Demokrasi ve Aşk (Mustafa Acar)

Demokrasi
Ayna ve Aşk

Mustafa ACAR

2 Perde
(İzinsiz kullanılamaz/alıntılanamaz.)

Kişiler:

Ramazan: İş bulmak umuduyla büyükşehre gelmiş bir delikanlı. Rezzan’ın nişanlısı.
Rezzan: Gözünü ışıltılı vitrinlerden alamayan Ramazan’ın hemşehrisi ve nişanlısı
Mehmet: Onsekiz-yirmi yaşlarında, saf biri. İş bulmak amacıyla Nusret’le beraber metropole gelmiştir.
Nusret : Onsekiz-yirmi yaşlarında, hesapları olan hırslı bir genç. Mehmet’in arkadaşı. Zengin olmak amacıyla metropole gelmiştir.
Abla: Nusret’in ablası. Zorla evlendirileceği sıra evden kaçıp kardeşinin yanına, büyükşehre gelen genç kız.
Lokantacı
Abuzittin: Yirmili yaşlarda bir genç. Zeynep’le tanışıp hemen evlenir.
Zeynep: Abuzittin’in karısı.
Baba: Her manzarada oğluna öğütler veren bir adam.
Çocuk: Babanın zeki çocuğu. Ona altından kalkamayacağı sorular sorar.
Nadide: Dışarı çıkıp gezmesi yasaklanmış bir genç kız. Baba2’nin kızı.
Anne: Ezik bir kadın. Nadide’nin annesi.
Baba 2: Nadide’nin babası. Despot.
Gani: Kendine bir kız bulup, ‘atma’ derdinde olan yüzeysel bir genç.
Hüseyin: Gani’nin akıl danıştığı arkadaşı.
Lale: Gani’nin bulduğu kızlardan biri.
Ayşe: Gani’nin bulduğu kızlardan biri.
Gülten: Gani’nin bulduğu kızlardan biri.
Ahmet: Ayten’le evlenmek üzereyken hasta olduğunu öğrenen zavallı.
Ayten: Ahmet’in nişanlısı. Onu hasta olduğu için terk eder.
Çantalı Adam: Zengin adam.
Sekreter kız: Nusret’in sekreteri ve metresi.
1. İşadamı/Salih bey: Orta yaşlı işadamı.
2. İşadamı/Hasan bey: Orta yaşlı işadamı.
Göbekli: Kendine güvenli bir amir. Yetkili bir yönetici olduğu anlaşılır.
İki güneş gözlüklü adam: Göbeklinin adamları. Abartılı ciddi duruşludurlar.
Nusret’in Adamı: Nusret’in elemanlarından biri.
Muhasebeci: Nusret’in muhasebecisi.
1. İşçi: Nusret’in işçilerinden.
2. İşçi: Nusret’in işçilerinden.
3. İşçi: Nusret’in işçilerinden.
Nikah Memuru
Simitçi genç
1. Kız: Şöhret ve zenginlik tutkunu genç kızlardan biri.
2. Kız: Şöhret ve zenginlik tutkunu genç kızlardan biri.
Bir serseri: Kızlara asılır ve terslenir.
1. Panelist: Ülke sorunlarından çok kendini öne çıkaran aydınlardan biri.
2. Panelist: Ülke sorunlarından çok kendini öne çıkaran aydınlardan biri.
3. Panelist: Ülke sorunlarından çok kendini öne çıkaran aydınlardan biri.
Bir Yurttaş: Paneli basıp derdini anlatmaya çalışır.
Bir Kameraman
Bir genç kız
Bir genç erkek
İki dilenci
Bir yaşlı
1. Mezarcı
2. Mezarcı
Koruma
Bir futbol takımı taraftarları

Perde 1

Dekor:

Oldukça renkli ve eğlenceli bir cadde.
Ortada ‘Demokrasi Caddesi’ levhası.
Çarpıcı vitrinler…
Arkada seyirciye dönük iki oturak (bank). Burası caddeyi, gelip geçenleri izlenen bir yerdir.
Sol kısım ‘panelistler’ için ayrılmıştır.

Sahne 1

Göbekli, yanında iki güneş gözlüklü adamla girer. Kısa bir süre seyirciyi, etrafı süzdükten sonra, arkasına dönerek Koroyu davet eder.
Koro çeşitli halk kesimlerinden oluşmaktadır. İfadeleri pek mutsuzdur.
Göbekli ise yapay bir mütebessim ifade takınmıştır. Onların mutsuzluklarını fark edince hafif sinirlenir.

Göbekli: Hadi, hadi! Öyle surat asılmayacak; mutlu olunacak! Mutlu! Dost var düşman var…

Koro (Yüzlerinde zoraki tebessümle ilkokul çocuklarının şiir okumasını andırır biçimde başlar):
Feda olsun sana hem canımız hem malımız
Teksin sen yeryüzünde ey asil Demokrasi
Şöyle denize nazır olmasa da yalımız
Varlığın yeter bize ey güzel Demokrasi!

Göbekli mutlu, alkışlar. Yanındaki adamlarına da alkışlatır.

Koro (devamla):
Her şey serbest bedava ve her şey kolay al!
Özgürlük var dileyene eğlenmekse bir alay al!
Gıdım gıdım değil öyle bitmiyor işte say say al!
Anlatılmaz bir büyü, Demokrasi bir olay! (Sırayla yankı)

Göbekli: (Alkışladıktan sonra) Ancaaak! (1. Gözlüklüye işaret eder. O ise göğe dalmıştır. Uyarır.) Anımsatıver salak!
1. Gözlüklü: Beyaz bir kuş gördüm, özgürce uçuyor. Bak!
Göbekli: Bırak!
1. Gözlüklü: (Toparlanır. Fermansı bir kağıt çıkarır, yüksek sesle ve bir nefeste okur. Göbekli, sesini indirmesi için eliyle uyarır.)

Yassakonurluyaşamyassakdoğrukonuşmaksorusormakdüşünmekyassak
kaygısızaşkyaşamakyasakparasızolmakolurolmazdüşhayalyassak.

Göbekli: Alçak sesle lan, alçak sesle… Alçak! Şimdi Avrupa duyacak! (Koroya dönerek söylev şeklinde) Bu yasaklaaar, sizlerin bu caddede serbestçe yaşayabilmesi için konmuştur muhakkak!
Koro: (Cılız alkışlarını seslendirirler.) Şak şak şak!
Göbekli: Şimdi koro dağılacak ve fakat daima tek ses tek vücut olunacak! Toplu yürümek, toplu oturmak, toplu sevişmek yassak. (Korodakileri dağıtır.) Sen maça, sen diskoya, sen kahveye, sen okula, (durdurur) lakin kitap okunmayacak, (2. Gözlüklüye) şunu eve sal; televizyon önünden kalkmayacak! Di hadiyin, Marş marş! (1. Gözlüklüye) Sen burda kal! (Dilenci çocuk yalvarır.)
Dilenci: Abi Allah rızası için…
Göbekli: (Para uzatır.) Al!

(Rezzan-Ramazan girer, otururlar. Rezzan etrafa hayran bakar. Göbekli Onları işaret eder.) Bunlar?
(Gözlüklü Göbekli’nin kulağına birşeyler fısıldar.)

Göbekli: Kesin mi? (Gözlüklü onaylayınca) Bize giren çıkan bir şey?
1. Gözlüklü: Yok!
Göbekli: O zaman mesele de yok. Programımıza bakalım! Ne var sırada?
1. Gözlüklü: (Çıkardığı nottan okur.) Zurt Gazetesi yönetici ve yazarlarıyla toplantı.
Göbekli: Oğlum önce Zart yok muydu?
1. Gözlüklü: Onu hallettik efenim!
Göbekli: Yani misyon?
1. Gözlüklü: Dezenformasyon!
Göbekli: Pazara kadar?
1. Gözlüklü: Olur mu efenim; mezara kadar!
Göbekli: Güzel. Şu halde önce bir-iki tek…
1. Gözlüklü: Cuma’ya?
Göbekli: Şurdan bi demet maydanoz al!

Çıkarlarken.

Dilenci çocuk: ( 1. Gözlüklüye) Abi Allah rızası için!
1. Gözlüklü: (Kolunu uzatır) Al!

Çıkarlar.

Sahne 2

Müzikle ‘Demokrasi Caddesi’nde hareketli görüntüler başlar: Gelip geçenler… Satıcılar girer. Yaşlı biri. Genç erkekler… Genç kızlar (gülüşerek geçerler)… İki dilenci çocuk genç bir çiftten para dilenir. Adam bir bozukluk çıkarır. Havaya fırlatır. Dilenciler seğirtir. Eğlenen çift. Sonra gene bir genç; kulağındaki walkman’e eşlik ederek geçer. Birbirine karışan diyaloglar… Müzik ve ses curcunası… Rezzan şarkılara el çırparak eşlik eder. Pek neşelidir. Ramazan, ilgisiz bakmaktadır. Futbol takımı’ taraftarları birbirlerininin sırtında, ellerinde bayraklarla girerler. Birkaç el silah sıkılır. Bir kişi yığılır. Taraftarlar arkadaşlarını alıp tezahürata devam ederler.
Sahnede yalnızca Rezzan’la Ramazan kalır. Metropol’e uymayan basit kıyafetler giyinmişlerdir ve ama Rezzan, abartılı makyaj yapmıştır. Arada, çantasından bir ayna çıkarıp kendine bakar. Kabına sığmayan, çocuksu tavırlar içindedir. Ramazan ise dalgın ve kederli bir görüntü arzeder. Hasta olduğu anlaşılır; arada bir öksürür.

Rezzan: (Hayran hayran etrafına bakınır) İrmizan len, bu Demıkrasi pek şenlikli!
Ramazan: Pek şenlikli yaaa! Ne demezsin!
Rezzan: Ne diyom biliyon mu; insan her daim burda yaşıycek!
Ramazan: Olur! Başga bi isteğin vaa mı?
Rezzan: Vaa. Emme önce buradan bi ev dutem soyna diyiverecem!
Ramazan: Burda yaşamak goley değel Rezzan! Ben masustan öyle didim.
Rezzan: Yaaa?
Ramazan: Evet. Onun için biz her daim burada galameyiz!
Rezzan: Lakin evlendik mi, her daim geliriz değel mi? Gezmeye diyom?
Ramazan: Burıya mı?
Rezzan: Hııı!
Ramazan: Sen istersen geliriz!
Rezzan: (Hayranlıkla) İstemem mi heç! Ne diyon sen! (Bir süre sessizlik. Sonra heyecanla sağ tarafta bir noktayı işaret eder) Şuna bakıversene len, adamın omzunda maymun var!
Ramazan: He! Adama benzeyyo!
Rezzan: Yok len, o gıdaa (= kadar) değel; çocuk accık yakışıklı!
Ramazan: Git gonuş istersen; Demıkrasi’de maymunlan gonuştum dersin Anşa’ya (=Ayşe’ye)!
Rezzan: İrmizana hele; gıskandın sankim? Gorkma len, ben öylelerine bakar mıyım heç! (Bir süre sessizlik) Canım dondurma istedi, alıverecen mi bana?
Ramazan: Burası çok pahalı Rezzan; bi külah dondurmaya anasının nikahını isterler adamın!
Rezzan: Bizim nikah olma mı? (Güler) Gerçi onu da isteseler yok ya!
Ramazan: Olmadığına ne bakıyon!
Rezzan: Olcek, de mi?
Ramazan: Olcek tabii!
(Ahmet’le Ayten’i işaret eder. Çift, birbirlerinin gözlerine dalmış geçerler. Ayten’in elinde bir gül vardır.)
Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Di bakam!
Rezzan: (Çifti işaret ederek.) Aha bunlar diyom, baksana bi yo!
Ramazan: (Onlara bakar) N’olmuş onlara?
Rezzan: Bizim gibi olamazlar değel mi?
Ramazan: Olamazlar, mümkünü yok!
Rezzan: Bencem de! (Bir başka tarafı gösterir) Lakin şu mavi panturlu gızla oğlan pek sokulmuşlar birbirlerine. (Alayla) Sanarsın aşık neyin olmuşlar!
Ramazan: (Tebessümle) Belkim olmuşlardır. Belli mi olur?
Rezzan: Hani olamazlar demiştin?
Ramazan: Dedim; lakin, bizim gibi olamazlar, dedim!
Rezzan: Onlar aşık değel mi?
Ramazan: Aşık!
Rezzan: Biz?
Ramazan: Biz başka!
Rezzan: Nasıl yani?
Ramazan: Başka işte!
Rezzan: Anlatıver len!
Ramazan: Dil ilen tarifi pek müşkil. (Ramazan öksürmeye, göğsünü tutmaya başlar. Rezzan aynasını çıkarıp bakar.)
Rezzan: Böyle böyle belkim ölürsün sen!
Ramazan: Ölmem!
Rezzan: Nirden biliyon?
Ramazan: Seni seviyom ya, ondan biliyom!
Rezzan: (Sokulur) Pek iromantizimli konuşuyon len, hınzır! Lakin sen genem de doktura git. Fazla aşk eyi değelmiş; insanı ince derde düşürürmüş!
Ramazan: Sen gaygılanma; sağlam bir iş bulam, bolca paramız olsun, o zıman berabercene gideriz.
Rezzan: Söz mü?
Ramazan: Söz!
Rezzan: İki gözüm önüme aksın de!
Ramazan: Aksın!

Müzik.
Caddede gelip geçenler…

Sahne 3

Bir lokanta simsarı bağırmaktadır. Nusret-Mehmet, paçavralar içinde girerler.

Lokantacı: Sıcak lahmacunlar, kebaplar, buyrun, buyrun!
Mehmet: Adama bak ya, bizim inadımıza bağırıyor sanki! Şeytan diyo git şunun ağzına burnuna…
Nusret: Bana bak, gel şu lokantaya girelim!
Mehmet: Yok ya; hangi parayla?
Nusret: Oğlum, istediğimizi söyler, yeriz, hesap gelince de bi yolunu bulup, vınnn! Nasıl?
Mehmet: Ya yakalanırsak?
Nusret: Korkma, sen benimle gel!
(Lokantaya yönelirler. Lokantacı Onları durdurur.)

Lokantacı: Hoop hemşehrim nereye?
Nusret: Yemek yiyeceğiz!
Lokantacı: Hadi ya! Böyle mi? Sen hiç aynaya bakıyon mu aynaya?
Nusret: Bakıyom n’olacak!
Lokantacı: Ulan sen kim ayna kim! Baksan, böyle insan içine çıkmazdın bi kere! Yürü hadi, yürü!
Nusret: Parasıyla değil mi ya, Allah Allah!
Lokantacı: Paran varsa git kendine üst-baş al önce! Yemeği yiyip sonra da vınnn, değil mi! Hadi, hadi yaylanın!
(Nusret-Mehmet dönerler.)
Mehmet: Vay köftehor; niyetimizi anladı lan! Ermiş midir nedir! Yok canım, ermiş olsa kapıda durur mu! Şimdiye lokantanın sahibi olmuştu! (Nusret’e) Bozuldun mu len!
Nusret: (Aynayı çıkarıp bakar.) Boş ver ya! Ne bozulacam! Aboooo! Şuraya bak lan!
Mehmet: (Aynayı alır.) Ver bi de ben bakayım! Üüüüü! Adam haklı valla; surata bak hele!
Nusret: Şu camide yüzümüzü yıkayıp bi daha deneyelim mi!
Mehmet: Hadi!

Çıkarlar. Müzik.

Sahne 4

Baba-oğul girerler.
Çocuk, etrafa meraklı bakar.

Baba: Bak oğlum; burası Demokrasi. Burda, dileyen dilediğini yapar, kimse karışmaz! Canın ne çekti mesela… (Aranır) Mesela, hava… Oooooh, mis gibi havayı ciğerine çekersin! Beleş beleş… Başka; bak, etrafta bissürü vitrin var mesela, istediğine bakarsın, kimse sana, ‘hemşerim; n’oluyoruz! Niye bakıyorsun’, diyemez. Burda istediğini düşünebilirsin! İstediğini sorabilirsin, kimse sana, bu ne biçim soru lan, diyemez! Anlayacağın burası özgürlüğün beşiği beşiği!
Çocuk: Özgürlük burda mı uyuyo yani?
Baba: Demokraside özgürlük uyur mu lan! Ne diyosun sen! Uyuyan uyur, ama özgürlük uyumaz!
Çocuk: Kim uyur peki?
Baba: Bazı inekler!
Çocuk: Nasıl yani?
Baba: Sen daha buraları tanımadığın için bilmezsin, mesela burda onlarca köşe vardır. Bak, orda bi tane, şurda bi tane… Daha çok var! Bu köşelerden bazıları, insanı hidayete ulaştırır! Yeter ki uyanık ol ve köşeleri tanı! İşte bazı inekler, kendi doğru bildikleri yolda sağa sola sapmadan dümdüz giderler! Halbuki uyanık olup, köşeleri dönmek lazım!
Çocuk: Ama sen doğru bildiğin yoldan şaşmayacaksın demiştin. Bu durumda sen de mi inek oluyorsun!
Baba: (Bocalar. Kemerini çıkarır.) Ne biçim soru lan bu, öküz! Biz sana adam olmanın yollarını anlatıyoruz burda, ne diyorsun lan, hı, ne diyorsun sen! (Çocuğa vurmaya başlar.)

Müzik. Çıkarlar.

Sahne 5

Rezzan-Ramazan girer.
Oturup etrafı izlemeye başlarlar.
Rezzan helecanlı, neşelidir.

Rezzan: (Aynada saçını düzeltir, ruj sürer.) İrmizan len?
Ramazan: De (=söyle)!
Rezzan: İyi kim demıkrasi var!
Ramazan: (Dalgın) İyi kim var! (Rezzan’a döner) Niye ki?
Rezzan: Kendimize istediğimiz gibi bakıyoz ve de kimse bize bakmıyo!
Ramazan: Evet bakan yok!
Rezzan: Kimse kimseyle ilgilenmiyo!
Ramazan: İlgilenmiyo!
Rezzan: Şindi köyde olsaydık Allah etmiye, mesela zokak ortasında aynaya bakıyom diye o saat laf ederlerdi valla!
Ramazan: Doğru…
Rezzan: Sonam, burda her bir şeyi bedavaya bakıyoz, hemi de en alasını!
Ramazan: Doğru…
Rezzan: (Gülerek) Zati baktık deyi para isteseler, sen ben kör kör gezerdik maazallah!
Ramazan: Parayla olsa, öyle…
Rezzan: Kör! Sen beni de görmüyon daha. Bi bak len, nası oldu saçım!
(Ramazan dönüp incelemeye başlar.)

Müzik. Işık kararır.

Sahne 6

Gani-Lale.
Sokakta bir bankta oturmuşlar.
Gani, elinde bir defter, yapay bir romantizm içinde kendinden geçmiş, Lale’ye şiir okumaktadır. Lale usançla dinler.

Gani:

‘N’olur bana deme gerzek
Benim gömlüm bir kelebek
Bakma yüzümün asık olduğuna
Seni seviyorum gerçek.’

Nasıl, beğendin mi?
Lale: (Kendi kendine) Iyyy! (Gani’ye) Çok…
Gani: Bir de şöyle bi şey var. Bu bestelenmiş aynı zamanda. Bak şöyle:

‘Sevgiyle coşan kalbim seni arıyor
Uykudan kalkıp sesine koşuyorum
Bütün mahalleyi dolaşıp bulamıyorum
Sabaha karşı damdan düşüyorum.’

Bir de şuna bak, ama yok yok, bunu duymuşsundur belki!
Lale: (Kendi kendine) Aklı sıra romantik takılıp, malı götürecek! Ulan ben yer miyim bunları be!
Gani: Nasıl? Yedin mi! Pardon, beğendin mi?
Lale: (Kendi kendine) Bi de sormaz mı! (Gani’ye) Evet, çok güzel! İnternetten mi aldın?
Gani: Yok, bizim Kamil’den! O’nun na böyle kol gibi kalın bir defteri var, bu şiirlerden stok yapmış! İşte ben de ordan geçirdim! Bunları yemeyecek karı yoktur dedi Kamil! Yakaladığı karılara, bir-iki tanesini okuyomuş, biliyon mu, sonra seninki anında hoooop küüüt! (Güler. Lale’nin gülmediğini görünce, kendi kendine) Çuvalladım galiba! (Lale’ye) Kamil abi matrak adamdır! Arada bir öööyle saçmalar işte! Ben bi tane daha okuyayım en iyisi…
Lale: (Kendi kendine) Nasıl kurtulsam bundan!

Gani: (Defterden şiir okur:)

‘Benden kurtulamazsın kolay kolay
Aşkıma karşılık vermezsen eğer
Nasıl olsa maaşa zam gelecek bu ay
Nazlanma artık vereceksen ver!’
Ohaa, bu ne lan!
Lale: (Kendi kendine) İğrenç!
Gani: Kamil abi bunu Realizmin etkisinde yazmış. Ama güzel değil mi?
Lale: Çok!
Gani: Böyle, sanki şey gibi değil mi, çok duygulanıyo insan yani! Ben okuyunca fena oluyorum! Sana çok romantik bir adam olduğumu söylemiş miydim?
Lale: (Bıkkınlıkla kendi kendine) Otuz defa! (Gani’ye) Yooo hiç söylemedin!
Gani: Ben çok romantik bi adamım! Dur bi tane daha okuyayım o zaman!
Lale: İstemez, istemez! (Toparlanır.) Zaten işim var benim! Daha teyzemlere uğrayacağım. Sonra görüşürüz! Hoşçakaaaal!
Gani: (Kadının koluna yapışır.) Ölümü öp bi tane daha okuyayım; bak ölümü öp diyorum!
Lale: Bırak kolumu be! İşim var diyorum sana!
Gani: Ya, ama yarım kaldı, daha hepsini okumadım ki! Ben romantik bi adamım!
Lale: Sen romantik falan değilsin, sülüksün, anladın mı, sülük! Bırak!
(Lale çıkar.)
Gani: (Bir süre donuk bakar. Defterini açıp okur.)

‘Güzelliğin aklımı aldı
Gözlerin gönlümü çaldı
Yoruldum peşinde koşmaktan senin
Niye borçlarını ödemiyon… orospu!’

İyi ki bunu okumamışım. (Ayten’le Ahmet sarmaşdolaş, birbirlerine aşkla bakarak geçerler. Gani iç geçirerek bakar.) Olmaz böyle bişey ya! Alem ne güzel aşk yaşıyo, biz burda… tövbe yarabbi tövbe… İş mi bu ya!
Çıkar. Müzik.

Sahne 7

Rezzan-Ramazan girer.

Rezzan: Ne diyom biliyon mu İrmizan?
Ramazan: Ne diyon?
Rezzan: Ben de bir iş bulup çalışam mı?
Ramazan: Nerde?
Rezzan: Burda len, nerde olcek, başka yerde olur mu ki!
Ramazan: Olmaz!
Rezzan: Neden olmaz?
Ramazan: Sen daha burayı bilmiyon Rezzan; Bu demıkrasi dediğin, insanı sahapsız buldu mu, anında yutar; habarın bilem olmaz
Rezzan: Hiiii! Say ki bir dev, desene!
Ramazan: Öyle! Say ki, yedi başlı bir dev! Sen böyle bi şey dememiş ol!
Rezzan: Sen de duymamış ol! (Bir süre seyir) Benim maksadım (Omzuna vurur) irken düğün yapardık len!
Ramazan: Gene yaparız! Lakin o dediğin dünyada olmaz!
Rezzan: Kim’de ne yazıyodu biliyon mu; artık gadınlar da iş hayatına atılıyolarmış! Öbür türlü zaten geçim zormuş!
Ramazan: Onlar ganaat etmeyen insanlar Rezzan! Sen onlara bakma; her şeyin başı ganaat! Neyin varsa onunla idare edecen!
Rezzan: Heç bi şeyin yoksa ya?
Müzik.
Ramazan yürür.
Rezzan: Cevap vermeyecen mi len? Bak ne diyom?
Çıkarlar.

Sahne 8

Nusret-Mehmet girer.
Bitkin bir şekilde otururlar.

Mehmet: Bütün kapılar yüzümüze kapanıyor lan! Ne iştir! (Durur) İş de yok! Bırak, kimse bizi adam yerine koyup da bakmıyo bile! Deminki hayvan mesela…
Nusret: Hangi hayvan?
Mehmet: Çorbacıyı diyom! Koskoca dükkanı var! Adam ölmüşlerinin hayrına bir tas çorba verecek, vermiyo! Biz olsak veririz halbuki! Değil mi! Herşey para mı yani?
Nusret: Ben olsam, belki ben de vermem!
Mehmet: Yalan söyleme be! Köyde en çok sen dağıtırdın, elindekini avucundakini! Yalan mı!
Nusret: Orası köydü, o başka!
Mehmet: Burası ne ya!
Nusret: Demokrasi!
Mehmet: E, n’olmuş Demokrasiyse?
Nusret: Burda kimse yaralı parmağa işemez! Herkes kendine!
Mehmet: Sen de mi işemezsin?
Nusret: Neye?
Mehmet: Yaralı parmağa?
Nusret: Bilmiyom?
Mehmet: Ne demek bilmiyom! Bir defa insan olan bir insan, başkalarını da düşünür! Tek başına dünyanın sahibi olsan kıymeti var mı?
Nusret: De boş boş konuşma öyle!
Mehmet: Sen köyde iyi bir adamdın lan, Demokrasiye gelince domuz oldun zahir! (Yoklar.) Lafın gelişi söyledim be! Bozuldun mu? Tamam lan, özür özür! (Dalar.) Köye geri mi dönsek!
Nusret: Sen dönersen dön! Ben gelmem!
Mehmet: Ben de gitmem gerçi ya, hani, diyom! Ne yüzle çıkacağız köydekilerin karşısına! Bak bak diyecekler, koca Demokraside bi bunlar aç kalmış! Alem yüzümüze tükürür valla!
Nusret: Çok açım lan!
Mehmet: Ben de…
(Bir süre.)
Nusret: Bak sana söz veriyom, iki sene sonra, yaz şuraya, iki sene sonra, Demokrasinin kralı olacağım! Her bi şeylerini parayla alacağım bunların; fabrikalarını, apartmanlarını… karılarını bilem alacağım; parasıyla değel mi!
Mehmet: Belkim satarsın da?
Nusret: Neyi?
Mehmet: (Güler) Karılarını!
Nusret: Dalga geçme, konuşmam bak!
Mehmet: Tamam len, bozulma hemen! Ama sen de, olmayacak şeyler söylüyosun canım. Besbelli atıyosun işte!
(Nuzret’in bozulduğunu görünce) Bozuldun mu? Özür len özür… Valla şaka yaptım!
Nusret: Aha şu gördüğün Demokrasi’nin sahibi olacağım namussuzum! Mal mülk, ev, araba, gani gani olacak! Saymakla bitiremeyekler! Emrimde bir sürü adam…. (İlerde birini farkeder.) Aha bak bu iyi bi adama benziyo! Bi dürüm parası iste len, verir valla!
Mehmet: Nah verir! Baksana na şöyle bi ensesi var herifin. Bi vuruşta yamultur adamı bu!
Nusret: Abartma len sen de! Alt tarafı bi dürüm isteyecen!
Mehmet: Sen iste o zaman! Madem verir diyon!
Nusret: Ben acıkmadım ki! Acıksam isterim!
Mehmet: Ben de acıkmadım!
Nusret: Yalan söyleme, yalan söylüyon işte! Dün akşamdan beri bi bok yemedin ki!
Mehmet Sen yedin ama değil mi!
Nusret: Ne yedim?
Mehmet: Bok! (Nusret’in bozulduğunu görünce) Özür lan, özür! Bozuldun mu? Valla dilim sürçtü! Bozulma ama… Tamam ben isteyecem. Sen burda bekle! Beni dövecek olsa yetişirsin, tamam mı?
Nusret: Tamam, tamam!
Müzik.

Sahne 9

Rezzan-Ramazan.
Rezzan gökyüzüne dalmıştır.

Rezzan: Hava yağıcek sankim! Demıkrasiyse her gün günnük-güneşlik olcek değil a, aradabir bulutlanıvericek tabii!
Ramazan: Tabii!
Rezzan: Her gün böyle değil a…
Ramazan: Değil!
Rezzan: İrmizan len, biliyon mu?
Ramazan: Neyi biliyom mu?
Rezzan: Ben seni na bu gög gıda (=kadar) seviyom!
Ramazan: Gög gıda olur mu gı (=kız)! Ucu bucağı belli değel onun!
Rezzan: İşte ben de öyle seviyom len! Galın gafa! Hudutsuz yani kim; hudutsuz!
Ramazan: Ha, öyle söylesen ya; başta anlamadıydım.
Rezzan: Şimdi anladın mı?
Ramazan: (Düşünür) Yok, gene anlamadım!
Rezzan: Erkekler zati biz gıda duyarlı olameyyolarmış (olamıyorlarmış)!
Ramazan: Bak hele bak; neler de bilirmiş! Kimden öğreniyon sen böyle şeyleri gıı?
Rezzan: Kim’den öğreneyyom!
Ramazan: ‘Kim’ de kim gıı?
Rezzan: Sen nirden bilecen! Buu, bi gadın dergisi!
Ramazan: Haa, anladım! Lakin sen nirden aldın?
Rezzan: Ben almadım! Anşa var ya?
Ramazan: Var?
Rezzan: Gocasından habersiz alıvirmiş. Ben ondan aldıydım.
Ramazan: O nirden alıvirmiş peki?
Rezzan: Aha burdan len! Demıkrasiden! Burda çok varmış onlardan. Daha neler varmış neler, anlatıviriyo da bazan, sen duysan aklın gider!
Ramazan: Her daim görüyom da aklım gitmiyo lakin!
Rezzan: İşte bak, Kim’in yazdığı doğru dimek ki; erkekler duyarsız oluyolar!
Ramazan: Bak gari! Neyise, onu bırak şimdi. Bütün erkekler o didiğinden olabilir; lakin ben olmam!
Rezzan: Ne olman?
Ramazan: Duyarsız neyin bi laf ettin ya, Kim’de yazeyyomuş!
Rezzan: Bi defam orda yazan her bi şey doğrudur!
Ramazan: Didiğin gibim olsun!
Rezzan: Madem öyle; deyiver bakam, sen beni ne gıda seviyon?
Ramazan: Ben mi! (Durur) Ne gıda biliyon mu?
Rezzan: (Erkeğin dizine vurur) Di len!
Ramazan: Na bütün deniz- deryaların suyu gıda!
Rezzan: (Şaşarak durur) Aboo! Doğru mu len?
Ramazan: Doğru!
Rezzan: İki gözüm önüme aksın di!
Ramazan: Aksın!
Rezzan: (Küçümser) Emme yine de benimki gıda büyük değelmiş!
Ramazan: Niyeymiş o? Derya suyuylan oynuyon mu sen!
Rezzan: Yooo; lakin, düşün bi yo: Hangisi daha büyük; gocca gög bi yana, altında derya; burda var, orda var, her bir yerde yok ki! Yalan mı? Emme gök didin mi, orda dur! Her yerde, her bir zaman depende. Değel mi len!
Ramazan: (Düşünür) Doğru söylüyon gıı! O zıman benimki de gög gıda olsun, (durur) olma mı?
Rezzan: (Gülerek) Olsun len, senden mi esirgeyeceğem hınzır!
(Bir süre seyir.)
Rezzan: Hele aynaya bakem bi yo!
Ramazan: Süslenecen mi gene!
Rezzan: Kendine bakmak ilazım aradabir.
Ramazan: Bunu da mı Kim yazeyyo!
Rezzan: Nirden bildin len!(Saçını düzeltir aynada) Ayna, ayna, di bakam; benden güzeli va mı?
Ramazan:(Bakarak bekler) Ne deyyo? Vaa mıymış?
Rezzan: Musmul (=düzgün, güzel) fistan giyersen yok deyyo!
Ramazan: Ayna öyle gonuşamaz bi defam!
Rezzan: Ne soruyon öyleyse!
Ramazan: Sen ikide bir aynaya bakıp soru neyin sorarsan ben de sorarım!
Rezzan: Demıkrasi’de gendine bakcen tabii. Sen gendine bakmadıktan kelli kim sana bakcek?
Ramazan: Disene aynasız olmak pek ayıp!
Rezzan:Çok!

Müzik.

Sahne 10

Walkman dinleyen iki genç kız.

1. Kız: (Kulaklıklardan birini uzatır.) Ay şurasını dinlesene, ne kadar güzel değil mi!
2. Kız: Ov Gad! Süper ya…
1. Kız: Asıl şurası çok güzel, hani var ya, (kaseti ileri alır.) işte, (ezgiyle söyler) ‘sevişiyoruz gün boyu hayvanlar gibi’, dinle!
2. Kız: Olmaz böyle bi şey! Ya bu adamın duygu tonlaması var ya… Ayyy kalbim!
(Mehmet-Nusret girer. Kızları süzerler. Nusret, yavaş yavaş onlara yanaşır.)
1. Kız: Ama ne yakışıklı çocuk değil mi! Biliyon değil mi, ünlü olmadan iki ay önce sokaklarda öyle serseri serseri dolaşırmış bu!
2. Kız: Evet evet! Ben de okudum. Sokaklarda yatıp kalkarmış, kimse yüz vermezmiş kendisine! Ama şimdi Hummer marka jiplere biniyor! Demokrasi’de iki tane lahmacuncu dükkanı var! Düşünsene; Onu daha sokaklardayken tanıyıp pas verseydim, şimdi ne güzel, ben de Hammer jipte olacaktım! Kahretsin!
1. Kız: Onu kaçırdık artık! Ama düşün, kimbilir onun gibi keşfedilmemiş daha ne kadar serseri vardır Demokrasi’de! Bi tanesi de bize denk gelse…
2. Kız: Nerdeee!
1. Kız: Doğru kız! Bizde şans olsa…
2. Kız: (Walkmani uzatır) Bi de şurayı dinlesene! Ay, harika bi şey!
(Nusret, kızlara iyice sokulur.)
Nusret: Şey,tanışabilir miyiz, ben Nusret!
(Kızlar bakışırlar.)
1. Kız: Defol be serseri!
(Kızlar çıkar. Nusret bozulur. Mehmet gelir.)
Mehmet: Yüz vermediler mi? Morarmışın bakıyom?
Nusret: Defol len!
Mehmet: Öyle demek istemedim len. Bozuldun mu? Dünyanın sonu değil ya oğlum, sen de başka bi kız bulursun, hem bunlar sana olmazdı, baksana…

Müzik yükselir. Çıkarlar.

Sahne 11

Rezzan-Ramazan.

Rezzan: (Elindeki aynayı bırakır.) Dimedin İrmizan?
Ramazan: Ne dimedim İrezzan?
Rezzan: Bizim düğün ne zaman ki?
Ramazan: Hele bir işe girem; sonra!
Rezzan: Ne diyom biliyon mu? O zıman, şöyle bahçeli bir evde otururuz. Dört oda bi salon. Salondaki daha büyük olur haliyle!
Ramazan: Aynadan mı sözedeyon?
Rezzan: Heralda! Gocca salonda güççük ayna olur mu heç! Milleti güldürecez zaar (zahir)! Oturma odası mavi olsun diyom; hem, aha bu göğün mavisinden.
Sıkıldık mı değiştiriveririz belki?
Ramazan:Anamı ağlattılar, işten kovuldum, sen neyin derdindesin!
Rezzan: Onu bırak hindi! Hı, ne diyon olsun mu ki?
Ramazan: Olsun olsun!
Rezzan: Zati böyle diyeceğini bileyidim ki!
Ramazan: Ev sahabı tek göz odanın kirasını isteyyo. Üç aylık. Gayrı çıkçen deyyo!
Rezzan: İrmizan len! Biz hep aynı şeyleri isteyyoz sanki?
Ramazan: Sen beni heç dinlemeyyon ki!
Rezzan: Niyeymiş! Aynı şeyleri istemeyyoz mu ki?
Ramazan: Ev sahabı istemeyyo!
Rezzan: Biz isteyyoz ya; başkalarından bize ne! Ne diyom biliyon mu, şeherin accık dışında oturmak ilazım. Bu insanlarda akıl neyin yok ki!
Ramazan: Bu didiğin parasız olmeyyo!
Rezzan: Öyle daracık evlere sıkışıyolar! Halbuki…
Ramazan: Evde gocagarı da hasta! Ha bugün ha yarın, gitti gider!
Rezzan: Eve vireceğine onu peşinat saydır, taksitle villa neyin al, de ki!
Ramazan: İlaca para yetişmeyyo!
Rezzan: Yarın çocuk oldu tut ki…
Ramazan: Yeğenler de evde. Çikolata dediydiler. (Öksürür, kalbini tutar.)
Rezzan: Ona müstakil oda ilazım; değel mi. Nirde yatçek? Goynumuzda de ki… (Utanarak güler)
Ramazan: Kimseleri de yok, benden başka!
Rezzan: Villa dedimiydin, şöyle pembe pancurlu olmalı. Na şu yolun sonunda var öylesi. Bahçesinde de bi hanımeli açeyyo ki!
Ramazan: İhtiyar beri yandan… Bakarsın yarına çıkmaz!
Rezzan: Hem ebruli hanımeli. Lokman Hekim dimiş ki…
Ramazan: Ölür valla! Kefen parası neyin bulmalı!
Rezzan: Kokusu cümle derde deva dimiş . Yanına akasya dikmek de ilazım. Bi de şezlong neyin aldık farzet ki,
Ramazan: (Öksürür. Elleriyle alnını, gözlerini kapar.) Başım ağreyyo!
Rezzan:Gel keyfim gel gari! (Ramazana bakar.) İrmizan len, anlattığımdan gözlerin kamaşıvirdi sanki?
Ramazan:Kalkalım gari!
Rezzan: Daha irken len, accık daha oturalım.
Ramazan: İrecebe variym. Aman, diyim bir iş!
Rezzan: Beni bak hele bi yo; Hani geçen gün şurdaki kuyumcuda gördük ya, aklımı aldı; öyle beğendim ki!
Ramazan: Sen bütün demıkrasiyi beğeniyon İrezzan!
Rezzan: Beğenilmiycek gibi mi len. Lakin bu başkaydı. Haniydi sarı sarı üç metre; gordon. Üç ay sona satın, bu size ev alır dediydi guyumcu. Satarız belki!
Ramazan:(Kendi kendine) Daha ucuz bir eve çıkmalı. Lakin bizim bu iş de pek çürüğe benziyo!
Rezzan: Bencileyin haklı adam. Sizin hatırınıza otuza olur deyyo. Ne ki?
Ramazan: Olmeyyo! (Sırtını döner) Biz nirde, evlenmek nirde!
Rezzan: N’oldu len! Niye suratını döndün!
Ramazan: Sen böyle otuzdan kırktan söz edersen olmaz diyom!
Rezzan: Gelinliğe yirmi diyolar emme! Bunu da mı pahalı deyecen; pek ucuz halbuki!
Ramazan: Pek ucuz!
Rezzan:Ucuz tabii, İrmizan! Bak ben öyle kiralık gelinlik neyin istemem. Ordan anam da beğendiydi. Şöyle dört takım fistan: Gırmızıdan iki, yeşilden iki. Sen ne diyon? Olsun mu ki?
(Bir süre cevap bekler. Alamayınca döner.Ramazanın suratı asıktır.)
Rezzan: Neye gızdın len. Hadi üç takım olsun fistan. Çok mu dedim hınzır! Üç takım ne ki!
Ramazan: Ondan değil be Rezzan; senin ayakların yere basmeyyo! Ben işsiz kaldım
diyom, sen villadan bahsediyon!
Rezzan: Tamam len, gızma; villa istemeyyom; fistan da iki takım olsun madem! Aşkımıza mani mi ki!

Ramazan usançla çıkar. Rezzan da arkasından…
Müzik.

Sahne 12

Koro girer; yüzler asık, ifadeler mutsuzdur.
Seyirciye dönük olarak yerini alır.
Nusret-Mehmet de girer. Bir köşede koroyu izlerler.

Koro:

İsteklerin sınırsız; işte sana bir çarşı
Ne istersen bir alay; fistan villaya karşı
Koşup yetişmek lazım bu bir hayat yarışı;
At kendini ortaya Demokrasiye sal

Her şey serbest bedava; işte istediğin’al

Yanında iki adamıyla Göbekli yavaşça girer. Koro, girenleri farkedince, daha canlı bir sesle ve hızlı bir şekilde okur.

Yassakbedavauykuyassakonurluyaşamyassakaşkvesevişmekyasakdoğrukonuşmak
sorusormakdüşünmekyasakparasızolmakolurolmazdüşhayalyassak.

Göbekli: (Koroya) Şşşşşt! Gürültü yassak! Şimdi Avrupa duyacak! (1. Gözlüklü’ye) Sen kalabalığa dal! (Diğer Gözlüklü’ye) Sen burda kal! (Dilenci çocuk yaklaşır.)
Dilenci: Abi Allah rızası için…
Göbekli: (Para verir.) Al! (Koroya yaklaşır.) Tekrar al!

(Koroyla beraber kendisi de tekrarlar, ama bu kez daha alçak sesle.)

Göbekli: Tamam! Dağılmak serbest; sen diskoya, sen kahveye, sen maça, sen eve! (Yanındaki Gözlüklü’ye Nusret’le Mehmet’i işaret ederek) Bunlar? (Gözlüklü, Göbekli’nin kulağına bir şeyler fısıldar.) Kesin mi? (Gözlüklü onaylar) Bize giren çıkan bir şey?
Gözlüklü: Yok efendim, yok!
Göbekli: O zaman mesele de yok! Hadiyin işimize bakalım!

Çıkarlar. Müzik.

Sahne 13

Baba, oğluyla konuşarak girer. Mehmet adama yanaşır.

Baba: Bak oğlum, Demokraside her şey serbestçe yapılır…
Mehmet: Abi bi cigaran var mı?
Baba: Hasstir lan! Başka kapıya!
(Mehmet Nusret’in yanına gider.)
Nusret: N’oldu, alabildin mi?
Mehmet: Hasstir lan! (Bozulduğunu görünce) Bozulma be! Şaka yaptım!

Çıkarlar.

Çocuk: Neden öyle dedin baba? Yazık değil mi abiye!
Baba: Değil oğlum değil… Neden biliyon mu; bu gibi adamlar bir iş bulup çalışmazlar. Çalışmadan gezer, tozar; ondan bundan geçinirler. Bu yüzden de gördüğün gibi paraları yoktur işte!
Çocuk: Çalışsalar paraları olur muydu?
Baba: Tabii ki! Paran olsun istiyorsan çalışacaksın! Bitti! Çalışmayan insanda para olur mu, olmaz! Değil mi?
Çocuk: Baba?
Baba: Söyle oğlum!
Çocuk: Sen çalışıyon değil mi?
Baba: Elhamdülillah çalışıyom oğlum! Biliyon ya!
Çocuk: O zaman senin neden paran yok?
Baba: (Bocalar) Hınk, kınh… Param yok? Oğlum şükür, rıza, kanaat…
Çocuk: (Babasının sözünü keser) Ama fakat babacıım, rızayla şükürle birey olarak kurtulabilsek bile toplumsal bağlamda…
Baba: (Bir süre bocalar, sonra kemerini çıkarıp çocuğa vurur.) Ne biçim laflıyon lan öyle, ağzına sıçtığımın çocuğu! İki gün Demokrasi’de gezdin diye entel mi oldun cemiyetimizin başına, hı… Böyle mi olacaktın kavat, gel kaçma!

Çocuk kaçar.
Çıkarlar. Müzik.

Sahne 14

Rezzan-Ramazan.

Rezzan: Ama sen de her gonuştuğumda bana gızıyon İrmizan!
Ramazan: Gızarım tabii! Bi daha öyle gonuşursan, gene gızarım!
Rezzan: Nasıl gonuşursam?
Ramazan: Ne bilem; dediklerinin bi ayağı havada galıyo her vakıt!
Rezzan: Tamam söz; bi daha öyle gonuşmayacam!
Ramazan: ?
Rezzan: Söz diyom len, inanmıyon mu?
Ramazan: Her daim söz veriyon İrezzan, seni bilmiyom mu ben!
Rezzan: Bu sefer dutçem… Köroliym ki ne!
Ramazan: Bi daha beni dinleyecen, he mi?
Rezzan: Dinleyecem!
Ramazan: Öyle olur olmaz hayal gurmayacan!
Rezzan: Gurmayacam!
Ramazan: Demıkraside her gördüğüne ganmayacan, aldanmayacan?
Rezzan: Ganmayacam!
Ramazan: İmrenmeyecen!
Rezzan: İmrenmeyecem!
Ramazan: Her daim elimizdekine razı olacan!
Rezzan: Elimizde ne var ki razı olam?
Ramazan: Bak gördün mü; söz veremiyon işte!
Rezzan: Olacam len, olacam, tamam!
Ramazan: Yok villa, yok fistan demeyecen bundan kelli (=bundan sonra)!
Rezzan: Oğlumuza ya?
Ramazan: Daha evlenmedik İrezzan; o sonraki iş!
Rezzan: Tamam, söz; demeyecem!
Ramazan: Gördüğünden göz kirası istemeyecen?
Rezzan: İstemeyecem!
Ramazan: (Rezzan’ın saçlarını okşar) Niye söz alıyom bildin mi?
Rezzan: A, a (=Hayır)!
Ramazan: Seni çok seviyom da ondan!
Rezzan: Bildim! Aha bu gög gıda seviyon değel mi?
Ramazan: Çık çık, fezaya git!
Rezzan: Abooo! Dime len! Sen beni geçtin hınzır!
Ramazan: Aboo ya! Ne sandıydın!
Rezzan: Feza çok büyük değel mi?
Ramazan: Feza bu! Akıl-sır ölçemez asla!
Rezzan: Öyleyisem benimki de o gıda olsun len!
Ramazan: Çok istiyosan senin de olsun!
Rezzan: Paylaşalım he mi?
Ramazan: Paylaşalım gıı, senden mi esirgeyecem!

Sarılırlar. Müzik.

Sahne 15

Nusret-Mehmet girer.

Nusret: (Kızgınlıkla) İstemeyi bilmiyon ki! Öööyle inek gibi yanaşıyon adamlara! Oyuncu olacan oğlum, rol yapacan biraz!
Mehmet: Ben rol yapamıyorum işte, bozuluyorum!
Nusret: Yapamazsan, işte böyle aç kalırsın sonra! Hem, isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara demişler! Sen hele bi rolünü yap, o zaten verir! Sen ikide bir bozuluyon!
(Önlerinden çantalı bir adam geçer.)
Nusret: Bak şimdi beni seyret!

Nusret adama yanaşır.

Nusret: Abi, üç gündür bir şey yemedim, bir çorba parası verir misin! Çok açım abi!
Çantalı Adam: (Nusreti süzer.) Al!
Nusret: Abi arkadaşım da vardı!
Çantalı Adam: Tamam! Ona da vereyim! (Verir.) Bu da Onun! (Nusret dönerken durdurur) Eğer, bana bir söz verirsen, size birer çorba parası daha veririm!
Nusret: Ne sözü abi?
Çantalı Adam: Bir daha böyle onursuzluk yapmayacaksın! Kimseden yardım istemeyeceksin! Yalvarmak yok! Kimseyi kendine acındırmayacaksın! Para kimseye kendi kendine gitmez; hele miskinlere, akılsızlara hiç gitmez; onu aklını kullanarak sen elde edeceksin! Anladın mı, aklını kullanarak! Şimdi, bir daha kimseden para dilenmeyeceğine söz ver bana!
Nusret: (Başını önüne eğer.) Söz abi!
Çantalı Adam: (Yeniden para uzatır.) Tamam, o zaman al!
Nusret: (Döner) İstemez abi!
(Çantalı Adam Onu takdir eder ve çıkar.)
Mehmet: Bozuldun mu lan?
Nusret: Yok bişey! Kalk da şurda çorba içelim!
Mehmet: Adam seni bozmuş ama, para da vermiş neyse! Demek çok acıdı sana!
Nusret: Burda kimse kimseye acımıyo, salaklık etme!
Mehmet: Olabilir, bize ne!
Nusret: Bize ne! Konuş öyle…
Mehmet: Sen de mi acımıyon?
Nusret: Ben de tabii…
Mehmet: Acımıyon? (Döner) Ben gelmiyom o zaman!
Nusret: N’oldu lan?
Mehmet: Domuzlarla yemek yemem ben!
Nusret: (Kolundan yakalar.) Oğlum gel ya, çocuk olma şimdi, zaten…
Mehmet: Ya tamam, sen kendin ye, ben tokum…
Nusret: Tamam acıyom, acıyom!
Mehmet: Ha şöyle; yola gel!

Çıkarlar. Müzik.

Sahne 16

Genç kız (=Nadide) sahnenin solunda oynamaktadır. Müzik kesilince, sağ taraf aydınlanır. Anne ve Baba 2 konuşmaya başlarlar. Baba; pijamalı, elinde gazete, umursamaz tavırlıdır. Anne, elinde tv. kumandası, üzgün ve endişelidir.

Baba 2: (Gazeteye bakarak) Bak bak bak; gene berabere kalmışlar; görüyon mu! Ulan sizi oyuncu diye alanın… tövbe tövbe! (Gazeteye bakarak kadına) Kız nerde?
Anne: İçerde, odasında…
Baba 2: Ne yapıyo?
Anne: Oynuyo.
Baba 2: (Gazeteye bakarak) Bak bu iyi işte!
Anne: Anlamadım?
Baba 2: Oktayı transfer edeceklermiş!
Anne: Normal mi yani?
Baba 2: Normal tabii; başkan aylar önce açıklama yapmıştı zaten.
Anne: Kızımızın bütün gün odasına kapanıp oynamasını diyorum, normal mi?
Baba 2: E, genç tabii. Mutluluktan oynuyo. Oynadıkça da mutlu oluyo! Normal tabii!
Anne: Bence, hiç de normal değil. Bütün gün oyna, deliler gibi… Ne o!
Baba 2: Salaklık etme; deli oynar mı; oynatır! Ne demiş Konfiçiyüs; ‘oynayan değil, oynatan delidir’, demiş.
Anne: Bence bu kız, aşırı bunaldığından oynuyo! Bütün gün evde sitrese giriyo yavrum! Kızcağıza azıcık izin versen de Demokrasi’de dolaşsa biraz! İçi açılır çocuğun!
Baba 2: Onu geç!
Anne: Niye ki?
Baba 2: İzin vereyim de yarın bi zırzopa aşık olsun! Öyle mi?
Anne: Zırzop?
Baba 2: Bi oğlana yani. Ben de boynuzları parlatiyım sonra!
Anne: Ne varmış bunda!
Baba 2: Boynuzları parlatmamda mı?
Anne: Yok canım; estağfirullah! Aşktan sözediyorum! Aşk güzel değil midir, insan daha şen, şetaretli, mutlu olur!
Baba 2: Bi bok bildiğin yok, öyle konuşuyon işte! Ne demiş, adam; ‘mutlu aşk yoktur’, demiş!
Anne: Bunu kim söylemiş?
Baba 2: (Düşünür, uydurur) Konfiçiyüs!
Anne: E, insan mutsuz olacaksa niye aşık olur!
Baba 2: Niye olur; işte, erkekle kadın aynı yerde olursa, olur! Ne yapmak lazım; bunları ayırmak lazım! Kat’i surette birbirlerini görmeyecekler! Ben belediye başkanı olsam, kaldırımların birini kadınlara, birini erkeklere yaparım! Yahut en iyisi, kızları hiç sokağa salmamak!
Anne: E, ne zaman aşık olacak bunlar?
Baba 2: Evlensinler sonra! Evlenmeden aşk olur mu!
Anne: Valla, kızıma bir şey olsa, maazallah çıldırırım ben!
Baba 2: Ne olsa?
Anne: Yani, intihar edicek olsa, diyorum, maazallah!
Baba 2: De boş boş konuşma öyle; kalk bi kahve yap bana!
Kadın kalkar.
Baba 2: Kumandayı nereye götürüyon lan; versene! Birazdan ‘Aşk Rüzgarı’ başlıycak!

Müzik.

Sahne 17

Rezzan-Ramazan. Yoldan gelip geçenler.

Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Gene ne var İrezzan?
Rezzan: Aklıma ne geldi biliyon mu?
Ramazan: De bakam?
Rezzan: Evlendik farzet; çocuğumuz olur mu ki?
Ramazan: (Kendi kendine) Dinle gari; şimdiden neyin telaşında; (Rezzan’a) oldu de; n’olcek?
Rezzan: Senin şimdi oturduğun güççük gelir. İki odalı bir eve taşınırız gari!
Ramazan: Niye ki?
Rezzan: Birini çocuk odası yaparız len! Çocuk da bizimle yatçek değel ya hınzır?
Ramazan: (Alaylı) Doğdu büyüdü de, elbet onu da düşünmek ilazım! Bak hele bak!
Rezzan: Oğlan olur mu ki?
Ramazan: !!!
Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Di!
Rezzan: Olur mu ki?
Ramazan: Ben ne bilem İrezzan . Bu didiğin bir sırr-ı ilahi!
Rezzan: Olur, olur! Bak gör sen! Ben oğluma gazak neyin örüveririm. Öyle yakışır ki!
Ramazan: Off! Yarın gel ustabaşıyla gene konışiym dediydi İrecep.
Rezzan: Zati yakışıklılıkta babası gibi olcek. Lakin sen accık miskinsin.
Ramazan: Miskin olup da ne yaptım!
Rezzan: Üç aydır iş gezeyyon; daha bulamadın! Bak, burda herkesin arabası, evi neyin var, senin yok!
Ramazan: Ben de isteyyom, lakin olmeyyo!
Rezzan: Olanlarınki nasıl var! Goca yer bura! Bak, herkes pek şen; sonam nasıl da renkli renkli giyiniyolar. Demıkrasi bu; herkes alır nasibi!
Ramazan: Bize düşen bu işte!
Rezzan: Dediğim gadar var dimek ki; miskinsin işte! Lakin bizim oğlanın müstakil bir odası olmalı! O şart! Hem Onun odası bizimkinden zengin durmalı. öbür türlü gompleksli olur belki!
Ramazan: Biz bulduk o kaldı… Bak gari!
Rezzan: Karyola, gardrop neyin de alırız ki.
Ramazan: (Kederli) Gocagarı daha kalkmadı. Doktor bir haftaya kalmaz deyyo!
Rezzan: Ders yapçek masa da ilazım. Benim oğlum okula gitçek ki.
Ramazan: Son parayı ilaca virdim. Bakarsın bu gece ölür!
Rezzan: Karyolaya mavi örtü almalı! Kenarını ben işlerim. (Düşünür) Pembe olsa cılk mı kaçar ki?
Ramazan: Olur mu olur? Şimdi kefen parası bulmak ilazım!
Rezzan: Anşanın kırmızıydı. Emme pek ciyak! Görmemişler gibi sanki!
Ramazan: Alt tarafı beyaz bez. Metresi kaça ki!?
Rezzan: Beş panglotmuş. Ne ki!
Ramazan: Sağlığında bir şey alamadım!
Rezzan: Ana! Az daha unutuyordum: Fistan! Sona almaz belki!
Ramazan: Öldüğünde alayım bari!
Rezzan: Söyleyiveren de aklında olsun: (Ramazana) Tam dört takım fistan isteyyom . Ne ki!
Ramazan: Varıp İrecebe söyliyim. Aman diyim bir iş! (Kalkar. Rezzan da arkasından.)
Rezzan: Dur len gene mi gızdın! Hadi iki takım olsun fistan. Oğluma da pantul isteyyom; buna da yok demeyecen ya!

Çıkarlar. Müzik.

Sahne 18

Ard arda, Abuzittin ve Zeynep girer. Az bir mesafeyle aynı yere otururlar.
İkisi de üzgün, mutsuzdur.
Aynı şiiri okumaya başlarlar.

Aslında hep yalnızdır aşk
Ben gibi gece gibi soğuk ve ıssız
Bir başına durur ne varsa güzel olan
Yalnız ve çaresizdir çiçek, toprak, su
İnsan öykümüz yalnız

Aniden birbirlerine dönerler. Heyecanla;

Zeynep: Aaaa! Aynı şiiri okuyoruz!
Abuzittin: Evet! Ne güzel! İlk defa böyle bir şey oluyor!
Zeynep: Evet; Demokrasi tarihinde ilk defa!
Abuzittin: Ben bu şairin şiirlerini hep okurum!
Zeynep:Ben de!
Abuzittin: Çünkü yalnızlığı ve aşkı anlatır şiirleri! Ben aşkı çok severim!
Zeynep:Ay ben de!
Abuzittin: Cartlak kebabını da sever misin!
Zeynep:Bayılırım!
Abuzittin: Bugüne kadar hep yalnız yaşadım! Gerçek sevgiyi bulamadım!
Zeynep: Ben de!
Abuzittin: Ben sevdim mi tam severim! Huyum bu, elimde değil!
Zeynep: Ben de! Sana aşık olabilir miyim?
Abuzittin: Ol! Ben?
Zeynep: Elin değmişken sen de ol!
Abuzittin: Biz birbirimiz için yaratılmışız sevgilim!
Zeynep: O zaman hemen evlenelim!
Abuzittin: Evlenelim! Bu yalnızlık cehennemi bitsin artık!
Zeynep: Bitsin! Mutsuz Demokrasi’nin ilk mutlu yüzleri olalım!
Abuzittin: Olalım!
Zeynep: İkimiz çok olalım! Kitaplar hep bizden söz etsin!
Abuzittin: Şekil 1’de görüldüğü gibi, Abuzittin ve Asuman hep mutlu yaşadı desinler!
Zeynep: Desinler! Yalnız benim adım, ‘Zeynep’ canım!
Abuzittin: Zeynep? Sana kısaca ‘Zeyno’ diyebilir miyim Zeyno!
Zeynep: De! Yalnız, ben sana ne diyeceğim Abuzittin?
Abuzittin: (Düşünür) Zittiret!
Zeynep: (Şaşarak) Ya?

Müzik. Işık kararır.

Sahne 19

Rezzan-Ramazan.

Rezzan: Biz heç ayrılmeyecez değel mi İrmizan?
Ramazan: Heç!
Rezzan: Paramız olduğunda sen bana her bi şey alıverecen, değel mi?
Ramazan: Her bi şey…
Rezzan: Şindi olmadığına bakmıyom zati! Aşkımız var ya!
Ramazan: Aşkımız var tabii; para da neymiş!
(Rezzan güler.)
Ramazan: Neye gülüyon gıı?
Rezzan: Burası çok gomik yer len!
Ramazan: Niye ki?
Rezzan: Bizim aşkımız var paramız yok; parası olanın da aşkı yok!
Ramazan: Yok. Gatiyyen yok!
Rezzan: Onlar odun gibim yaşıyolar değel mi İrmizan!
Ramazan: Öyledir zahar!
Rezzan: Sen dediydin ya len, unuttun mu?
Ramazan: Ne dedim?
Rezzan: Aşksız olan odun gibimdir, dedin!
Ramazan: Ben galas gibimdir dedim, galas!
Rezzan: Her neyse canım, ha odun ha galas! Emme?
Ramazan: Ne emme?
Rezzan: Paramız olsa daha iyi olma mı len? Aşkımız zati çantada keklik!
Ramazan: Olmaz! Allah her bi şeyi tekmil vermez gatiyyen, accık eksik verir!
Rezzan: Doğru! (Düşünür) Neden her bi şeyi tekmil vermiyo?
Ramazan: Bi bildiği var muhakkak!
Rezzan: Ne bildiği var ki!
Ramazan: (Telaşla) Töbe de, günaha girecen şimdi bak! Töbe de!
Rezzan: (Korkuyla) Töbe len töbe! Gorkutma insanı öyle! Anaaa!

Müzik. Işık kararır.

Sahne 20

Abuzittin-Zeynep.

Abuzittin: Şey, Zeyno!
Zeynep: Evet?
Abuzittin: Evlenelim evlenmesine de…
Zeynep: De? De de (=söyle söyle)!
Abuzittin:Darılmaca yok ama?
Zeynep: Yok!
Abuzittin: Ben, normal bir erkeğim!
Zeynep: Yani?
Abuzittin: Yani, karşıma çıkan güzel kadınlara, azıcık sarkarım!
Zeynep: (Şaşkın) Olamaz! Buna inanamıyorum! Neler söylüyorsun Abuzittin!
Abuzittin: Ama sen açtırdın kutuyu!
Zeynep: (Sevinçle) Ay ben, hep çapkın bir kocam olsun istedim! Tanrım hayallerim gerçek oluyor!
Abuzittin: Hadi ya! O zaman doğruyu söyleyeyim; azıcık değil, bayağı götürürüm!
Zeynep: Çok güzel! De…
Abuzittin: Eşsiz bir insansın sevgilim! Hayatım boyunca kıskanç olmayan bir kadın aradım! Sevgiyi kıskanmak sananlar ölsün!
Zeynep: Ölsün! De…
Abuzittin: İnsanın evleneceği kadınla böyle her şeyi konuşabilmesi ne güzel!
Zeynep: Evet! De…
Abuzittin: De?
Zeynep: Benim de bilmeni istediğim bir şey var!
Abuzittin: Söyle hayatım!
Zeynep: Darılmaca yok ama?
Abuzittin: Aşkolsun! Bugüne kadar daha tanıyamadın mı beni!
Zeynep: Şey, ben, bir sürü erkekle… Yani nasıl desem….
Abuzittin: Evet?
Zeynep: Kısaca ben, senin bildiğin kızlardanım! Oh be, söyledim işte!
Abuzittin: (Şaşkın) Olamaz!
Zeynep: Oldu!
Abuzittin: İnanamıyorum!
Zeynep: İnan inan! Doğru söylüyom valla! Elimi bi sallıyodum, inanmıycaksın ellisi birden geliyordu! E, el bu, bi karar durmuyo ki! Habire sallanmak istiyo!
Abuzittin: (Mutlu) Tanrım, beni bu aykırı insanla karşılaştırdığın için sana minnettarım!
Zeynep: Ne yani, kızmıyor musun, çekip gitmiyor musun? Yahut eline bir bıçak alıp, doğramayacak mısın beni?
Abuzittin: Hayır; ne demek! Beni o kadar ilkel mi buluyorsun! Bir defa hayat, kadın ve erkek iki cinsten oluşur. Ve bunlar elbette ki, öyle ya da böyle bir araya gelirler. Gelmeliler! Zaten yaşamın özünde var olan enerji de burdan doğar; zıtların birliği ilkesi yani!
Zeynep: Filozof gibi konuşuyorsun sevgilim!
Abuzittin: Lütfen; yalnızca “insan gibi” de, yeter!
Zeynep: Filozof insan gibi…

Müzik. Işık kararır.

Sahne 21

Baba-Oğul girer.

Baba: Bak oğlum, unutma; Demokrasinin en önemli ilkesi, herşey insan içindir! Bak şimdi, şöyle bi etrafına bak; bir sürü vitrin, bir sürü eşya var değil mi!
Çocuk: Evet, gerçekten çok fazla!
Baba: İşte bütün bunlar, biz insanların ihtiyaçlarını karşılamak için üretilmiştir. Düşünsene, bizler olmasak, örneğin şu elbiseyi yapıp vitrine koyarlar mıydı?
Çocuk: Koymazlardı değil mi!
Baba: Tabii ki koymazlardı! Sonra şu dev ekran televizyon. Niçin üretilmiştir?
Çocuk: İnsan için.
Baba: Bitti! Dedim ya, Demokrasinin en büyük özelliği her şeyin insan için, yani bizim için üretilmiş olmasıdır!
Çocuk: O zaman sen şu elbiseyi al, ben de şu uçan balonu alalım! İhtiyacımız var!
(Baba güler.)

Çocuk: Neden gülüyosun?
Baba: Oğlum, öyle her önüne gelen, ihtiyacım var, şunu alacağım, derse n’olur!
Çocuk: Ama sen, bu gördüklerin insanların ihtiyacını karşılamak için üretilmiştir dedin!
Baba: Tamam?
Çocuk: Biz insan değil miyiz?
Baba: (Düşünür ve vurur) Ne biçim soru lan bu, ağzına sıçtığımın çocuğu! Hı, adam mı oldun başıma! Hı!
Müzik. Çıkarlar.

Sahne 22

Abuzittin-Zeynep, birbirlerinin gözlerine dalmışlardır.

Zeynep: Artık nikah masasına gidelim mi canım!
Abuzittin: Gitmeyelim canım; yani sen yorulma, o gelsin!
Zeynep: Ne kadar düşüncelisin sevgilim!
(Masa ve nikah memuru gelir.)
Abuzittin: Sen de! Sana hayranım; bunu biliyor muydun!
Zeynep: Ben de!
Nikah Memuru: Bırakıcam lan bu işi! Bırakıcam anasını satayım! Ne lan bu! Millet, akşama atlas yorganların altına giricek, biz de buna zabıt tutuyoruz! İş mi bu ya; bana ne kardeşim, biz şey miyiz burda! İyi valla, biri öbürüne ş’apacak, ‘Celalettin sen de gel!’ Kardeşim, alan memnun veren memnun! Celalettin’i ne karıştırıyonuz! Sözde Demokrasideyiz! Peh! (Abuzittin’e) Huooop! Karamanın koyunu, bu karıyı götürecen mi lan?
Abuzittin: Evet!
Nikah Memuru: Evet tabii! Bugüne kadar ‘hayır’ diyenini görmedim ki Allah için! Adam bulmuş ballı lokmayı, keriz mi kaçırsın! (Zeynep’e) Sen ne diyorsun?
Zeynep: (Abuzittin’e dönük) Aaah!
Nikah Memuru: Onu akşama diyecen!
Zeynep: (Memura) Ah evet! Dalmışım!
Nikah Memuru: Tamam, buralara imza atın o zaman! (Şahitler de girer. Şahitlere) Siz niye geldiniz lan?
1. Şahit: Şahit olmaya!
Nikah Memuru: (Güler) Hadi ya! Gönüllü mü?
(Şahitler onaylarlar)
2. Şahit: Neye gülüyorsunuz?
Nikah Memuru: Gönüllü şahit olmanıza! Neyse, bana ne ya! (Çifte döner.) Attınız mı; tamam. Şu andan itibaren başlayabilirsiniz! Hazır şahitleriniz de var! (Abuzittin ve Zeynep kollarını açıp birbirlerine sarılacakken) Huooop, n’apıyonuz lan! Ben gideyim de ne bok yiyecekseniz sonra yiyin! (Kendi kendine) Bırakıcam lan bu işi! Resmen (durur) nikah kıyıyoz millete ya! Hayret bişey valla! Bana ne kardeşim sizden! Yok abi, bana göre değil bu iş; emekliliğe de çok var! Dur bakalım, şu loto bi çıkarsa…

Çıkar. Müzik. Işık.

Sahne 23

Nusret-Mehmet. Mehmet dalmıştır.

Nusret: (Küçük el aynasında saçını taramaktadır.) Ne düşünüyon len, gene?
Mehmet: Senin yavukluyu düşünüyom! Hani vardı ya, köydeki. Gülnihal! Adı ne güzeldi değil mi!
Nusret: Evet, çok! (Durur) N’olmuş ki benim yavukluya?
Mehmet: Canım; kızcağız ne haldedir şimdi kimbilir? Arkandan nasıl ağlamıştı, hatırlamıyon mu! Eminim biz gittikten sonra da günlerce ağlamıştır! Sonra, belki, babası bunu ağlarken görmüştür! Neye ağlıyon kız sen, demiştir! O da söylememiştir tabii! Sonra, ağlamaktan ince hastalık olmuştur! Doktor gelmiştir, bunun hastalığı sevda, benim yapacağım bir şey yok demiştir! Babası da hıncını anasından almıştır. Bi kıza sahip çıkamadın, diyerekten bi güzel dövmüştür kadıncağızı! Yok, dövmenin güzeli olmaz, çok kötü dövmüştür! Belki hasta olduğuna bakmadan, kızı da dövmüştür; niye benden habersiz sevdalandın kaltak, diye! Anası da ne yapsın, durumu aynen anlatmıştır: Bu kız, hani Kömürcülerin Nusret vardı ya, bıldır, Demokrasiye göçen, işte ona aşık oldu, demiştir. O zaman babası da, aşk öyle olmaz böyle olur, diyerekten, kızı münasip bir öküze vermiştir. Bu öküz, daha ilk gece, Gülnihal’in gözünün yaşına bakmadan üstüne çıkıvermiştir. (Durur)
Nusret: Eee?
Mehmet: Ne e?
Nusret: Filmin gerisi nasıl?
Mehmet: Burda ışığı kapatıyo öküz! Bi şey görünmüyo!
Nusret: (Güler) Alem adamsın lan! Eskiden olsa, Yeşilçam’a giderdik! Kesin senarist olurdun ha!
Mehmet: Gülnihal çok güzeldi değil mi Nusret! (Nusret onaylar.) Seni çok seviyodu! Arkandan çok ağladıydı! Keşke benim de öyle bi sevgilim olsa! Şimdi belki çocuğu da vardır! Çocuk neyse de öyle bi adamla yaşamak, nasıl ağırına gidiyordur şimdi kimbilir!
Nusret: Ellerin derdi seni mi gerdi lan! Yavuklu benim, sana n’oluyo? Ne biçim adamsın sen!
Mehmet: Bana ne oluyoru var mı, yazık değil mi kızcağıza! Sen yanlış yaptın; O’nu da alıp getirecektin buraya! Madem seviyodun! Değil mi ama! Haksız mıyım! (Durur) Doğru söyle lan, Gülnihal’i seviyodun değil mi?
Nusret: Seviyodum! Halen de seviyom!
Mehmet: Aferin sana! Yani, yoksulluğun gözü kör olsun değil mi! Yoksa evlenirdin de?
Nusret: Evlenirdim! (Durur) Sen niye böyle soru soruyon lan! Beni tanımıyon mu, hıyar?
Mehmet: Tanıyo-dum!
Nusret: Ne demek “tanıyo-dum”?
Mehmet: Yani, eskiden tanıyodum; ama şimdi yavaş yavaş değişiyon gibi geliyo bana! Yani Demokrasiye geldik geleli, sana bi haller oldu! Yani, bak bu son yani, köydeyken, hiç böyle bi adam değildin sen!
Nusret: Yani?
Mehmet: Yok. Demin, bu son, dediydim!
Nusret: Ne son?
Mehmet: Yani!
Nusret: Yani’siz söyle o zaman! ‘Böyle bi adam’ derken ne demek istiyon?
Mehmet: Bozulmak yok ama?
Nusret: Ben bozulmam oğlum, sen söyle!
Mehmet: Puşt, demek istiyom! Yani insan gibi bir insan değilsin artık! Tüh yine ‘yani’ dedim!
Nusret: Öyle olsun!
Mehmet: Bozulmayacağına söz verdin! Hem, puşt dediysem hemen kötü anlama; ibne falan demek istedim!
Nusret: Ben ne olduysam ve de olacaksam, aman aman istediğim için olmayacağım, bunu bil!
Mehmet: Ya?
Nusret: Burda rüzgar böyle! Sen, ben neciyiz! Katmış bizi önüne savuruyo! Dur bakalım nerde dinecek! Hem ben puşt da olmam!
Mehmet:(Hayranlıkla) Lan köydeyken de böyle konuşurdun ama, burda ilk duyuyom!
Nusret: Nasıl yani?
Mehmet: Pek derin!
Nusret: Güzel mi yani? (Mehmet onaylar.) O zaman kalk şu simitçiyle de konuşayım!
Mehmet: Yine mi sen konuşacan? Yok; bu sefer ben konuşayım sen çal!
Nusret: Güzel konuşan hangimizdi?
Mehmet: İyi ki, bi laf ettik! Fırsatçı köpek! (Bozulduğunu görünce) Tamam len, bozulma hemen, şaka yaptım!
(Başında tepsiyle simitçi girer.)
Simitçi: Simiit, taze simiiit! Fırından yeni çıktı bunlar!
(Nusret simitçiye yanaşır. Mehmet arkadan.)
Nusret: Memleket nere hemşerim!
Simitçi: Tokat! Sen?
Nusret: Aaaaa, ben de Tokat! Yav gerçekten hemşehriymişiz! Ne zamandır burdasın?
(Mehmet iki simit alıp kaçar. Simitçi arkasından bağırır.)
Simitçi: Laaan, orospu çocuğu…
(Tepsisini Nusret’e verir.)
Simitçi: Şunu tutsana, hemşehrim!
(Nusret tepsiyi alır. Simitçi Mehmet’in arkasından kaçar. Nusret de tepsiyle aksi yöne kaçar.)

Müzik.

Sahne 24

Gani-Ayşe girer.

Gani: (Havalı) Şimdi sen beni daha tanımıyosun; ben çok sert bir erkeğimdir! Kodum mu oturturum!
Ayşe: Nasıl yani?
Gani: Bak böyle (Elinin tersiyle Ayşe’ye vurur.)
Ayşe: Aaaah gözüm!
Gani: Nasıl, beğendin değil mi! Sert erkeğim ben! Geçen, kahvede dallamanın biri bana yanlış yaptı, biliyon mu! Bunu kenara çektim; sen delikanlı mısın lan,dedim! Bu hemen kabardı! Delikanlıyım tabii, ne var lan, dedi. Bak bak bak! Benim sertliğimi bilmiyor ya, öööyle konuşuyor zavallı! Sen bunu kenara çekersin, bu hık mık, bi tekme koyarsın hayalarına, bi kafa sallarsın burnuna, senin delikanlı aynen yerde!
Ayşe: Ama çok kabasın Gani, daha önce feministim demiştin bana!
Gani: (Şaşırır) Dedim mi?
(Ayşe onaylar.)
Gani: Feminist erkek sert olmaz mı?
(Ayşe ‘hayır’ işareti yapar.)
Gani: Olmadı o zaman; zira, erkek dediğin önce delikanlı, sonra feministtir! Hem sen beni asıl evlendikten sonra gör! Sabah akşam ananı… bile döverim!
Ayşe: Anamı da mı?
Gani: Yamuk yaparsa Onu da tabii! Ama önce seni! Delikanlı adam sert olur!
Ayşe: Ama ben evleneceğim erkeğin bana şiirler okumasını isterim!
Gani: (Kendi kendine) Hadi ya! O posta kaçtı be güzelim! (Ayşe’ye) Geçen sefer gelseydin, olurdu bak!
Ayşe: Nasıl yani?
Gani: Yok bişey! Delikanlı adam öyle karı gibi şiir falan okumaz!
Ayşe: Ama ben romantik erkekleri severim!
Gani: (Kendi kendine) Haydaaa! Ne iş ya! (Ayşe’ye) Ne yani, sen dönmeleri mi seviyon? Git onlar sana okusun!
Ayşe: Ne ilgisi var canım!
Gani: Bana bak, bi daha öyle laflar duymayayım, (vurur) bi çakarım…
Ayşe: Aaaah! Allah belanı versin ayı!
Gani: (Pişman, saçını okşar.) Ya, acıdı mı, Ayşe, bak, valla elimde olmadan vurdum! Sert erkeğim ya!
Ayşe: (Kalkar.) Bırak be! Ayısın sen, anladın mı, ayı!

(Çıkar.)
Gani: Bu da gitti, iyi mi! Bu işte bi terslik var ama, dur bakalım! (Elini ovalar.) Bu arada, harbiden sert vurmuşum ha!
Müzik.

Sahne 25

Nusret-Mehmet girer. Nusret’in elinde bir kağıt vardır.

Mehmet: Çok mu bozuldun len?
Nusret: Ne bozulacam oğlum!
Mehmet: Ne yazıyodu mektupta ?
Nusret: Yanımıza gelecekmiş!
Mehmet: Ablan mı?
(Nusret ‘evet’ anlamında onaylar.)
Mehmet: Deme lan; sen ‘iş bulduk, durumumuz pek iyi’ diye yazmıştın değil mi?
(Onaylar)
Mehmet: İyi bok yedin!
(Nusret’in başı önüne düşer. )
Mehmet: Bozuldun mu len? Gerçi sen de haklısın! Başka ne yazacaktın ki! Valla iş güç yok, geldiğimize bin pişmanız, nerde bir karaltı bulsak orda yatıp uyuyoz, itlere imrendiğimiz oluyor, bazı günler hiçbir şey yemeden uyuyoruz, diyecek değilsin ya! (Durur) Gelirse ne yapacağız!
Nusret: Kim gelirse?
Mehmet: Ablanı diyorum lan! Bi ev tutmamız lazım! Kızcağız, kardeşimin yanına gidiyom diye buraya gelecek! Taaa, nerelerden… Okur yazarlığı da fazla yok, değil mi?
Nusret: Yok!
Mehmet: Ya bak! Cıscıbıldak ortada kalır valla! (Bir süre) Bakarsın kerhaneye düşer! (Bozulduğunu görünce) Özür lan, özür! Bozuldun mu! Bak bozulduysan…
Nusret: Sorma lan böyle şeyler; ben bozulmam oğlum, bozulmam! (Aynasını çıkarıp bakar.)
Mehmet: Niye söyledim biliyon mu, hani filmlerde olur ya, bi kızcağız buralara gelir, iş yok, sığınacak yer yok, o vakit kötü yola düşer işte! Anlıyon değil mi! (Bir kadın geçer.)
Nusret: Kalk şu karının çantasını kap, sonra da şu boş inşaat var ya, oraya doğru kaç! Ben arkandan gelirim!
Mehmet: Ya, kadın da peşimizden gelirse?
Nusret: Gelirse, tecavüz ederiz!
Mehmet: Çüş lan! Yapar mısın gerçekten? Günah oğlum günah! Yazık değil mi! Yok, ben yapmam valla!
Nusret: Bize günah değil mi, hıyar!
Mehmet: O başka!
Nusret: Tamam tamam! Hele kalk, işimize bakalım!

Mehmet önden etrafını kollayarak gider. Nusret arkasından çıkar. Bir kadın çığlığı duyulur.
Müzik.

Sahne 26

Baba-Çocuk girer. Önlerinden walkmanli, taytlı bir kız geçer. Baba kötü kötü bakar.

Baba: Şu gördüğün kız, necip Türk milletine yakışıyor mu oğlum! Hani asalet, hani terbiye! Bak, bu aklında kalsın; bir genç kız, yahut karı, edeb yerlerini açmakta bir mahsur görmüyorsa, öyle rahat rahat hareket ediyorsa, bil ki, erkeklere iş veriyordur…
Çocuk: Ne güzel, helal olsun valla!
Baba: Nesi güzel lan?
Çocuk: Devletin yapamadığını o yapıyor işte! İş veriyor!
Baba: Kavram kargaşası yaratma lan; öyle değil; bu tip kızlar erkeklere iş verip, sonra da onlardan para söğüşler yani!
Çocuk: Yaa?
Baba: Yaa!
Çocuk: İyi valla: Yani hem erkekleri çalıştırıyor, hem de onlardan para alıyorlar, öyle mi?
Baba: Hah, aynen öyle!
Çocuk: Sen niye iş vermiyon o zaman? Bak ne güzel para varmış ucunda!
Baba: (Kemerini çıkarır, vurmaya başlar.) Bu nasıl soru lan; ibne miyim ben, ağzına sıçtığımın çocuğu! Ermeni dölü!
Müzik.

Sahne 27

Nusret-Mehmet geçerler. Nusret para saymaktadır.

Mehmet: Kızcağızı fena bozdun len!
Nusret: Biz erkeğiz oğlum, bozarız!
Mehmet: Biz niye diyon; ben elimi sürdüm mü!
Nusret: Yalan söyleme; kızı tutan sen değil miydin!
Mehmet: O başka; ben arkadaşlık uğruna tuttum! İnsanlık görevimi yaptım! Arkadaşım olmasan katiyyen yapmazdım!
Nusret: İkidebir başıma kakma ama! Arkadaşlık uğruna, arkadaşlık uğruna, ne lan bu! Yapmasaydın!
Mehmet: Tamam len, bozulma, şaka yaptım! Kaç lira çıktı çantadan!
Nusret: Fazla değilmiş!
Mehmet: Şurda yemek yiyelim o zaman!
Çıkarlar.

Sahne 28

Demokrasi caddesi. Gelip geçenler. Fonda müzik, Rezzan-Ramazan, salt ses olarak:

Rezzan: (Hayretle) Nerdeyiz İrmizan?
Ramazan: Aşk otağında!
Rezzan: Burası gökyüzü lan! Anaaa! Aşağısı nasıl da güççük görünüyo!
Ramazan: Avuç içi gıda!
Rezzan: Burda bizden başka kimse de yok!
Ramazan: Yok tabii!
Rezzan: Niye ki?
Ramazan: Buraya herkes çıkamıyo, yalnız aşıklar!
Rezzan: Burası pek güzel İrmizan; heç enmiyelim olma mı?
Ramazan: Heç enmiyelim!
Rezzan: Hep burda galalım! Burayı sevdim ben! Evvelden gözel diye bi tek demıkrasiyi bilirdim! Halbuki burası, üüüü!
Ramazan: Öyle tabii. Gel bir de güneşe gidelim.
Rezzan: Yanma mı len?
Ramazan: Gorkma, biz yanmayız!
Rezzan: Tamam len, hadi gidelim.
Ramazan: İnsanlara bak, insanlara!
Rezzan: Evet! Ne gadar da küççükler. Heç görünmüyolar bilem. Halbuysem aşağıda, çok böyük görünüyolardı!
Ramazan: Kendileri de öyle sanıyolardı!
Rezzan: Şimdi say ki, birer sinek!
Ramazan: İn gız in; bit de bit!
Rezzan: İrmizan len, aha bu bulut benim, bu da senin olsun, olma mı?
Ramazan: Olmaz!
Rezzan: Niye ki len?
Ramazan: Burda benim senin deye bişi yok da ondan!
Rezzan: Hepsi bizim öyle mi?
Ramazan: Öyle!
Rezzan: Ne güzel! Aşağıdakiler bunu bilmiyo, değel mi?
Ramazan: Nerden bilcekler! Onlarda eskiden beri benim senin var. Bu benim, bu da senin. O senin öteki benim. Burda öyle değil. Onlar bilmezler.
Rezzan: Ondan mı buraya çıkamıyolar!
Ramazan: Hı hı! Ondan çıkamıyolar! Hep yerde yaşamaya alışmış onlar!
Rezzan: Yazık! Biz burdan heç inmeyelim İrmizan, olma mı?
Ramazan: İnmeyelim!
Müzik yükselir.

Sahne 29

Baba ve çocuğu girer.

Baba: Öyle zırt pırt her şey istenmez oğlum! Arada bir olabilir! Mesela günlerden bir gün, dersin ki, babacığım bana balon al, yahut gofret al, mesela!
Çocuk: Ama söz verdiydin?
Baba: Oğlum, para var da mı almıyom! Olsa alıcam, ama yok!
Çocuk: Ama sen sözünde durmak lazım diyordun!
Baba: Doğru! Diyorum tabii! Neden? Çünkü insan olan bir insan sözünde durur. Sözünde durmayan, yalan konuşan insanlar haysiyetsiz ve de onursuzdur. Onlardan bi bok olmaz!
Çocuk: Senden olur mu?
Baba: Ne olur mu?
Çocuk: Bok?
Baba: (Bocaladıktan sonra kemerini çıkarıp çocuğa vurur.) Ne biçim soru lan bu, ağzına sıçtığımın çocuğu! Hı!
Çıkarlar. Müzik.

Sahne 30

Rezzan-Ramazan. Salt ses olarak.

Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Hı?
Rezzan: Benim garnım acıktı, bu allahın göğünde garnımız doyar mı ki!
Ramazan: Benim de acıktı gıı!
Rezzan: Üstelik ben Demıkrasiyi de özledim!
Ramazan: Ben de! Havasına alıştık ya, ne yapsak kurtulamıyoz!
Rezzan: İnelim barim! Nasılsa burası bizim. İstediğimizde gene çıkarız!
Ramazan: Hı; istediğimizde çıkarız. Nasılsa kimse görmüyo!
Rezzan: Görse de anlamıyo!
Ramazan: Doğru gız. Heç kimse anlamıyo! Hadi inelim gari!
Rezzan: İrmizan?
Ramazan: De?
Rezzan: İnsek bir daha çıkabilir miyiz sence?
(Bir süre.)
Ramazan: Bilmiyom!
Müzik.

Sahne 31

Nusret-Mehmet girip otururlar. Nusret kederlidir.

Mehmet: Çok mu bozuldun len? (Durur.) Ama, sen istedin canım!
Nusret: Neyi ben istedim?
Mehmet: İşte oraya gitmeyi! Sen demedin mi, gidip biraz karı seyredelim, gözümüz gönlümüz açılır, diye! Gerçi; insan ablasının öyle bir yerde çalıştığını bilemez ki!
Nusret: Bu konuyu kapat!
Mehmet: Dur len; biz niye hemen yanlış anlıyoruz; konuştuk mu ki! Belki, merakından gitmiştir! Öööyle bakıp çıkacaktır! Yani ordaki bütün karılar orospu mu sanki!
Nusret: Sus lan, yeter artık, yeter!
Mehmet: Tamam; ben sen bozulmayasın diye konuşuyom! Kızcağızın günahını alma hemen! Senin ablan orospu olur mu hiç! Bir kere bizim ordan kötü kadın çıkmaz! Çıksa çıksa burdan çıkar!
(Nusret aynayı çıkarıp bakar. Elleriyle yüzünü kapatır. Aynayı fırlatır.)
Mehmet: Daha bakmayacan mı?
Nusret: Bakmayacam! (Önlerinden bir kadın geçer.) Kalk şu karının çantasını kapalım!
Mehmet: İnşaata doğru kaçmayacağım ama!
Nusret: Tamam, tamam!
Çıkarlar.

Sahne 32

Rezzan-Ramazan.

Rezzan: İrmizan len, anam buralara geldiğine çok pişman!
Ramazan: Ben de! Sen?
Rezzan: Sevilecek bi tarafı yok ki buraların! Isıcak bi yanı yok! Her taraf kapı! Hem sıkı sıkı kapalı! Her yan sağır duvar!
Ramazan: Doğru söylüyon! Niye dilinden düşürmüyon o zaman?
Rezzan: Neyi?
Ramazan: Demıkrasiyi!
Rezzan: Bilmem! İnsanı çekiyo işte! Sanki şeytan tüyü var! Sevmiyon emme, bi gördün mü de bırakamıyon gari!
Ramazan: Doğru!
Rezzan: Ne yaparlar o kapıların ardında İrmizan; pek merak ediyom!
Ramazan: Neyini merak ediyon canım, mühim bi şey yaptıkları yok öyle!
Rezzan: O zaman neden kapatıyolar?
Ramazan: Herkesler merak etsin diye zahar!
Rezzan: Köyde kimse kapısını kapamazdı! İsteyen gelir, girerdi. N’olucak ki!
Ramazan: Canım burası köy mü!
Rezzan: Köy ne güzeldi değil mi İrmizan?
Ramazan: O başka tabii! Burası bi dırnağı etmez!
Rezzan: Etmez gatiyyen! Bu vakitler orda dereler çağıl çağıldır, değil mi!
Ramazan: Olsa çimerdik! Suyu soğuk olur gerçi! Lakin dokunmaz adama!
Rezzan: Yanı başında şakayıklar biterdi. Kırmızı kırmızı! Sonra ne çok papatya vardı… Aklımı alırdı kuşlar! Bissürü, hem çeşit çeşit; kırlangıç, güvercin, çulluk, saka, keklik…
Ramazan: Leylekler değirmenin orda yuvalardı.
Rezzan: Kiraz olurdu bahçelerde! Nasıl datlı! Sonra kayısı, şeftali olurdu! Ağırlığı dalları kıracak sanırdın!
Ramazan: Ağaçta yakalandıydık bir gün; hatırladın mı?
Rezzan: (Güler) Hı! Gorkudan aşağı düştüydün!
Ramazan: Düştüm mü canım, atladım! Hem gorkudan da değil! Bubana saygımdan!
Rezzan: Saygıdan ayak mı kırılırmış len?
Ramazan: Asıl sen gorkmuştun!
Rezzan: Nı zıman?
Ramazan: Anan yoncaların orda bitince!
Rezzan: O başka! Lakin genem de sen benden hızlı goştuydun, yoncalara dolana dolana!

Sohbet sürer. Müzik.

Sahne 33

Nusret-Mehmet

Mehmet: Burda dostluk, arkadaşlık yok be Nusret!
Nusret: Yok!
Mehmet: Aşk da yok!
Nusret: Yok! (Durur) Eeee? Bu da mı sana dert?
Mehmet: Ne demek lan! İnsanın ağırına gidiyo işte!
Nusret: Sen para kazanmaya bak oğlum! Bunları boşver!
Mehmet: Evet! Herşey para burda! Burda, kardeş kardeşten gizliyo her bir şeyini; parası olan ancak parası olanla düşüp kalkıyo! Fakat herşey para değil! Biz mesela, nasıl arkadaşız değil mi! Yediğimiz içtiğimiz bir! Benim bildiğimi sen biliyon, seninkini ben! Saklımız gizlimiz var mı! (Ceplerini boşaltır. İçlerinde bir şey yoktur.) Cebimizde ne var ne yok ortada! İşte! Hepsi bu! Değil mi ama! Ama bunlar, herşeyi birbirlerinden gizli yapıyorlar! Kimse kimsenin neyi var neyi yok bilmiyor! Sormak da yok! İnsanlık neyin temelli ölmüş burda! Keşke gelmeseydik! (Dikkat eder.) Sen niye ceplerini çıkarmadın lan?
Nusret: Ne çıkaracam ya, saçmalama! Bilmiyor musun sanki!
Mehmet: Olsun, ben gösterdim, insan usulen çıkarır, gösterir. Hadi hadi çıkar sen de! (Nusret’in ceplerini çıkarır.)
Nusret: Oğlum manyak mısın, dur ya, aleme rezil mi edecen!
(Nusret’in cebinden küçük paralar çıkar.)
Mehmet: Anaaaa! Bu ne lan?
Nusret: Görmüyon mu, paçavra işte!
Mehmet: Senin paçavra dediğine bizim orda para diyolar ama!
Nusret: Senin para dediğine Demokraside paçavra diyolar ama! Bunlarla iki simit alamazsın! Hem, al senin olsun!
Mehmet: Tamam len, bozulma hemen! Şaka yaptım! Benden bikaç kuruş sakladıysan, n’olmuş yani!
Nusret: Ne saklaması be, al senin olsun dedik!
Mehmet: Yok yok. Valla şaka yaptım. Demem o ki, buralarda bizim gibi arkadaş yok!
Nusret: Yok tabii!
Mehmet:Çatlasınlar! Bunlar dostluğa hasret gidecekler öbür tarafa! Bunlarınki hep menfaat! Bizimki başka!
Nusret: Başka tabii!

Müzik. Işık

Sahne 34

Bir tv. programı.
Bir kamera panelistleri çeker. Panelistler, kasıntılı, mağrur dururlar. Herbirinin önünde yığınla kitap vardır. Belli etmek istemedikleri bir telaş içindedirler; saçlarını falan düzeltirler çaktırmadan.
Müzik indiğinde hazırlıklar tamamlanmıştır.
Kameramanın ‘hazır, başlıyoruz’ deyip elini indirmesiyle 1. panelist başlar.

1. Panelist: İyi akşamlar değerli izleyiciler, bu programımızda yine sizler adına önemli bir konuyu masaya yatıracağız. Bu akşamki konumuz; ‘Demokrasi’de Somut Soyutlama Sorunsalı’… Böylesine önemli ve güncel bir konuyu ekranlara taşımak biz aydınların ulusuna karşı bir borcu olmakla beraber, ülkede ötedenberi tartışılagelen ve içi neredeyse boşaltılmış bazı kavramların yeniden tartışmaya açılmasıyla birlikte…
(Müzik yükselir. 1. Panelist konuşmaya devam eder. Diğer Panelistler sıkıntıdan uflayıp puflamaya başlarlar. Müzik indiğinde 1. Panelist hala konuşmaktadır:) Öncelikle neden demokrasi? Neden? Bu soruyu sanıyorum ki, arkadaşlar arasında yetkiyle yanıtlayacak olan kişi benim. Çünkü konuyla ilgili yayımlanmış kitaplarım, abartılı olmayacaksa, Süleymaniye Kütüphanesini dolduracak sayıdadır… Tabii ki şaka… Fakat gerçeği de şu ki, en fazla kitap sahibi olduğum için, sağolsun tv yöneticileri programın sorumluluğunu bana verdiler. Konuyu böylece ortaya koyduktan sonra, ‘neden demokrasi’ ve ‘neden postmodernizm’ sorularına geçebiliriz. Biliyorsunuz demokrasi, halkla beraber düşünülmesi gereken bir kavram. Çünkü ne vakit demokrasinin bir sorununa el atsak… (Yeniden müzik yükselir. 1. Panelist sessizce konuşmaya devam ederken, 2. Panelist fısıltıyla 3. Paneliste eğilir:)
2. Panelist: Aldı sazı… Bakalım ne zaman insafa gelip de bırakır artık!
3. Panelist: Bu şerefsizde insaf ne arasın! Geçen sefer de aynısını yapmadı mı! Herif kamera buldu mu başlıyo…
2. Panelist: Müdahale ediyim mi yine?
3. Panelist: Et. Bu sefer daha estetik olsun ama!
2. Panelist: Nasıl yani?
3. Panelist: ‘Ulan ananı’, şeklinde değil de, daha bi incelterek şey et…
2. Panelist: Geçenki çok mu kaba olduydu?
3. Panelist: Çok! Yakışmadı!
2. Panelist: Yapma yav! Canlı yayının helecaniyla, demek ki…
3. Panelist: Yok, olur öyle. Kimse şey yapmadı zaten!
2. Panelist: (1. Panelisti gösterir.) Hep bu ibnenin yüzünden… İnsanı dinden imandan çıkarıyo pezevenk!
3. Panelist: Hayır ben sana hak veriyorum. Şey açısından diyorum…
2. Panelist: (Boğazını temizleyerek, konuşmakta olan 1. Paneliste bağırır:) Lan oğlum, yeter be yeter! Biz de varız değil mi burda; bizim de canımız var, biz de insanız. İki saattir kamerayı buldun, ha babam de babam…
1. Panelist: (Şaşırır. Sonra mırıltıyla:) Ağzına sokardım, o lafı ama, dua et canlı yayındayız. (Yüksek sesle) Sayın profesör, ben burda demokrasinin kanayan bir yarası olan…
4. Panelist: (1. Paneliste) E, ama kardeşim, Harun bey haklı; siz de başladınız mı bi türlü bitirmiyorsunuz… Hayır bizi neden çağırdınız o zaman, tek kişilik standup gösteri yapsaydınız!
3. Panelist: Konu mankeni miyiz biz canım!
4. Panelist: Hem, demokrasinin biricik sorunu öyle anlattığın gibi ‘somut soyutlama sorunsalı’ falan da değildir!
1. Panelist: O zaman başka panele katılsaydın. Bizim konumuz belli; bu saatten sonra da sizin hatırınız için değiştiremeyiz. Evet, söze ilk ben başlıyorum! (İtirazlar) İtirazın varsa, git yayın yönetmenine söyle! Seni hesaba alan yok diye, parlama öyle! (Kameraya) Burda önümde gördükleriniz, boru değil, kitap… Bunlar, bu kadarla da sınırlı değil esasında, ben evde bulabildiklerimi getirdim; çocuklar bir kısmını gemi yapımında falan kullanmışlar!
2. Panelist: Kaç baskı yaptı peki kitapların? Onu neden söylemiyon? Açıkla hadi! Yemezler değil mi!
1. Panelist: Açıklarım tabii… Benimki irtihal mirtihal değil seninki gibi… Meyd in Törki elhamdülillah!
2. Panelist: Bak şu anda suç işliyorsun, lafına dikkat et, yoksa yine bi tazminat ödemek zorunda kalırsın!
3. Panelist: Onun parası çok, öder…
2. Panelist: (Kameraya) Bakın benim yalnızca şu kitabım, gösteriyor musun canım, “Jogging Yaparken Walkman Dinlemenin Keyfi”… Evet yalnızca bu eserim, onüç baskı yaptı! (1. Panelist’e) Senin, bırak onüçü, üç baskı yapan kitabın var mı Allah için! Bir de çıkmış orda kendi kendine…
4. Panelist: Beyler, beyler! Kamuoyunu boş şeylerle oyalamayalım lütfen! İnsanların bizden beklentileri var; sorunlarına çözüm istiyor! Yok, senin kitabın, beş baskı yaptı da onunki bilmem, yedi baskı yaptı! Ne bu? Şimdi ben de kalkıp, yalnızca şu kitabımın, (kameramana) alıyor musun çocuğum…
Kameraman: Biraz şöyle tutarsanız… İsmi pek iyi çıkmıyo.
4. Panelist: “Osuruktan Tayyare”… Yalnızca bu kitabımın 23 baskı yaptığını söylesem, yakışık alır mı? Yani biz buraya reklam için mi geldik! Yani bunları söylemek hoş mu! Lütfen kendimize gelelim, lütfen!
1. Panelist: Pekala, o zaman ilk olarak, demokrasimizin bir numaralı sorunu olan postmodernizmden başlayabiliriz. Buyrun!
2. Panelist: Yine saptırıyorsunuz. Bir defa ülkemizin bir numaralı sorunu postmodernizm değildir! Lütfen; yapay gündemler yaratmayalım!
4. Panelist: Nedir peki? Buyrun, siz söyleyin de bilelim!
3. Panelist: Bizim ötedenberi değişmeyen sorunumuz hep egzistansiyalizm olmuştur! Nedir egzistansiyalizm. ‘Egzist’ var mıdır yok mudur? Veya bazılarının sandığı gibi yan gelip yatma mıdır? Onunla başlayalım!
1. Panelist: Hayır efendim! Halkımız bilsin ki, insanlığın önceliği ‘edimsel sözcelem’ sorunsalıdır. Bu konu atlanırsa hiçbir şeyin üstesinden gelemeyiz! Sözgelimi, ünlü İngiliz aydını Austin, kendi çözümlemlemelerinde, ‘evetleme’ terimini kullanmaktan kaçınmak amacıyla, bir olgu durumunu betimleyen söylenim ya da sözcelemlere gözlemleyici bir yaklaşım getirmiş, böylece edimsel sözcelemler, gözlemleyicilerin aksine doğru ya da yanlış olmayan bir duruma indirgenmiştir. Böyle bir şey olabilir mi sizce!
2. Panelist: Olmaz tabii! Yalnız bir şeyi unutuyorsunuz; Vurgunun içerikten biçim ya da üsluba kayışı ne kadar mümkündür? Önce ona bakalım! Radikal bir biçimde farklılık gösteren ve tarihsel dönemlerden seçilen üslup öğelerinin bir araya getirilmesiyle, bir ironi duygusunun oluşması ve tabii ben bilincinin yoğunlaşması gerekmektedir.
3. Panelist: Değil efendim, değil; şimdi, insanın varoluşuyla doğal nesnelere özgü varlık türü arasındaki karşıtlığı vurgulamadıktan sonra, insanı, edimsel bilinçten yoksun objeler dünyasına fırlatmış oluyorsunuz! Oysa biz biliyoruz ki, kişiler, ancak özneden hareket ederlerse objektif gerçekliğe ulaşabilirler!
2. Panelist: Olur mu beyefendi, biliyorsunuz ki…

Tartışma hararetle sürer. Müzik.

Sahne 35

Nusret-Mehmet girer.

Mehmet: Ne diyorum biliyor musun Nusret; sen iyi kötü yaşadın ya, ben daha yaşayamadım…
Nusret: Ne yaşadım?
Mehmet: Aşk canım! Gülnihal’le hani!
Nusret: Haaa! Benim unuttuğumu sen hatırlıyon!
Mehmet: Ben aşık neyin olamadım! Halbuki ne güzel olurdu değil mi! Bi arkadaşım var zaten, bi de sevgilim olsa… Hı, güzel olmaz mı!
Nusret: Oğlum senin karnın aç daha! Hem o dediğin burda olmaz!
Mehmet: Niye ki!
Nusret: Demokraside aşk olmaz da ondan!
Mehmet: Sen oldun ama?
Nusret: Ben burda mı oldum; orası köydü! Demin sen söylemedin mi; burda herşey para diye!
Mehmet: Evet! (Dalar.) Nusret!
Nusret: Hı?
Mehmet: Ben burda uzun yaşamam gibi geliyo bana!
Nusret: Bak artık!
Mehmet: Şimdi sana, hadi köye dönelim desem, dönmezsin biliyom! Seni böylece bırakıp da gidemem! Fakat uzun yaşamam gibi geliyo bana!
Nusret: Dönmek istiyosan dön! Sonra başıma ekşime! Burda her koyun kendi bacağından asılıyo!
Mehmet: Yok, merak etme, başına ekşimem! Burda yaşadıkça bozulacaksın diye korkuyom! Yaşarsam belki ben de bozulurum!
Nusret: Ben bozulmam!
Mehmet: Öyle bozulmak değil! (Durur) Nusret, burda ölürsem beni köye götür olur mu?
(Nusret yanıt vermez)
Mehmet: Götürecen mi?
Nusret: Ya ne biçim adamsın be! Bi plan kuruyoruz burda, senin yüzünden kafamı toparlıyamıyorum!
Mehmet: Götürecen mi, onu söyle!
Nusret: Götürürüm götürürüm!
Mehmet: Sen götürecen ama! Söz mü!
Nusret: Param olursa, söz!
Mehmet: Olur olur! (Alaylı) İki yıl sonra Demokrasinin kralı olacağım dememiş miydin!
Nusret: Dalga geçme bak!
Mehmet: Bozulma lan şaka yaptım!
Müzik.

Sahne 36

Panel. Tartışma, bir kısırdöngü halinde hararetle sürmektedir. İçeri, bir Koruma’nın engellemesine rağmen bir yurttaş dalar.

Yurttaş: Efendiler, beyler; yıllardır yaşadığımız şu yoksulluk, şu sefalet, biraz da sizler yüzündendir! Aynaya bakın aynaya; kendiniz yoksunuz o aynada, halk yok, hak yok, insanlık yok… Yazık size ki… (İki adam ağzını kapatıp, dışarı çıkarır. O konuşmaya devam eder:) Er-geç yıkılıp gidecek saltanatınız…
(Çıkarlar. Panelistler şaşkındır.)

1. Panelist: Ne dedi duydunuz mu?
3. Panelist: Saltanat falan gibi bi kelime, yıkılmak…
1. Panelist: Hayır ya; onu sonda söyledi, baştakini diyorum.
2. Panelist: Evet evet, ‘sefalet’ dedi!
3. Panelist: Hayır hayır, önce başka bir sözcük kullandı, neydi o?
1. Panelist: Yoksulluk dedi.
3. Panelist: (Kitabı işaret ederek) Şuna bir baksana, Türkçe miymiş?
2. Panelist: İlginç bir sözcük; İtalyanca gibi geliyor bana!
3. Panelist: Ben de şu sefalete bakayım! (Elindeki kitabı karıştırır.) Sefalet, sefalet, sefalet…
1. Panelist: Biriniz şu ansiklopedilere baksın! Rönesans dönemi Almanyasına özgü bir terim olabilir, dikkat edin!
2. Panelist: (3. Paneliste) Senin kitabında geçmiyor mu bu kelimeler?
3. Panelist: Yok! Seninkinde?
2. Panelist: Ya insan bilmediği sözcükleri ne diye kullansın canım! Gerçi itiraf etmeli, aydın olarak bu bir eksikliktir!
1. Panelist: Ne diye eksiklik olsun canım! İyi artık, aydın olduysak dünyadaki bütün terminolojiyi bilmek zorunda mıyız!
2. Panelist: (Alaylı) İlk defa bilimsel bir saptama yaptın yav! Bu nasıl bir duygu acaba?
1. Panelist: Benim yaptığım bilimsel saptamaların ucu anana kadar gider yavrucuğum! Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü şimdi!
3. Panelist: Lütfen arkadaşlar! Ülkemizin içinde bulunduğu sorunlara çözüm ararken, bu tür seviyesiz polemikler içine girmek size yakışmaz! Lütfen, kendinize gelin!
2. Panelist : Kim ulan seviyesiz; hırpo! O ne biçim laf öyle!
3. Panelist: Hırpo senin sülalendir, hıyaroğlu hıyar! (1. Panelist’e) Sen de ne biçim başkansın ulan, godoş, sahip çıksana şu öküze!
1. Panelist: Godoş mu! (Histerik bir tavırla) Bana mı dedin lan o lafı!
2. Panelist: Sana dedim tabii! Bir şey mi oldu?
1. Panelist: (Saldırır) Ulan senin….

Müzik. Işık kararır.

Sahne 37

Fonda oyun havası. Işık. Nadide oynamaktadır. Bu kısım karardığında, içeri Anne ve Baba 2 girer, sandalyeye otururlar. Baba; pijamalı, elinde gazete, umursamaz tavırlı; anne ise üzgün ve endişelidir. Elinde bir tv. Kumandası vardır.

Anne: Sence doğru mu yapıyoruz bey?
Baba 2: Neyi doğru mu yapıyoruz?
Anne: Kızı dışarı çıkarmamakla?
Baba 2: Doğru tabii! Sen Demokrasi’de neler olup bittiğini bilmiyon! Genç kızları düşürmek için yeni yeni maharetler geliştirmiş puştlar! Ve her gün bunların daha yeni sürümleri çıkıyo piyasaya!
Anne: Tamam, o zaman arkadaşlarıyla gezip tozsa birazcık! Böyle mahpus gibi yaşıyo çocuğum!
Baba 2: Ulan sen hiç mahpus gördün mü hayatında; f tipi hücrelerde bile böyle lüks yok! İşte müzik seti önünde; sırtı pek, karnı tok! Daha ne olsun! Adamın asabını bozma!
Elbet, yarın öbürgün bir isteyeni de çıkar. Veririz, gider. Ondan sonra geziyor mu, tozuyor mu, artık ne yaparsa yapsın! Top benden çıksın da…
Anne: Ama, böyle hep içerde olur mu!
Baba 2: Olur olur! Şarabın da kızın da güneş yüzü görmeyeni makbuldür!
Anne: Bunu da mı Konfiçiyüs söylüyo?
Baba 2: Yok; şimdi ben uydurdum bunu!
Anne: Hıh!
Baba 2: Ne o, beğenemedin mi?
Anne: Bari, izin versen de, kız arkadaşlarını eve çağırsa; beraber oynarlardı!
Baba 2: Olmaz! Bu sefer de, getir-götür işleri başlar!
Anne: Nasıl getir-götür?
Baba 2: Kız arkadaşları, zırzopun birinden mektup getirir; seninki de ona yazar, böyle böyle, bi aşk trafiğidir, gider gelir! Biz bu işleri biliriz! Burda, kendi evinde, edebiyle, namusuyla oynuyor işte çocuk! Elin zırzopuna aşık olmasından daha iyi değil mi!
Anne: Zırzop ne?
Baba 2: Oğlanlar yani! Geçen sefer de sormuştun salak!
Anne: Canım aşktan bu kadar korkulur mu; sen abartıyon sanki!
Baba 2: Lan öngörüsüz karı! Ne demiş…. (düşünür, uydurur) Konfiçiyüs; insanın başına ne gelirse ya meraktan, ya da… aşktan gelir, demiş!
Anne: Kim bu Konfiçiyüs?
Baba 2: (Düşünür, uydurur) Sen tanımazsın! Eski bakanlardan… (Gazeteyi gösterir) Bak bak bak; görüyon mu, gazetede de var: “Aşık olduğu adama kavuşamadı diye, canına kıydı!” Gül gibi kız! Ahan işte! (Kendi kendine) Ulan harbiden iyi parçaymış be; yazık, açılmadan iade!
Anne: Kızıma bir şey olursa valla aklımı oynatırım bey!
Baba 2: De boş boş konuşma öyle! Hele sen bi kahve yap bana! (Kadın elinde kumandayla çıkar.) Lan kumandayı niye götürüyon! Versene! Birazdan, ‘Aşkın Soluğu’ çıkacak!

Müzik yükselir. Yan tarafta Nadide’nin asabi bir şekilde oynamaya devam ettiği görülür.
Işık kararır.

Sahne 38

Nusret-Mehmet.
Mehmet’in elinde oyuncak bir silah vardır.

Mehmet: Lan oğlum, bu oyuncak tabanca, ne işe yarayacak ki?
Nusret: Adam o panikte nerden anlayacak oyuncak mı, gerçek mi! Sen içeri girince, hemen silahı çek, altınları torbaya doldur, sonra da kaç!
Mehmet: Sen nerde olacaksın?
Nusret: Ben her ihtimale karşı, biraz uzakta duracağım! İkimiz birden girersek dışarıyı gözetleyen olmaz!
Mehmet: Doğru. Bir şey olmaz değil mi lan?
Nusret: N’olacak oğlum; zenginler korkak olur! Göreceksin bak, silahı görünce ite dönecek herif!
Mehmet: Oyuncak silahı?
Nusret: Hadi hadi, köşede bekliyorum, korkmak yok, ona göre!
Mehmet: Kim korkuyo? Ben ha!

Mehmet cesaretini ispatlarcasına hızlı yürür. Ayrı ayrı yönlere giderler.

Sahne 39

Rezzan-Ramazan. Rezzan, aynaya bakarak saçını taramaktadır. Umursamaz tavırlarla konuşur.

Ramazan: Rezzan? İçimde bir his var; diyo ki, burası kurtların, akbabaların yeri.
Rezzan: Hııı?
Ramazan: Accık zayıf dursa, ziyan-zebil olur insan burda! Her yan kurt çünkü!
Rezzan: Abartıyon len; o gıda değel!
Ramazan: Bir uçurum varmış da, onun kıyısındaymışız gibi geliyo bana; yahut da, kapkara bir boşluk, biz öööyle yürüyoruz!
Rezzan: Öyle mi gerçek?
Ramazan: İnsan nereye vuracağını bilemez değil mi! Bi baktın, golunu gapmışlar! En büyük gorkum ne biliyon mu?
Rezzan: Ne?
Ramazan: Sen!
Rezzan: Ben? Niye ki?
Ramazan: Orta yerde, gurda-guşa yem olacaksın diye gorkuyom Rezzan!
Rezzan: Dur len, beni de gorkutacan şimdi!
Ramazan: Yok, sen gorkma; her daim cesur ol! Çünkü, gurt, gorktuğunu görürse, daha bi guvvetlenir! Hücumu sert yapar!
Rezzan: Gerilmekli film gibi gonuşuyon len! Tüylerim diken diken oldu valla!
Ramazan: Bunları, adımlarını dikkatli at diye söylüyom! Mesela benle evlenirsen, başına neler geleceğini biliyon mu?
Rezzan: (Utanarak) Kim’de her bi şey yazıyo zaten len! Meraklanma biliyom!
Ramazan: Öyle değil Rezzan; yani, mesela, nasıl bir evde, hangi şartlarda yaşayacağımızı düşündün mü diyom? Buna gatlanacan mı?
Rezzan: Ben her bi şeye gatlanırım; yeter ki, yanımda sen ol!
Ramazan: Ama demin dediklerim bi gulağından girdi öbüründen çıktı sankim?
Rezzan: Gurda-guşa galmam ben; yeter ki yanımda sen ol!
Ramazan: Yani benle evleniyon mu?
Rezzan: (Nazlanarak) Çok mu ısrar ediyon?
Ramazan: Yok, çok ısrar etmiyom! Vebal altına girerim!
Rezzan: Sen de heç gur yapmayı bilmiyon be! İnsan accık rol yapar!
Ramazan: Tamam tamam, çok ısrar ediyom!
Rezzan: E, madem ısrar ediyon, olabilir tabii!
(Gülüşmeler…)
Rezzan: İrmizan?
Ramazan: Ne? Fistan deme, daha işe girmedim, biliyon!
Rezzan: Yok len, şey diyecektim…
Ramazan: Ney?
Rezzan: Beni gurda-guşa bırakma, olur mu!

Müzik.

Sahne 40

Nusret tedirgin beklemektedir.
Dışardan bağırış-çağırış sesler duyulur:

1. Ses: Yakalayın, kaçıyor! Soyguncu kaçıyor! Yetişin! Poliiiis!
2. Ses: Bu tarafa kaçıyo, bu tarafa! Ateş et, ateş!
1. Ses: Dur yoksa ateş ederim! Dur diyorum!
(İki el silah sesiyle birlikte Mehmet sahneye girer ve düşer. Elinde büyük bir torba vardır. Nusret O’nu kollarına alır.)
2. Ses: Şu tarafa kaçtı, polis çağırın polis!
Nusret: Mehmet, Mehmet, kurban olduğum, vuruldun mu len!
Mehmet: (Ikınarak) Ağzına sıçiyım, hep senin yüzünden!
Nusret: Doğru len!
Mehmet: Şaka yaptım şaka! Bozuldun mu?
Nusret: Adamın silahı varmış! Nerden bileyim! Acıyo mu?
Mehmet: Sen şimdi beni bırak, şunu al, kaç! Tez tez… Kaç diyorum, şimdi seni de yakalarlar bak! (Nusret, torbayı alıp kaçar. Mehmet kendi kendine) Lan, bu kurşun dedikleri acıtmıyo da, uyku veriyo sanki! Ne iştir! Uyuyacam anasını satiyim! (Başı yana düşer.)
Müzik. Işık.

Perde

Perde 2

Dekor: Solda basit bir ev ortamı (Rezzan-Ramazan’ın evi): Bir divan, büyük bir ayna, yerde bir kilim, bir-iki eski sandalye, sehpa vs…
Sağda, zengin döşeli bir büro.

Sahne 1

Ramazan-Rezzan’ın evi.
Ramazan, tesbih çekmekte, Rezzan ayna karşısında süslenmektedir.

Rezzan: Demedin İrmizan?
Ramazan: Ne demedim İrezzan?
Rezzan: Evlendik evleneli, bana gaste (=gazete) neyin de almıyon!
Ramazan: Para yok ki, neyle alıveren?
Rezzan: Anşa’ya (=Ayşe’ye) her gün Sabah alıveriyomuş gocası! Abone olmuşlar hatta! Sen bana Posta bilem almıyon!
Ramazan: Hele işler yoluna girsin bi yo, bak gör o zıman; Mari Kler bilem alırım valla!
Rezzan: (Sevinçle) İki gözüm önüme aksın de?
Ramazan: Aksın!
Rezzan: Gadınca da alıverecen mi bana?
Ramazan: Nesi var, alırım helbet, hem en alasından!
Rezzan: Töbe alırım de!
Ramazan: Töbe alırım!
Rezzan: İrmızan len?
Ramazan: De hele!
Rezzan: Kasap Mustuva var ya?
Ramazan: vaar?
Rezzan: Kesti attı!
Ramazan: Goyunu mu?
Rezzan: Lafı len, lafı!
Ramazan: Ne dedi ki?
Rezzan: Bir daha borca neyin olmaz, dedi.
Ramazan: Beleş mi istediydik? Vercez helbet!
Rezzan: Ne bilem ben, öyle dedi işte!
Ramazan: Başka bişey dedi mi?
Rezzan: Dedi: Gocan olacak o… (durur. Kendi kendine) söylemeyim, gızar (kızar) şindi!
Ramazan: Çatlatma adamı Rezzan?
Rezzan: İşte, gocan olacak o… adama söyle, bi daha borca neyin olmaz, dedi.
Ramazan: Kasap Mustuva mı dedi bunu?
Rezzan: Hı!
Ramazan: Görüyon mu, sözde aynı köylüyüz! Hemşehrim olacak, deyyus!
Rezzan: Aaa! O da senin için öyle dedi?
Ramazan: Deyyus mu dedi?
Rezzan: Hı!

Işık. Müzik.

Sahne 2

Nusret, takım elbiseli, elinde bond çantayla geçerken 1. ve 2. kızlar korkuyla Serseri’den kaçmaktadırlar. Nusret’i yalvararak durdururlar.

1. Kız: Beyefendi beyefendi, bu serseri deminden beri peşimizde, bizi rahatsız ediyo!
Nusret: (Bir süre kızlara bakar. Onları tanımıştır. Fakat umursamaz:) Kim, bu mu rahatsız ediyo sizi?
2. Kız: Evet! Lütfen bize yardım edin!
Nusret: (Serseriyi çağırır.) Gel lan buraya!
Serseri: (Süklüm-püklüm gelir.) Ben bi şey yapmadım abi! Bunlar bi serseri arıyolardı, ben de burdayım dedim! Hani bi işe yarıyabilirim hesabı…
Nusret: Tamam tamam; (Cebinden para çıkartıp uzatır.) al şunu, yürü git hadi!
(Serseri dualarla koşarak çıkar.)
1. Kız: Ay ne kadar centilmensiniz! Sizi sanki bir yerden tanıyorum ama, şu anda hatırlayamadım!
Nusret: Ben hatırlatırım, merak etme! Arabam şurda, sizi bırakayım!
2. Kız: (O yöne bakınca şaşkınlık ve hayranlıkla:) Bu Hummer jip sizin mi?
Nusret: (Yürür) Gelin de içeriden bakın isterseniz.
(Kızlar mutlulukla bakışır.)
2. Kız: (Fısıltıyla) Gidelim kız, Allah gönlümüze göre verdi sonunda!
1. Kız: Evet evet! Ay çok heyecanlandım birden!

Çıkarlar. Işık kararır.

Sahne 3

Müzik.

Işık yandığında Nadide yerde yatmaktadır. Avucunda, açılmış bir ilaç şişesi görülür. İntihar etmiştir.

Işık kararır.

Sahne4

Ev. Ramazan oturmuş, tesbih çekmektedir. Rezzan aynada saçını tarar.

Rezzan: İrmizan len?
Ramazan (Düşünceli) De bakam!
Rezzan: Gece yatarken yüzüme su geldiydi, bizim tavan akıyo!
Ramazan: Yaza akmaz! Accık sabredecen gari!
Rezzan: Yaza ne kaldı İrmizan?
Ramazan: Aralık çıktı mıydı, bi-iki ay sayacan. Ne ki!
Rezzan: Göz açıp kapayıncaya kadar; he mi?
Ramazan: He ya!
Rezzan: Geçer helbet, ne kalmış şorda!
Ramazan: Hiç!
(Bir süre sessizlik.)
Rezzan: (Kendi kendine) Söylesem mi ki! (Ramazan’a) Bak ne diyecem…
Ramazan: Deyiver bakam!
Rezzan: Anama bi takım bilem fistan almadın!
Ramazan: Sonra alırız gari!
Rezzan: Beddua ettiydi gadın!
Ramazan: Beddua dutmaz!
Rezzan: Ya (=sahi mi)?
Ramazan: Gatiyyen dutmaz, meraklanma!
Rezzan: Peki dua dutar mı?
Ramazan: Hem nasıl!
Rezzan: O zıman, bakkal emmininki dutçek!
Ramazan: Bakkal emmi dua mı ettiydi?
Rezzan: Etti ya!
Ramazan: Kime?
Rezzan: Banaaa!
Ramazan: Niye ki?
Rezzan: Hani dün borca yağ, şeker neyin almaya gittiydim ya…
Ramazan: Gittin?
Rezzan: Yanağımı neyin okşayıvirdi de
Ramazan: (Doğrulur) Eeee?
Rezzan: Güzelliğe hele, Allah kem nazardan saklasın, dedi.
Ramazan: Vay hınzır vay!
Rezzan: Duası dutar dimi Irmızan?
Ramazan: Onunki dutmaz. Bi daha da yanına getme Onun!
Rezzan: Bi tek o borç veriyo Irmızan!
Ramazan: Sen hele bi çay demleyiver bana. Ben ne deyyosam onu yap; getmeyecen bi daha o dürzünün yanına!
Rezzan: Tamam İrmizan, sen gızma! (Kalkar. Durur.) lakin çay diyon da o da bitti!
Ramazan: Ne çabuk bitti gı?
Rezzan: Çok içiyon İrmizan; çay tarlamız olsa sana dayanmeyecek! Bi koşu bakkal amcadan alıp gelem mi?
Ramazan:(Kalkar) Sen dur ben giderim.
Rezzan: Olmaz len! Sen olmasan töbe virmem, dediydi bakkal emmi!
Ramazan: Ya?
Rezzan: Ya! Söyle o gocana, sakın borç almaya gelmesin, dedi üstelik! (Ramazan yığılır.) Ben gidem, sen otur!

Kadın çıkar. Adam mahzun, bakakalır.

Sahne 5

Zengin döşeli bir büro.
Patron/Nusret, telefonla konuşmaktadır.

Nusret: Tamam canım, toplantıda görüşürüz. Öptüm! (Kapatır.)

Muhasebeci süklüm-püklüm girer.

Nusret: Gel bakalım gel! Ne diyom ben sana: Hesap adamı olacan, değil mi! Sen ne yapıyon, paraları çarçur ediyon! Yerden mi topluyom lan ben paraları! Seni boşuna mı muhasebeci yaptım; bana yardımcı olman için! Bana yardımcı olacan ki, ben de seni takdir edeyim! Değil mi! Tamam vergileri güzel kaçırıyon, ona sözüm yok; ama bi işçilerle başa çıkamıyon! Şimdi söyle bakalım: Ne alacakları var bunların benden?
Muhasebeci: Adambaşı yüzondört!
Nusret: Yav, küsuratlı konuşma benle, biliyorsun sevmiyorum! Şuna yuvarlak hesap yüz diyelim!
Muhasebeci: Ama Nusret bey, geçen aydan alacaklarını da vermedik; valla zor olacak bu iş!
Nusret: Sen, konuşur, bi hal çaresi bulursun! Gelelim masraflara: Bunlar şantiyeden ne yemiş, ne içmişler, onu söyle bakalım!
Muhasebeci: (Bir defter çıkarır.) Hepsi şurda yazıyor!
Nusret: Hesap ettin mi peki?
Muhasebeci: Adam başı her gün iki ekmek, üç domates, bir baş da soğan yemişler!
Nusret: Su?
Muhasebeci: Onu da mı hesap edecektim?
Nusret: Lan belediyeye para vermiyor muyuz? Beleş mi geliyo su? Lahavle! Hesap et bakayım; kaç ekmek, kaç domates, kaç soğan tüketilmiş?
Muhasebeci: Yevmiye, doksanaltı ekmek, yüzkırkdört domates, kırksekiz baş da soğan.
Nusret: Ekmeğe yüz, de! Küsuratsız olsun maksat! Domatese de yüzelli diyelim, elli de soğan!
Muhasebeci: Ama, biraz fazla oluyo sanki…
Nusret: Onu bırak şimdi! Kuzu etinin kilosu kaça, onu söyle!
Muhasebeci: Dün birbuçuktan aldım!
Nusret: Bugün kesin zamlanmıştır; düz iki diyelim! Şimdi; beher üç tane domates, bir kilo kuzu etine tekabül ederse, toplam kaç kilo kuzu eti yenmiş olur?
Muhasebeci: Nusret bey, ne diyorsunuz; bunlar hiç et yemediler ki?
Nusret: Oğlum sen bilmezsin; Onlar domatesi öyle bi yerler ki, gören önlerinde kuzu eti var sanır!
Muhasebeci: Doğru valla! Hayvan gibi yiyolar!
Nusret: Şimdi hesabını ona göre yap! Hadi bakalım! (Muhasebeci hesap yapar. Nusret telefon açar.) Kızım bana, önce Şükrü beyi, ardından da bizim müdürü bağla! Bana bak, şu spor kompleksi için müsteşar arayacaktı, aradı mı? Ha, tamam, o zaman saat beş gibi bir randevu ver! (Telefonu kapatır. Muhasebeciye) N’oldu hesap?
Muhasebeci: Her işçi, sekizer kağıt borçlu çıkıyo bu durumda!
Nusret: Tamam! Yalnız küsuratlı konuşma!
Muhasebeci: On!
Nusret: Güzel! Bunu kendilerine hemen ilet! Borçlarını ne zaman isterlerse ödeyebilirler! (Muhasebeci çıkarken telefon çalar.) Alooo, tamam bağla! Ooo, Şevket bey nasılsınız! Allaha şükür idare ediyoruz işte! Tamam canım ben bağladım o işi! Yalnız şu yüzde işini konuşamadık daha! E, çok diyorsun be! Bak, namussuzum sen olmasan, katiyyen girmezdim bu işe! Hayır, baştan aşağı risk canım, sen de biliyorsun! Bir şeyler yap o zaman, bi güzelliğini görelim! Tamam! Hadi, öptüm! (Telefonu kapatır.) Şerefsiz adi!

Işık. Müzik.

Sahne 6

Abuzittin-Zeynep.
Abuzittin pijamalıdır. Bir elinde havluyla girer.

Abuzittin: (Seslenir) Huooop karı! Lan kimin adı karı! Gel buraya çabuk, gel!

Zeynep kızgınlıkla girer.

Zeynep: Bana bak Abuzittin; Benim adım Zeynep! Bi daha öyle karı gibi laflar edersen oyarım seni haberin olsun!
Abuzittin: Kim karı gibi laf ediyo lan! Ne diyon sen (vurur.) karı!
Zeynep: Allah belanı versin senin! Bütün apartman sesini duyuyo her gün! Mahallenin yüzkarası oldun, yüzkarası!
Abuzittin: Ulan ben mahallenin yüzkarasıysam, sen Demokrasi ayıbısın be! İt!
Zeynep: İt sensin! Git o şırfıntılara laf et erkeksen!
Abuzittin: Sen o şırfıntıların tırnağına gelemezsin, tırnağına!
Zeynep: Pışşııık! Hepsini toplasan bi kadın etmez onlar!
Abuzittin: Yok canım; hiç olmazsa onların ilk aşkı ben oldum! Senin ilk aşkın Adem babaya kadar gider be!
Zeynep: Sen aşktan ne anlarsın be zübük! Ama kabahat bende; ne diye evleniyorum ki, bu zamparayla!
Abuzittin: Asıl kabahat benim; ne diye defolu mal alıyorum ki! Stokta onca kaliteli ihraç fazlası mal dururken…
Zeynep: Evlenirken böyle demiyordun ama!
Abuzittin: İşte Allah insanı kör etti mi ediyor! Bizi de köreltti demek!
Zeynep: Evde gül gibi karın dururken, sürtüklere kur yapmandan belli kör olduğun!
Abuzittin: Gül? Gül gibi karı ha? Doğru; kokusu kaçmış gül! Her gelen koklarsa, olacağın budur!
Zeynep: İğrençsin sen, anladın mı iğrenç!
Abuzittin: Hele sen bundan sonra tek başına sokağa çık, bak ne yapıyorum! Ayriyeten türban da takıcan! Bi erkeğe selam ver, seni de o erkeği de…
Zeynep: (Keser) Asıl ben seni bi kadınla göreyim, seni de onu da nasıl rezil ediyorum, görürsün! Yırtarım Allah canımı alsın!
Abuzittin: Ne lan, kendine mi benzeticen beni! Kaltak!
Zeynep: (Terliğini çıkarır, vurur.) Ulan şimdi senin ağzına…

Müzik. Işık.

Sahne 7

Büro. Nusret çalışmaktadır. İçeri telaşla Muhasebeci girer. Dışardan bağırış-çağırışlar gelir.

Muhasebeci: Nusret bey, Nusret bey, mahvolduk! İşçiler ayaklandı!
Nusret: Niye lan, hesabı göstermedin mi?
Muhasebeci: Gösterdim Nusret bey, dinlemiyorlar! Hakkımızı yiyen, afedersiniz, şeyimizi yesin diyorlar! Zaptedemedim valla! Paramızı almadan gitmeyiz diyorlar!
Nusret: Paralarını alacaklar ha! (Düşünür) İçlerinden adam gibi üç temsilci seçsinler, onlarla konuşayım!
Muhasebeci: (Çıkar.) Başüstüne!
(Nusret, telefon açar.)
Nusret: (Telefona) Hemen polise telefon et, işçiler isyan çıkardı de! Önlem alsınlar! (Sırıtır) Ha, bana bak, akşama sendeyim ona göre, yok yok, bu sefer jakuzi keyfi yaparız! Okey? Hadi, öptüm!
(İçeri üç işçi ve Muhasebeci girerler.. İşçiler birbirlerinin sözüne girerek hınçla konuşurlar.)
1. İşçi:İki aydır yevmiyemi alamıyorum beyim, senin bu yaptığın zulümdür. Üstelik bizi onar lira da borçlu çıkarıyorsun! Evde çoluk çocuk aç! İşsiz olsam, işsizim derim! Karı evi bıraktı! Mahalleliden her gün borç alıyorum. Yediğimiz içtiğimiz de yok!
2. İşçi: Biz burayı yakarız Nusret bey, yakarız! Var mı öyle işçinin alınterine göz dikmek! Ha, var mı!
3. İşçi: Siz zenginler, parayı mezara mı götüreceksiniz! Yoksulun, fukaranın halinden anlamayan insan, insan mıdır, ha! Ahirette bunun hesabı sorulmaz mı sizden! Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemek ne demektir!

(Nusret gözünü kırpmadan, çatık kaşla söylenenleri dinler. Nihayet bağırır.)
Nusret: Kes!
(İşçiler susar. Nusret, işçilerin gözlerinin içine baka baka dolaşır.)

Nusret: Sizin bir işiniz var mı! Var! Benim işim yoktu! Şu Demokraside, aylarca iş aradım ben. Sizin karnınız doyuyor mu! Doyuyor! Ben günlerce aç dolaştım buralarda! Sizin sırtınız pek mi, pek; açıkta mısınız! Hayır! Ben, parklarda, sokaklarda yatıp kalktım aylarca! Bir arkadaşım vardı! Öldü! Soğukta birbirimize sarılarak uyurduk! Sırtımızda incecik bir fanila… (İşçilerin başları öne düşer.) Sabahla, karnımızı doyuracak bir lokanta, ısınacak bir yuva arardık! Kimse bir parça ekmek vermezdi! Kimse! Kovarlardı bizi! Yoksulluğun ne demek olduğunu hepinizden iyi bilirim! Benim en büyük emelim, sizi çoluk çocuğunuzla mutlu, huzurlu görmektir. Çünkü ben mutluluğu tadamadım! Fakat lanet olsun işte! Şirketin kasasında beş kuruş deseniz yok! Aylardır kredi alacağım umuduyla bekliyorum! Ha bugün ha yarın, istihkak çıkacak diyerek oyalıyorlar beni! Kendileri açlığın, yoksulluğun ne demek olduğunu bilmiyor ki! İnanın, sizler için günlerce uyumadığım oluyor! Fakat ne çare! İşin ucunda siz olmasaydınız, namussuzum bütün inşaatlarımdaki işi durdurur, başkasına devrederdim! Ama, binlerce işsizin arasına sizleri de katmak vicdanıma sığmıyor! (Mırıltılı Allah razı olsun sesleri) Şimdi sizden ricam, işinizin başına dönmeniz ve biraz daha sabretmenizdir. İnşaallah, en yakın zamanda refaha kavuşacak, hatta her biriniz birer ev, birer araba sahibi olacaksınız! Söz veriyorum size! Ben her zaman arkanızdayım! Bunu unutmayın! (Muhasebeciye döner) Arkadaşların kasaya onar lira borçları vardı değil mi!
Muhasebeci: Evet efendim!
Nusret: O borçları bir kalemde sileceksin! Kimsenin bana bir kuruş borcu yok! Anlaşıldı mı?
Muhasebeci: Anlaşıldı beyefendi!
1. İşçi: Olmaz beyim! (Cebinden para çıkarıp verir.) Siz şimdi zor durumdasınız; durumunuz düzelsin, sonra alırız gene!
Nusret: Arkadaşlar, yok diyorsam yok; o kadar! Mümkünü yok almam!
2. İşçi: Olur mu beyim; bu bizim insanlık vazifemiz; zor durumdaki insana yardım ederiz!
Nusret: O zaman yarısını alırım! Israr etmeyin rica ederim! Diğer arkadaşlarınıza da söyleyin, en fazla yarısını!
3. İşçi: Tamam beyim; hele sen şunu al!
Nusret: Ama bu fazla…
3. İşçi: Sen bizim böyüğümüzsün Nusret bey! Allah senin gibileri başımızdan eksik etmesin!
2. İşçi: Allah birini bin etsin beyim! Sağlıcakla kal!
(Çıkarlar. Nusret Muhasebeci’ye döner.)
Nusret: Hastir git lan!

Muhasebeci çıkar. Işık. Müzik.

Sahne 8

Ev. Rezzan-Ramazan.

Rezzan: (Aynada saçını taramaktadır.) Gusura galma emme, ben senin bu işinden bir şey anlamadım Ramazan!
Ramazan: Nasıl yani?
Rezzan: Gaç aydır eşekler gibi çalışıyon, bi guruş aldığın yok!
Ramazan: Patron para vermiyo Rezzan; hem bi bana değil, heç kimseye vermiyo!
Rezzan: Niye ki?
Ramazan: Parası yokmuş!
Rezzan: Nasıl patronmuş bu böyle! Hem gocca patron, hem de parası yok! O zaman niye patron oluyo!
Ramazan: Öyle gonuşma Rezzan; benim patron dünyanın en eyi insanı, bakma sen; olsa dağıtcek! Emme şimdilik elinde-avucunda yok!
Rezzan: Nirden biliyon?
Ramazan: Gendisi söylemiş bizim arkıdeşlere!
Rezzan: Ben inanmıyom!
Ramazan: Öyle deme; bizim patron has adamdır! Gendisi de yoksulluktan gelmiş! Yoksulun halinden bilir! (Öksürür.)
Rezzan: Bilse böyle yapmaz! Gaç aydır doktura gitçen sen! İnsan heç olmazsa doktur parası verir! Al bu senin hakkın, deyi!
Ramazan: Verir verir; hele sen, varsa bana bi ıhlamur yap!
(Rezzan hazırlanır.)
Ramazan: Nereye:
Rezzan: Bakkal emmiye! Evde ıhlamur da galmadı!

Çıkar. Ramazan arkasından mahzun bakar. Müzik. Işık.

Sahne 9

Gani-Gülten.

Gani: Bak bu çok komik ama! Söyle bakalım: En şişman kız kimdir?
Gülten: (Kendi kendine) Komiklik yapacağım diye yapmadığı şebeklik kalmadı!
Gani: Bilemedin değil mi, ben söyleyeyim mi?
Gülten: Iyyyy! Söyle!
Gani: FATma! FATma! (Güler)
Gülten:(Donuk) Nesi komik bunun?
Gani: Nasıl nesi komik?
Gülten: Kardeşimin adı da Fatma, ama hiç de şişman değil!
Gani: Hadi ya! (Kendi kendine) Doğru lan! Mahallede bi tane çita fatma var. Öyle olsa o da şişman olurdu! Ama bu esprinin İngilizce bi anlamı vardı galiba, neyse! (Gülten’e) Şimdi, Temel bir gün özel bir davete gidecek…
Gülten: (Kendi kendine) Ay, dayanamıycam!
Gani: Tutmuş, smokin giymiş. Davete gidiyo ya. İşte tam salona girecek, bir de bakmış, ne görsün, tabelada “No Smoking” yazıyor! (Güler) Şimdi diyeceksin, senin bu dediklerine kim inanır?
Gülten: (Alaylı bir merakla) Evet, kim inanır?
Gani: Kadir İnanır. (Güler.) Peki, diyelim bir zencinin koluna bir karınca düştü! Karınca, ne der?
Gülten: (Kendi kendine) Bayılıcam!
Gani: Bilemedin! “Eyvaaah! Gene karakola düştüm!’ der. (Güler. Gülten kalkar.) Nereye?
Gülten: Berbere gidicem!
Gani: Bak onunla da ilgili bi espri var. Şimdi berber sana, saçını nasıl keseyim diye soracak! Sen hemen şey de, sessiz! (Güler.)
Gülten: İyi. Söylerim! (Gitmeye yeltenir. Gani kolundan tutar.)
Gani: Ya, daha bitmedi ama, bak, Hakan Şükür, bi gün maçta sakatlanmış, onu kim taşımış biliyon mu!
Gülten: Kim taşımışsa taşımış! Bırak kolumu be, maymun! (Çıkar.)
Gani: (Donuk) Bilemedin; Hakan Taşıyan! (Bir süre düşünür.) Hayret bi şey ya!

Müzik. Işık.

Sahne 10

Büro. Nusret çalışmaktadır. Rezzan kızgınlıkla girer.

Rezzan: Sen benim gocama para neyin vermemişsin! Doğru mu? Hemi de hakkı olan bi para!
(Nusret Rezzan’ı süzerek kalkar.) Neden vermiyon? İnsan olur da, hasta bi adamın hakkını vermez mi! Onca çalışmış! Yazık değel mi! O parayla doktura gitçek! İlaç alcek kendine! Bana da fistan sözü var!
Nusret: Sen ne güzel konuşuyon öyle! Otur hele şöyle! Bak ne diyecem!
Rezzan: Ne diyosan de; oturmeyyom ben!
Nusret: Canım, önce bi otur ki, biz de çaresine bakalım değil mi! Otur şöyle yav, otur!
Rezzan: Çok mu ısrar ediyon?
Nusret: Hı hı!
(Rezzan oturur.)
Rezzan: Eh, madem çok ısrar ediyon, oturam bari!
Nusret: Senin kocanın adı ne?
Rezzan: İrmizan!
Nusret: Ha, şu kel kafalı olan…
Rezzan: Hiç de bilem; benim gocam kel kafalı deel! Artis kimin; hemi de en alasından!
Nusret: Neyse canım; demek senin kocan burda çalışıyo!
Rezzan: Evet; çalışıyo ama, para veren yok ki, doktura gitsin! Üstelik bana fistan da alcek daha!
Nusret: Ne kadarmış alacağı?
Rezzan: Yüzondört panglot!
Nusret: Yüzondört panglot olmaz!
Rezzan: Ya?
Nusret: Ben küsuratı sevmem; senin hatırın için şunu düz ikiyüz panglot yapalım!
Rezzan: (Sevinçli) Sen meğer ne iyi adammışsın! Gerçi İrmizan bana dediydi: Sen bilmiyon; bu patron kısmı bizim gibi aç gözlü değeldir. Sen bir dersin, o beş verir. Patron dimek baba dimek! Doğru söylemiş değel mi! Benim gocam hep doğruyu söyler zati! Emme, sen gene de İrmizan’ın hakkını ver yeter! Fazlası haramdır!
Nusret: Canım ne haramı! (Uzatır) Hele sen al şunu!
Rezzan: Çok mu ısrar ediyon? (Nusret onaylayınca) Eh, alam bari! Ama yok yok; sen bunu gendin gönder! Benim buraya geldiğimi bilmiyo!
Nusret: Tamam; göndereyim! Sen fistan da istiyodun değil mi?
Rezzan: Evet. Ta kaç vakittir sözü var bana! Bu paraylan alır artık!
Nusret: Canım o para kendisinin; fistanı ben alırım sana!
Rezzan: Olmaz! Olur mu heç! O gıda para veriyon! Gendisi alsın artık!
Nusret: Ya ne önemi var! Sen demin demedin mi patron baba gibidir diye. Tamam, farzet baban sana güzel bir fistan alacak! Ne var bunda!
Rezzan: Çok mu ısrar ediyon?
Nusret: Çok!
Rezzan: O zaman al madem! Emme turuncu isteyyom! Demıkraside görmüştüm! Böyle böyle, çiçekler neyin de var üstünde!
Nusret: Tamam. Aynı ondan alıcam!
Rezzan: Allah razı olsun senden; ben gideyim artık; yarın gelir alırım!
Nusret: Nereye?
Rezzan: Eve!
Nusret: Ama mağazaya beraber gitmemiz lazım; ben bilemem ki!
Rezzan: Ben tarif ediverem sana! Bak şimdi, demıkrasiye varınca…
Nusret: Canım öyle tarifnen olur mu bu işler; hem beraber yemek de yeriz; karnım acıktı valla!
Rezzan: Sen kendin ye! Ben aç değelim daha!
Nusret: Ama ben yalnız yiyemem ki! Kursağımdan geçmez! Karşımda senin gibi güzel bir kadın olursa, iştahım açılır! Hadi kırma beni!
Rezzan: Çok mu ısrar ediyon?
Nusret: Çok!
Rezzan: Madem ısrar ediyon, geleyim bari! Eve nasıl döneceğim ben; çok uzak!
Nusret: Arabamla bırakırım seni! En fazla sekizde!
Rezzan: Geç kalamam ben! İrmizan merak eder sonra!
Nusret: Canım n’olacak; birazcık gezdim, dolaştım dersin, evime geldiğini söylemezsin!
Rezzan: Evine mi gidiyoz! Katiyyen olmaz! İrmizan kızar sonram! Üzülür de!
Nusret: Canım sen de soyunduğumuzdan sözetmezsin, olur biter! Ne var bunda!
Rezzan: Hiiii! Günah len; Allah çarpar sonra! Ya İrmizan duyarsa?
Nusret: Nerden duyacak; hem duysa da bi şe olmaz! Beni sever O! Hadi ama! Hatırım için, üzme beni!
Rezzan: Çok mu üzülüyon?
Ramazan: Çok!
Rezzan: Israr da ediyon zati?
Nusret: Hı, hı!
Rezzan: (İkircikli) İyi madem! (Çıkarlarken) Geç kalamam ama! İrmizan gızar sonra!

Birlikte çıkarlar. Işık. Müzik.

Sahne 11

Ahmet, kederli, tek başına oturmuş, şiir okumaktadır:

Hep benim yerime yaşıyor bütün yaşayanlar
Biri benim yerime mutlu şimdi yemeğini yerken
Biri benim yerime dalmış gelecek günlerine
Doğacak çocuğunu düşlüyor biri benim yerime
Herşey farklı ve güzel olacak baharla biliyor
Ve yaşam rüzgarla bir koşacak kollarına
Benim yerime
Benim yerime yaşayacak bütün yaşayanlar.

Ağzında yarısı dışarıda sakız, Ayten girer.

Ayten: Merabaaa! Nassın canım! Üfff, koşturmaktan nasıl yorulmuşum! Hastaneye uğradın mı, neyin varmış? Ha, sahi, aklıma geldi; babam düğün salonu olayını çözmüş; ikibuçuğa bırakıyolar. Orkestrası, ikramı falan hepsi içinde. Nasıl ama, çok sevindin değil mi! Adam senin yerine koşturuyo valla! Bi ara teşekkür edersin artık! Nezaketen canım! Şu havuzlu olanı diyorum! Birlikte bakmıştık ya! Şahane değil mi! Ay muradımıza kavuştuk nihayet! Ne diyorum biliyor musun, düğünün sonunda kendimizi havuza atalım mı! Ne güzel olur, düşünsene! Sen elbiseyle, ben gelinlikle! Ayyyy! Çok heyecanlı ya! Haa, az daha unutuyordum, saçımı Karaca’da yaptırıcam! Biraz pahalı ama, hakkını veriyo sonuçta! Diyeceksin, madem havuza atlayacağız, o zaman neden Karaca’da yaptırıyon! Olsun! İnsan bi defa gelinlik giyiyo hayatında! Değil mi ama! Hem pahalı dediysem….
Ahmet: Ayten!
Ayten: Hı?
Ahmet: Demin hastaneye uğradın mı, diye sordun ya!
Ayten: Hı?
Ahmet: Uğradım!
Ayten: Hı?
Ahmet: Kansermişim!
Ayten: Hııı!
Ahmet: Birkaç aylık ömrüm varmış! (Durur. Ayten ağlamaya başlar) Bilemedin bir yıl! Filmlerde olur ya, öyle işte! Seyrederken hiç aklıma gelmezdi, hani bir gün benim de böyle bir şeyi yaşayacağım! Fakat hayat işte, bazen acımasız olabiliyor! Yine de kendimi bırakmış değilim! Belki tedavi olacak kadar çok param yok, olmayacağım da zaten; ama direneceğim! Doktor da söyledi; bu hastalığı yenme olasılığım varmış! Yeter ki, moralim yüksek olsunmuş! Bana destek olursan… Ağlama lütfen Ayten! Benim için üzülmeni istemiyorum! (Elini Ayten’ın saçına götürür.) N’olursun!
Ayten: Çek elini be! Ben senin için mi ağlıyorum! O kadar havaya girmişim; düğün salonu tutulmuş, bir sürü davetiye dağıtılmış; ne diyeceğim millete şimdi! Şansıma sıçiyım be, olmaz böyle bi şey abi ya, olmaz ya! Bari gidip şu düğün salonunu iptal ettireyim!
Ahmet: Evlenmiyor muyuz?
Ayten: Ne yüzsüz adamsın ya! Hem birkaç aylık ömrüm kaldı diyorsun, hem de evlenmekten söz ediyorsun! Hayret bişey ya! Ben böyle duyarsızlık görmedim abi ya!
Ahmet: Hayır, doktor demişti ya, moralin yüksek olursa, bu hastalığı yenebilirsin diye!
Ayten: İyi valla; biz beyefendinin morali yüksek olsun diye gül gibi ambalajı açtıralım, iki ay sonra da Ayten sap gibi ortada…. Pışşıııık!
Ahmet: Haklısın Ayten, onu düşünmemiştim!
Ayten: (Ağlar.) Allahından bul e mi! Ne kadar mutluydum halbuki, sözde haftasonu evleniyordum. Bencilsin sen bencil! Sırf kendini düşünüyorsun! İnsan, bir genç kızın hayallerini bu kadar kolay yıkar mı!
Ahmet: Özür dilerim Ayten! Bu kadar üzüleceğini bilsem valla ölmezdim! (Ayten’e yaklaşır, elini tutmaya çalışır) Yani elimde olsa…
Ayten: (Kalkar) Bırak be! Geberirsin inşaallah!
(Çıkar.)
Ahmet: Kusura bakma Ayten! Ne desen haklısın! (Kendi kendine) Geberirim inşallah!

Müzik.

Sahne 12

Gani düşünceli girer. Karşıdan Hüseyin gelir.

Hüseyin: Hayırdır lan, bu ne hal!
Gani: Sorma abi ya!
Hüseyin: N’oldu, ne var gene!
Gani: Kendimi intihar edicem ya!
Hüseyin: Niye ki!
Gani: Niyesi var mı abi ya, şu alemde biz de herkes gibi bi karı götüremeyecek miyiz ya!
Hüseyin: Sakin ol ya; anlat hele!
Gani: Ya, ‘karılar romantik erkeklerden hoşlanır’, dediler, biz de başladık şiir-miir ayaklarına! Anlıyon mu abi! Yalnız, aramızda kalsın!
Hüseyin: Merak etme sen! Eee, n’oldu?
Gani: Sülük oldum abi ya!
Hüseyin: Yapma be!
Gani: Sonra, ‘bu kadın milleti sert erkekleri sever’, dediler, biz de bir parça kırıp döktük! (Elini gösterir.) Bak abi, morluğu görüyon mu!
Hüseyin: Eee? Sonuçta n’oldu?
Gani: Ayı oldum abi ya!
Hüseyin: (Üzgün) Yapma be! Sonra?
Gani: ‘Karı milleti kendisini güldüren erkeklerden hoşlanır’, dediler!
Hüseyin: Bu sefer ne oldun?
Gani: Maymun oldum abi ya!
Hüseyin: Ya?
Gani: Yaaa! Böyle bi şey var mı abi be, Allah aşkına söyle! Ben de herkes gibi bi karı düşüremeyecek miyim şu alemde!
Hüseyin: Bi daha say bakayım şunları: Önce sülük, sonra ayı, sonra da maymun mu oldun?
Gani: Evet abi yaa!
Hüseyin: Eeee, az kalmış o zaman!
Gani: Neye az kalmış abi?
Hüseyin: İnsan olmana! (Kalkar.) Biraz daha gayret et, olursun bak!
(Hüseyin çıkar. Gani arkasından koşturur.)
Gani: Hüseyin abi, şunu anlatsana gözünün çapağını yiyeyim! İnsan olunca malı götürecek miyim abi? Garanti veriyon mu?

Çıkarlar. Müzik. Işık.

Sahne 13

Rezzan-Ramazan.

Rezzan aynanın önünde saçını düzeltmektedir. Sonra oturur, örgüsüyle meşgul olur. Ramazan girer, kötü kötü öksürür; kalbini tutar.

Ramazan: Benim patron çok düşünceli adam gıı! Bak, heç ben istemeden göndermiş!
Rezzan: (Bilmiyormuş gibi yapar.) Para mı göndermiş?
Ramazan: Hı!
Rezzan: Doktura gidersin artık!
Ramazan: Sona, acelesi yok daha!
Rezzan: Para da aldın, genem de doktura gitmiyon!
Ramazan: Hele biraz para dutalım; gitçem!
Rezzan: Her daim gitçem diyon, gitmiyon! (Durur) Biz zati heç yaşamıyoz sankim!
Ramazan: Yaşamak nasıl oluyor ki?
Rezzan: İşte Demıkrasi caddesindeki gibim.
Ramazan: Sen onlara bakma! Hem sen ne zaman gittiydin oraya?
Rezzan: !!!
Ramazan: Dimedin?
Rezzan: Söylesem gücenirsin belkim!
Ramazan: Söyle söyle!
Rezzan: Biliyon mu ne zıman?
Ramazan: Di bakam!
Rezzan: Geçen hafta! Senin çavuş var ya!
Ramazan: Var?
Rezzan: O götürdüydü.
Ramazan: (Kalkar) Nasıl götürdüydü? Neye götürdüydü?
Rezzan: Gel seni yaşatam, gözün gönlün açılsın dediydi!
Ramazan: Ne zıman dediydi?
Rezzan: Geçen hafta! Haniydi gonuşmaya gittim ya!
Ramazan: Kiminle?
Rezzan: Senin patronla canım!
Ramazan: Niye ki?
Rezzan: İşte doktur parası için! Ne zamandır yevmiye alamıyodun ya!
Ramazan: Demek, demek bu para onun için…
Rezzan: Yok, len zaten gönderecekmiş sana!
Ramazan: Niye haber virmedin bana?
Rezzan: Ben haber verem dedim. Lakin O, bi şey olmaz, gocanın ruhu bilem duymaz, dedi.
Ramazan: Vay dürzü vay!
Rezzan: Duysa da gızmaz, dedi.
Ramazan: Vay puşt vay!
Rezzan: Gızdın mı ki!
Ramazan: Çok bönsün be Rezzan!
Rezzan: Bön ne dimek İrmizan?
Ramazan: Senin gibi işte! Elin oğluyla demıkrasiye gidilir mi!
Rezzan: O elin oğlu değil ki; senin çavuşun! Hem mecburen gittim!
Ramazan: Nasıl mecburen?
Rezzan: Yoksa patronla görüştürmeyecekti!
Ramazan: Öyle mi dedi?
Rezzan: Evet! Patronla görüşmek istiyosan illa benle Demıkrasiye gelecen, dedi!
Ramazan: Ya, ne diyeyim sana Rezzan; hadi patronla gitsen neyse; patron baba adam! Lakin sen çavuşla sürtmüşsün!
Rezzan: O zıman patrona bişey demen!
Ramazan: Yoksa… O da mı götürdü?
Rezzan: Ona gızman değel mi?
Ramazan: Söylesene Rezzan?
Rezzan: İşte, çavuştan sona!
Ramazan: Nereye?
Rezzan: Haniydi demıkrasinin arkasında karanlık yirler var ya, Uygarlık mahallesi mi neymiş. İşte oraya!
Ramazan: Ne yaptı sana?
Rezzan: (Kendi kendine) Söylesem mi ki! (Ramazana) Accık dolaştırdı len. Ne var bunda!
Ramazan: Accığı var mı Rezzan!
Rezzan: Ben senin için gittim İrmizan! Öksürmekten ölüverecen bi gün!
Ramazan: Vay hınzır vay! (Sinirli gezinir.) Bunların niyeti kötü Rezzan. Sen saf olduğundan heçbi şey anlameyyon!
Rezzan: Çok ısrar etti emme! Yoksa ne işim var adamın evinde!
Ramazan: Evine de ha!
Rezzan: (Kendi kendine) Söylemeseydim! (Ramazan’a) Yimek yedirdi sade! Ne var bunda!
Ramazan: Sonra?
Rezzan: Mağazaya götürdü?
Ramazan: Demıkraside mi?
Rezzan: (Başıyla onaylar) Fistan neyin aldı. Israr edince, oğluma da istediydim.
Ramazan: Oğlun var mı ki?
Rezzan: Olmadığına ne bakıyon; olcek helbet! Hazırlık yapıveriyon! Sana galsa heç almeyecen! (Kendi kendine) Anama aldığımı söylemeyim, ona da gızar şimdi!
Ramazan: Ona da aldı mı?
Rezzan: Alma mı len! Ben istedikten kelli!
Ramazan: (Kendi kendine) Vay adi vay! (Rezzan’a) Demıkraside insan insana günahlarını bilem bedava virmez Rezzan? Offf, offf! Başka ne aldı?
Rezzan: Mağazada senin için de birşey gördüm. Lakin düşünceli adam, ben istemeden o aldı!
Ramazan: Ne?
Rezzan: Takım elbise len! Dur getiriveren! (Getirmek için koşar)
Ramazan: Ah Rezzan ah, nasıl da ganarsın böyle!
Rezzan: (Elinde elbiseyle döner) Ne dedi patron biliyon mu; bunu zaten İrmizan’a alıcektim! Eşekler gibi çalışıyo oğlan; helbet üstbaşını da düzmek ilazım. Bu benim insanlık vazifem, dedi. Anlıyacağın, senin hakkınımış! (Gösterir) Nasıl; gözel değel mi?
Ramazan: (Kumaşını yoklar.) Gözelmiş!
Rezzan: Ben gendim beğendim! Gözel tabii!
Ramazan: Gözel mözel, bize ne?
Rezzan: Öyle deme len! Bu senin gari! Bi sürü para verdi adam! Valla bir yıl çalışsan alaman!
Ramazan: Çok mu pahalıydı!
Rezzan: Çok! Markasına baksana len! (Gösterir.)
Ramazan: Abooo; cart-curt marka!
Rezzan: Tabii ya, ne sandın! Ümmügülsümün düğününde giyersin artık. Damatlar gibim. Daha ne isteyon hınzır! Sana da pek yakışır. (Kocasının üstüne tutar.) Aynaya bak len aynaya bi yo! (Ramazanı aynaya döndürür. Ramazan bakar.)
Rezzan: Hele ceketi giy bi yo! (Giydirir) Nasıl; pek gözel durdu, de mi?
Ramazan: (Aynaya bakar.) Gözel mi durdu, dedin?
Rezzan: Bak hele bak; bi de soruyo; gendi gözünle gör!
Ramazan: Kendin mi seçtin?
Rezzan: Kendim seçtim tabii!
Ramazan: Vallaha de!
Rezzan: Vallaha len , inanmıyon mu?
Ramazan: İki gözüm önüme aksın de!
Rezzan: Köroliym ki ne!
Ramazan: Fena değelmiş! (Aniden döner.) Bak gendin seçmediysen…
Rezzan: Töbe ben seçtim len!
Ramazan: O zıman başka! (Kendi kendine) Buna bir de gundura neyin ilazım şimdi!
Rezzan: (Durur) İrmizan len!
Ramazan: (Aynaya bakınırken) Hı?
Rezzan: Nirden anladın?
Ramazan: Neyi?
Rezzan: Gundura da alıvirdiğimi.
Ramazan: (Kadına bakar) Onu da mı aldın, bakın hele benim garıya!
Rezzan: (Getirmeye gider) Bi gördüm, aha illa bundan dedim, patron böyük adam, seni gıracağıma gafamı gırarım daha iyi dedi! Ne iyi adam değel mi len.(Adam ayakkabıyı giymeye çalışır. Bakar.) Hemi de pek gomedyen! Çok güldürdü beni!
Ramazan: (Ayakkabıya bakar.) Gözel durdu mu diyon yani?
Rezzan: Hemi gözel hemi de şık! Aynaya bak aynaya. Sanarsın artisttir benim kocam!
Çalımına hele!
Ramazan: Sen ne diyon gıı! Artise teşbihin hata!
Rezzan: Hem ne!
Ramazan: Bi çıkam şöyle Demokrasiye doğru, bak gör o zıman gaç gız takılıyo peşime!
Rezzan: Bilmez miyim len hınzır?
Ramazan: Lakin yüz virmem hiçbirine!
Rezzan: Nirden belli! Virirsin belkim!
Ramazan: Karıya hele! Ben virmem didim mi virmem!
Rezzan: Benden gözel oldu farzet?
Ramazan: Olsun, genem bakmam!
Rezzan: İki gözüm önüme aksın de!
Ramazan: Aksın!
Rezzan: Gocama hele! (Sarılır.)
Ramazan: Rezzan?
Rezzan: De?
Ramazan: Ben seni çok seviyom, biliyon değel mi?
Rezzan: Ben ya?
Ramazan: Sen de mi seviyon?
Rezzan: Feza gıda, feza! Fezayı biliyon mu sen?
(Gülüşürler.)
Ramazan: Ben şimdi bu halimle pek gıyak oldum he mi?
Rezzan: Hem nasıl!
(Ramazan aynaya bakınırken öksürmeye başlar.)
Rezzan: Birkaç yevmiyeni ver de doktura muayene ol gari. Belkim kötü bir şeydir.
Ramazan: Birkaç yevmiyeyle oynuyon mu sen! Onu boşver; takımları dizdim ya, heç bi gasavet galmaz gari!
Rezzan: Sen ne diyon len, adamın cümle derdini alır bunlar! (Kapı çalınır. Rezzan davranır.)
Ramazan: Sen dur, ben bakam! (Kadın öteberiyi toplar. Adam kapıya gidip döner) Gomşuya telefon etmiş biri. Her zamanki yirde bekliyom, gelsin, demiş.
Rezzan: (Kafasına vurur) Hay kafam! Böyle unutuveriyom bazan, tembih de ettiydi halbuysem. (Telaşla hazırlanır.) Hemen hazırlanam bari!
Ramazan: Kim bu Rezzan? Her zamanki yer nire?
Rezzan: Yabancı değel canım, senin patron işte! Çok ayıp oldu lakin, beklettim adamcağızı!
Ramazan: (Durur) Gidecen mi?
Rezzan: Gitmemek olmaz İrmizan! Çok ısrar edince, ben de söz verdim! Sen dimez miydin insan olan sözünde durur diye! Heç gaygılanma sen, akşama galmaz gelirim! (Çıkarken) Sağlıcekle gal!
Ramazan aynaya bakakalır.

Işık. Müzik.

Sahne 14

Nusret, telefonla konuşmaktadır.

Nusret: Tamam o zaman, birazdan bizim çocuklardan birini bankaya gönderiyorum! Kırkbeşbin dolardı değil mi! Hayır hayır, mark olarak istemiyorum! Sen dolar transferi yap! Bu arada, bakanla konuştun değil mi, ne diyor, tamam, beni öğleden sonra arasın, şu yalı meselesi için diyorum! Sen merak etme, payını ayırmışım! Tamaaam! Ben de!. Görüşürüz! (Telefonu kapatır.) Hasstir lan, yavşak! Yüzdeonmuş!
(İçeri bir bayan sekreter girer.)
Sekreter: Nusret bey, şu spor kompleksi için konuklarınız geldi, almamı ister misiniz?
Nusret: (Kalkar.) Bakıyorum işi kıvırmışsın, Nusret bey, konuklarınız, falan, hı?
Sekreter: (Edayla) Ama sen söylemiştin!
Nusret: Tamam yavrum, ben, birileri varken dedim. (Saçını okşar.) Değil mi, şimdi böyle başbaşayken
Sekreter: (Sitemle) Nedense, beni gördüğünde aklına geliyorum. Öbür türlü hep başka karılarla oynaşıyosun!
Nusret: Bana kıskanç numaraları yapma; işine gelmiyorsa işte kapı; uğurlar olsun!
Sekreter: Şaka yaptım be! Hemen darılma!
Nusret: Şimdi istersen önce işimize bakalım, sonra konukları çağırırsın… hı?
Sekreter:Ay çok fenasın! Aklın fikrin… Ay burnunda sümük var!
Nusret: İyi ya, silsene!
Sekreter: (Siler) Iyyy! Ne zamandır söylüyom: İnsan buraya bir ayna alır.
Nusret: Sen karışma!
Sekreter: Üstelik tıraşını da kötü olmuşsun, şurda, şurda, kıllar var. Belli ki aynaya hiç bakmıyon!
Nusret: Boşver, önemli değil!
Sekreter: Sahi neden aynaya bakmıyon lan! Senden daha güzeli vardır diye mi korkuyon! Yok yok, korkma; valla yoktur!
Nusret: Bırak şimdi; misafirleri çağır!
Sekreter: (Edayla) Önce içeri geçiyim ister misin?
Nusret: Yok yok, misafirleri bekletmeyelim! (Yerine oturur.) Önce onlarla görüşeyim, sonra da seninle!
Sekreter: (İşveli) Allah canını almasın e mi! (Çıkar. İçeri iki işadamı girer.)
1. işadamı: Nusret bey, merhabalar efendim!
Nusret: Oooo, hoşgeldiniz Salih bey!
1. İşadamı: Tanıştırayım: Şirketimizin yönetim kurulu başkanı Sayın Hasan Kapan
2. İşadamı: Saygılar efendim!
Nusret: Memnun oldum! İlginç bir soyadınız var! Herşeyi kapar mısınız böyle!
2. İşadamı: Efendim, zatıalinizin yanında, benim kaptıklarım devede kulak olur ancak!
Nusret: Yok canım, o kadar değil; medya bu, uyduruyo işte! Bir şeyler içmek ister misiniz; viski, şampanya, rom?
1. İşadamı: Sert olmasın, şarap varsa…
Nusret: Ne demek! (Zile basar. 2. İşadamına) Siz?
2. İşadamı: Ben de şarap alayım!
Nusret: Doğrusu hiç zamanım olmamasına rağmen, bu işi sırf sizin hatırınıza alıyorum! Biliyorsunuz, piyasada büyük bir nakit sıkıntısı var. (Sekreter girer.) Kızım, beylere şarap getir! (İşadamlarına) Yani, özellikle şu sıralar, parayı inşaat işine bağlamak, çok da akıllıca görünmüyor!
2. İşadamı: Yerden göğe kadar haklısınız beyefendi!
1. İşadamı: Siz seyahate çıkmadan önce, şu işleri halledebilirsek, zaman kazanmış olacağız beyefendi!
Nusret: Ne seyahati?
1. İşadamı: Valla bir yerlere gidecekmişsiniz diye duyduk!
Nusret: Yav, amma kulağı delik adamlarsınız ha!
1. İşadamı: Eee, bu işlerin içinde oldunuz mu duyacaksınız artık!
2. İşadamı: Yine Amerika’ya mı?
Nusret: Yok yok! Öylesine bi seyahat! Köye gidecem! Götürmem gereken bir emanet var da! E, şu işlerden iki yıldır annemi de göremedim! Hem bi ziyaret etmiş olurum kadıncağızı!
2. İşadamı: Valla helal olsun size; biliyorsunuz, ticaret alemi duygusallığı kaldırmaz ama, siz maaşallah, hala insani değerlerinizi koruyorsunuz!
Nusret: (Alaylı) Eee, Anadoluda ne derler; ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz, değil mi! (Gülerler.)
1. İşadamı: Yani, şu Anadolu da olmasa, halimiz harap ha!
2. İşadamı: Öyle laflar etmişler ki, akıl-sır ermez! Mesela; veren el alan elden üstündür gibi! Bak bak bak! (Gülerler.)
Nusret: Kime vereceğiz lan! O ne!
(Sekreter girer. Şarapları dağıtır.)
1. İşadamı: Şimdi aklıma geldi: Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar ! (Gülerler) Nasıl laf ama! Yani, illa anası ağlayacak! Hiç yolu yok! Yani, dünyada bu kadar safiyane duygulara sahip bir başka halk daha var mıdır, çok merak ediyom!
Nusret: İşte biz de bundan istifade ediyoruz ya!
2. İşadamı: Yalnız, dikkat ettiniz mi, Anadolu’da en çok küfür de ‘ana’ya yapılır. Ulan ananı, falan! İyi mi!
1. İşadamı: Yav, zaten paradoks orda: Adam biliyo ki, hasmının, bizzat şahsına küfretse gocunmayacak; ne yapıyor, onu bamtelinden vuruyo!
Nusret: (Kadehini kaldırır.) Hadi! (İçerler.) Biz konuya gelelim: Ne diyordum, ha, yani bize sıcak para lazım! İnşaat işinde ise, sirkülasyon olmuyor! Halbuki bizler, öncelikle, büyük risklere girmeden paramızın kısa vadede değerlenmesine bakarız! Sonra, sizler işin içinde değilsiniz, bilmezsiniz; inşaat işi çok külfetlidir!
1. İşadamı: Tahmin ediyorum beyefendi! Belediye sorun çıkarır, İşçisi bir dert, mal alırsın bir dert!
(Sekreter girer.)
Sekreter: Beyefendi, bir bayan geldi, sizinle görüşmek istiyor!
Nusret: (Sekretere) Beklesin! (Adamlara) Sonra en büyük sıkıntımız…
Sekreter: Ama bayan, sizin ablanızmış!
(Nusret bir süre donar.)
1. İşadamı: (2. İşadamına) Nusret beyin verici olduğunu duydu ya, hemen damladı!
2. İşadamı: Yalnız bu, karıymış canım, baksana, abla-mabla ayakları!
Nusret: (Sekretere) Ablam falan yok benim! Bu da nerden çıktı şimdi!
2. İşadamı: Yeni bir senaryo olmasın beyefendi! Bilirsiniz, bütün zenginlerimizin maşaallah her gün yeni yeni akrabası doğar!
Nusret: Bıktım bunlardan inanın! Günde on kişi gelir, işte ben senin teyzenim, yok amcanım… gına geldi artık!
(İçeri abla girer. Şık giyimlidir. Sekreter durdurmaya çalışır.)
Sekreter: Ama böyle giremezsiniz hanfendi, lütfen!
(Nusret ayağa kalkar.)
Abla: Nusret! (Sarılmak için yürür.) Canım kardeşim!
Nusret: Dur orda! Ne kardeşi?
Abla: (Durur.) Afedersin! Ben, şey için geldim. (Boğazı düğüm düğüm konuşur.) Belki haberin olmuştur; annemiz, sen buraya geldikten sonra öldü. Sana mektupta yazamadım! O ölünce babam yeniden evlendi. Ben oralarda kalamazdım artık! Beni Çopur Musa’ya vereceklerdi çünkü! Çopur’u sen de sevmezdin! İnsan gibi bir insan değildir, aklı fikri hep paradır Onun! Sen mektupta, ‘durumum iyi’, deyince, kalkıp buralara geldim. Aklım sıra, Mehmet’le sen işe gidince ben de ikinizin çamaşırlarını neyin yıkayacaktım! Size yemek yapacaktım. Garajda seni çok bekledim Nusret! Nusret beni çok sever, ne yapar eder gelir dediydim.Beni böyle bir başıma komaz dediydim! Gelmedin! Bak, durumun da iyiymiş halbuki! Gene de gelmedin! Canın sağolsun! Sana kırgın değilim desem yalan olur! Yanına da gelmeyecektim aslında! Ama annem demişti ki, Nusret’i görebilirsen eğer, ona de ki, oralarda sakın ola bozulmasın! O benim tek oğlum! Mahsus selam söyle, gözlerinden de öp! (Nusret’in gözlerinden öper.) Buraya ilk geldiğimde, kendisinden utanacağın bir ablan yoktu, şimdi var! Kal desen de artık kalmam yanında! Meraklanma, utandırmam seni! Ben seni her zaman çok sevdim Nusret! Bunun hatırına, senden bir şey isteyeceğim; ölürsem buralarda koma beni; annemin yanına götür! Sağlıcakla kal!
(Çıkar.)
1. İşadamı: Beyefendi, akıl vermek gibi olmasın ama, böylelerini uzun uzun dinlemekle hata etmiyor musunuz? Yani biraz boş bulunsanız, muratlarına erecekler!
Nusret: Haklısın ama; dinlemezsen bir daha geliyorlar Salih bey! En iyisi, sabırlı olmak!
2. İşadamı: Nusret bey haklı; böyleleri yüzsüzdür! Kapıdan kovarsın bacadan girer! Tek dertleri birkaç kuruş koparmak olsa, neyse! Afedersiniz, adamın donunu alırlar valla!
1. işadamı: Birader, niyeti öyle üç-beş kuruş değil; görmedin mi üstü başı gayet yerinde orospunun, besbelli …
Nusret: (Keser) Tamam lan tamam! Sıçarım ağzınıza şimdi! Pezevenkler!
(İşadamları şaşkın bakışır.)
2. İşadamı: Yanlış bir şey mi konuştuk Nusret bey, özür dileriz!
1. İşadamı: Kusurumu bağışlayın Nusret bey, konu ordan açılınca…
Nusret: Tamam tamam! Ben özür dilerim! Birkaç gündür doğru düzgün uyuyamıyorum şu projeler yüzünden! Sinirlerim iyice gerilmiş anlaşılan! Neyse… Ne diyorduk en son?
1.İşadamı: Beylikdüzündeki arsa, bu iş için ideal Nusret bey! Kompleksin inşaatına hemen başlayabiliriz!
2.İşadamı: Eğer orayı kapabilirseniz…
Nusret: (2. İşadamına) Kapan sensin mirim! Ben neciyim!
(Gülerler)
2. İşadamı: İlahi Nusret bey! Benim soyadım kapan ama, valla bir şey kaptığımız yok!
Nusret: Hadi hadi, geçen gün, Haftasonu gazetesinde bi karıyı kapmıştın ama!
2. İşadamı: Onu siz de mi okudunuz!
1. İşadamı: Hasan bey, iyi kapar Nusret bey!
Nusret: Bize de öğret şunun sırrını yahu; nasıl oluyor bu işler?
2. İşadamı: Salih bey mübalağa ediyor azizim! Kendisi o konularda daha marifetlidir!
1. İşadamı: Valla ciğerim görnüyor Nusret bey; aylardır yerdeyim!
Nusret: Sana bulalım o zaman!
1. İşadamı: Sevaba girersin!
Nusret: Öyle sevabına-mevabına olmaz; günahı neyse ödersin!
2. İşadamı: Salih bey o konuda bonkördür Nusret bey; siz hiç merak etmeyin!

Sohbet neşeyle devam eder. Müzik. Işık.

Sahne 15

Baba-oğul girer.

Baba: Bak oğlum, satın almaya kalksan, bir sürü şey var değil mi; ama insanın gücü sınırlı, bir yere kadar! Hepsini alamıyorsun yani! Bir kısmını ya? Onu da alamıyorsun! Birkaç parça bir şey? Onu da alamıyorsun! E, o zaman ne yapacaksın? Kanaat edeceksin, kanaat… Bu, aklında kalsın; bir insan kanaat etmezse, önüne konana razı olmazsa, sonu felaket olur! Herşeyin başı rıza ve şükür! Şükretmesini bilmeyen, iflah olmaz, olamaz! Kanaat eden insan mutlu olur! Hiçbir derdi kasaveti kalmaz! Haaa, şimdi belki soracaksın; ‘madem kanaat etmek lazım, o zaman neden köşeyi dönmekten sözediyorsun ulan hıyar baba?’ Değil mi, sorabilirsin, aklından geçebilir böyle bi soru. (Düşünür, içinden çıkamayınca) O ne biçim soru lan, (çocuğu döver.) Moskof evladı! Seni Demokrasi’ye getirdik diye pişman mı olalım lan, hı?

Çıkarlar. Müzik.

Sahne 16

Anne-Baba 2, oldukça pejmürde kıyafetlerle, oynamaktadırlar. Hallerinden çıldırdıkları anlaşılır.

Işık kararır.

Sahne 17

Ramazan yalnız; ayakta aynaya bakmaktadır. Rezzan’ın getirdiği giysileri giymiştir. Sesi pek mahzundur.

Ramazan: Bir gün geçti! Gocca bir gün! Hemen gelirim dediydin halbuysem!

Kuvvetli öksürür. Işık kararır. Müzik.

Büro aydınlanır.

Nusret- ve 1. İşadamı keyifle konuşmaktadır. Müzik konuşmaları örter. 1. İşadamı, Nusret’e para verir. Nusret alır. Telefon açar.

Bu kısım kararır.

Ev aydınlanır.

Ramazan: Hemen gelirim dediydin Rezzan! Bak iki gün oldu!

Öksürük. Işık kararır. Müzik.

Büro yeniden aydınlanır.

Nusret, 1. İşadamıyla konuşmaktadır. Gülüşmeler. Rezzan girer. Nusret ikisini tanıştırır.
1. İşadamı ile Rezzan birlikte çıkarlar.

Bu kısım yeniden kararır.

Ev aydınlanır.

Ramazan:Hanidir gelmedin! Pek özledim seni gıı! (Durur) Akşama galmaz dediydin! (Durur) Hemen gelecektin hani!

Öksürük. Yığılır. Işık. Müzik.

Sahne 18

Büro. Nusret çalışmaktadır. Sekreter girer.

Sekreter: Ya, baksana; gazetede geçen gün buraya gelen karının resmi var!
Nusret: (Başını kaldırmadan) Şimdi çalışıyorum, lan! Olmaz!
Sekreter: Bak ne yazıyo: “İstanbul genelevinde çalışan hayat kadınlarından biri dün öğle saatlerinde bıçaklanarak öldürüldü. Gelen müşterilere kötü muamele yapıyor diye patronu tarafından önce dövülen, daha sonra da beş yerinden bıçaklanarak öldürülen Saniye Kömürcü adlı hayat kadını, (Nusret donar. Müzik.) bugün kimsesizler mezarlığında toprağa verilecek! Konuyla ilgili olarak, bir açıklama yapan Karaköy Cumhuriyet Savcılığı, sanığın gözaltına alındığını, olayı incelediklerini ifade etti.”

Nusret donmuştur. Sekreter, Nusret’e bakar. Korkuyla çıkar. Işık. Müzik.

Müzik indiğinde fonda Abla ile Nusret’in çocuksu diyalogları…

Abla: Nusret n’apıyon sen! Ben topluyom sen dağıtıyon, bak valla babama söyliycem ama!
Nusret: Söyle, beni dövmez ki…
Abla: Hııı, şımarık seni… Elleme şu vazoyu, kıracan…
Nusret: Kırıcam işte, bana lokum almıyosun, ben de kırıcam…
Abla: Tamam tamam, alıcam, bırak sen onu…
Gülüşmeler… Müzik yükselir.

Büro aydınlandığında Nusret üzgün, içki içmektedir.
İçeri Sekreter girer.

Sekreter: (Sert) Ne var? Niye çağırdın beni?
Nusret: (Önüne bakarak) Hangi mezarlığa gömeceklerdi?
Sekreter: O fahişeyi mi? Kimsesizler mezarlığına!
Nusret: Tamam çık!
Sekreter: ‘Çık’ değil; ‘lütfen çıkar mısın canım!’ Demek o yüzden aynaya bakamıyordun! Benden saklarsın ha! Nihayet avucuma düştün! Bundan sonra hele bi yanlışını göreyim, cümle aleme rezil ederim seni, ona göre! Fahişenin kardeşi dedim mi, bitersin, anladın mı bitersin! (Çıkarken) Adımlarını denk atacaksın artık!

Nusret silahını çeker. Sekreter silah şakırtısına döner. Işık kararır. İki el silah sesi ve çığlık. Müzik.

Sahne 19

Ramazan yataktadır. Donuk ve mahzun bir görüntüsü vardır.

Ramazan: Sen gideli haftalar oldu Rezzan! (Durur) Anam da öldü. (Durur) Temelli yalınız galdım! Ne edem şimdi!

Rezzan girer. Tavırları suçludur. Bir süre bakışırlar. Sesler mahzundur.

Ramazan: Hemen gelirim dediydin Rezzan!
Rezzan: (Ezik) Geldim!
Ramazan: On gün sonra, he mi?
Rezzan: !!!
Ramazan: Beni dinleyeceğidin; söz vermiştin!
Rezzan: Verdim.
Ramazan: Dutmadın lakin!
Rezzan: (Durur) Dutamadım!
Ramazan: N’aptın bunca zaman?
Rezzan: (Durur) Gezdim!
Ramazan: Nirde?
Rezzan: !!!
Ramazan: Demıkraside, he mi?
Rezzan: !!!
Ramazan: Görmediğin galmamıştır gari! Her bir şeyi görmüşsündür.. Demıkraside…. Hı?
Rezzan: Gördüm.
Ramazan: Pek zevklenmişindir?
Rezzan: (Mahzun, başını sallar.) Zevklendim.
Ramazan: Gocanı da aradın mı; keşki şimdi yanımda olaydı dedin mi?
Rezzan: Dedim!
Ramazan: (Yatağına yığılır. Bir süre susar. Sonra kadına bakar.) Evini merak etmedin mi Rezzan?
Rezzan: Ettim.
Ramazan: Evde gocan var ya, onu andın mı heç?
Rezzan: Andım.
Ramazan: Niye gelmedin öyleyisem?
Rezzan: Gelemedim !
Ramazan:(Durur) Demek ki beni heç sevmemişsin Rezzan, her bi şey yalanmış!
Rezzan: (Elini yüzüne kapatarak ağlamaya başlar.) Sevdim! (Ağlayış.) Sevdim len sevdim!
(Müzik. Bir süre suskunluk.)
Ramazan: Kalk, yüzünü yıka bi yo. Açılırsın belkim.
Rezzan: (Kalkar. Ağlamaklı) Belkim!
(Ramazan Rezzan’ın gidişini seyreder. Arkasından seslenir.)
Ramazan: (Kalkar) Rezzan gıı! (Kadın dönüp bakar.) Ben seni ağlatmak için gonuşmadım bak!
Rezzan: Bildim.
Ramazan: Benim senden başka kimim kimsem de yok! (Kadın başını sallar.) Rezzan beni heç bırakmaz diyesiydim. Heç bırakman değel mi?
Rezzan: (Burnunu çeker.) Heç bırakmam!
Ramazan: Heç bi şeye değişmen, he mi?
Rezzan: Değişmem!
Ramazan: (Tebessüm) Demıkrasiye bilem?
Rezzan: Demıkrasiye bilem!
Ramazan: Benim karıya hele! ( Sarılır.) Seni çok seviyom, biliyon değel mi?
Rezzan: Biliyom; na bu gög gıda!
Ramazan: (Gıdıklar) Feza gıı! Feza gıda!
Rezzan: Dur len gıdıklanıyom.(Gülüşürler.)
Ramazan: Sen yokken yeni iş buldum.
Rezzan: Gocama hele!
Ramazan: Ne sanıyon sen gocanı! Maraş bu, köy mü!
Rezzan: Aslan sanıyom, n’olcek!
Ramazan: Hepsiyle yemeklik aldım. Lakin gittin gideli bişey yemedim! (Güler.) Bi yemek yapıver de gursağım gurumasın.
Rezzan: Yeseydin leeen! Aç durulur mu heç!
Ramazan: Seni bekledim. Geldin işte!
Rezan: Gocama hele! Sen dur şimdi! Hemencecik bi yemek yapıveren sana. On dakika daha dayancen gari! (Çıkar)
Ramazan: (Dura dura konuşur.) Dayanma mı gıı! Nesi varmış! (Uzanır. öksürür.) On dakka değel mi bu! Ölecek değelim ya! (Boğuk mırıltı halinde) Sen geldin ya Rezzan, (Kelime kelime) açlık ne, halsizlik ne! Değel mi ki, evindesin! Değel mi ki geldin! Gari dünya gasaveti dutar mı İrmizanı! (Durur) Rezzan! Datlı gı Rezzan! Şirin gı Rezzan. (Üzerine battaniye alır.) Dünyalar güzeli Rezzan! Rezzan benim canım!..
Yığılır. Müzik. Işık hafif kararır.
Rezzan: Isıcacık yemekler geldi! Bayram etçek gursağın hınzır ! (Tepsiyi bırakır. )
İrmizan len, kalk gari, bak demıkraside bilem bulaman bu yemeği. Anaaa! Sovan koymayı unutmuşum! Ama sen sovan sevmezidin değil mi? İrmizan len, niye konuşmuyon bana; küstün mü yoğısam! Ne yaptım ki! (Suçlu gibidir. Toparlanır.) Küsersen küs; ben gendim yerim! Sen de aç gal! (Kaşığı ağzına götürecekken donar. Ağlamaklı) Bana küsme len! İrmizan? Bana küsmedin değel mi! (Ağlar.) Ben seni çok seviyom ama! (Ramazan’ın üstüne kapanır.) Çok, çok!

Müzik.Işık. Fonda 27. sahne. Diyalog bittiğinde sahne aydınlanır. Rezzan yalnız, aynaya bakmaktadır. Bir süre baktıktan sonra aynayı alıp yere vurur. Sahne kararır.

Sahne 20

Mezarlık.
1. Mezarın taşında, ‘Saniye Kömürcü’ yazmaktadır. İkinci mezarda ‘Mehmet Güldü’. Nusret, ardında iki kişi, ellerinde kazma ve kürekle girerler. Nusret, iki mezarın ortasında durur.

1. Mezarcı: Ne yapacağız beyim?
Nusret: Bu iki mezarı kazın! Cesetleri çıkarıp götüreceğiz. Bana vasiyet etmişlerdi.
2. Mezarcı: Nereye götüreceğiz beyim?
Nusret: Köye götüreceğiz. Ben de geleceğim sizinle! Merak etmeyin! Hadi başlayın!
(Adamlar kazmaya başlarlar. Nusret dalar. İçeri telaşla Nusret’in adamı girer.)
Adam: Beyefendi, müsteşar bey telefonda, sizinle görüşecekmiş!
Nusret: Yok, de!
Adam: Ama efendim önem…
Nusret: Meşgul, de! Git başımdan!
(Nusret ağlamaklı dalar.)
Adam: Efendim, özür dilerim ama, çok önemliymiş! Şu son ihaleyle ilgili konuşacakmış sizinle! İhaleye girmeyecekse başkasına vereyim diyor!
Nusret: (İlgili) Ne diyor?
Adam: İhaleye girmeyecekseniz, başkasına verecekmiş!
Nusret: Ya? (Mezarcılara bir kağıt uzatır.) Bana bakın, bu iki cesedi çıkarıp buraya gömeceksiniz. Adres yazılı! Tamam mı, dönüşte paranızı alırsınız!
1. Mezarcı: Sen gelmeyecen mi bizle abi?
Nusret: Benim işim çıktı! Siz gerekeni yaparsınız! (Adama) Yürü, gidiyoruz!
2. Mezarcı: Tamam beyim; sen meraklanma!
(Çıkarlarken, Adamı, mırıltılı bir şeyler anlatır. Fonda Mehmet’in sesi)
Mehmet: Nusret, çok mu bozuldun lan?
Nusret: (Fondaki sesi bilinçle algılamadan her zamanki tavrıyla) Ben bozulmam Mehmet, söyleyip durma! (Farkeder, donar.)
Mehmet: Bozuldun, bozuldun!
Adam: N’oldu abi, bir şey mi var!
Nusret: (Dalgın) Mehmet!
(Fonda ablasının sesi duyulur.)
Abla: Nusret!
Nusret: (Dalgın, mırıltıyla) Abla!
Abla: Nusret, annem dediydi ki, dünya bir yana Nusret bir yana! Sakın ola, oralarda bozulmasın oğlum!
Mehmet: Bozuldun mu lan yoksa!
Nusret: (Dalgın, mırıltılı) Mehmet!
(Nusret çöküp ağlar. Abla’nın, Mehmet’in, Adam’ın sesleri çakışır. Sesler kesildiğinde Nusret kalkar.)
Adam: Nusret bey, sizi bekliyorlar, çabuk olmamız lazım!

Nusret, dalgın; belirsiz bir noktaya bakar.
Işık yavaş yavaş kararır. Müzik yükselir.

Sahne 21

Demokrasi Caddesi aydınlanır. Gelip geçenler….
Ortada, elinde valiziyle Abla durmaktadır. Şaşkın, gelip geçenlere bakar. Birisini aradığı bellidir.
Sahne kararır.

Perde

(İzinsiz kullanılamaz/alıntılanamaz.)

Mustafa Acar
musar63@hotmail.com


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here