ekilir, nereden ne biçilir, unutmuşuz.

Pişekar- Çok doğal. Sonra…

Kavuklu- Sonra efendim, çalıştık çabaladık. Bir şeyler ektik. Hasat vakti de gelince başladık zerzevatı toplamaya. Vakit oldu öğlen. Hava sıcak. Acıktık. Susadık. Hanım bir şeyler hazırlamış. Önce, dedim, gideyim bir serinleyeyim. Kuyunun yanına vardım. Attım kovayı içine. Tam çekeceğim sıra, ayağım kaymaz mı?..

Pişekar- Aman!..

Kavuklu- Aman ya!.. Hadi, ben de cumburlop kuyunun dibine! Kuyu da kuyuymuş. Düşüyorum, düşüyorum bitmiyor. Gökyüzü görünmez oldu, ben hala düşüyorum. Bir ara hızım azaldı. Yavaşladım, yere hafif bir iniş yaptım.

Pişekar- Oh, çok şükür!

Kavuklu- Sonra etrafıma bakındım. Uzakta bir ışık! Işığa doğru yürümeye başladım. Yürüdükçe ışık büyüdü. Derken efendim, ardına kadar açık, koca bir kapının önüne geldim. Şöyle kafamı uzattım ki ne göreyim?

Pişekar- Ne gördün?

Kavuklu- Ellerinde çantalar, kucaklarında dosyalar olan bir sürü kravatlı erkekler, tayyörlü hanımlar… Avuçlarında da şöyle kuş gibi bir şey (Cep telefonunu işaret etmektedir.) . Sürekli onunla konuşuyorlar. Konuşurken de oradan oraya koşturuyorlar.

Pişekar- Sorsaydın birine, neredeyim diye?

Kavuklu- Soracağım sormasına ya, bir tane sakin adam yok! Bütün cesaretimi topladım. İçlerinden birinin yanına vardım.

Pişekar- Ee?

Kavuklu- Beri bak hele hemşerim, dedim. Ben Bakanlıklar’dan geliyorum. Bostan biçiyordum. Kör bir kuyuya düştüm, kendimi burada buldum. Burası nere? Hele bir de bana, dedim.

Pişekar- O ne dedi?

Kavuklu- ‘‘ Ne? Bakanlıklar’dan mı geliyorsun? Gel hemşerim! ’’ deyip elini omzuma attı. Beni duyan bir başkası da ‘‘ Yok , hemşerim. Bize gel! ’’ demez mi?

Pişekar- Allah Allah !

Kavuklu- Yaa! Sonra biri bir kolumdan, öbürü öbür kolumdan tutup çekiştirmeye başladı. Biri diyor, bize gel; öbürü diyor, bize gel! Nasıl olduysa can havliyle kendimi ikisinin de elinden kurtarıp koşmaya başladım. Onlar da peşimden… Ben koşuyorum, onlar koşuyor. Ben koşuyorum, onlar koşuyor.

Pişekar- Koşun efendim!..

Kavuklu- Sayıları da gittikçe artıyor. Can havliyle kendimi karşıma ilk çıkan kapıdan içeri attım.

Pişekar- Atın efendim!..

Kavuklu- Nefes nefese soluklanayım derken bir de baktım koca bir salondayım. Kürsüde de bir adam, kalabalığa laf anlatıyor. Hepsi dönüp bana bakmaz mı? Çıkıp gideyim, dedim. Dışarıdakiler aklıma geldi. Çaresiz bir köşeye iliştim.

Pişekar- İlişin efendim, ilişin!

Kavuklu- İliştim; ama hala herkesin gözü bende. Sonunda kürsüdeki adam konuşmasını bitirdi, yanıma geldi. ‘‘Nereden geliyorsun? ’’ diye sordu. ‘‘Bakanlıklar’ dan! ’’deyince bir sinirlendi, bir sinirlendi ki sorma!

Pişekar- O niye?

Kavuklu- Neymiş efendim, herkes bakanlık istiyormuş. Kaç tane bakanlık varmış ki kime ne vereymiş? Niye böyle yapıyormuşuz? Bir defa da bir şey istemeden geleymişiz. Ama ne yapaymış? Mecliste çoğunluğu nasıl sağlayaymış? İhtiyacı varmış? ‘‘ Sana da bir bakanlık vereceğim.’’ dedi, çıktı gitti. Geri kalanların hepsi başladılar elimi sıkmaya, benimle tokalaşmaya. Birisi dış işlerine, birisi iç işlerine, birisi eğitime, birisi sağlığa bakacakmış. Daha bilmem kaç tanesi de bilmem neye? ‘ ‘‘Ee, bana ne kaldı? ’’ diyecek oldum, içlerinden en yaşlısı: ‘‘ Sana da Yere Bakan, Yürek Yakan Bakanlığı kaldı. ’’ demez mi?

Pişekar- ( Gülmeye başlar.) Hah hah!

Kavuklu- Gül, gül. Orada da herkes bir ağızdan gülmeye başladı. Ama ne gülme… Yer gök inliyor kahkahalarından. Bir utandım, bir sıkıldım; o sıkıntıyla gözümü açtım ki hanım bir yandan başımda ‘‘Bey, uyan! ’’ diye inliyor, bir yandan çocuklar etrafımda gülüyor.

Pişekar- ( Şaşkın ) Çocuklar mı? Onların ne işi var mecliste?

Kavuklu- Ne meclisi yahu?

Pişekar- Sen dedin?

Kavuklu- Ne dedim?

Pişekar- Bakanlıklar’da dededen kalma bostanınız varmış!

Kavuklu- Bizim?

Pişekar- Sizin. Çoluk çocuk ekip biçmişsiniz!

Kavuklu- Biz?

Pişekar- Siz. Sonra serinleyeyim, deyip kuyunun başına gelmişsin. Ayağın kaymış, kuyuya cumburlop düşmüşsün. Sonra yavaşlayıp inmişsin. Bir kapıdan geçmişsin. İki adam peşinden kovalamış!

Kavuklu- Ne diyorsun, İsmail?

Pişekar- Yahu, ben demiyorum. Sen diyorsun!

Kavuklu- Ne diyorum?

Pişekar- Kürsüdeki adam sana bakanlık vereceğini söylemiş, oradakiler de ‘‘ Yere Bakan Yürek Yakan Bakanlığı kaldı. ’’ deyip gülmüşler, gülmüşler de sen de sıkıntıdan bunaldıkça bunalmışsın!

Kavuklu- Ha o mu? Gece uyurken karyoladan düşmüşüm. Hanımla çocuklar da başımda gülmekten katılırken uyanıverdim. Hepsi bu…

Pişekar- Ne yani? Şimdi bu anlattıklarının hepsi rüya mıydı?

Kavuklu- Rüya tabii… Allah iyiliğini versin! Hiç öyle şeyler gerçek hayatta olur mu? Bakan olmak kim, biz kim? Ah, İsmailciğim!

Varsa cebinde paran o taraklarda da yumağın
Oynuyorsa on parmağında on bin marifet
Sırtın pek, karnın tok, çoluk çocuğunla rahat
Değildir işte o zaman adın fakr u zaruret
Olsa olsa denir sana ancak vekil-i millet!

Aman, neyse İsmail! Ben buraya başka bir iş için gelmiştim.

Pişekar- Hayırdır Hamdiciğim?

FASIL

Kavuklu- Efendim, benim dükkan komşum İlyas Efendi’yi tanırsın.

Pişekar- Tanırım.

Kavuklu- İşte onun başına bir iş geldi.

Pişekar- ( Heyecanlı) Nasıl bir iş?

Kavuklu- Korkma canım! İş dediysek öyle kötü bir şey değil. Bizim İlyas Efendi kara sevdaya tutulmuş.

Pişekar- Deme!

Kavuklu- Dün dükkanına biri altmış, altmış beş; diğeri kırk, kırk beş yaşlarında iki kadın gelmiş. Aralarında geçen konuşmadan genç olanının adının Safinaz olduğunu ve bu taraflarda oturduklarını öğrenmiş. Bir iki parça kumaş kestirmişler. O esnada da bizim İlyas Efendi bu genç bayana vurulmuş. Ben de tariften çıkardığım üzere, bunlar olsa olsa bizim Pişekar’ın kaynanası ile baldızı olur, dedim.

Pişekar- Dur bakayım!.. Sahi, çarşıdan sonra bize gelmişlerdi de hanıma aldıkları kumaşı gösteriyorlardı.

Kavuklu- Oh, isabet! Efendim, bu İlyas Efendi, müşterileri gider gitmez soluğu benim dükkanımda aldı. ‘‘Yaparsan bu işi sen yaparsın, Hamdiciğim! Ben bu kıza talibim. Falan mahallede Safinaz adında bir güzel var mı? Git, öğren. Bana bildir.’’ dedi. İnanır mısın, adamcağız bir günde yemeden içmeden kesildi.

Pişekar- Yapma yahu!

Kavuklu- Sen de bilirsin ki İlyas Efendi iki yıl evvel hanımını kaybetmiştir. Çocuklarının hepsi evlidir.Biri İzmir’de, öteki Erzurum’da yaşar. Kendi de hali vakti yerinde, içkisi kumarı olmayan bir adamcağızdır. Bu işi yaparsan sen yaparsın İsmail.

Pişekar- Vallahi Hamdiciğim, Safinaz iyi kızdır da o anası olacak kaynanam yok mu? Zavallı kızı yıllardır kendine tutsak etti.Kimler istemedi ki?.. Allem etti, kallem etti, bu kızın turşusunu kurdu. Safinaz da kardeşleri gibi değil. Sessiz, sakin… Bunca yıl annesine bir aksi sözle karşı gelmemiştir. Yine de ben konuyu hanıma açayım. Gitsin, konuşsun ablasıyla. Sonra ben sana haber yollarım.

(Kavuklu ile Pişekar çıkarlar.)

(Safinaz elinde toz bezi ile girer. Etrafın tozunu alırken bir yandan da şarkı söyler.)

Safinaz- Aliş’imin kaşları kara
Sen açtın gönlüme yara

Anne- (Girer. Safinaz onu görmez. Kızının böyle içli şarkı söyleyişi hoşuna gitmez. İnlemeye başlar.)
Ah, aman, bacağım!..

Safinaz- (Telaşla dönerek) Ne oldu anne? Neyin var?

Anne- Ne bileyim? Bacağıma bir şey oldu.

Safinaz- (Koluna girer, oturtur.) Gel anne… Otur şöyle… Hemen bir doktor çağırayım…

Anne- Yok yok, şimdi geçer.

Safinaz- Ovayım mı biraz anne?

Anne- Ov yavrum, ov… Sen de olmasan ben ne yapardım? Hayırsız kardeşlerinin hepsi evlendi gitti. Bir sen kaldın annesini seven… Safinaz’ım… Zaten doğduğun gün demiştim: Bu kız başka… Hiç ayrılmazdın yanımdan… (Öfkeli) Öbürleri daha ayaklanır ayaklanmaz uzaklaştı benden!.. İlk işleri de kocaya varmak oldu!.. Rahmetli baban yaşasaydı da görseydi evlatlarının halini… (Ağlar)

Safinaz- Niye öyle diyorsun anne?

Anne- (Ağlamayı keser.) Yok yok, sen bilmezsin onları!.. Şeytana pabucunu ters giydirirler!.. (Tersleyerek) Sen de hemen onların tarafını tutarsın zaten… (Kapı çalınır.) Git, bak bakayım, kim geldi?

( Safinaz kapıyı açar. Gülbeyaz girer.)

Safinaz- Aa, Gülbeyaz! Gel, hoş geldin.(Öpüşürler.)

Gülbeyaz- Merhaba anne…

Anne- İyi, evin yolunu bulabildin!

Gülbeyaz- ( Safinaz’a) Ne oldu? Neyi var bunun gene?..

Safinaz- Yok bir şeyi… Biraz ayağı ağrıyor.

Anne- Biraz mı? Zaten hep böylesiniz siz… Ananız ölsün diye gözünün içine bakarsınız.

Gülbeyaz- Anlaşıldı… Yine heyheylerin üstünde anne! Neyse ben buraya bir şey söylemeye gelmiştim.

Anne- Belli zaten… Bir gün annenizi merak edip de geldiğinizi görmedim.

Safinaz- Anne!..

Anne- Sus, anne deme bana!

Gülbeyaz- Tamam anne, haklısın. Ama şimdi söyleyeceklerim önemli. Buraya Safinaz’a bir haber vermeye geldim.

Anne- (İşkilli) Neymiş o?

Gülbeyaz- Kısmetli bir haber…

(Safinaz utanır, başını öne eğer.)

Anne- (Ayağının ağrısı geçmiştir.) Ne demekmiş o?

Gülbeyaz- Akşam İsmail eve geldiğinde söyledi. Dün çarşıdan kumaş aldığınız dükkanın sahibi seni çok beğenmiş, haber yollamış: ‘‘ Eğer Safinaz hanım da isterse dest-i izdivacına talibim.’’demiş.

Anne- (Hışımla yerinden kalkar.) Vay deyyus, vay! Tevekkeli değil, kızın ağzına düşecekti neredeyse… Aman Allah’ım, bu da mı gelecekti başımıza?

Gülbeyaz- Ne var bunda anne? Hali vakti yerinde, aklı başında bir adammış.

Anne- Sen sus! Senin başının altından çıkıyor hep bunlar!

Gülbeyaz- Yeter anne! Turşusunu kurdun ablamın … Yaşamak onun da hakkı!

Anne- Biz yaşamıyor muyuz?

Gülbeyaz- Sen yaşıyorsun anne… Bak Safinaz’a, evlenme yaşı geldi de geçti bile!..

Anne- Ben mi engel oluyorum evlenmesine?

Gülbeyaz- Evet sen! Bak, yine aynı numaraları yapıyorsun. (Yalvarırcasına) Gel, inat etme anne!
Bu, Safinaz için belki de son fırsat…

Anne- (Pes etmiştir.) İyi canım, ne haliniz varsa görün! O deyyus manifaturacıyı annenize tercih edin bakalım. Elin herifinde ar namus yokmuş ki dükkanına gelen müşterilere yiyecek gibi bakmak bir yana bir de evlerine haberci yollatıp ‘ Kapatmam yapacağım, geleyim mi?’ diyor.

Gülbeyaz- (Sinirli) Eş anne, eş…

Safinaz- Anne, Gülbeyaz… Lütfen…

Anne- Sus, bana anne deme!

Gülbeyaz- Bırak Safinaz, bırak da biraz kendine bak! İsmail’e söyleyeyim, yarından sonra gelsinler. Haydi şimdilik hoşçakalın.

Safinaz- Güle güle Gülbeyaz.

(Gülbeyaz çıkar. Anne küskün, Safinaz ayakta ışıklar söner.)

(Anne oturmakta, Safinaz ile Gülbeyaz ayaktadırlar.)

Safinaz- Çok heyecanlıyım Gülbeyaz!

Gülbeyaz- Al benden de o kadar.

Anne- (Kendi kendine) Şunların haline bak! Nasıl da bayram çocukları gibi mutlular…

(Kapı çalınır.)

Gülbeyaz- Geldiler! (Safinaz içeri kaçacak gibi olur. Gülbeyaz kolundan yakalar.) Nereye Safinaz? Kapı bu tarafta… Hadi…

Safinaz- (Derin bir nefes alır. Kapıyı açar.) Buyurun efendim, hoş geldiniz.

(Pişekar, Kavuklu ve İlyas Efendi girerler.)

Pişekar- Hoş bulduk Safinaz.

Gülbeyaz- Hoş geldiniz.

Kavuklu- Hoş bulduk.

İlyas Efendi- (Kucağındaki gülleri ve çikolata paketini Safinaz’a verir .) Size layık değil ama…

Safinaz- (Gülleri ve paketi alır.) Teşekkür ederim.

Gülbeyaz-Buyurun, şöyle geçin.(Annesine) Anne, bak! Misafirlerimiz geldi.

Anne- (Sırtı dönük) Hıh, ben mi çağırdım?

İlyas Efendi- (Annenin elini öpmeye yeltenir.)Öpeyim hanf…

Anne- (Elini çeker) Höst!

Pişekar- (Durumu kurtarmaya çalışır.) Gel İlyascığım şöyle otur.

Gülbeyaz- Safinaz, misafirlerimizin kahvesini yapıver istersen…

Safinaz- Nasıl alırdınız kahvelerinizi?

İlyas Efendi- Siz nasıl uygun bulursanız, öyle olsun Safinaz hanım…

(Safinaz çıkar.)

Gülbeyaz- Ee, nasılsınız İlyas bey?

İlyas Efendi- Çok teşekkür ederim efendim. Sizler nasılsınız?

Gülbeyaz- Sağolun. Ya siz Hamdi bey amca?

Kavuklu- Sizleri gördük daha iyi olduk.

(Bir müddet sessiz bir hava eser.)

Pişekar- Havalar da ısındı sanki…

Kavuklu- Ya!..

Gülbeyaz- Evet…

İlyas Efendi- (Pişekar’ın kulağına yavaşça) Valide hanım hastalar mı?

Pişekar- O hep hastadır. Siz dert etmeyin.

İlyas Efendi- Ya!

Pişekar- Ya…

(Safinaz kahve tepsisiyle girer.)

Gülbeyaz- Kahveler de geldi.

(Safinaz tepsiyi önce annesine uzatır.)

Anne- İstemem!..

Gülbeyaz- Aa, anneme kahve yaramıyor. Unuttun mu?

(Kahveler dağıtılır. Herkes aynı anda kahvesinden bir yudum alır.)

Kavuklu- Oh, eline sağlık Safinaz kızım.
İlyas Efendi- Pek güzel olmuş.

Anne- (Patlar.) Zehir zıkkım olsun inşallah!

İlyas Efendi- Kötü bir şey mi dedim valide hanım?

Anne- Ne validesi be?!

Pişekar- Eyvah, şimdi yandık Hamdi!

Anne- (Ayağa kalkar.) Ulan deyyus, sen dükkanına gelen herkese böyle mi yaparsın? Ayaklarım kırılsaydı da girmez olaydım o uğursuz dükkanına!

İlyas Efendi- (Korku içinde) Ne yapmışım ki ?!

Gülbeyaz- İsmail bir şeyler yap!

Pişekar- Annenden bahsediyoruz, Gülbeyaz!

Anne- (İlyas Efendi’nin üstüne yürür. İlyas Efendi geri geri kaçar.) Kızımın ağzının içine düştüğün yetmezmiş gibi bir de evime gelip istemek ha! Namussuz seni! Herkesi kandırabilirsin; ama beni asla! Kızımı evlenme vaadiyle kandırıp tadına bakacaksın, sonra da…

İlyas Efendi- Aman efendim, o nasıl söz?!

Anne- İşte o biçim söz!..

Pişekar- Kayın valideciğim!..

Anne- Sen sus damat! Bu ırz düşmanını utanmadın, aldın eve getirdin! Seninle sonra hesaplaşacağız!..

Kavuklu- Yahu İsmail, ne cadaloz karıymış bu be!

Anne- (Kavuklu’yu işaretle) Yardakçını da al, defolun evimden!.. Gözüm görmesin sizi…

(Safinaz ağlayarak çıkar.)

İlyas Efendi- Safinaz hanım!..

Anne- Bak hala Safinaz diyor!

Pişekar- Yürü İlyas Efendi… Bu iş böyle olmayacak!

Gülbeyaz- Eh, anne! Alacağın olsun!..

(Herkes çıkar.)

Anne- Oh, çok şükür! Bu iş de bitti! Şimdi sıra Safinaz’ın gönlünü almada…Safinaz!.. Yavrum!.. (Çıkar.)

(Kavuklu, Pişekar ve İlyas Efendi oturmaktadırlar.)
İlyas Efendi- Bu yaşıma geldim, böyle şey görmedim İsmail beyciğim!

Pişekar- Haklısın, yerden göğe kadar haklısın ya sen de gördün işte… Safinaz çok iyi, saygılı, hatırlı gönüllü bir kızcağız… Ama o anası yok mu anası?

İlyas Efendi- Bir an ağzını açıp beni yutacak sandım!

Kavuklu- Al benden de o kadar… Lakin bu kadına birileri haddini bildirmeli!

Pişekar- Varsa bir yolu bana da öğret Hamdi!..

Kavuklu- Her şeyin bir çaresi var derler, ölümden başka…

İlyas Efendi- Safinaz’ı alamazsam ben de kahrımdan ölürüm.

Kavuklu- Öyleyse bu kadının hakkından gelecek bir plan yapmalıyız arkadaşlar.

Pişekar- Nasıl bir plan?

Kavuklu- Toplanın hele… (Bir araya gelirler.) Şimdi… Görünen o ki bu kadın kızından vazgeçmiyor, geçmeyecek de…

Pişekar- Haklısın.

Kavuklu- Safinaz’ı kaçıralım desem…

İlyas Efendi- Hemen!

Kavuklu- Olmaaaz! Niye olmaz? Anası bütün kolcu kuvvetlerini toplar, başımıza yıkar. Ne esnaflığımız kalır, ne adamlığımız… Cümle mahalleliye rezil oluruz. Riskli!

Pişekar- Evet!

İlyas Efendi- Ne yapacağız o zaman?

Kavuklu- (Düşünür.) Ne yapacağız o zaman? Eveeet!

(Hepsi düşünürken sahneye Hacı Ağa girer.)

Hacı Ağa- Selamün aleyküm!

Hepsi- (Düşünceli, gelenin yüzüne bakmadan) Ve aleyküm selam!

Kavuklu- (Ufak bir baş hareketiyle gelene bakar. Tekrar bakar.İrkilir, ayağa kalkar.) Ve aleyküm selam Hacı Ağa! (Diğerlerine işareti çakar.) Ve aleyküm selam!

Pişekar- İlyas Efendi- (Durumu anlamışlardır.) Ve aleyküm selam…

I.PERDENİN SONU
II.PERDE

(Kavuklu, Pişekar ve İlyas Efendi ayaktadır. Hacı Ağa’ya yer verirler.)

Kavuklu- Buyur Hacı Ağa, gel şöyle otur.

Pişekar- Efendim, nasılsınız görüşmeyeli?

Hacı Ağa- (Otururken) Çok şükür…

İlyas Efendi- Maşallah maşallah…

Kavuklu- Bence hiç iyi görünmüyorsunuz!

Hacı Ağa- Niyeymiş o?

Kavuklu- Ne bileyim? Renginiz biraz soluk geldi bana… (Eğilir, Hacı Ağa’nın gözünün içine bakar.) Cık cık cık…

Hacı Ağa- Ne var yahu?

Kavuklu- Üzülme Hacı Ağa; ama sizde kansızlık alametleri görüyorum. (Pişekar’a göz atar.)

Pişekar- Sahi, şimdi bana da renginiz biraz soluk geldi.

İlyas Efendi- (Durumu kavramıştır.) Tabi canım, ben de lafın gelişi öyle ‘‘maşallah’’ demiştim.

Hacı Ağa- Çocuklar korkutmayın beni!.. Kendimi gayet iyi hissediyorum.

Kavuklu- Seni sevmesek hiç bu bahsi açmazdık Hacı Ağa… Dost acı söylermiş. Söyle bakalım. Hanım öleli ne kadar oldu?

Hacı Ağa- Beş altı yıl oluyor.

Kavuklu- Bak gördün mü? Bu yıllar içinde kim baktı sana? Çamaşırını kim yıkadı? Söküğünü kim dikti? Hep sen… Peki, hep böyle mi kalacaksın? Allah korusun, düşünce kim bakacak sana?

Hacı Ağa- Canım, kızım var. Oğlum var. Onlar bana bakar.

Kavuklu- Bakarlar bakmasına ya, onlar başka şehirde sen başka şehirde. Üstelik biri el kızında, biri el oğlunda… Hepsini bırak, asıl önemlisi akşam eve gittiğinde kapını açanın, sırtını sıvazlayanın, kahveni yapıp dizinin dibinde oturanın, hoş sohbet edenin var mı? İnsana can şenliği lazım…

Hacı Ağa- (Kavuklu anlattıkça yüzünün şekli değişir. Ağlamaya başlar.) Yok, vallahi yok! Ben ne talihsiz bir adammışım da haberim yok!

İlyas Efendi- (Kalkar, Hacı Ağa’ya sarılır.) Ağlama Hacı Ağa, beni de ağlatacaksın!

Pişekar- Vah vah!

Kavuklu- Üzülmeyin canım, her derdin bir çaresi var derler. Elbet bunun da bir çaresini buluruz.

Hacı Ağa- (Ağlamaklı) Nasıl?

Kavuklu- Seni yeniden baş göz edelim Hacı Ağa! Şöyle huyu huyuna, suyu suyuna uygun bir hanım bulalım.

Hacı Ağa- Hadi canım, kim ister ki beni bu yaştan sonra?

İlyas Efendi- Aa, ne varmış ki yaşınızda?!

Pişekar- İlyas Efendi doğru söylüyor. Üstelik ben tam size göre birini tanıyorum.

Hacı Ağa- (Meraklı) Ya, kim?!

Kavuklu- Güzel mi güzel, hamarat mı hamarat, eli gibi dili de maharetli… Cıvıl cıvıl, fıkır fıkır bir hatun…

Hacı Ağa- Kim?

Kavuklu- O da senin gibi dul…

Hacı Ağa- Yahu kim bu?

Pişekar- Benim kaynanam! Sen ‘he’ dersen, ben hanımı gönderir durumu bildiririm. Yok, istemezsen…

Hacı Ağa- İsterim isterim! Üstelik uzak da sayılmaz. Akraba oluruz, ne güzel!

Kavuklu- Öyleyse olacak bu iş… Tez haber yolla İsmail! Hanım gitsin, konuşsun.

Hacı Ağa- Ne isterse yapacağımı da söyle!

İlyas Efendi- Ya ben ne olacağım? Safinaz hanımefendiyi göremeyecek miyim?

Kavuklu- (Fısıltıyla) Sana sabırlı olmak düşüyor, İlyas Efendi. Bugün görmezsin, yarın ilelebet senin olur.

İlyas Efendi- (Fısıltıyla karşılık verir.) Ha, anladım… Bugün yok, yarın… Sizi gidi sizi!..

(Sahne kararır.)

(Safinaz tek başına oturmuş, nakış işlemektedir.)

Anne- (Dışarıdan sesi duyulur.) Safinaz!

Safinaz- Ne var anne?

Anne- Azıcık gel de şu sırtımı ovuver. Kalkamıyorum.

Safinaz- Tamam anne, geliyorum! (Kendi kendine söylenerek) Safinaz şuram ağrıyor, azıcık ovuver. Safinaz canım şunu çekiyor, yapıver. Safinaz aşağı, Safinaz yukarı… Yeter artık! Ben de bir yuvam olsun, kocam olsun istiyorum. Üstelik kıymetimi bilecek biri çıkmışken… Çeyizim sandıkta sarardı. Saçlarım ağardı. Yaşıtlarım çoktan torun torba sahibi oldu. Zavallı İlyas beyciğim! Yaşadıklarından sonra gelip Safinaz kulunu tekrar görmek ister mi acaba?

(Kapı çalınır.)

Safinaz- Kim o?

Gülbeyaz- (Dışarıdan sesi duyulur.) Benim Safinaz, Gülbeyaz!

Safinaz- (Açar.) Gel, Gülbeyaz, hoş geldin. O günden sonra bir daha kimse uğramaz sanıyordum.

Gülbeyaz- Ah, ablacığım! Senin hatırın olmasa… Biz o geceyi çoktan unuttuk.

Safinaz- Ya diğerleri?

Gülbeyaz- Onlar da… Üstelik İlyas Efendi seni hala istiyormuş.

Safinaz- Anneme rağmen mi?

Gülbeyaz- Üzülme Safinaz, her şeyin bir çaresi bulunur. Şimdi buraya neden geldiğimi söyleyeyim…

Anne- (Girer.) Safinaz, deminden beri seni bek… (Gülbeyaz’ı görür.) Ne işin var senin burada?

Safinaz- Gülbeyaz buraya bir şey söylemeye gelmiş.

Gülbeyaz- Hayırlı bir işi haber vermek için…

Anne- (Hiddetli) Yine mi Safinaz’ın…

Gülbeyaz- Safinaz için değil, senin için anne!

Anne- Benim için mi?

Safinaz- Annem için mi?

Gülbeyaz- Evet, Hacı Ağa adında biri seninle evlenmek istiyormuş. ‘‘Ne isterse alacağım , yeter ki bir tanışalım.’’ demiş.

Anne- Tanışmak mı?

Gülbeyaz- (Annesinin yumuşamasından istifadeyle) Görmekten ne çıkar anne… Üstelik hali vakti yerinde, dul bir adammış. Çocuklarının hepsi evli ve başka şehirdeymişler. Anlayacağın çöpsüz üzüm…

Anne- (Safinaz’a bakarak) Ay, ne desem bilmem ki?

(Safinaz oralı olmaz.)

Gülbeyaz- Yalnızlığına son verecek birini ararken seni tavsiye etmişler. (Anne gittikçe keyiflenir.)
‘‘Gökte aradığımı dostlarım bana yerde gösterdiler.’’diye sevinçten hop oturup hop kalkıyormuş.

Anne- Sırf ayıp olmasın diye peki diyorum. Herkes gibi gelir, kahvemizi içer, tanışırız.

Gülbeyaz- Peki öyleyse. Haber vereyim, yarın gelsinler. Şimdilik bana müsaade…

(Gülbeyaz çıkar. Işıklar söner.)

(Kavuklu, Pişekar, Anne, Safinaz, Hacı Ağa ve Gülbeyaz sahnededirler.)

Kavuklu- Efendim, bizi tekrar evinize kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Anne- Estağfurullah, hoş geldiniz!

Hacı Ağa- Hanımefendiyi pek genç, pek diri buldum. Bu güzelliği neye borçlular acaba?

Anne- (Keyiflenir.) Latife ediyorsunuz!

Hacı Ağa- Görünen köy kılavuz istemez. Bir sürü çocuk büyütmüşsünüz; ama zaman hiç size asi davranmamış.

Kavuklu- (Pişekar’ın kulağına) Onda bu genişlik varken bir yüzyıl daha yaşar.

Pişekar- (Kavuklu’yu dürter.) Aman efendim, Hacı Ağa’nın hakkı var. Kayın validem diye söylemiyorum, her zaman kendisine bakmasını bilmiştir. Yaşıtları gibi bir köşeye çekilip hayattan el etek çekmemiştir.

Hacı Ağa- Ee, öyle de olmak lazım gelir, değil mi efendim?

Anne- Oh oh, bu iltifat dolu sözler bitmeyecek! Siz de beni şımarttıkça şımartacaksınız. Kahvenizi nasıl alırsınız?

Hacı Ağa- Siz nasıl arzu buyurursanız öyle olsun sultanım!

Anne- (Safinaz’a) Hadi yavrum! Malum ne kadar genciz de desek, evde gençler varken bize iş düşmez.

Gülbeyaz- (Safinaz’a) Sana yardım edeyim Safinaz… (Çıkarlar.)

Kavuklu- İsmail, bunlar mercimeği fırına verdiler vallahi! Şu muhabbete bak! İkisinin de ağzından bal damlıyor!

Pişekar- Aman Hamdiciğim, bırak damlasın. Yıllardır zehrini akıttı, biraz da balını görelim!

Hacı Ağa- Efendim, zat-ı alilerinize biraz kendimden bahsedeyim.

Anne- Estağfurullah, buyurun!

Hacı Ağa- Öncelikle dulum. Karım yıllar evvel sizlere ömür… Toprağı bol olsun, çok iyi bir hanımdı.

Anne- (Kıskanç) Öyle olsun!

Hacı Ağa- Bana iki evlat verdi. İkisinin de mürüvvetini gördü. Biri Bursa’da, diğeri Ankara’da… Çoluk çocuğa karıştılar. Bendeniz burada, tek başıma yaşıyorum. Bir zahire dükkanım var. Bana yetiyor.

Anne- Maşallah maşallah!

Hacı Ağa- Evim bana aittir. Çok güzel bir evdir; lakin içi boştur.

Anne- Nasıl yani?

Hacı Ağa- Yani boştan kasıt, eşyası yok değil! Yıllardır bir kadın eli değmemiş, bir kadın sesi işitilmemiştir, demek istiyorum.

Anne- Vah vah!

Hacı Ağa- Üzülmeyin! Her şeyin bir çaresi bulunurmuş. (Kavuklu’ya bakarak) Değil mi efendim?

(Kavuklu telaşlanır. Bir şeyler söyleyecekken Safinaz’la Gülbeyaz ellerinde kahve tepsisiyle girerler.)

Pişekar- (Atılır.) İşte kahveler de geldi!

Gülbeyaz- Buyurun Hacı amca!

Hacı Ağa- Maşallah, kızlarınız da pek hamarat canım…

Anne- Öyledir efendim. Övünmek gibi olmasın, hepsini çiçek gibi yetiştirdim. Evlendirdim. Bir saygısızlıklarını görmedim, kötü sözlerini duymadım. Rahmetliden sonra hem eş hem arkadaş oldular bana! (Kahvesini alırken) Sağ ol yavrum… Allah acılarını göstermesin!

Hacı Ağa- Amin efendim, amin… Cümlemizin… Demek hepsi evli…

(Kavuklu, iyi gidiyor işareti yapar. Pişekar susmasını işaret eder.)

Anne- Hayır, hepsi değil! Safinazcığım bekardır.

Hacı Ağa- Neden? İsteyeni mi çıkmadı?

Anne- O ne biçim söz?! Ne tüccarlar, ne hekimler istedi de kızım zavallı annesini bırakmamak için hepsini reddetti.

Hacı Ağa- Vah vah, yazık olmuş kızcağıza! Ama üzülmeyin! Artık sizin varlığınız ona engel olmayacak!

Anne- Nasıl yani?

Hacı Ağa- Allah’ın emri, peygamberin kavliyle sizi kendime istiyorum. Safinaz kızım da artık kendi kısmetini bulmak için özgür olur, yuvasını kurar.

Anne- (Ayağa kalkar.) Höst! Deminden beri zor tutuyorum kendimi!.. Her şey iyi gidiyordu, birden çuvallamaya başladın Hacı Efendi!

Hacı Ağa- Aman sultanım, ne dedim ki ben?

Anne- Ağzından çıkanı kulağın da mı duymuyor?

Gülbeyaz- Sinirlenme anneciğim!..

Anne- Sen sus, çıyan! Bu dertleri başımıza hep sen açtın… Safinaz’ı koparamadınız, şimdi şansınızı ben de mi deniyorsunuz?

Pişekar- O nasıl söz anne?

Anne- Ulan damat! Yüz kere kovdum seni bu evden, gene geldin. Ne arsız, yüzsüz adammışsın! Senin söz söylemeye bile hakkın yokken, bana mı soruyorsun, o nasıl söz diye?

Kavuklu- Aman valide hanım, lütfen!

Anne- İti an, çomağını hazırla! Çomaksız gezmez bizim damat!

Safinaz- Anne, çok ayıp oluyor!..

Anne- Sen sus Safinaz! Senin aklın varmaz böyle işlere… Bunlar buraya bir oyun oynamaya geldiler; ama ben kül yutmam. Önce İlyas hergelesini saldılar başımıza, şimdi de bu kartolozu!..

Hacı Ağa- Kim? Ben mi?

Anne- Sen ya! Ayakta uyuyorsun Hacı Efendi! Hadi bakalım, hadi… Daha fazla ağzımı açtırmadan giderseniz, siz karlı çıkarsınız.

Hacı Ağa- Şimdi bu, ‘‘Hayır mı?’’ demek?

Anne- Ay, şimdi hepinizi parçalarım! Defolun be, defolun! (Hepsinin üstüne yürür. Herkes çil yavrusu gibi kapıya koşar. Anne kapıyı kapatırken Safinaz ağlayarak dışarı çıkar.) Hadi buyur, işin yoksa baştan başla!.. (İçeriye seslenerek) Safinaz, yavrum!.. (Çıkar.)

(Pişekar, Kavuklu ve Hacı Ağa oturmaktadırlar.)

Pişekar- Vallahi Hacı Efendi, dün yaşananlar için senden ne kadar özür dilesem azdır.

Hacı Ağa- Boş ver, büyütme İsmail oğlum!

Kavuklu- Yok, yok öyle demeyin! O kadının ne yapacağını bile bile götürdük seni…

Pişekar- Kandırdık ve kendi oyunumuza alet ettik!

Hacı Ağa- Yahu, boş verin dedim! İyi ki götürmüşsünüz!.. Yoksa ben nereden bulacaktım, bu deli taylar gibi azgın hatunu? Ah, o ateş!.. O dört nala koşan deli kısrak cesareti!.. (Ağlamaklı) Gel gör ki beni istemedi!

Kavuklu- Hoppala!… Birken iki oldular…

İlyas Efendi- (Girer.) Oo, işte buradasınız. Aramadığım yer kalmadı sizi…

Kavuklu- İşte ikinin biri…

Pişekar- Hayrola İlyas Efendi, ne oldu ki?!

İlyas Efendi- Yahu, daha ne olacak? Akşamdan beri meraktan öleceğim. Hanımefendi vardı mı Hacı Ağa’ya?

Pişekar- Kavuklu- Of of!

İlyas Efendi- Yoksa?

Pişekar- Kavuklu- (Kafalarını sallayarak) Ah ah!

İlyas Efendi- (Çocuk gibi yavaş yavaş ve hıçkırarak ağlamaya başlar.) Ihı…Ihı…Ihı…

Pişekar- Aa, İlyas Efendi!.. Hiç yakışıyor mu böyle, çocuk gibi?

Hacı Ağa- Yoksa o da mı?

Kavuklu- Evet, Hacı Ağa, o da… Ama bu, deli taya değil, kızına…

Hacı Ağa- Vah garibim, vah! Ah, biz ne talihsiz insanlarız… (İlyas Efendi ile sarılıp ağlaşırlar.)

Pişekar- Tamam, bu böyle olmayacak! Bu akşam bize gelin de enine boyuna konuşalım, bir hal çaresine bakalım şu işin!

(Hacı Ağa ve İlyas Efendi bir yandan ağlarlar, bir yandan da ‘ Olur.’ İşareti yaparlar.)

Kavuklu- Allah cümlemize akıl fikir versin, bizi de bu işten azat etsin İsmail!

Pişekar- Amin!

(Pişekar, Kavuklu, Hacı Ağa ve İlyas Efendi oturmakta, Gülbeyaz kahve dağıtmaktadır.)

Hacı Ağa- Sağ ol kızım.

Gülbeyaz- Afiyet olsun.

Pişekar- Şöyle korkusuzca için kahvelerinizi…

Kavuklu- Hakkın var İsmailciğim! Her defasında cadının evinde… (Hacı Ağa’nın bakışlarıyla karşılaşır.) Yani deli tayın evinde sonunu getirmek kısmet olmadı kahvenin…

İlyas Efendi- Gönül ne kahve ister, ne kahvehane; gönül sohbet ister, kahve bahane!

Hacı Ağa- Değil mi ya? Hay ağzına sağlık, İlyas evladım!

İlyas Efendi- Lakin sevdiğine kavuşmayan gönlü kim ne yapsın?

Pişekar- Evet, gelelim asıl meselemize!..

Hacı Ağa- Gelelim! Bu kadının razı olur bir yanı olmalı…

İlyas Efendi- Olmalı ya! Safinaz’ım o cadının…

Kavuklu- Deli tay…Deli tay…

İlyas Efendi- …elinden kurtulmalı!

Hacı Ağa – Bu kez hep beraber gidelim. Ben anasını, sen de kızını iste…

Pişekar- Yahu, Hacı Ağa ne diyorsun?! Her defasında korkumdan kırk yıldır girip çıktığım evin kapısının yerini karıştırıyorum. Maazallah, bir gün elinde kalırsak vay halimize!..

Kavuklu- Vallahi doğru söylüyorsun İsmailciğim! Yakalarsa much much!..

İlyas Efendi- Peki ne yapacağız o zaman?

Pişakar- (Tam bir şey söyleyecekken kapı çalınır.) Kapı…

Gülbeyaz- Ben bakarım. (Açar.) Safinaz!..

(Herkes ayaklanır.)

İlyas Efendi- Sa.. Sa… Safinaz hanım!

Safinaz- (Girer. Mahcup) Evden kaçtım.

Kavuklu- Oh, bizi de ne büyük bir dertten kurtardın!

Gülbeyaz- Gel ablacığım, gel! Otur şöyle…

İlyas Efendi- Safinaz hanım, hoş geldiniz. Nasılsınız?

Safinaz- Hoş bulduk İlyas bey. İyiyim.

Hacı Ağa- Keşke anneniz de gelseydi!

Safinaz- Size yaptıklarından sonra hala onun adını ağzınıza alabiliyorsunuz!

Hacı Ağa- Annedir. Evladını koruyacak tabii! Sen asıl benim kusuruma bakma! Senin için o gün ileri geri konuştum hanım kızım!..

Safinaz- Yoo, Hacı amca! Haklıydınız. Annesinin sözünden çıkamayan, kendi haklarının korunmasını bile başkalarından bekleyen bir insan için söyledikleriniz az bile! Sonra da kalkar, kaderimize isyan ederiz. Kardeşlerim gerçekleri çok önceden fark ettiler de annemin esaretinden kurtulup yuvalarını kurdular. Bana da kaderine küsüp ağlamak kaldı. Ama buraya kadarmış. Artık kendi kararlarımı kendim vereceğim ve o eve bir daha dönmeyeceğim!

İlyas Efendi- Dönmeyin Safinaz hanım, dönmeyin! Sonuna kadar arkanızdayım! Şey… Yani yanınızdayım demek istedim.

Hacı Ağa- (Kendi kendine) Vah minik kuşum, deli kısrağım!.. Şimdi ne kadar da korkmuştur!

(Kavuklu, ya sabır çeker.)

Pişekar- Hoş geldin, sefa getirdin Safinaz! Burası senin de evin sayılır.

Gülbeyaz- Gel, odanı göstereyim Safinaz…

İlyas Efendi- (Atılır.) Bir dakika! Bu anı ne kadar beklediğimi takdir edersiniz. Efendim, izin verirseniz, onu, asıl evine, yuvamıza götüreyim. Safinaz hanımcığım, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle sizi kendime istiyorum. Evet derseniz, beni dünyanın en mesut insanı yaparsınız.

Safinaz- İlyas bey…

İlyas Efendi- Hayır derseniz, ölüm fermanımı ellerinizle imzalarsınız!

Kavuklu- Vay köftehor! Neler de bilirmiş?!

Safinaz- (Etrafına bakar. Herkes başıyla onaylar.) Evet… Sizinle evlenmeyi kabul ediyorum.

İlyas Efendi- Heyt, oldu bu iş! (Hacı Ağa’yı öper.)

Hacı Ağa- Darısı bana, darısı bana…

İlyas Efendi- Nişan yüzüklerimizi takalım öyleyse!

Pişekar- Bu ne acele İlyas Efendi? Bu saatte yüzüğü nereden bulacağız?

İlyas Efendi-Hazır efendim, hazır! Ne olur ne olmaz diye ilk günden beri hep cebimde taşıyordum. (Kurdeleye sarılı bir çift yüzük çıkarır. Kavuklu’ya uzatır.) Bunları senin takmanı istiyorum Hamdiciğim! (Diğerlerine bakarak) Müsaade buyurursanız?…

(Başlarıyla onaylarlar.)

Kavuklu- Hay Allah!.. Şeref duyarım. (Safinaz ile İlyas Efendi yan yana gelirler. Kavuklu tam konuşacağı sırada kapı çalınır.) Kapı…

Gülbeyaz- (Kapıyı açar.) Anne!

İlyas Efendi- Eyvah, basıldık!

Anne- (Üzgün, mahcup ve durulmuş vaziyette) Girebilir miyim? (Girer.) Ben özür dilemeye geldim. Hepinizden yaptıklarım için af diliyorum!

Kavuklu- Hangi dağda kurt öldü?

Anne- Haklısınız Hamdi bey! Bencilliğim kurbanı oldum. Kendi isteklerimi her şeyin üstünde tuttum. Bunun için de insanları kırmaktan çekinmedim. Ta ki Safinaz!ım beni terk edene kadar. Onun hep yanımda kalacağını, bana bakacağını düşündüm. O yüzden evlenmesini ne pahasına olursa olsun engellemeye çalıştım. Şimdi önce ondan, sonra da sizlerden beni bağışlamanızı istiyorum. (Ağlayarak Safinaz’ın ayaklarına kapanır.)

Safinaz- Gülbeyaz- Anne!

Hacı Ağa- Aman, valide hanım! Biz yaşlılar, yalnız kalma korkumuzu yenemediğimiz sürece bencilliklerimizin kurbanı oluyoruz. Lütfen kalkın! (Kaldırır.) Eminim, gençler sizi anlayacaktır. Gelin, şöyle oturun.

Safinaz- Anneciğim! (Elini öper. Gülbeyaz ile Pişekar’da öperler.)

Anne- Bağışladınız mı beni?

Gülbeyaz- O nasıl söz anne! Elbette!

Kavuklu- Eh, o zaman kaldığımız yerden devam edelim. Bu nişanı bitirelim.

Anne- Ne nişanı?

İlyas Efendi- Efendim, Safinaz hanım benimle evlenmeyi kabul etti de. Siz de müsaade ederseniz…

Anne- (Hışımla) Ulan!… (Sakin) Şakaydı, şaka…

(Herkes güler.)

Hacı Ağa- Efendim, bundan güzel fırsat olmaz. Ben de yeri gelmişken Allah’ın emri, peygamberin kavliyle sizi kendime eş olarak istiyorum.

İlyas Efendi- Ah, ne mesut bir gün!

Anne- Ay, ne desem bilmem ki? (Safinaz’a bakar. Safinaz başıyla onaylar.) Eh, peki öyleyse!

Hacı Ağa- Oh be! Oldu bu iş! Biz de yüzükleri hemen takalım, öyleyse.

Pişekar- Sen de mi cebinde gezdiriyordun yoksa?

Hacı Ağa- Hem de makasla beraber! N’aber? (Kurdeleye sarılı bir çift yüzükle makas çıkarır.)

Pişekar- Pes vallahi!

Kavuklu- Gelin bakalım öyleyse.(İki çift yan yana gelir. Safinaz ile İlyas Efendi’nin yüzüklerini takarken) Allah, bir yastıkta kocatsın. (Hacı Ağa ile Anne’nin yüzüklerini takarken) Hayırlı, uğurlu olsun. Allah, sizi tayların çiftesinden korusun.

BİTİŞ

Pişekar- (Kurdeleleri keser.) Uğurlu, kademli olsun. Allah hayırlı etsin. (Herkes birbirini
kutlarken Pişekar öne çıkar.) Efendim, bu çiftlerin düğününü haftaya yine burada icra edeceğimizi vaat ederek oyunumuza burada son veriyoruz.

Hepsi- Hepinizi düğünümüze bekliyoruz.

(Zurna neşeli bir hava çalarken perde kapanır.)

Sema İslim Utandı

———————————-
Oyunu oynamak isteyen grupların mail adresinden yazar ile iletişim kurmaları gerekmektdir.
Sema İslim Utandı – semaislimutandi@yahoo.com
———————————-


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here