Masal Bilmeyen Çocuk (Çocuk Oyunu) (Fevzi Günenç)

MASAL BiLMEYEN ÇOÇUK
Çocuk Oyunu: 5
Yazan: fevgun (Fevzi Günenç)

Bu oyunu sahnelemek isteyenlerin Fevzi Günenç ile iletişime geçmeleri gerekmektedir:
fev27@mynet.com

OYUNDAKi KiŞiLER

CEREN
ANNE
ALİS
BELMA
DILEK
ÖĞRETMEN

DEKOR: Sokak. Orta planda bir evin dış kapısı, kapının üç basamak merdiveni.
(Alis merdiyenin alt basamağına oturmuş uyuklamaktadır. Sokaktan yoğurtçu, eskici, yemişçi vb. satıcılar geçer.)

CEREN: (Evin kapısını açar, dışarıya çıkmak üzeredir, arkası sokağa dönük, Alisi görmez içeri seslenir.)
Anne! Kapımızın önünde oynayabilir miyim biraz?

ANNE:
(İçerden sesi duyulur.)
Oyna kızım. Sakın fazla uzaklaşma. Taşıtlara dikkat et!

CEREN:
Peki anneciğim. (Kapıyı kapatır, döner, Alis’i görür.) Aaaa … Kapımızın merdivenlerinde bir çocuk! (Alis’in yanına gelir, diz çöker.) Hey, çocuk! Niçin oturuyorsun burada?

ALİS: (Uyuklamasını sürdürür.)

CEREN:
Burası bizim evimizin önü.

ALİS:
(Yanıt vermez.)

CEREN:
Uyuyor musun yoksa?

ALİS: (Gözlerini açar, CEREN’ e bakar, yanıt vermez.)

CEREN:
Buradan gider misin lütfen. ALİS (Anlamaz bakar.)

BELMA: (CEREN’e seslenerek sağdan sahneye girer.)

CEREN:
Ne yapıyorsun? (Yanlarına gelir.) Ay, bu da kim? Arkadaşın değil ya …

CEREN:
Arkadaşım değil. Onu burada buldum. Kapımızın basamakıarına oturmuş, uyuklayıp duruyor. Git, diyorum; gitmiyor.

BELMA:
Üstü başı kir içinde. Pasaklı ama sevimli de bir kız.

CEREN:
Aaaa … Gülüyor .

BELMA:
Hey, gülen çocuk, buralara yeni mi taşındınız? Seni şimdiye kadar hiç görmemiştim.

ALİS:
Hayır.

CEREN:
Konuştu!

BELMA:
Giysilerin neden kirli?

ALİS: (Susar.)

CEREN:
Omuzlarını kaldırdı…

BELMA:
Burada niçin oturuyorsun?

ALİS:
Yoyuldum.

CEREN:
Uzaklardan mı geldin?

BELMA:
Başını sallıyor.

CEREN:
Nereye gidiyordun?

ALİS:
Annemi ayıyoyum…

BELMA:
Annen kayıp mı oldu?

ALİS: (Susar.)

CEREN:
Niçin susuyorsun?

BELMA:
Belki de annesi onu terketmiştir.

ALİS:
Annem beni teyketmez.

CEREN:
Öyleyse neden kayboldu?

ALİS: (Ağlar.)
Bilmiyoyum …

BELMA:
Sus, ağlama canım. Bak, kocaman kızsın. Lafı ağzından cımbızla çekiyoruz. Adam gibi konuş da sana yardımcı olalım.

CEREN:
Elbette, ikimiz de sana yardımcı olabiliriz.

ALİS: Peki …

BELMA:
Söyle bakalım şimdi, eviniz nerede?

ALİS:
Evimiz yok.

BELMA:
Eviniz yok mu?

CEREN:
Peki, geceleri nerede yatarsınız?

ALİS:
Neyeyi buluysak oyada … En son teykediimiş biy kulübede yatıyoyduk. iki gün önce uyanınca … Annem yoktu. (Ağlar.)

BELMA:
Ay, bunun konuşacak hôli bile yok.

CEREN:
Hasta mısın yoksa aç mısın, canım?

ALİS:
Açım…

BELMA:
Ona yiyecek bir şeyler getiremez misin Ceren?

CEREN:
Elbette getiririm. Az bekleyin. (Kapının kolunu bükerek içeri girer.)

BELMA:
İki günden beri hiçbir şey yemedin mi canım?

ALİS:
Cık …

BELMA:
Biz seni doyururuz şimdi. Sonra da bize gideriz. Önce bir güzel banyo yaparsın. Sana benim cici giysilerimi giydiririm. Anneni de ararız oldu mu?

ALİS:
Hı hı … (Yeniden kapıyı açarak içeriye girer, az sonra yiyeceklerle döner.)

CEREN: işte yiyecekler. Bu peynir, bu salam, bu da yumuşacık tost ekmeği … Birazcık da kek var.

BELMA:
Ay, canım … Nasıl da acıkmış. Şunun yiyeceklere saldırışına bak hele!

CEREN:
Nerdeyse çiğnemeden yutacak. Dur ona gazoz da getireyim. Yedikleri boğazına takılmasın. (Üçüncü kez içeriye koştiırur, içerden annesiyle yaptığı konuşma duyulur.)

ANNE (içerden seslenir.)
Ne oluyor?

CEREN:
Ne koşturup duruyorsun?

CEREN: (Uzaktan)
Hiç anne … Misafircilik oynuyoruz. Arkadaşlara yemek şöleni veriyorum.

ANNE (İçerden) Abur cuburla midenizi bozmayın sakın!

CEREN:
Olur anne … (Elinde bir gazoz şişesi ile geri döner.)

CEREN:
İşte gazoz da geldi.

BELMA:
Haydi tatlım şu gazozdan da iç biraz. Yiyecekleri daha kolay yutarsın.

ALİS:
Bu ne?

CEREN:
Gazoz…

ALİS:
Şekerli su bu.

BELMA:
İç, iç… Tadı iyidir.

ALİS: Şekeyli su içmem ben.

CEREN:
İç canım, şekerli su değil, gazoz bu.

ALİS:
Yok, ben musluk suyu içeyim.

BELMA:
Tadına bak seveceksin.
CEREN:
Beğenmezsen musluk suyu getiririm.

ALİS:
(Bir yudum içer.) Üüüü … Acı. ..

BELMA:
Az daha iç hele…

ALİS: (İçer)

BELMA:
Acı mı?

ALİS:
Tatlı…

CEREN:
Tatlı ya … Güzel mi?

ALİS:
Güzel. ..

BELMA:
Güzel elbet.

ALİS:
Çok güzel. ..

CEREN:
Gazozu sevdi.

BELMA:
Yiyecekleri de bir çırpıda silip süpürdü. Şimdi de şu keki ye bakalım.

ALİS:
Bu da çok güzel.

CEREN:
Daha sana ne güzel şeyler yedirip içireceğiz, göreceksin.

BELMA:
Bizi sevdin mi tatlı çocuk?

ALİS:
Evet.

BELMA:
İlk gördüğümde senin için “Ne pis çocuk” demiştim. Bunun için beni bağışlar mısın?

ALİS:
Oluy.

BELMA:
Canım benim … Haydi, açlığın geçtiyse bize gidelim. (Ceren’e) Ona banyo yaptıracağım Ceren.

CEREN:
Hayır ona ben banyo yaptıracağım. Bu benim hakkım. Onu ben buldum. Bu benim bebeğim. Banyosunu da ben yaptırmalıyım.

BELMA:
Mızıkçılık etme şimdi. Ona tek başına bakamazsın. ikimizin bebeği olsun. Doyurması senden temizliği benden.

CEREN:
Peki …

BELMA:
Gel canım … Ver elini bakayım bana. Ha şöyle … Evimiz pek uzakta değildir. (Uzaklaşırlar.)

CEREN: (Arkalarından) Ben ne olacağım şimdi?

BELMA: (Uzaktan)
Bekle!

CEREN:
Geç kalmayın ama …

BELMA:
Tamam … Geç kalmayız …

CEREN: (Seslenir)
Durun bi dakıka. Hey, küçük! Adın neydi senin? Daha bebeğimin adını bile bilmiyorum.

ALİS: (Durur. Gülerek)
Alis… Benim adım Alis!

CEREN: (Sevinçli, şaşkın, kendi kendine.)
Ne? Alis mi? Şu… Düşler ülkesindeki Alis olmasın! Elbette o ya … Daha önce nasıl da tanıyamadım. Ben de Düşler ülkesinde miyim yani şimdi?

ALİS: (Gülerek)
Hayıy… Çocuk Alis’m. (Çıkar)

CEREN: Masaldaki de çocuktu. Sen bir nasal çocuğusun. Bilmiyorsun… Duymadı bile… Masal çocuğu olduğunu bilmiyor. (Onlar gidince basamağa oturur, başını dizlerine gömer. Düşe dalar…)

DiLEK: (Soldan Dilek girer. Öteden seslenir.)
Hey, Ceren! Oyun oynayalım mı?

CEREN: (Ona boş boş bakar.)

DiLEK:
Basamaklara oturmuş başını dizlerine gömmüş, ne oturuyorsun öyle?

CEREN:
Suss … Düşteyim.

DiLEK:
Ne oldu sana? Ne düşü?

CEREN:
Düşüme girme lütfen Dilek.

DiLEK:
Aklını mı yitirdin? Neler söylüyorsun sen?

CEREN:
Şimdi bebeğim gelirse görürsün.

DiLEK:
Ne bebeği? Nerede?

CEREN: Belma banyo yaptırmaya götürdü.

DiLEK:
Bebeklere banyo yaptırılır mı?

CEREN:
Tabii yaptırılır. Kirli mi kalsınlar?

DiLEK:
Haklısın. Madem bebek senin, Öyleyse ona niçin kendin nabyo yaptırmıyorsun?

CEREN:
Ona Belma ile birlikte bakacağız.

DiLEK:
Senin eski bebeklerinden biri mi bu? Ben görmüş müydüm.

CEREN:
Görmedin. Onu yeni buldum.

DiLEK:
Artık sokaklarda bebek mi bulunuyor? Nerede buldun onu?

CEREN:
Burada kapımızın önünde. Oturuyordu.

DiLEK:
Oturuyor muydu? Bebek mi oturuyordu? (Alay eder.) Bir yandan da ağlıyordu belki.

CEREN:
Hayır, önce ağlamıyordu. Ama sonra ağladı.

DiLEK:
Bırak şakayı. Kim unuttu acaba? Ona hemen sahip çıkmamalısın. Sahibini aramalısın.

CEREN:
Arayacağım ama karnı çok açtı. Önce karnını doyurduk.

DiLEK:
Ne yaptınız, ne yaptınız?

CEREN:
Karnını doyurduk!

DiLEK:
Yanlış işitmediysem, karnını doyurduk dedin.

CEREN:
Öyle dedim. Ne var bunda şaşıracak? Hem karnını doyurduk hem da gazoz içirdik.

DiLEK:
Yok canım, hiçbir şey yok tabii. Sakın, onunla konuştuk bile, deme.

CEREN:
Neden demeyecekmişim? Aslında çok konuşkan bir bebek değil ama …

DiLEK (Alaycı)
İnanırım inanırım. Mutlak konuşmuşsunuzdur. Öyle ya, uzay çağında yaşıyoruz. Robot adamlar yapılıyor da konuşan, yemek yiyen, bebek yapılamaz mı? Yoksa uzaydan falan mı gelmiş?

CEREN:
Yok canım … Nereden çıkarıyorsun bunları? Düşler Ülkesinden geldi o. Adı da Alis. Hani şu masaldaki Alis var ya…

DiLEK:
Lütfen şakayı bırakır mısın Ceren? Oyuncak bir bebek belki ağlayabilir ama ne yemek yer ne de gazoz içer.

CEREN:
Oyuncak değil canım. Sahici bir bebek. Göresn sen de çok seversin. Bak, işte Belma’yla birlikte geliyorlar.

(Belma ile Alis sahnenin sağından girerler.)

BELMA:
Ooo!.. Dilek de gelmiş. Çocuklar, bakın ne cici bir çocuk oldu Alis.

CEREN:
Alis! Ne kadar güzelsin … Dur bir kucaklayıp öpeyim seni.

DiLEK:
Bebeğiniz bu mu? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ben de oyuncak bir bebek sanmıştım. Gerçekten Düşler Ülkesinden mi geldi bu?

(Hepsi güler.)

BELMA:
Alis, annesini kaybetmiş. Ya da annesi onu kaybetmiş.

DiLEK:
Ay, canım!.. Yazık … Peki ne olacak şimdi?

CEREN:
Annesini bulacağız.

DiLEK:
Nasıl?

CEREN:
Nasıl olduğunu bilmiyorum ama bulacağız. Bulacağız değil mi Belma?

BELMA:
Evet, mutlaka bulacağız.

DiLEK:
Ben de yardımcı olabilir miyim size?

BELMA:
Neden olmasın? Seviniriz… Değil mi Ceren?

CEREN:
Elbette … Ne kadar çok ulursak, o kadar kolay çözümleriz sorunu.

DiLEK:
Haydi, hemen aramaya başlayalım öyleyse.

BELMA:
Bu iş o kadar kolay değil. Önce düşünmeliyiz.

DiLEK:
Düşünelim öyleyse …

CEREN:
Bana kalırsa önce biraz oyun oynamalıyız. Alis çok sıkılmışa benziyor.

ALİS: (Sevinçle)
Oyun oyun!

BELMA:
Tamam, ne oynayalım?

CEREN:
Buna Alis karar versin.

DiLEK:
İp atlamak ister misin canım? Bak, ipim var benim.

ALiS:
İp atyamak mı? Ben düşeyiyim ama.

CEREN:
Öyleyse körebe oynayalım.

ALİS:
Köyebe mi? Ben köy olmak istemiyoyum.

BELMA:
Körebeyi de bilmiyor.

DiLEK:
Saklambaç?

ALİS:
Hayıy!.. Ben saklanmak istemiyoyum. Kayboluyum sonya. Zaten kayboldum. Ben annemi istiyoyum. Annemi istiyoyum… (Ağlar.)

CEREN:
Ağlama tatlım. Ağlama. Sıra anneni bulmaya da gelecek. Şimdi biraz oynayalım. Amacımız seni eğlendirmek.

ALİS: (Ağlamaklı)
Öyleyse seksek oynayalım.

DiLEK:
Tamam! Seksek…

CEREN:
Sen bu oyunu biliyor musun Alis?

BELMA:
Bilmese oynayalım, der mi? Değil mi Alis?

ALİS:
Evet, biliyim. Hepinizi de yeneyim.

DiLEK:
Yok ya… Yen de görelim. Ben bu oyunun ustasıyım.

ALİS:
Ben de ustasıyım.

CEREN:
Kim ustaymış, görürüz şimdi. (Yere seksek çizgileri çizer.)

BELMA:
Başla bakalım Alis.

ALİS:
Önce siz oynayın. Ustalay sona kalıy.

DiLEK:
Vaaay, ustaya bak sen. Tamam önce ben oynarım. (Sekmeye başlar)

ALİS:
(Sevinçle bağırır) Çizgiye bastın, sen yenildin!

DİLEK:
(Arkadaşlarına göz kırpar.) Vay be, nasıl oldu bu?

CEREN:
Sıra bende! (Sekmeye başlar)

ALİS:
(Sevinçle bağırır) Çizgiye bastın, sen de yenildin!

CEREN: (Arkadaşlarına göz kırpar.)
Daha ilk atlamada kaybettim. Oysa her zaman ben kazanırdım.

BELMA:
Sıra bende. Ben öyle sizin gibi kolayca yenilmem kızlar. İyi bakın da oyun öğrenin. Sen de iyi bak Alis. (Atlamaya başlar.)

ALİS:
Bakıyoyum…

DiLEK-CEREN-BELMA (El çırpar.)
Sen de yenildin…

BELMA:
Durun bakalım kızlar. Hemen karar vermeyin. En azında üçüncü çizgiye kadar geldim ben. Belki Alis buraya kadar bile gelemez. O zaman ben kazanırım.

DiLEK:
Sıra sende Alis.

ALİS: (Sekmeye başlar. Çizgiye basmadan atlayarak son çizgiye kadar gelir.)

ÜÇ KIZ: (Alkışlar)

ALİS: (Sekmeye devam eder. Çizgiye basmadan atlayarak başlangıç çizgisine kadar gelir.)

ÜÇ KIZ: (Alkışlar.)
Yaşa Alis, kazandın!

ALİS:
Kazanıyım demiştim size. Seksekte beni kimse yenemez.

BELMA:
Çok iyi bir oyun çıkarttın bebeğim. Hepimizi de yendin. Seni ödüllendireceğiz.

ALİS:
Ödüle geyek yok canım. Biyinci gelmek de ödül zaten.

CEREN:
Bu kadar oyun yeter arkadaşlar. Şimdi yapacağımız işleri konuşalım. Bir yandan oyun oynarken bir yandan da düşündüm ben.

BELMA:
Ben de düşündüm.

DiLEK:
Peki, ne yapıyoruz?

ALİS:
Ne yapıyoyuz?

HEPSİ (Güler.)

CEREN:
İlk işimiz Alis’in annesi bulmak olacak.

BELMA:
Bence daha önemlisi var.

DiLEK:
Nediy, nediy? Hay Allah, ben de Alis gibi konuşmaya başladım. (Gülüşürler.)

BELMA:
İlk işimiz Alis’imize bir yuva kurmak. Aıis Yuva mı? Ben ağaçta yatmak istemiyoyum.

HEPSİ (Güler.)

CEREN:
Sen çok yaşa, e mi Alis! Sana kuş yuvası kuracak değiliz.

BELMA:
Geceleri yatabileceğin, içinde oturup rahat edebileceğin bir yer.

DiLEK:
Biy ev, evcik yani.

ALİS:
Evcik yapalım, evcik yapalım … Çatı için kiyemit kıyıklarını da ben buluyum.

CEREN: Oyuncak bir ev değil bu Alis’ ciğim.

DiLEK:
Sahici bir ev.

ALİS:
Annem de gelebiliy mi evime?

CEREN:
Elbette … Hep birlikte olacaksınız bundan sonra zaten.

BELMA:
Bakın çocuklar, ben annemle konuştum. Bizim apartmanın kapıcı dairesi boş. Pek büyük bir yer değil ama bir ana, kıza yeter. Biliyorsunuz babam apartmanın yöneticisi. Uzun süredir kapıcı bulamamaktan yakınıyordu.
CEREN:
Alis’in annesi iş arıyormuş ya…

BELMA:
Eğer Alis’in annesi kabul ederse, bizim apartmanın kapıcısı olabilir.

CEREN:
Ne iyi … Kendisi bulunmadan anneye iş bile bulundu.

DiLEK:
Ama kapıcılık erkek işi.

BELMA:
Amma yaptın Dilek. Kadınlar her işi yapıyor da kapıcılık mı yapamayacak?
Bundan önceki kapıcımız erkekti ama tembelin birisiydi. Tüm işlerini hanımının üstüne yıkmıştı.

CEREN:
Zavallı kadın … Kim bilir şimdi ne çok üzülüyordur. Yakında hem Alis’ini, hem bir ev, hem de iş bulacağını nasıl sevinirdi!

DiLEK:
Eee … Apartmanda oturanlardan izin çıkıncaya kadar ne yapacağız?

BELMA:
İzin çıktı bile.

CEREN:
Nasıl?

BELMA:
Ben Alis’ e banyo yaptırıncaya kadar annem telefonla babamı aradı. Babam da aynı şekilde öteki sorumlularla konuşup olumlu sonucu almış bile.

CEREN-DiLEK:
Yaşasın!

CEREN:
Bu sevinçli haberi daha önce niçin söylemedin bize?

BELMA:
Sürpriz yaptım! Evet, söyleyin bakalım, şimdi ne yapıyoruz?

DiLEK:
Bana kalırsa hemen hepimiz de evlerimize dağılıp Alis’in yuvası için bir şeyler bulmalıyız.

CEREN:
Bizim depoda, kullanılmayan bir çekyat var.

DiLEK:
Ben de o çekyata bir yorgan veya en azından bir battaniye uydurabilirim.

BELMA:
Yemek masası ile iskemleler de benden geliyor.

CEREN:
Kullanmadığımız bir de halımız var. Annem zaten onu verecek birilerini arıyordu.

DiLEK:
Küçük bir eşya dolabı işe yarar mı?

BELMA:
Yaramaz mı! Hepimiz de giysilerimizden kimilerini verebiliriz değil mi?

CEREN: – DiLEK
Veririz, veririz.

BELMA:
Öyleyse hiç durmayalım. Alis’in eşyalarını yuvasına taşımaya başlayalım.

CEREN:
Birkaç büyük kişiden yardım istememiz gerecek.

(Hepsi konuşarak sahnenin sağından çıkmaya hazırlanarak yürürler.)

BELMA:
Bahçıvan Ali amca bize yardım eder.
DiLEK:
Bizim kapıcı Ahmet Efendi de …

CEREN:
Ben de manav Mehmet Amcanın çırağını çağırırım.

1. PERDENİN SONU

2. PERDE

DEKOR: Hem yatak hem oturma odası olarak kullanılacak olan bir oda. Kullanılmış çeşitli Ev eşyaları, yatak…

BELMA:
İşte yuvan kuruldu Alis… Biraz yorulduk ama doğrusu yorulduğumuza değdi, değil mi çocuklar?

CEREN:
Evet. Hem de fazlasıyla.

DiLEK:
Aman Tanrım, neydi o mahallenin olayı duyunca yardım yarışına girişi!

BELMA:
Eğer bütün verilenleri kabul etseydik, ayakta duracak yer kalmazdı burada.

CEREN: Ya esnafın, komşuların gönderdiği yiyecek içecekler?

DiLEK:
Bunlar Alis’le annesine en az bir ay yeter.

ALİS: (Ağlamaklı)
Ama annem yok ki…

BELMA:
Olacak, olacak canım. Sen hiç üzme tatlı canını.

CEREN:
İsterseniz şimdi de Alis’in annesini nasıl bulacağımızı konuşalım.

DiLEK:
Evet, tam sırasıdır.

BELMA:
Bu konuda bir önerisi olan var mı?

CEREN:
Benim var. Bakın, ben diyorum ki … Onu bir yandan Alis’in sözünü ettiği eski kulübenin yakınlarında arayalım. Bir yandan da aramızda para toplayaIım. Sanırım mahalleli bu konuda da yardımcı olur bize.

DiLEK:
Parayı ne yapacağız?

CEREN:
Sözümü bitirmeme izin verirsen anlarsın. Dinleyin… Bu parayla büyük gazetelerden birine bir ilan verelim. İlana Alis’in bir resmini de koyarız.

BELMA:
Harika!

DiLEK:
Şöyle bir başlığa ne dersiniz: Kayıp Anne Aranıyor!

CEREN:
Bu da harika …

CEREN:
Ya Alis’in annesi okuma, yazma bilmiyorsa…

BELMA:
Ama üzülmeyin arkadaşlar. Alis’in annesi gazete okumasa bile bu iş yine tutar.

CEREN:
Nasıl?

DiLEK:
Alis’in annesini tanıyan birileri mutlaka okuyacaktır ilanı. Sonra da gider ona haber verirler.

HEPSİ:
Evet, evet!

ALİS:
Benim annem okuma biliy.

BELMA:
Bilir mi? Bu iyi işte! Gazete de okur mu?

ALİS:
Annemle bazen eski gazete toplaydık. Üstünde yatmak için… Olayı okuydu hep annem.

DiLEK:
Canım benim …

BELMA:
Ah, bir de Alis’in annesinin resmi olsaydı.

ALİS:
Annemin yesmi vay bende.

CEREN:
Var mı? Nerede?

ALİS:
İşte, buyada.

BELMA:
Vay deli kız … Banyo yaptırırken bir türlü boynundan çıkarttıramadığım o şey, madalyonun muydu senin?

DiLEK:
Naylona sarılmış, muska gibi bir şey bu.

CEREN:
Ne yapsın canım. Yoksulun madalyonu bu kadar olur. Ama biz ona çok daha güzelini de alırız.

BELMA:
Az kalsın onu boynundan zorla çıkartıp atacaktım. iyi ki yapmamışım. Ne iyi, şimdi annenin resmini de koyarız aranıyor ilanına.

BELMA:
Bu işte de oldu. Şimdi doğru yatağa küçük hanım. Hem yat ve mışıl mışıl uyumaya başla. Yarın yapılacak çok işimiz var.

CEREN:
Şimdi annesi olsaydı, ona yatarken bir masal anlatırdı.

ALİS:
Masal mı? O nediy?

DiLEK:
Masal… Hiç masal dinlemedin mi sen?

ALİS:
Masal nediy bilmiyoyum ki …

BELMA:
Masal annelerinin çocuklarına, yatarken anlattığı hoş öykülerdir.

AliS:
Hey akşam annem kulübemize yoygun döneydi. Sonya da bana sayılıydı. Biylikte uyuyduk. Masal bu mu yoksa?

DiLEK:
Hayır, masal o değil küçüğüm.

BELMA:
Şimdi dinleyince ne olduğunu iyice anlarsın. Alis’ e kim masal anlatmak ister.

CEREN:
Ben!

BELMA:
Hangi masalı anlatacaksın?

CEREN: Ona kendi masalını getirdim. Alis Düşler Ülkesinde’yi. Bakın …

DiLEK Yaşasın!

BELMA: Dinlerken sen de uyuyakalmayasın Dilek!

HEPSİ (Güler.)

CEREN: (Okur.)
Bir varmış bir yokmuş … Ülkenin birinde Alis adlı minicik; minicik olduğu kadar da güzel bir kız yaşarmış.

ALİS:
Alis mi? Benim adım da Alis…

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Bu kıza bir gün, annesi bir kitapçık armağan etmiş. Etmiş ya, Alis’ çik daha okumayı bilmeyecek kadar küçükmüş. Neyse ki kitapta hiç yazı yokmuş. Küçük Alis, kitapçığını almış, bahçelerindeki bir ağacın altına oturmuş, sayfalardaki renkli güzel resimlere bakmaya başlamış.

ALİS:
Kitabım olsa ben de bakarım.

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Kitabın birinci sayfasında şirin bir tavşancık varmış. Alis bu tavşanı öylesine çok sevmiş ki … Dakikalarca gözlerini ondan ayıramamış. Derken, minik kızın oracıkta uykusu gelivermiş. Tam uykuya dalacağı sırada, bir de ne görse beğenirsiniz? O kitaptaki şirin tavşancık karşısında değil mi! Üstelik de insan gibi konuşmuyor mu!

ALİS:
Konuşuyor mu? Tavşanlar konuşur mu hiç?

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Tavşancık Alis’e ne diyormuş biliyor musunuz? “Alis” diyormuş. “Benimle birlikte Düşler Ülkesine gelir misin?” Alis sevinçle “Evet evet!” deyip tavşancığın peşine düşmüş.

ALİS:
Ne güzel…

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Tavşancık bir kuyunun içinde kaybolmuş. Alis, kuyunun içine bakınca, buranın pek derin olmadığını görmüş. O da hiç düşünmeden hemen kuyunun içine atlayıvermiş.

ALİS:
Ben olsam atyamazdım…

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Kuyunun içindeki yolculuk ona sanki yıllar kadar uzun gibi gelmiş. Sonunda kendini kuyunun dibinde oturur bulmuş, işin tuhafı, böyle derin bir kuyuya düştüğü halde Alis’in hiçbir tarafı acımamış.

ALİS:
Oh oh! Ne iyi…

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Alis bu tuhaflığı düşünürken, daha başından ne tuhaflıklar geçeceğini bilmiyormuş elbette. Sağına soluna bakınırken yaramaz tavşancığı karşısında görmesin mi? Tavşan ona bakarak kahkahalarla gülüyormuş.

ALİS: (Çın çın güler)
Tavşan gülüyoymuş, Tavşan gülüyoymuş!..

CEREN: (Okumayı sürdürür.)
Alis, “Aşk olsun Tavşan kardeş” demiş “Önce beni düşürdün, şimdi de gülüyorsun” Tavşan gülmesini kesip ona: “Gel gel” demiş. (CEREN: bir süre susar.)

DiLEK:
Eee … Sonra ne olmuş?

CEREN:
Biraz yavaş konuşur musun lütfen Dilek? Alis’i uyandıracaksın.

DiLEK:
Alis uyumuyormuş ki. Tavşancığa sitem ediyormuş.

BELMA:
O Alis değil. Bizim Alis’imiz… Baksana, uyuyuverdi.

DiLEK:
Aaa … Gerçekten … Peki masalın sonu ne olacak? Gerisini dinlemeyecek miyim?

CEREN: Bildiğin bir masalı yeniden dinlemekten nasıl hoşlanıyorsun, şaşıyorum.

DiLEK:
Ama Ceren, sen de o kadar güzel okuyorsun ki … Bin kez dinlesem bıkmam.

CEREN:
Tamam, tamam … Masalın gerisini de yarın akşam yine Alis’i uyuturken okurum … Şimdi onu uykunun kollarına bırakıp evimize dönelim. Umarım rüyasında sevgili annesini görecektir.

BELMA: (Alis’in saçlarını okşar.)

CEREN:
Bu tatlı kızın saçlarını ben de okşamak istiyorum.

BELMA:
Okşa…

DiLEK:
Ben , ben de okşamak istiyorum. (Okşar)

ALİS (Sayıklar bağırır.)
Anne!

DiLEK:
Ay, ödüm koptu!
(CEREN:’le BELMA: hafifçe gülüşür.)

CEREN:
Ne kadar korkaksın Dilek. Çocuk sayıkladı.

DiLEK:
Korkmadım canım… İrkildim birazcık.

BELMA:
Haydi artık biz de evlerimize gidelim arkadaşlar. Sanırım biz yarın sabah gelinceye kadar, derin derin uyuyacaktır Alis’imiz.

CEREN:
Hoşça kal sevgili Alis! Bundan sonra hep yardımcın olacağız.

BELMA:
Hoşça kal güzel çocuk! Sana hep masallar anlatacağız.

DiLEK:
Ve en kısa zamanda anneni bulacağız. Hoşça kal tatlım!

CEREN:
Bundan sonra uyurken, annen anlatacaktır masallarını sana.

BELMA:
Böylece öğrenmiş olacaksın sen de, masalın ne olduğunu.

DiLEK:
Büyüyünce sen de kendi çocuklarına anlatacaksın.

CEREN:
Dilerim çocuklarına masal anlatacak zamanın olur.

GERİ PLANDA KALAN ÇOCUKLARIN KONUŞMALARI DUYULMAZ OLUR. SAHNEYE ÖĞRETMEN GİRER.

ÖĞRETMEN:
Hayatta her zaman kötü şeyler olmuyor. Meğer yaramaz olarak tanıdığımız çocuklarımızın bile altın gibi kalpleri varmış. Bugün onları hayata geçirdiği bir güzelliğe tanık oldum.

ÖĞRETMEN:
Ceren…

CEREN: (Seslenir.)
Buradayım öğretmenim.

ÖĞRETMEN: (Sevecenlikle gülümseyerek ona bakar, konuşmasını sürdürür.)
Belma…

BELMA: (Seslenir.)
Burada…

ÖĞRETMEN: (Sevecenlikle gülümseyerek ona bakar, konuşmasını sürdürür.)
Dilek…

ÖĞRETMEN: (Sevecenlikle gülümseyerek ona bakar, konuşmasını sürdürür.)

DİLEK: (Seslenir.)
Buradayım.

ÖĞRETMEN: (Sevecenlikle gülümseyerek ona bakar, konuşmasını sürdürür.)
…isimli üç öğrencim. Dünyanın en güzel işlerinden birini yaptılar. Sokakta kaybolan bir çocuğu önce yuva sahibi yaptılar. Sonra onu annesine kavuşturdular. Daha sonra da işi olmayan o anneye iş buldular. O mini minnacık yavruyu okula bile yazdırdılar. Ana okuluna… Bu şeker çocuğun adı Alis!

ALİS:
Alis mi dedi? Evet Alis, dedi. (Seslenir.) Buyadayım öyetmenim!

BİTTİ

FEVZİ GÜNENÇ
Pancarlı Mah. Milli Egemenlik Bulvarı 10. Cad.
Yunus Emre Sk. 1 Gülyuva Ap. D. 2
Şehitkâmil GAZİANTEP
Tel: 0342 338 16 18 – 0505 553 47 44
İleti: fev27@mynet.com –
Fev27@hotmail.com
MSN: fevgun@hotmail.com


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here