Mağdur Kız, İşkenceci Celladına Karşı: Ölüm ve Kız (Üstün Akmen)


Umut fakirin ekmeği ya, biz de bir umutlandık pir umutlandık yeni yüzyıldan. Yirminci yüzyılın bütün pislikleri bitecek, yepyeni ufuklara pupa yelken yol alacaktık. Oysa ne acıdır ki geçmişteki acılar katlanarak yinelendi, insanlık suçlarını gene kimse üstlenmedi. Kimse gerçeklerle yüzleşmedi. Sanırım buradan yola çıkmış olacaklar ki, ulusal tiyatromuzun yüz akı Ankara Sanat Tiyatrosu da bizim gerçeklerle yüzleşmemizi üstlendi. Üstlendi ve 1942 Buenos Aires doğumlu, babasının Arjantin hükümetine karşı muhalefeti yüzünden ailesiyle birlikte Amerika’ya göç etmek zorunda kalmış, yıllar sonra Şili vatandaşlığına geçerek bir takım siyasal eylemlere katılmış Ariel Dorfman’ın “Ölüm ve Kız (Death and the Maiden)” başlıklı oyununu 2008–2009 sezonunda sahneledi. “Ölüm ve Kız”, 1995-1996’da Polonya asıllı Fransız yönetmen Roman Polanski tarafından sinemaya da uyarlanmış ve Türkiye’de “Ölüm ve Bakire” adıyla gösterilmişti. Oyunun 2002–2003 sezonunda Tiyatro Pera’nın ilk oyunu olarak Nesrin Kazankaya tarafından “mükemmelen” sahnelendiği ve Ayşe Lebriz’e “Afife–2002 En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü getirdiği de daha halen beyinlerden silinmedi.

Oyunun ana teması program kitapçığında: “İşkence bir insanlık suçudur. Hangi sebeple olursa olsun işkenceyi yapanlar ve göz yumanlar açısından göz yumulmaması gereken bir suç. İşkence özellikle kadınlar açısından hemen her zaman cinsel bir suç olarak iki katmanlı bir boyut oluşturmaktadır. İşkencenin geçerli olduğu bir toplum derin hastalıklarla yüz yüzedir. Bu hastalık işkence mağdurlarının travmalarından ibaret değildir. İşkencecilerin aramızda serbest bir şekilde dolaşmasına göz yuman “masum” insanlar açısından daha derin bir hastalığı gizlemektedir. İşkencecileri sadece sadist kişiler olarak göremeyiz. Asıl sorun bu işkencecileri yaratan sistem ve bu sistemde hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam eden “ sıradan vatandaşın” kendi sorumluluğunu görememesindedir. Kendi tarihindeki utançla, hatalarla ve suçlarla yüzleşmeyen bir toplum gelecekte bu hataları tekrarlayacak, benzer utanç noktalarına geri dönecek ve aynı suçları işlemeye devam edecektir.”diye özetleniyor. Ve bu özet, oyunu başka hiçbir açıklamaya “mahal” bırakmayacak açıklıkta anlatıyor.

Özette de ifadesini bulduğu gibi “Ölüm ve Kız”, 1973’te, Başkan Allende’nin, genelkurmay başkanlığına atadığı General Pinochet tarafından devrilmesi ve öldürülmesinden sonra yaşanan işkence ortamını, işkence görmüş Paulina’nın çevresinde, son derece gerçekçi ve çarpıcı bir biçimde yansıtan bir oyun. Politik gerilim örtüsü altında bir düşün oyunu bu. Heyecanlı, çarpıcı; özünde evrenselliğe ulaşmış bir oyun. Olaylar, hukukçu Gerardo’nun yakın geçmişteki suçları incelemek için atandığı günün akşamı, deniz kıyısında bir evde geçmekte. Eşi Paulina, bu tür suçların bir kurbanıdır… Arabasının lastiği patlayan kocasına, Doktor Roberto Miranda yolda rastlar ve evine bırakır. Paulina, bir zamanlar ırzına geçmiş olan, vücudundan ne kadar elektrik akımı geçirilebileceğini hesaplayarak işkence eden doktoru sesinden tanır. Kendisine defalarca elektrik vermiş ve tecavüz etmiş olan ve bunları yaparken de sürekli olarak Schubert’in ünlü kuarteti “Ölüm ve Kız”ını dinleyen işkencecinin, Doktor Roberto olduğuna inanmaktadır; kocasından habersiz bir öç alma planını gizlice uygulamaya koyar. Artık Paulina da işkencecisine yaptığı işkenceyi itiraf ettirmek, işkencecisine yaptığı işkenceden pişman olduğunu söyletmek, böylece kendi insani değerlerine yeniden dönmek uğruna bir işkencecidir. Tipik bir Sofokles oyunu gibidir “Ölüm ve Kız”… Dehşet verir, töreci bir gerilim öyküler.

Franz Schubert’in Re minör kuarteti bilindiği gibi ana temasını Matthias Claudius’un şiirindeki genç bir kızla, ölüm arasında geçen ikili konuşmalardan almıştır. Genç Kız: “Uzaklaş ah, uzaklaş!/Git, vahşi iskelet!/Daha gencim, dokunma!/Ah, sakın dokunma” der. Ölüm yanıtlar: “Ver elini, ver güzel yaratık!/Ben dostunum, zarar vermem korkma./Mutluluk bekliyor seni kollarımda/Huzurla uyu.” Bir yanda ölüm korkusuyla titreyen genç kız, öte yanda ölümün arkadaşça tınlayan sakin sesi, kemanın figüratif pasajlarıyla, son derece çarpıcı bir anlatıma ulaşır. Müzikal tema giderek sakinliğiyle seçkinleşir. Ölüm ve yaşam arasındaki çelişkiyi, inanılmaz gerilimlerle ortaya koyan birinci bölümün ardından mekânı, kişiyi rahatlatan yumuşak ezgilerin oluşturduğu ikinci bölüm gelir. Veee… Schubert’in zarif anlatımıyla duyumsanan yaşam sevinci, scherzo ve onu izleyen trionun ana konusunu oluşturur. Kendi adaletini kendi sağlamak, kendi davasının yargıcı olmak isteyen Paulina’nın intikam tutkusunu Gerardo Escobar’ın ne ölçüde engelleyebileceği, duydukları karşısında soğukkanlı adaletçi kimliğini ne denli koruyabileceği, Roberto’nun sürekli yadsıdığı gibi gerçekten suçsuz olup olmadığının ipliklerinin nasıl sökülüp sökülemeyeceği, bana kalırsa Schubert’in “Ölüm ve Kız”ının tınılarında gizlidir, saklanır.

Ariel Dorfman’ın seyircisine, içinde fırtınalar yaratarak işkenceyi sorgulattığı oyununu sahneye koyan Suavi Eren sürekli gerilimi mizanseninden eksik etmemiş. Fevkalade sağlam oyun metnini titizlikle sahneleyerek seyri akıcı bir oyun elde etmiş. Tiyatro yapısına açık metnin saydam düşünce yapısını iyi kavramış; ateşli bir anlayış, merhamet ve sadakatle sahneye uyarlamış. Sadece, Ariel Dorfman’ın betimlediği “doktor” karakteri için iyi seçim yapmamış/yapamamış diyeceğim, başka da söz etmeyeceğim. Sonrasında Suavi Eren’e iki soru “tevcih” edeceğim. “Devlet Tiyatrosu’ndan Konuk Oyuncu Mehmet Akay, son derece naif yüzüyle Dorfman’ın o cüretkâr, yüzsüz kötü adamına benziyor mu hiç,” diyeceğim. “Akay, Doktor Roberto Miranda’nın insandan saymayarak işkence ettiği kişiyle yaşamı tehdit altında dahi olsa diyaloga girmeyi reddetmesindeki ikilemi verebiliyor mu,” diye sual eyleyeceğim.

Diğer taraftan işkence mağduru kadının kocası Gerardo Escobar, tam anlamıyla teslim olmuş, ruhunu aklına satmış bir entelektüel karakter. Oldukça iyi niyetli, ancak küçük dolaplar çevirebilen, zararsız sandığı yalanları rahatlıkla söyleyebilen, kendince dürüst bir hukukçu o. Biricik karısının yaşamını cehenneme çeviren işkencenin kanıtları olsa bile, karşısındaki acımasız işkencecinin “adil yargılanmayı” hak ettiğini savunabiliyor. Dorfman’ın bu karakteri esasında bir simge karakter olarak da ilgi çekmekte. Dorfman’ın: “Vakit, şimdi; yer büyük olasılıkla Şili, ama uzun bir diktatörlük döneminden sonra demokratik bir hükümete kavuşan herhangi bir ülke de olabilir” açılımı, öykü belli bir dönemi anlatsa bile, o ıssız sahil kasabasındaki evde geçen olayların esasında zamansız ve mekânsız olduğunun altını çiziyor. İyi de, ya üç birlik kuralı? Zaten Dorfman da, bilerek ve isteyerek tiyatronun üç birlik kuralını zedeleyerek tiyatronun evrenselliğini vurguluyor

Kostüm tasarımı kimin bilinmiyor, ama zararsız. Filiz Ofluoğlu’nun çevirisi gene kusursuz. Aytuğ Dereli’nin dekor tasarımıysa yapaylığı aşmış bir tasarım. Oyundaki daralmışlık duygusunu da mükemmelen veriyor. Kullandığı malzeme mizansene de, oyunculuğa da yansır güzellikte. Yalnız Pinochet sonrası Şili’de on iki yıllık Chivas Regal marka viski bulunduğunu pek sanmıyorum, ihtimal de veremiyorum. Doktor’un “marka” eşofmanı da Şili için pek inandırıcı değil. Sonracığıma, bir Şili şarabı şişesi bulmak çok mu zor yahu! Murat Atmış’ın ışık tasarımı küçük hatalarına karşın başarılı.

Paulina Salas’a hayat veren ve de neredeyse dokuz yıldır benim merceğimin altında kımıl kımıl devinen Ebru Saçar (1977) içsel yaşamının itici güçlerini, iradesini, aklını ve duygularını aksiyona son derece dengeli geçirmiş, imgelemini canlandırmış. Gözlerinin ve yüzünün incelikli ifade araçlarından da olabildiğince yararlanıyor. Yaratıcı hali, beklenen bir uyarıcıya tepkisi, beklenmeyen bir uyarıcıya olan tepkisi gibi kendiliğinden ve doğru olduğu zamanki haliyle oluşuyor.

Ebru Saçar’ın yaratıcı çalışması, tam bir tepki özgürlüğünü kapsıyor. Ebru Saçar umut saçıyor, coşkulu oyunculuğuyla güzellik dağıtıyor.

Ebru Saçar, benim kılı kırk yaran merceğimin altından, artık üste çıkmaya hazırlanıyor.

Üstün Akmen
Evrensel Gazetesi

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here