Seyyar Sahne Oğuz Atay’ın “Tehlikeli Oyunlar” isimli romanını oyunlaştırmış.
Oğuz Atay’ı hatırladık:

“Öyle bir çıkmazdır ki düzenden yana olanın da,düzene karşı olanın da aynı sularda çırpınmasıdır. Haksız olana karşı çıkanın da haksız olduğu ortamdır….Kişilik kazanamamış bir yarı aydınlar ortamında kimsenin yarım yamalak düşünce ve duygu “müktesebatı”nı(kazanılmış bilgi) irdelemeye ,kendi, edimleri ile hesaplaşmaya niyeti yoktur çünkü.Herkes kendinden o kadar memnundur ki bütün endişesi esnaflığın nasıl süreceğidir,dükkanda mal eksik olmasın,reklam da iyi yapılsın yeter.Bu mal köylünün sefaleti,işçinin direnmesi ya da küçük burjuva aydınının bunalımı olabilir fark etmez.Esnaf ve tezgahtar için bütün mallar satılabildiği ölçüde makbuldur.”(“Günlük-s.227-228-İletişim yayınları)

İyi oldu.

Oğuz Atay Türkiye entelektüellerinin başarısızlığı üzerine düşünmüş ,tahliller yapmış bir yazardır.

Oğuz Atay denince akla ilk gelen Tutanamayanlar olur. Tehlikeli Oyunlar , hem yazılışta hem de belleklerde ikinci sıradadır ama önemi Tutanamayanlar’dan daha “az” değildir hatta bizce daha çoktur.Sanırız bu düşüncemize katılan da çok olacaktır.

Romanda pek çok şeyi bir arada söyleme çabası ve heyecanı görürüz. Düşündüğümüzde romanın daha “compact”(toplu/yoğun) olabileceği hissine kapılırız. Ama bu, romanın Türk ve dünya edebiyatının zenginliği arasında sayılmasını engelleyecek bir durum değildir.

Oğuz Atay 1934 doğumludur. İTÜ mezunu inşaat mühendisidir.

1970 de ilk romanı Tutunamayanlar ile TRT Roman Ödülü’nü almıştır. Tehlikeli Oyunlar 1973 de yayınlanmıştır. Diğer kitapları : Korkuyu Beklerken,Bir Bilim Adamının Romanı , Oyunlarla Yaşayanlar ve Günlük’tür.

Tehlikeli Oyunlar
“Günlük” de uzun uzun Tehlikeli Oyunlar’dan (daha doğrusu ikinci romanından) bahsetmiş Atay. Yazdıklarında Hikmet, Sevgi, Bilge, Albay gibi karakterlerin “doğum”ları var. Ama galiba yazma süreci Tehlikeli Oyunlar’ı başka bir yönde sürüklemiş.

“Games People Play/Hayat Denen Oyun” (İnsanların oynadığı oyunlar) ile meşgul olduğu Günlük’teki notlarından anlaşılıyor.

Tehlikeli Oyunlarda’ki soyut isimlerin seçilişi Pilgrim’s Progress(John Bunyan) den etkilenmiş gibidir.

Boethius’un Felsefenin Tesellisi’ndeki kişileştirilmiş Felsefe’sine benzer bir Bilge karakteri çizilmiştir.

Hikmet Benol, Sevgi, Bilge, Nurhayat, Hidayet, Mütercim Arif gibi kahraman isimleri ; Gecekondu,Son Yemek, Düşüş gibi bölüm başlıkları; ilk bölümde birinci şahıs geri kalanda hikaye dilini kullanması ; tarih , toplumsal sınıflar arası ilişkiler, din , ordu vb konularda doğrudan ve dolaylı yaptığı göndermeler /değinmeler ; romanın sonunu başa bağlaması (?) gibi hususlar Oğuz Atay’ın romanı , rastlantısal değil bir plan ve çerçeve içinde yazdığını gösterir. Bu konularla ilgili pek çok yorum yapılmıştır.

Hikmet Benol ismi tek başına bir mesaj gibidir. “Hem keramet sahibi hem de birey”…
Kısaca Tehlikeli Oyunlar gündeme getirilmesi çok yerinde bir seçimdir.

Seyyar Sahne
Böylesine çetrefil bir romanı cesaretle sahneye taşıyan Seyyar Sahne’nin geçmişine baktığımızda , 2001 yılındaki ortak çalışmaları Gülünç Kibarlar ile İTÜ Mezunlar Tiyatrosu ile Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (büo) kökenli Seyyar Sahne’nin yollarının kesişmiş olduğunu görürüz. 2006 yılında ise gurup resmen Seyyar Sahne ismiyle ortak yoluna devam etme kararı almış.

Kendi anlatımları ile:

“Son bir kaç yıldır hatırat (“Ben, Pierre Rivière…”-2006), kutsal metin (Eski Ahit – “Vaiz” – 2007) ve mesnevi (“Kuşlar Meclisi” – 2008) gibi “tiyatro dışı” metin türlerinin olanaklarını araştırma geleneği sürdüren gurup bu kez bir romanı tek kişilik bir oyun olarak uyarlamayı deniyor.

Seyyar Sahne uzunca bir süredir, hareket, ses ve nefesin objektif çözümlemeleri ve bu analizler yoluyla icrasını temel alan oyunculuk çalışmaları yürütmektedir. “Tehlikeli Oyunlar” bu araştırma ve çalışmaların doğal bir uzantısı olarak da görülebilir.”

Tehlikeli Oyunlar , Celal Mordeniz’in önerisi ile Ekim 2008 de gündeme gelmiş .
“Sadece bir oyuncunun bir romanı sahneye taşıması değil, aynı zamanda sahnede onunla mücadelesi olarak da yorumlanması gerekir.

Sahnedeki bu “mücadeleyi” oyuncu Erdem Şenocak veriyor. Süreç boyunca metin düzenlemesi ve sahnelemeye ilişkin önerilerde bulunanlar ise Celal Mordeniz ve Oğuz Arıcı.” diye açıklama yapmışlar.

Uyarlama
Tehlikeli Oyunlar gibi metaforlarla zenginleştirilmiş 500 sayfalık bir romanı sahneye -hem de tek kişilik bir oyun olarak- çıkarmak cesaret isteyen bir girişim.
Oyun 90 ve 50 dakikalık iki bölümden oluşuyor. Seyirci -ye/ için de bir “meydan okuma”. Ama korkmayın zaman su gibi akıyor.

Yaklaşık 8 aylık bir süreçte yapılan teorik ve pratik çalışmalardan sonra ortaya çıkan oyun en azından üstüne harcanmış emek nedeniyle takdir edilmeyi hak ediyor.
Ancak uyarlamada aklımıza takılan bazı hususları da paylaşmadan edemedik.

İlk yarıda romandaki bölümler aynı sırayla ve de nerdeyse aynı ayrıntıda verilmesine rağmen ikinci yarıda bu yöntem terk edilmiş ve sona doğru hızlı bir koşu tutturulmuş gibi geldi bize. Romanın ilk 100 sayfası 90, geri kalan 400 sayfası da 50 dakikaya sığdırılmış dersek durumu ortaya koymuş oluruz.

Genel olarak romandaki bütünlüğe ulaşılamamış , oyunun birbirinden bağımsız sahnelerden oluştuğu kanısındayız. Ayrıca ilk yarıdaki dram ağırlığının ikinci yarıda komediye dönüşme eğilimi de bu algılamayı destekler nitelikte.

Hikmet, Sevgi, Bilge ve Hüsamettin Albay karakterlerinin -ki her biri sağlam birer metafor- yeterince çizilememiş ve Sevgi’nin yerinin yeterince anlatılamamış olması , oyunun genel dengesinde sorunlar yaratıyor.

Uyarlamada ise “hikaye” etme tekniği (meddah anlatımı) seçilmiş. “Sayıklama” nın daha uygun bir yöntem olduğunu ve böylelikle oyunun daha da renkli olacağını düşündüğümüzü belirtelim.

Oyun sonu ile başının romanda hissettirildiği gibi bir çember gibi bağlanmış olamaması da bir eksikliktir diye düşünüyoruz.

Bu kapsamdaki bir romandan birkaç farklı oyun çıkarılabileceğini düşünüyoruz. (Konu , ilişki vb ağırlıklı)

Sahneleme
Dramaturjik eksiklere rağmen sahnelemeyi başarılı bulduğumuzu belirtmek isteriz. Bu başarıda Erdem Şenocak’ın oyunculuğunun katkısı çok.

İki salıncaktan oluşan dekor ; Erdem Şenocak’ın sesi ve bedeninin tüm elemanlarını “kişileştirmesi” ve de salıncakları işlevsel olarak kullanması oyunun alkışlanacak yanlarından. Salıncak iyi seçilmiş bir simge.

Gecekondusunda oyun yazmak için uğraşan Hikmet’e sahnede yardımcı olmak üzere ilave “kişileştirilmiş” salıncak ya da karaktere uyan sembolik eşya katılması nasıl olur acaba?

Oyunun bir yerinde kullanılan “Hacivat Sakalı”nın “yalnız” kaldığına da dikkat çekeriz.

Erdem Şenocak’ın çıplak ayakla oynaması yerinde bir tercih ve yorumu genişletiyor.
Erdem Şenocak’ın giydiği kazağı değiştirmesi gerektiği kanısındayız.

Erdem Şenocak
Bu isme özel bir başlık açılması gereklidir. Erdem Şenocak’ı , tiyatromuzca değeri bilinmemiş “Ben, Pierre Rivière” isimli oyunda ilk kez izlemiştik. O oyundan bu yana kesintili de olsa oyunculuğunun gelişmesini izleme şansımız oldu. Kendini ses ve beden olarak geliştirdiğini ve artık dikkat çeken bir oyuncu sayılması gerektiğini söylemekten çok da memnunuz. 140 dakikalık bir oyunu tek başına aynı tempo ve enerji ile oynamak önemli olsa gerek.

Seyyar Sahne’nin “Nevi Şahsına Münhasır”lığı(Başkasına benzemeyen,cins,özgün)
Seyyar Sahne “nevi şahsına münhasır” bir tiyatro gurubu.

Bu oyunu ortaya çıkaran üçlü (Celal Mordeniz(felsefe) , Oğuz Arıcı (dramaturji ve eleştirmenlik) ve Erdem Şenocak(Endüstri Mühendisliği)) temel eğitimleri üzerine Dramaturji ve Eleştirmenlik (bölüm adının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz) yüksek lisans ya da doktora yapan gençler. Tiyatroyu ciddiye almışlar. Ancak , oyunlarını sanki kendileri için yapıyorlarmış gibi bir havaları var. Üzerinde bir yıl çalışıp tartıştıkları bir oyunu -içlerine sinmezse- seyirci ile buluşturmadan kaldırabilirlermiş gibi.

Bunda , kendi kişisel hedeflerinin , mekan bulma çabalarının ve de her şey için/ile “didişmek/uğraşmak” zorunda kalmalarının da önemli bir yer tuttuğu kanısındayız. Kendi içlerindeki tartışmalar sonuncunda zaman zaman nükseden ayrışmaların da tesiri var gibi geliyor bize. Farklılıkların zenginlikleri ve kuvvetleri olduğunun farkına varıp artık yeterince yapmış olduklarına inandığımız “akademik” tartışmaları azaltıp seyirci ile buluşmayı hedefleyerek , istikrarı yakalarlarsa ülkemizin kalıcı topluluklarından biri olabilirler.

Oyunu seyrettiğimiz akşam salondaki seyirci sayısı onlara güven vermiş olmalı.

Öneri
Tehlikeli Oyunlar, edebiyatımızı, tarihimizi öğrenmek , yeni bir soluk ile ufuklarını genişletmek isteyen gençlerimiz için olduğu kadar , uyarlama yapacak , oynayacak,sahneleyecek tiyatrocular için mükemmel bir ders niteliğinde. Başkasının iyi ve kötü yanlarından görerek yararlanmaktan daha iyi başka ne olabilir ki.

Romanı , Günlük’ü ve de internette yazılanları okuyun ve oyunu izleyin. Zevkli bir serüven yaşayacaksınız. Okumadan giderseniz eminiz ki sizde Oğuz Atay’ı okuma arzusu uyanacak.Her halükarda hayata bakışınız değişecek.

Bu sezon bitti , bitiyor. Dileriz ki Seyyar Sahne gelecek sezon da devam eder.

-Yakalayabilirseniz- onları izleyin.

Melih Anık
http://melihanik.blogspot.com/

Keramet: Ermişcesine yapılmış hareket veya söylenmiş fikir ; evliyaların bazı olağanüstü halleri
Kaynak:
http://www.seyyarsahne.com/
http://www.bydigi.net/kitap-tanitim-ve-elestiri/218868-oguz-atay-tehlikeli-oyunlar-kitap-tanitimi.htmll
Seyyar Sahne oyun açıklaması

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here