AH, GÜL O!.. (Çocuk Oyunu) (Fevzi Günenç)

AH, GÜL O!..
Çocuk Oyunu: 2
Yazan FEVGUN (Fevzi Günenç)

Bu oyunu sahnelemek isteyenlerin Fevzi Günenç ile iletişime geçmeleri gerekmektedir:
fev27@mynet.com

OYUNDAKi KİŞİLER:
GÜLO:
CEMİL
BAY PALYAÇO
BAYAN PALYAÇO
HAMAMCI KIZ
PRENSES
MUHAFIZ:
KRAL
HOKKABAZ A
HOKKABAZ B
ALİ BİLİCİ
VELİ BİLİCİ
DELİ BİLİCİ

DEKOR: İçinde pek az eşya olan, bir yoksul evi. GÜLO: sağı solu toparlamakta, Cemil oturduğu yerde düşünmektedir.

GÜLO:
Hindi gibi ne düşünüp durursun Cemil’im?

Bay Palyaço ile bayan Palyaço şarkı söyleyip dans ederek sahneye girer. Oyuncular onları görmez. Palyaçolar oyuncuların çevresinde dolaşır durur.

BAY PALYAÇO
Haydi bil bakalım haydi bil…
Ne yapıyor Cemil?

BAYAN PALYAÇO
Hindi gibi düşünüyor dedi ya karısı
Senin de başına darısı.

BAY PALYAÇO (Kahkahayla güler.)
Damdan atladı bir kedi
Senin de başına, senin de, dedi.
Açıldı hindi gibi düşünme yolu
Düşüneceğim ben de glu glu…

DANS EDEREK ÇIKARLAR.

CEMİL:
Ben düşünmeyeyim de kim düşünsün Gül’om? İş yok, aş yok, para yok … Ne yapacağız bilmiyorum.

GÜLO:
Yalnızca düşünmek işe yarasaydı, hindiler kral olurdu.

CEMİL:
Bırak kralı… Kralın kümes’inde hindi olsam, razıyım. Sanırım kente göçmekle hiç de iyi etmedik kadınım.

GÜLO:
Böyle konuşma Cemil’im…

CEMİL:
Nasıl konuşayım, sen söyle Gülo? Kent iyidir, dedin. Taşı toprağı altındır, dedin. Kalktık geldik. Ne altın var ne bakır…

GÜLO:
Sabırlı ol… Altın da bulunur, bakır da…

CEMİL:
Günlerdir iş ararım iş yok. Hamallık yapayım dedim hamallar yanlarına sokmadı beni. Amelelik edeyim, dedim amele pazarına almadılar. Her işe razı oldum ama iş yok. Yok yok yok! Yok işte.

GÜLO:
Bulunur bulunur; dert etme…

CEMİL:
Bu gidişle açlıktan eriyip gideceğiz. Benim gittiğim değil, sana da yazık oluyor.

GÜLO:
Bırak karamsarlığı. Açlıktan kim ölmüş Cemilim?

CEMİL:
Senin dünyadan haberin yok kadınım. Duyarım, Afrika diye bir yer vardır. Orada açlıktan susuzluktan sapır sapır dökülür bebeler. Bizler de onlar gibi döküleceğiz.

PALYÇOLAR ÜZGÜNCE GİREREK, AĞIR HAREKETLERLE DANS EDER SONRA ÇIKAR.

BAYAN PALYAÇO:
Cemil çok doğru söylüyor
Yeryüzünde açıktan
Pek çok kişi ölüyor.

BAY PALYAÇO:
Biz de varsıl değiliz
Yoksul iki palyaçoyuz
Kendimize yok hayrımız
Başkasına nasıl yardım ederiz?

BAYAN PALYAÇO:
Ekmek atmazsak çöpe
Burun kıvırmazsak eskilerimize…
BAY PALYAÇO:
Sahi, bağışlarsan yarım elmamızı
Karınca kararınca
Katkımız olur bizim de
Bizden kötü durumda olanlara…

GÜLO:
Gül bakayım, Gül biraz… Hiçbir şey olmaz bize. Kent demişler buranın adına. Ben sana sana iş düşündüm bile.

CEMİL:
Düşündün mü?

GÜLO:
Düşündüm ya… Hem de ne iş düşündüm, kulağını bana ver.

CEMİL:
Buyur bakalım. Kulağım senin olsun.

GÜLO:
Şimdi sen kalkıp kent alanına gideceksin.

CEMİL:
Gideyim … Ne yapacağım kent alanında?

GÜLO:
Sözümü kesmez de dinlersen öğrenirsin.

CEMİL:
İyi, sözünü kesmiyorum. Anlat bakalım.

GÜLO:
Kent alanında bir hamam varmış.

CEMİL:
Karnımızı doyurduk da yıkanmamız kaldı.

GÜLO:
Oraya yıkanmaya gitmeyeceksin ki…

CEMİL:
Ne yapmaya gideceğim ya?

GÜLO:
Gidip hamamın kapısında oturacaksın.

CEMİL: Oturmaksa burada da oturuyorum.

GÜLO:
Orada para kazanacaksın.

CEMİL:
Oturmayla para mı kazanılır.

GÜLO:
Dediğimi yaparsan kazanırsın.

CEMİL:
Anladım, mendil açıp dileneceğim? Bir bu kaldıydı yapmadığımız. Ben dilencilik yapacak adam mıyım Kadınım?

GÜLO:
Ne sabırsız bir insan oldun böyle! Birazcık konuşmadan dinleyemez misin?

CEMİL:
Dinlerim…

GÜLO:
Dinle öyleyse: Oturduğun yerden, “Yitikler bulurum! yitikler bulurum!” diye bağıracaksın.

PALYAÇOLAR ŞARKI SÖYLEYEREK, DANS EDEREK GİRER. SAHNEDEKİ OYUNCULAR ONLARI GÖRMEZ.

BAYAN PALYAÇO:
Yitikçi geldi, yitiiiik

BAY PALYAÇO:
Yitikçinin işi bitiik…

BAYAN PALYAÇO:
İyi yitiklerim vaaar…

BAY PALYAÇO:
Bulucu yitiklerinizi arar…

BAYAN PALYAÇO:
Bulucu geldi, bulucuuu

BAY PALYAÇO:
Giderek artıyor burumun ucu…

BAYAN PALYAÇO:
Bulucu yitik arar
Ama bir şey bulamaaaz.

BAY PALYAÇO:
Buluculuk diye bir iş olamaz…

PALYAÇOLAR DANS EDEREK ÇIKAR.

CEMİL:
Konuşursam “konuştun” diyorsun. Ben başkalarının yitiğini nasıl bulurum kadın?

GÜLO:
Bir şey bulmak zorunda değilsin. O anda aklına geleni söyleyeceksin. Yani anlayacağın atacaksın.

CEMİL:
Ya attığım tutmazsa.

GÜLO:
Tutmasa da tutar bir ucundan canım… insanlar bir şeylere, birilerine inanmak isterler hep. Sen atarsın, karşındaki sözü alıp gereken yere yerleştirir. Onu da sen bildin sanır…

CEMİL:
Bütün bilicilerin yaptığı bu mu?

GÜLO:
Bu ya…. Hiç kimsenin olağanüstü bir gücü yoktur dünyada.

CEMİL:
Bu iş bana göre değil. Bu resmen sahtekârlık. Ben insanları kandıramam.

GÜLO:
Kimseyi kandıracak değilsin ki. isteyene birazcık umut vereceksin. Hepsi bu. İnsanlar umutsuz yaşayamazlar. Onlara çok mu görüyorsun birazcık umudu?

CEMİL:
Çok görmüyorum ama …

GÜLO:
Öyleyse bilici olacaksın! Kalk bakalım, şimdi yola koyul!

CEMİL: (Kalkar.)
İçim rahat değil. Bu işi yüzüme, gözüme bulaştırırım.

GÜLO:
İyi öyleyse. Gitme… Evde tembel tembel otur! Açlıktan ölmeyi bekleriz olur biter.

CEMİL:
Böyle konuşma kadınım. Namusumla yapabileceğim işler de vardır bu kentte.

GÜLO:
Bilicilik namuslu olmayanların işi mi?

CEMİL:
Değil mi?

GÜLO:
Değil tabii… Öyle olsaydı Krallar, kraliçeler, prensler, prensesler, vezirler, daha da kimler kimler, bilicilere baş vurur muydu?

CEMİL:
Bu onların akılsızlığı…

GÜLO:
Şimdi kralımıza da akılsız mı diyorsun sen?

CEMİL:
Kulağına gitmesin ama öyle…

GÜLO:
Öyle mi?

CEMİL:
Öyle gibi yani.

PALYAÇOLAR ŞARKI SÖYLEYEREK, DANS EDEREK GİRER. SAHNEDEKİ OYUNCULAR ONLARI GÖRMEZ.

BAYAN PALYAÇO:
Duydun mu Kral’a akılsız dedi.

BAY PALYAÇO:
Kim ne yedi?

BAYAN PALYAÇO:
Yiyen içen yok
Kralı suçladı şu adem

BAY PALYAÇO:
Asalım öyleyse, suçladı madem
İşin doğrusu ben yalancıya uymadım
Hiç bir şey görmedim, bir şey duymadım.

BAYAN PALYAÇO:
Yapsın mı Cemil de
“Bilicilik yap,” diyor karısı

BAY PALYAÇO:
Yapsın yarısı
Yapmasın yarısı.

BAYAN PALYAÇO:
Seninle de ciddi bir şey konuşulmaz ki

BAY PALYAÇO:
Cemilden daha iyi bilici olmaz ki…

BAYAN PALYAÇO:
Yo hayır, aklından çıkar bu işi

BAY PALYAÇO:
Cemil’dir dünyada biliciliği
En iyi yapacak kişi.

ŞARKI SÖYLEYP DANS EDEREK ÇIKARLAR.

CEMİL:
Aklıbaşında biri bilicilik yapmaz.

GÜLO:
Peki, sen misin dünyadaki tek akıllı? Madem akıllısın da neden kral olmuyorsun? Neden burada açlıktan midelerimiz gurulduyor?

CEMİL:
Bilmiyorum… Belki de sen haklısın…

GÜLO:
Haklıyım tabii. Kent olmuş bir kurtlar sofrası. Sofraya yanaşanı kapıyorlar. Bir savaştır sürüp gidiyor.

CEMİL:
Savaş mı? Ne savaşı? Hani bomba filan düştüğü yok.

GÜLO:
Ne kadar safsın. Bu bilicilik işi tam sana göre… Savaş dediğim ekmek kavgası.

CEMİL:
Haaa…

GÜLO:
Bu kavga işi olanlarla olmayanlar arasında yapılıyor.

CEMİL:
İşi olmayan benim. Ben de kavgada mıyım şimdi yani?

GÜLO:
Hem de göbeğindesin. Dünya dört köşeli bir oda olmuş.

CEMİL:
Oda mı?..

GÜLO:
İşi olanlar, kapmışlar birer köşeyi. Köşe kapamayan senin gibi işsizler de ortada sıçan.

CEMİL: (Güler.)
Çok doğru valla…

GÜLO:
Gül bakalım ağlanacak halimize gül… İşi olanlar, işi olmayanlarla dalga geçip dururlar. Köşelerinden şöyle bir kıpırdayacakmış gibi yaparlar. Birbirlerine göz kırparlar, bir anda yer değiştirirler.

CEMİL:
Eee?.. Amma hoş oyun ha! Atak davranıp boşalan bir köşeyi kaparım ben de.

GÜLO:
Hiçbir işsiz, işliler kadar atak olamaz. Her denemende havanı alırsın. Senin yapacağın tek iş beşinci köşeyi kapmak.

CEMİL:
Beşinci köşe mi? Hani dört köşeliydi ev?

GÜLO:
Aslında dört köşeli ama kuytuda kalmış küçücük bir köşe daha var. Kimsenin görmediği…

CEMİL:
Ben de o köşeyi kapacağım, öyle mi?

GÜLO:
Tastamam öyle.

CEMİL: Nasıl yapacağım bu işi?

GÜLO:
Sözümden çıkmayarak…

CEMİL:
Tamam, çıkmam sözünden. Senin verdiğin akıllardan hiç zararlı
çıkmadım şimdiye dek. Umarım bu da öyle olur.

GÜLO:
Kuşkun olmasın. Haydi, düş yollara. Doğru hamamın kapısına.

CEMİL:
Yine mi hamam?

GÜLO:
Beşinci köşe orası akılsızım, anlayamadın mı?

CEMİL:
Anlayamadım.

GÜLO:
Anlaman da gerekmiyor zaten. Sen Hamama git. Kapısında otur. “Bilici geldi, bilici!..” diye bağır. Gerisi çorap söküğü gibi kendiliğinden gelir.

CEMİL: (İç çeker)
Hiç umudum yok ya… Umarım öyle olur.

GÜLO:
İşin rast gitsin adamım.

SAHNE KARARIR. AYDINLANDIĞINDA PANODA BİR HAMAM KAPISI VARDIR. CEMİL KAPININ ÖNÜNE ÇÖMELİP OTURMUŞTUR.

PALYAÇOLAR ŞARKI SÖYLEYEREK, DANS EDEREK GİRER. CEMİL ONLARI GÖRMEZ.

BAYAN PALYAÇO:
Yitikçi geldi, yitiiiik

BAY PALYAÇO:
Yitikçinin işi bitiik…

BAYAN PALYAÇO:
İyi yitiklerim vaaar…

BAY PALYAÇO:
Bulucu yitiklerinizi arar…

CEMİL: (Bağırır.)
Umutlarınızı bulurum. Yok ne umudu? Yitik!.. Yitiklerinizi bulurum! (Kendi kendine) Bu olmadı. Sesim az çıkıyor. Kimse duymaz. Daha hızlı bağırmalıyım.

BAYAN PALYAÇO:
Bulucu geldi, bulucuuu

BAY PALYAÇO:
Giderek artıyor burumun ucu…

BAYAN PALYAÇO:
Bulucu yitik arar
Ama bir şey bulamaaaz.

PALYAÇOLAR DANS EDEREK ÇIKAR.

CEMİL: (Daha hızlı bağırır.)
(Bağırır.) Yitiklerinizi bulurum! (Kendi kendine) Aferin be, iyi bağırdım. Becereceğim bu işi. (Bağırır.) Yitiklerinizi, bulurum! Bilici geldi! Dostlarınızı düşmanlarınızı bilirim… Şey yaparım… (Kendi kendine) Ne yaparım?

Fondaki beyaz perdeye hamamın içindekilerin gölgesi yansır.

PRENSES: (Sağdan girer.)
Kimse yok mu burada? Bu nasıl hamam? İn cin cirit atıyor ortada!

HAMAMCl KIZ: (Soldan koşarak girer.)
Aman Tanrım! Bu ne güzel gün! Kim onurlandırdı bizi, bakın bakın! Prensesimiz geldi. Hamamımıza neşe getirdi. Koşun, koşun peştamal tutucular… Koşun, koşun sabuncular, keseciler, su dökücüler! Havlu tutucular, gül suyu serpiciler … Prenses efendimiz geldiler!

CEMİL: (Oturduğu yerden bağırır.)
Yitikler bulurum! Yitikler…

PRENSES:
Hiç kimseyi istemiyorum. Ben yalnız yıkanamayacak mıyım hiç!

HAMAMCI KIZ: (Bağırır.)
Gelmesin! Hiç kimse gelmesin! Prensesimiz yalnız yıkanmak istiyor!

CEMİL:
Yitikler bulurum! Yitikler!.. Yitik…

HAMAMCI KIZ:
Soyunmanıza yardım edeyim mi efendim?

PRENSES:
Hayır! Beni yalnız bırakın lütfen. Bugün her şeyi kendi kendime yapmak istiyorum.

HAMAMCI KIZ:
Başüstüne sevgili prensesimiz! Hemen kayboluyorum. Bir buyruğun uz olursa seslenin. Koşar gelirim.

PRENSES:
Tamam.

HAMAMCI KIZ:
Sizi çok seviyoruz güzel prensesim!

PRENSES:
Ben sizi sevmiyorum canım.

HAMAMCI KIZ: (Çıkar.)
İyi banyolar efendimiz… İyi banyolar… İyi…

PRENSES:
Oh … Yalnız kalabildim sonunda. Hiçbir işimi kendi kendime yapamayacak mıyım? (Tarağını Çıkarır, saçını tarar.) Anneciğimle gelirdik önceleri bu hamama. Canım anneciğim …

CEMİL:
Bulucu var bulucu…

PRENSES:
(Parmağıyla gözünün yaşını kurular, elindeki yüzüğe bakar.) Senden bana kalan tek anı bu yüzük, anne. Onu yitirirsem kahrolurum. Keşke evde bıraksaydım yüzüğümü. Ya birisi çalarsa… Saklamalıyım… Hiç kimsenin bulamayacağı bir yere koymalıyım yüzüğümü.

CEMİL:
Yitikleri bulurum! Hiç kimse bir şeyini yitirmedi mi yahu!

PRENSES:
Bak şu delik iyi işte. (Yüzüğünü çıkarır deliğe sokar.) Annemin tek anmalığını şuradaki deliğe sokayım… İşte böyle… Oldu. Şimdi de üstünü de saçımın telleriyle örteyim. Kimse düşünemez, burada yüzük olduğunu. (Tarağında kalan saç parçalarını çıkarıp deliğe tıkar.) Şimdi soyunup banyoya geçebilirim.

Sahne kararır, yeniden aydınlanır. Aynı görünüş.

HAMAMCI KIZ:
Sıhhatler olsun efendim.

PRENSES:
Teşekkür ederim.

HAMAMCI KIZ:
Giyinmenize yardım edeyim mi efendimiz?

PRENSES:
Yok, yardım etme. Kendim giyineceğim.

HAMAMCI KIZ:
Güle güle giyinin efendim.

PRENSES GİYİNİR.

PRENSES:
Hoşça kal Hamamcı Kız…

HAMAMCI KIZ:
Güle Güle sevgili prensesimiz. Hoş geldiniz, hoş gidiniz… Ayaklarınıza sağlık onur verdiniz.

PRENSES:
Şey … Bir şey unutmuş gibiyim. Bir şey, bir şey… Evet, yüzüğüm! Yüzüğüm yok parmağımda! Ne oldu yüzüğüm? Nereye gitti?

HAMAMCI KIZ:
İnanın ben görmedim efendimiz.

PRENSES:
Yüzüğümü bulamazsam kahrolurum!

HAMAMCl KIZ:
Yere mi düştü acaba? Telaşlanmayın efendimiz. Ben onu bulurum. (Birlikte ararlar.)

CEMİL:
Yitikler bulurum! Yitikler!.. Yitik…

PRENSES: (Kulak kesilir.)
Bu ses nedir?

HAMAMCI KIZ:
Sanırın bir Bilici efendimiz.

PRENSES:
Bilici mi! Hemen gidelim. Bulsun yüzüğümün nerede olduğunu.

PRENSES SAHNEYE GİRER, HAMAMCI KIZ ONU İZLEMEKTEDİR. CEMİL’İN YANINA GELİRLER.

HAMAMCI KIZ:
Hey! Bilici! Prensesimizin yüzüğü yitti. Çabuk bul onu!

CEMİL: (Prensesle karşı karşıyadır. Büyülenmiş gibi kekeler.)
Prenses … Yü-yüzük? (Kendi kendine) Aman Tanrım! Prenses burada! Karşımda … Ne ne kadar da güzel!.. Ya saçları? Saçları? Bir demet siyah ipek!

PRENSES:
Kendinden geçti. Arıyor Bulucu onu. Şimdi bulacak…

CEMİL:
Benim de bir kızım olacak yakında. Böyle güzel olmalı saçları onun da… (Sesi giderek yükselir.) Saçları olmalı … Güzel… Saçlar… Saç… Saç … Saçlarınız…

PRENSES: (Coşkulu)
Saç mı? Evet saçlarım! (Sevinçle bağırır.) Bildin! Bildin! Şimdi aklıma geldi. Bir deliğe saklamıştım yüzüğümü! Saçlarımla örtmüştüm üstünü! (Cemil’i öper.)

CEMİL: (Şaşkın)
Prenses beni öptü!..

PRENSES: (Coşkulu)
Çok iyi bir bilicisin sen. Bildin, bildin!

CEMİL: (Şaşkın)
Bildim mi? Ben mi bildim?

(Prenses ve Hamamcı Kız içeriye koşar. Onları yine gölge olarak görürüz. Prenses yüzüğünü sakladığı yerden alır.)

PRENSES: (Sevinç içinde yüzüğünü öper.)
Buldum seni sevgili yüzüğüm! Anne! Anneciğim, üzülme … Buldum yüzüğünü!.. (Yeniden sahneye girer, Cemil’in yanına gelir. Hamamcı Kız hâlâ onu izlemektedir.)
Sen buldun onu bana! Binlerce teşekkür sana! Bilici, seni ödüllendireceğim! AI! (Çantasından çıkarttığı altınları verir.) Bu altınlar senin olsun!

CEMİL: (Şaşkın)
Altın mı? Altınlar mı? Hepsi mi?

PRENSES: Yanımda olsaydı daha çok vermek isterdim. (Sahnedeki kapıdan çıkar.) Hoşça kal iyi Bilici! Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.

HAMAMCI KIZ:
Aferin sana Bilici. İyi iş yaptın. İyi bir insana benziyorsun. Bundan sonra hamamda yitiği olan bütün müşterileri sana göndereceğim. Çok para kazanacaksın.

CEMİL (Sevinçli)
İyi işmiş bu iş yahu! Amelelikten hamallıktan bir yılda kazanacağımı bir dakikada kazandım.

SAHNE KARARIR, YENİDEN AYDINLANIR.

CEMİL (Aynı yerdedir. Bağırır.)
Yitikler bulurum! Yitikçi! (Kendi kendine) GÜLO ne sevindi ama kazandığım altınları görünce … Bakalım bugün neler gelecek başımıza, iyi şeyler mi, kötü şeyler mi… Umarım iyi şeyler gelir başıma. (Bağırır.) Yitikler bulurum, yitikler!

MUHAFIZ: (Salondan seyirciler arasından Cemil’ e doğru yürür.)
İşte! Aradığım adam burada!

CEMİL: (Korkar, telaşlanır.)
Eyvah ! Bir saray askeri! Bana doğru geliyor! Ne suç işledim ki ben? Bilicilik yapmak suç mu acaba? Onun için mi arıyorlar beni? En iyisi kaçmalı…

MUHAFIZ:
Hey! Bilici! Sen! Dur!

CEMİL Ben bir şey yapmadım! ,

MUHAFIZ: (Sahneye çıkar. Cemil’in yanına gelir.)
Daha ne yapacaksın! Prenses Efendimizin yüzüğünü bulmuşsun!

CEMİL E-evet … Ama… Bunun suç olduğunu bilmiyordum. O kadar çok altını ben istemedim kendisinden. Prenses verdi, isterseniz geri verebilirim. Evde … Yalnız bir tanesini harcadık. Peynirle ekmek almak için. Açlıktan ölecektik yoksa… Şey bir de nar aldım. Eşimin canı ekşi nar istemişti. Çocuk bekliyoruz da… Yoksa bozdurmazdık altını …

MUHAFIZ:
Neler söylüyorsun sen Bilici? Senden altın isteyen kim?

CEMİL:
Başka da bir suçum olmadı. Namuslu bir yurttaşım ben…

MUHAFIZ:
Elbette öylesindir!

CEMİL:
Öyleyse beni niçin yakalıyorsunuz?

MUHAFIZ:
Yakalamak mı? Ne yakalaması? Kral buyruğudur: Seni saraya konuk çağırıyoruz.

CEMİL: Konuk mu? Beni mi? Alay etmeyin. Kral ne yapsın Cemil’i?

MUHAFIZ: (Güler.)
Bilici değil misin? Her şeyi biliyorsun, bunu da bilebilirsin.

CEMİL:
Hayır! Yani evet, tabii …

MUHAFIZ: (Sevecen) Gel benimle . Saray arabası az ötede. Başına devlet kuşu kondu. Prensesi mutlu etmişsin. O yüzden Kral ödüllendirecek seni.

BİRİNCİ PERDENİN SONU

İKİNCİ PERDE

DEKOR: Sarayın içi. Kral tahtta oturmaktadır. Boru sesi karşılamayı duyurur.

İKİ SARAY HOKKABAZI, KRALIN DA, SARAYA GELENLERİN DE GÜLÜNÇ TAKLİTLERİNİ YAPAR.

MUHAFIZ: (Sert adımlarla yaklaşır. Kralın önünde eğilir.)
Buyruğunuz yerine getirildi Yüce Kralım! Ünlü bilici huzurlarınızda!

CEMİL: (Koşarak gelir.) Eteğinizi öpeyim Büyük Kralım!

KRAL: Gel, gel… Şöyle, yanımdaki koltuğa otur Bilici! Anlayalım bakalım, kızımın övdüğü gibi iyi bir bilici misin?

CEMİL:
Bilicilik nerede, ben nerede Efendimiz…

KRAL:
Bak hele… Hem de engin gönüllüsün. Severim böyle insanları. Bir sınava var mısın Bilici?

CEMİL: (Kendi kendine) Yandım… Ne yapayım. Sonunda kellem gitmez ya. Çok çok zindana atarlar beni. Başa gelen çekilir. (Kekeler.)

KRAL:
Var mısın sınava, dedim Bilici?

CEMİL:
E- e-evet Yüce Kralım! Buyruğunuz bir yasadır sizin!

KRAL:
Çok da güzel konuşuyorsun. Böyle bir biliciyle ilk kez karşılaşıyorum. Bilici, şöyle biraz ötede durur musun? Bana arkanı dön ki, sakladığım şeyi görmeyesin.

CEMİL:
Baş üstüne efendimiz. (Arkasını döner.)

KRAL: (Uzanır, masanın üstündeki vazodan bir gül alır, avucunda gizler.) Şimdi söyle bakalım bilici! Avucumdaki nedir?

CEMİL: (Kendi kendine) Çıra gibi yandım! Nereden bilebilirim, kralın elinde ne vardır? Bütün bu işleri başıma sen açtın Gülo… Yaktın beni karıcığım. Yaktın beni Gülo’m, (Yüzünü krala döner, farkında olmadan sesini yükseltir.) Ah Gülo, Gülo!

KRAL: (Bağırır.)
Bildi! Gül, dedi. Gül o, ded. Evet Gül var avucumda. Bakın… (Alkışlar.) Bravo Bilici!

CEMİL: (Mırıldanır.)
Ben… Ben… Karımın, yani GüIo’nun adını…

KRAL:
Al bakalım şimdilik şu bir kese altını. Bir deneme daha yapacağız. Bu kez de başarırsan seni sarayımın Bilicibaşısı yapacağım! O zaman güzel bir evin, bol paran, uşakların, hizmetçilerin olacak.

CEMİL:
Hayır! Lütfen yapmayın efendimiz. Bütün bunlara layık değilim ben.

HOKKABAZLAR GÜLÜNÇ TAKLİTLER YAPMAYI SÜRDÜRÜR.

KRAL:
Sen layık değilsin de kim layık peki? Kızımın yüzüğünü buldun. Benim avucumda gül sakladığımı bildin… Öf… Hava da amma sıcak. Gel, şu pencerenin önünde serinleyelim biraz.

MUHAFIZ:
Açılın! Açılın! Kralımız pencerenin önüne gidecek! Kralımız serinleyecek!

KRAL: (Pencere önünde)
Oh… Dünya varmış … Evet Bilici … Şu elimdeki şey nedir, söyle!

CEMİL:
Krallık mührünüz efendim.

KRAL:
Ben şimdi bu mührü saklayacağım. Sen de onu nereye sakladığımı bileceksin. Yapabilirsin değil mi?

CEMİL:
Bilmem ki, sevgili kralımız …

KRAL:
Bilirsin, bilirsin … Ama önce gözlerini bağlayacağım. (Seslenir) Bir mendil! Bir yumak da hamur!..

MUHAFIZ:
Kralımız mendil buyurdu! (Koşturur, alır gelir.) Kralımız bir yumak hamur buyurdu! (Koşturur, tabaktaki hamuru alır gelir.)

KRAL:
Al bu mendili muhafız. Bağla gözünü BiIicinin. Hamuru da ver bana!

MUHAFIZ: (Cemil’in gözünü bağlar.)
Buyruğunuz yerine getirildi Yüce Kralımız! Gözü bağlandı Bilicinin. (Hamur tabağını uzatır.) Bu da hamur…

KRAL:
Onu biraz öteye götür Muhafız! Söylediklerimi sadece izleyici çocuklar duysun.

MUHAFIZ:
Bilici duymasın.

KRAL:
Evet, öyle.

MUHAFIZ:
Buyruğunuz yerine getirilecek büyük Kralımız! (Cemil’i öteye götürür.)

KRAL: (Kendi kendine)
Şimdi bu mührü şu hamurun içine koyup bahçeye atayım. Aşağıdaki kazlardan birisi onu hemencecik yutar. (Hamuru pencereden aşağı atar.) Hoop … Oldu bile … İşte anaç bir kaz yuttu. Bilsin bakalım Bilici nerededir yüzüğüm? Saray Bilicibaşısı olmak kolay mı? (Buyurur.) Bilici buraya getirilsin!

MUHAFIZ:
Bilici, Sevgili Kralımızın yanına götürülecek! (Getirir.) Götürüldü…

KRAL:
Şimdi açın onun gözlerini.

MUHAFIZ:
Bilicinin gözleri açılacak! (Söylediğini yapar.) Açıldı…

KRAL:
Evet Bay Bilici … Şimdi bil bakalım, mühürüm nerede?

CEMİL: (Kendi kendine) Çekirge, bir sıçrarsın, iki sıçrarsın, üçüncüsünde hapı yutarsın. Şimdi hapı yutma zamanı geldi işte. Bunu zindan da paklamaz. Gitti bu sefer kelle! Oysa yaşamak ne güzel! Kralımızın bahçesi, bahçedeki ağaçlar, çiçekler ne güzel! Şu pencerenin altındaki kazlar bile güzel…

KRAL:
Evet, seni dinliyorum bilici.

CEMİL: (Bahçeye bakmayı sürdürürken sesini giderek yükseltir.)
Kazlar! Hele şu anaç kaz! Anaç kaz… Köydeyken benim de böyle anaç bir kazım vardı. Yemeye doymazdı hayırsız. Önüne ne atsak yutardı. Bu kazlar böyledir işte. Kralın mührü bile olsa yutar.

KRAL(Bağırır.)
Bildi bildi, kaz dedi; anaç kaz, dedi! Başardın bilici! Evet, mühürüm anaç kazın midesinde. Bundan sonra sarayımın bilicibaşısısın! Bu haber halkıma duyurulsun.

MUHAFIZ:
Haber halka duyurulacak! (Sert adımlarla sahnenin önüne gelir, bağırır.) Ey ahali! Duyduk duymadık, demeyin! Peynir ekmek yemeyin! Sevgili Prensesimizin yüzüğünü bulan, Yüce Kralımızın avucunda sakladığının gül olduğunu, krallık mührünün bahçedeki bir kazın midesindeki olduğunu bilen hamam kapısı bilicisi Bay… Bay… Adın neydi senin ya…

CEMİL:
Cemil.

MUHAFIZ:
Hamam kapısı bilicisi Bay Cemil, sevgili kralımızın Bilicibaşısı oldu…

Eski Biliciler itişerek sahneye çıkmak ister.

ALİ BİLİCİ:
Olmaz, böyle iş olamaz

VELİ BİLİCİ:
Hamam kapısı bilicisi de kim oluyormuş!

BİLİCİ DELİ:
Hiçbir bilici benim elime su dökemez.

ALİ BİLİCİ:
Kralla görüşmek isteriz.

VELİ BİLİCİ:
Ona diyeceğimiz vardır.

DELİ BİLİCİ:
İzin verin huzuruna çıkalım…

MUHAFIZ:
Durun durun. Bırakın patırtıyı. Krala haber vereyim.

ALİ BİLİCİ:
Haber verecekmiş.

VELİ BİLİCİ:
Versin bakalım

DELİ BİLİCİ:
Versin de o sahtekâr Hamam Bilicisi Hanya’yı Konya’yı görsün!

MUHAFIZ: (Diz kırar, el etek öper.)
Sevgili Kralımız…

KRAL
Buyur canım…

MUHAFIZ:
Sarayın kapısında üç tane eski bilici var.

KRAL:
Eee, ne yapalım?

MUHAFIZ:
Şikayetleri varmış. Sizinle görüşmek isterler.

KRAL:
Çağır, gelsinler bakalım.

MUHAFIZ: (Sahnenin önüne doğru yürürür.)
Biliciler çağrılacak, huzura alınacak… (Bilicilere seslenir.) Gelin bakalım.

Biliciler birbirini iterek sahneye doluşur. Sonra yine birbirini iterek Kralın önünde diz kırar, el etek öperler.

ALİ BİLİCİ: Hamam kapısı bilicisi bir sahtekârdır Yüce Kralımız!

VELİ BİLİCİ:
O uyduruk bir bilicidir …

DELİ BİLİCİ:
O, bilicibaşılığa layık değildir Büyük Kralımız!

ALİ BİLİCİ:
Bilicibaşılığa ben layığım değerli Kralımız.

VELİ BİLİCİ:
Hayır ben layığım en Değerli Kralımız.

DELİ BİLİCİ:
Asıl ben layığım en en değerli Kralımız.

KRAL:
Tamam tamam anlaşıldı. Ne istiyorsunuz?

ALİ BİLİCİ:
Hamam kapısı bilicisi eğer kendine güveniyorsa bizimle yarışsın.

VELİ BİLİCİ:
Yarışsın da tuzla buz edelim onu.

DELİ BİLİCİ:
Bir yarış düzenleyin. Kim kazanırsa Bilicibaşı o olsun.

KRAL:
Tamam, isteğiniz yerine getirilecek. (Kendi kendine) Bu iş çok da eğlenceli olacak… (Cemil’e) Sen ne dersin bu işe Bilicibaşım?

CEMİL:
Arkadaşlar haklı Sayın Kralım. Ben elbette boy ölçüşemem onlarla. Yarışı kendi aralarında yapsınlar. Kazanan da Bilicibaşı olsun. Benim bu konuda iddiam yok.

PRENSES:
Neler oluyor burada babacığım?

KRAL:
Saraya yeni bir bilicibaşı seçiyoruz.

PRENSES:
Neden? Benim bilicimi seçmiştiniz ya.

KRAL:
Görevi kendisi istemiyor güzel kızım. Bilicilerle yarışmaya bile yanaşmıyor.

PRENSES:
Tabii yanaşmaz. Hazır görevinden alınınca kim olsa böyle yapar. Gururunu kırmışsın onun.

KRAL:
Yok kızım, kırmadım. Bak işte yeniden soruyorum. Bilicibaşılık görevinde kalacak mısın… Neydi bunun adı?

MUHAFIZ:
Cemil…

KRAL:
Bilicibaşılık görevinde kalacak mısın Bilici Cemil?

CEMİL:
Var olun Sevgili Kralım. Almayayım.

KRAL:
Öyleyse sen de katılacaksın yarışmaya! Bu bir buyruktur.

MUHAFIZ:
Katıl katıl, bu sadece buyruk değil, yağlı kuyruktur.

HOKKABAZLAR GÜLÜNÇ TAKLİTLER YAPMAYI SÜRDÜRÜR.

CEMİL: (Kendi kendine)
Yandım ben, bu kez tümden yandım! (Krala) Buyruğunuz başımın üstüne Büyük Kralım da… Ölmeden önce son bir kez karımı görebilseydim hiç olmazsa…

KRAL:
Ölmeden mi? Neden ölecekmişsin ki?

CEMİL:
Nedeni kaldı mı güzel kralım? Yarışmanın sonunda bu saray başıma yıkılacak. İyisi mi, başım taşlar altında kalmadan kaçayım ben… (Sahneden atlar.) Gülooo… Gülooo… Karşıla beni! Vedalaşmaya geliyorum seninle…

ALİ BİLİCİ:
Kaçıyor yakalayın.

HOKKABAZ A.
Şimdi yakalarım ben onu.

VELİ BİLİCİ:
Tutun şu sahtekarı, bırakmayın!

HOKKABAZ B.
Bir yakalayabilsem, bırakmayacağım ama…

DELİ BİLİCİ:
Ben yakalarım şimdi onu. (Cemil’in peşine düşer.)

MUHAFIZ:
Size mi kalmış yakalamak, benim işim ne? (Cemil’in peşine düşer.)

HOKKABAZ A.
Bizim işimiz ne?

KRAL:
Hiç kimseye bırakmam onu. Ben yakalayacağım. (Cemil’in peşine düşer.)

HOKKABAZ B.
Hayır, ben yakalayacağım.

PRENSES:
Ah, keşke ben yakalasam da korusam zavallıyı… Dur ben de peşine düşeyim. (Cemil’in peşine düşer.)

Sahnedeki herkes salona atlayarak Cemil’i yakalamaya çalışır.

KRAL:
Ne eğlence, ne eğlence! Sarayda hiç kimse kalmadı. Herkes Bilici Cemil’in peşinde.

Sahnede bir gümbürtü kopar. Yukarıdan dökülen şeyler, her yer toz
Duman içinde kalır.)

PRENSES:
Sarayımız çöküyor baba!

HOKKABAZ A.
Yaşasın, sarayımız çöküyor.

HOKKABAZ B.
Delirdin mi? Saray çökünce sevinilir mi?

HOKKABAZ A.
Nereden bileyim. Benim hş sarayım çökmedi k…

KRAL:
Aman Tanrım! Sarayım bir anda yerle bir oldu.

PRENSES: (Ağlamaklı)
Babacığımı az kalsın biz de çöküntünün altında kalıyorduk.

KRAL:
Evet yavrum! Kıl payı kurtulduk. Şimdi anlıyorum Bilici Cemil’in niçin kaçtığını. O salonun çökeceğini bildi! Kaçtı ki, herkes kendini kovalasın, böylece herkes kurtulsun…

HOKKABAZ A.
Sence neden çöktü bu saray?

HOKKABAZ B.
Müteahhitler kötü malzeme kullanmış olmalı.

HOKKABAZ A.
Ben kral olacaktım ki… Gösterirdim onlara.

HOKKABAZ B.
Ne yapardın k?

HOKKABAZ A.
Hepsine batılı mimarların yaptığı yapıların resimlerini gösterirdim.

HOKKABAZ B.
Yahu, biz kaçağı yakalamayacak mıydık?

HOKKABAZ A.
Gerek kalamadı. Yakalanmış zaten.

HOKKABAZ B.
Bu sayılmaz. Onu biz yakalamalıyız.

MUHAFIZ: (Cemil’in kolundan tutmuş, getirir.)
Yol açın, yol açın! Bilici Cemil yakalandı! Kralımızın huzuruna çıkarılacak!

ALİ BİLİCİ:
Artık ona gereken cezayı verirsiniz, değil mi Yüce Kralımız?

KRAL:
Kes sesini! Şimdi o dertte miyiz? Sarayımız yıkılmış… Gelin, yıkıntılarını yakından görelim sevgili sarayımın.

HEPSİ KRALIN ARDI SIRA SAHNEYE ÇIKAR.

VELİ BİLİCİ:
Saray yıkıldı ama Kral yerinde. Sarayın yerine yenisini yaptırır o.

DELİ BİLİCİ:
Bu arada sahte biliciyi de cezalandırır.

KRAL:
Hayır, onu cezalandırmayacağım. Bilici Cemil’i ödüllendireceğim.

ALİ BİLİCİ:
Bir sahtekârın ödüllendirildiği nerede görülmüş. Büyük Kralımız?

KRAL:
Bir sahtekâr değil, gerçek bir bilicidir o.

ALİ BİLİCİ:
Hiç bir şey anlayamıyorum.
KRAL:
Elbette anlayamazsınız. Omuzlarınızın üstünde kafa değil kavun taşıyorsunuz. Bir de şununla Bilici olacaksınız. Bilicilik kim, siz kim?

VELİ BİLİCİ:
(Başını yoklar.) Ben mi? Hani kavun nerede?

DELİ BİLİCİ: (Kendi başını gösterir.)
Burada burada…

KRAL:
Bilici Cemil kaçıp bizleri peşinden sürüklemeseydi şu anda tümümüz yıkıntıların altında cansız olacaktık.

BİLİCİLER:
Gerçekteeen!..

GÜLO: (Koşarak gelir.)
Saray yıkılmış ha! Umarım kimse kalmamıştır altında

MUHAFIZ:
Kalmadı kalmadı, kaygılanmayın.

GÜLO:
Peki benim erime ne oldu?

MUHAFIZ:
Erin kim?

GÜLO:
Cemil… Sarayın yeni Bilicibaşısı.

KRAL:
Gel bakalım kurtarıcımızın karısı. Korkma eşine de, bize de bir şey olmadı.

PRENSES:
Onun sayesinde hepimiz kurtulduk.

GÜLO:
Peki nerede o?

CEMİL: (Kalabalığın arasında çıkar.)
Buradayım Gülo!

KARI KOCA BİRBİRİNE SARILIR.

GÜLO:
Cemil’m!

CEMİL:
Gülo’m!

KRAL:
Bilici Cemil, gösterdiğin mucizeyle, canımızı kurtardığın için sana ne kadar teşekkür etsek azdır.

CEMİL:
Teşekkür gerekmez, sevgili Kralımız.

KRAL:
Neden?

CEMİL:
Ben mucize filan göstermedim. Kimse mucize gösteremez. O sadece bir rastlantı.
Ben gerçekten korkmuştum. Onun için kaçtım.

KRAL:
Olamaz! Ya öbür bildiklerin? Kızımın yüzüğü, avucumdaki gül, mühürüm?..

CEMİL:
Hepsi rastlantı efendimiz. Ben bilici-milici değilim. İşsiz, parasız bir yoksul köylüyüm. Eşimin sözüne uydum. İnsanlara umut dağıtır, karşılığında birkaç kuruşluk ekmek parası kazanırım, demiştim.

KRAL:
İyi etmişsin.

CEMİL:
İşin böyle büyüyeceğini düşünmemiştim. Çok pişmanım. İsterseniz astırın beni. Ama doğruyu söylemeye kararlıyım. İşte söyleyip rahatladım. Bu densizliği sonuna kadar götüremezsim. Bir daha yalana, dolana baş vurmak mı? Tövbeler olsun!

ALİ BİLİCİ:
Sahtekâr olduğunu itiraf etti.

VELİ BİLİCİ:
Onu astırın efendimiz!

DELİ BİLİCİ:
Önce kırk sopa vurdurun, sonra astırın.

KRAL:
Ne sopa vurduracağım, ne de astıracağım. Böyle dürüst insan az bulunur. Onun yaşaması gerek. Hem de yaşayacak. Hem de en iyi şekilde yaşayacak. Benim baş danışmanım olarak. Sakın buna da “hayır” deme Cemil.

CEMİL: (Gülümser.)
Demem Sevgili Kralım! Namuslu olan her işi yaparım. Çok güzel başarabilirim danışmanlığı da. Çünkü benim de, beni yönlendirecek akıllı bir danışmanım var. Karım Gülo’dur o.

GÜLO: (Kral’a)
Doğruları ödüllendirmek, herkesi doğruluğa özendirmektir. Büyük bir kral olduğunuzu gösterdiniz efendimiz. Size minnettarız. Çok yaşayın!

HERKES:
Çok yaşasın kralımız!
Çok yaşasın!
Yaşasın!..

İKİ PALYAÇO İLKE 2 HOKKABAZ DA GİRER. TAKLİTLER, ŞAKLABANLIKLAR PALARLAR.

KRAL:
Ülkemin güzel insanları! Sizler de çok yaşayın! İyilik güzellik, doğruluk da yaşasın!
(Cemile’) Ne dersin sevgili danışmanım. Çok yaşasın mı halkım?

CEMİL:
Elbette çok yaşasın ama izin verin, bunu bir de ben, kendi danışmanıma sorayım.

KRAL:
Sor balalım.

CEMİL:
Ne diyorsun Gülo? Çok yaşasın mı herkes?

GÜLO:
Yaşasın Cemil’im.

CEMİL:
İyisi de kötüsü de yaşasın mı?

GÜLO:
Yaşasın… Kötüler de gerek bu dünyaya. Kötüler olmasaydı, iyilerin değerini nasıl bilirdik?

CEMİL:
Tamam, oldu… (Krala döner.) Yaşamalıymış Kralım. İyisi de kötüsü de yaşamalıymış insanların.

KRAL:
Peki, herkes yaşasın ama iyi, güzel, doğru insanlar daha çok yaşasınlar!

HERKES:
Yaşasınlar!
Yaşasınlar!
Yaşasınlar!..

FEVZİ GÜNENÇ
Pancarlı Mah. Milli Egemenlik Bulvarı 10. Cad.
Yunus Emre Sk. 1 Gülyuva Ap. D. 2
Şehitkâmil GAZİANTEP
Tel: 0342 338 16 18 – 0505 553 47 44
İleti: fev27@mynet.com –
MSN: Fev27@hotmail.com
Web: fevgun.com


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here