TİYATRO MERDİVEN’İN “HIYARAPOL” OYUNUNUN ELEŞTİRİ VE İNCELEMESİ ! (Savaş Aykılıç)

KAPALI VE ÖRTÜK BİR OYUN !
“Hıyarapol” için neler söyleyebilir , neler yazabilirim ? Her şeyden önce bu oyun , kolay oyun sevenler için değil diyebilirim. Kapalı , örtük , keşfedilmeye ihtiyaç duyan bir yapısı var. Çağrışımlarla ve sezgilerle anlamlandırılmaya açık bir biçem tercih edilmiş. “Kör gözüm parmağına” denli açık biçeme alışkın seyirciler için “zor oyun” denilebilecek bir proje.

HIYARI BOL NERESİ OLA Kİ ?!
Oyunun adının bir ucu Pamukkale’deki antik Hieropolis (Güneş Kenti)’e uzanıyorsa diğer ucu da “hıyarlarıyla ünlü” fantastik (!) bir ülkeye bağlı gibi gözüküyor. Kelimeyi “HIYARAPOL” yerine “HIYARIBOL” olarak okumak da mümkün !

MİTOLOJİK ATMOSFER !
Oyunun yazarı ve yönetmeni , oyunun konusunun tamamen bir uydurma öykü (edebiyattaki türüyle ; bir “parabel” ) olduğunu söylüyor. Meraklısına not : Oyunun tamamı mitsel bir atmosferde geçse de bu aslında doğal bir mit değil veya doğal bir mite dayanmıyor. Doğal mitten ve tarihten yola çıkarak , yazarı belli bir yorumcu tarafından bu pazıl parçaları kendi sözü çerçevesinde yeniden kurgulamış.

OYUN İKİ DÜZLEMDE (MEKANDA) GEÇİYOR !
Oyun , iç içe geçmemiş , sadece finalde birbirine bağlanmış iki ayrı düzlemde geçiyor. Birinci düzlemde Antik Yunan , daha doğrusu İon-Frigya ve Lidya (Anodolu) mitolojisinden tanıdık figürler var : Başta Tiyatro ve Şarap Tanrısı Diyonizos. Pan ve Silenos , Satirler ile Silenos’un genç kızlarından oluşan Nimfalar Korosu.

OYUNUN KONUSU !
Oyunun ikinci düzleminde “MÖ. 1500’lerde bir kentteyiz ; (Hıyarapol). Oyun bu kentin birkaç gününe tanıklık ediyor. Kralların tahta çıkışının yedinci yılında, halkı için verdiği kurban ile kentin bir türlü başından atamadığı lanetin kesiştiği noktada, bir esnafın küçük hikâyesi anlatılıyor.”

İKİ AYRI DÜZLEM ÜZERİNDEN DOĞA -UYGARLIK (SİTE-KENT) İLE İNSAN AKLININ VE DUYGULARININ KARŞITLIĞI !
Birinci düzlem kırlarda , ikinci düzlem yada mekan ; oyunun kahramanı olan mumya ustası Kadreş’in atölyesinde geçiyor. Birinci düzlem , gerçeküstücü , fantastik ve mitolojik bir atmosferde ; ikinci düzlem ise ustalıkla verilmiş bir “tarihi efekt” ile gerçekçi (realist) bir biçemle ilerliyor.

ANTİK YUNAN TİYATROSUNUN KAYIP ÜÇÜNCÜ TÜRÜ : SATİR OYUNLARI !
Antik Yunan Tiyatrosu’nda bilinenin aksine iki değil üç tür tiyatro vardı. Tragetyalar , komedyalar ve açık saçıklıklarıyla ünlü , geceleri ve sadece büyüklerin izlemesine izin verilen Satir Oyunları ! İşte Ekler de Keçiler korosunda bu satir oyunlarına gönderme yapmış.

İKİ AYRI DÜZLEM BİLİNÇ VE BİLİNÇALTINI REFERANS ALMIŞ !
Oyunun uzun olan ağırlık bölümü ikinci düzlemden oluşuyor ve birinci düzlem daha çok bir keçiler korosu gibi görünüyor ilk bakışta. Yazar bu iki düzlem arasında hoş bir karşıtlık , çatışma ve denge oluşturmuş. Keçiler korosu sahneleri (final hariç) tamamen komedi iken Kadreş’in işliği sahneleri tamamen kapalı biçemde ve dramatik.

İKİ AYRI DÜZLEM YİNG-YANG GİBİ BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR !
Keçiler , oyun boyunca sık sık keçileri kaçırıyor (!) , kendi aralarında oyunlar oynuyorlar. Bu oyunların bazısı kendi içinde bir bütünlüğü olan kısa ve bağımsız hikayeler de olabiliyor , -oyunun diğer düzlemi üzerine yazarın istediği yorumu getirmemizin ipucu olabilecek şekilde- diğer düzlemin danslar ve şarkılar ile akıl üzerinden bir eleştirisi ve sorgulanması anlamına gelen ve diğer düzlemle ilişkisi vurgulanan hikayeler de olabiliyor. İki ayrı düzlemin diyalektik açdan bir bütün olduğu söylenebilir.

FENOMENLER (GÖRÜNEN) DÜNYASINDAN NOMENLER (ASIL GERÇEK) DÜNYAYA MİTOLOJİK VE ARKEOLOJİK BİR YOLCULUK !
Böylece oyunun birkaç katmanı sisler arasından seçilmeye başlanıyor. Sahnede izlenilen oyun üzerinden zihniniz de geriye (tarihe) ve ileriye (günümüze) zikzaklar yaparak , bir çeşit beyin hücreleri gibi , nötron ve atomların birbirleri ile ilişkiye girdikçe , zihnimizde bir takım çağrışımsal anlam şimşekleri çaktıkça ; oyunun sisleri aralanmaya başlıyor ve siz de bir tiyatro-tarih ve mitoloji arkeoloğu gibi sahnedeki dünyayı keşfettikçe : sahnede görünen gerçeği kazdıkça ve kazıdıkça daha alt katmanlardaki sırlara doğru yolculuğa adım atmaya başlıyorsunuz.

SÜNNET ANLAŞMASININ BOZULMASI VE TANRI(ÇA)LARIN LANETİ !
Oyun , çoğu Yunan ve Roma dram ve trajedisinde olduğu gibi bir “lanet” ile açılıyor. Oyunda anlatıldığına göre Hıyarapol’un eski kralı (Bendaroş) , bir küçük et parçasını (sünnet) kestirmeye (iktidarından fedakarlık veya Tanrı(ça)larla yapılan ahdin bozulması ve uğranılan felaket-lanet-) yanaşmadığı için kent , kurucusu ve koruyucusu tanrıçası Hıyara tarafından bir lanete uğramıştır. Demeter’in yeraltına indiğinde doğanın bolluk ve bereketinin de yok olması gibi , kralın yapması gereken fedakarlığı yapmaması üzerine, Tanrıça Hıyara da ,Hıyarapol’ü cezalandırmış ve bu kahanet gerçekleşinceye kadar doğumu dondurarak insanları cezalandırmıştır.

AKILSIZ “BAŞIN” CEZASINI “AYAKLAR” ÇEKERMİŞ !
Böylece Hıyarapolün üstünde bir nekropol (mezarlık) sessizliği ve trajik atmosferi varken keçiler korosu ise eğlencesindedir işin. Birincisi içinde bulunduğu ceza ile ölüme , ikincisi ise doğurganlığa ve yaşama vurgu yapar gibidir.Tragetya ve komedya bu oyunda ve henüz iç içe gibidir.

ARİSTOTELES’İN POETİKA’SINDA YAZDIĞINA GÖRE : TRAGETYALAR ORTALAMANIN ÜSTÜNDE VE KOMEDYALARSA ORTALAMANIN ALTINDA İNSANLARI KONU ALIRMIŞ. BU HESABA GÖRE HIYARAPOL DE TAM ORTALAMA İNSANI KONU ALMIŞ !
Kadreş , yaşamayı , içmeyi ve karısı Aitra ile sevişmeyi çok seven bu ortasınıf esnaf ; söz konusu lanet yüzünden bir türlü kendi öz çocuklarına sahip olamamakta , başkalarının çocuklarını evlat edinerek bu duygularını bastırmaya çalışmakta ve doğurmaya yönelik aşkı doyasıya yaşayamamanın rahatsızlığı içindedir.

LANETİN ŞİFRESİ ÜRETİMSİZLİK !
Lanet , kral Benderoş zamanında ortaya çıktığına göre o dönemden itibaren bu lanet ile doğum üzerinden o ülkenin üretimindeki gerileme imleniyor olabilir.

HER ÇAĞDA GEÇERLİ OLAN SARAY ENTİRİKALARI !
Derken mumya dükkanına Tolso ve Galeş gelir. Bunlar sarayın veziri ve baş lokman hekimidirler. Mumya ustası Kadreş’e bir kese altın avans vererek giderler. Tek bir istekleri vardır kralı gizlice mumyalatmak. Gizlice , çünkü kralın ölümünün duyulması Hıyarapol’de siyasi kargaşalıklara yol açabilir.

MUMYALAMANIN SIRRI VE ÖLÜ(MSÜZ) ATALARA TAPIM !
Osmanlı (belki başka yerlerde de ) sıklıkla rastladığımız padişahın öldüğü halde makyajla ve iç organlarının boşaltılarak (bir çeşit mumyalanarak) orduya ve düşmana padişahın savaş bitimine yada en büyük şehzadenin uzak bir sancaktan at sırtında birkaç günde uçarak gelişine ve resmi bir törenle tahta geçişine kadar geçen sürede bir oterite boşluğu yaratmamak ve ülkenin iktidar yüzünden şehzade savaşları ile bir iç savaşa sürüklenmemesi veya zayıflıktan yararlanarak komşu ülkelerin baskın bir savaşla ülkelerini zaptetmesini engellemek için zaman kazanmaya çalışmaya bir atıf seziliyor.

İKTİDARIN KİŞİSEL ÇIKARLARA ALET EDİLMESİ OYUNU !
Oysa bir sonraki sahnede kralın aslında ölmediği ve bu mumyalanma işinin de ; mumyalanma törenini basamak olarak kullanarak (hazineyi mezar odasına gömdürerek) iki adamıyla birlikte yurtdışına kaçma planı olduğu ortaya çıkar. Buradaki göndermenin kime veya kimlere olduğunu da varın siz tahmin edin !

BİR DİRHEM ET BİN AYIBI ÖRTER VEYA ALTININ AÇAMAYACAĞI KAPI YOKTUR !
Kadreş’in evine giren bir kese altın birdenbire o evin kaderini değiştirmeye başlar. Kadreş’in kızı Nesa ile aşk yaşayan çırak Liberşal ; adı gibi özgürlük (!) aşığı bir genç olarak ekonomik özgürlük (Liboş ? yada liberal ekonominin prototipi) politikalarını kayınpederine açması için bir vesile olur bu altın kesesi.

SOYLU SINIFLARIN TEKELİNDEKİ MUMYALANMA AYRICALIĞINDAN , ORTA SINIFLARA BORÇLANDIRILMA VE TAKSİTLENDİRİLME SURTİYLE DEMOKRATİK EŞİTLİĞE !
Liberşal ölü gömme (burada mumyalanma) adetinde bir devrim olabilecek atılımını açıklar. Ona göre mumya ustasının (orta sınıf ) fakirlikten zenginliğe (daha üst sınıflara) geçmesinin bir tek yolu vardır : Bir üst sınıfa (aristokrasiye) tekelleşmiş mumyalanma işinin ve ayrıcalığının taksitlendirilmek ve tefeciye borçlandırılmak suretiyle tüm Hıyarapol halkına (eşit bir şekilde) tanınması !

DİN KİSVESİNİN ALTINDAKİ EKONOMİK ÖRÜMCEK AĞI !
Yazar burada güçlü bir vurguyla , dinsel reformların altında her zaman ekonomik ihtiyaç ve gelişmelerin yattığı gerçeğini -mitos,tarih ve efsane referanslarıyla- ustaca sergiler. Bu yaklaşımıyla Brecht tiyatrosunda olduğu gibi , bilmekten ve öğrenmekten doğan hazzın yanında , dünyamızı saran dinsel kara çarşafın altındaki ekonomik ilişkiler ağının asıl belirleyici olan olduğunu ve bunun bir “kader” değil “istenirse-hala- değiştirilebilir” bir şey olduğu bilincini verir.

HER ÇAĞDA SOKAKTAKİ ADAMIN ORTASINIFIN GÖZÜNDEN DÜNYAYA BAKIŞ AÇISI !
Kadreş’in en yakın arkadaşı İsdorpa ise elinde , pardon belinde içki anforasıyla dolaşan bir berberdir. Kadreş’in mumyaladığı ölüleri o da traş ederek geçimini sağlamaktadır. Belindeki grotesk bir abartı ile gösterilen kocaman ustura bir yandan berberliğe , öte yandan da sünnetçiliğe bir gönderme gibidir.

İNANÇLARINA BAĞLI KADREŞ İLE EN YAKIN ARKADAŞI İNANÇLARINI ELEŞTİREL AKLI İLE SORGULAYAN BERBER İSDORPA !
Gerçekten de İsdorpa ve Kadreş’in keyifli söyleşilerinde Karagöz ve Hacivat ile Kavuklu ve Pişekar’ın izlerini görür gibi oluyoruz. İsdorpa bir elinde içkiyle Karagöz’deki Sarhoş ile halkın ve eleştirel aklın sesi olan Karagöz’ün bir karışımı olmuş. Eleştirel aklı , avans gelen akçenin sorgulanması sırasında net bir biçimde görebiliyoruz.

HERKESİN ÖZNEL BİRİKİMİNCE TATLAR ALABİLECEĞİ ÇEŞİTLİ OKUMALARA AÇIK , ÇOK KATMANLI BİR OYUN !
Özetle yazar yapay bir mitos üzerinden çağını ve ülkesini anlatmaya ve anlamlandırmaya çalışıyor diyebiliriz. Oyunun bu mitos katmanına kaptırıp giderseniz ; oyunun asıl anlatmak istediği bu mitosun altındaki gerçekler dünyasını da ıskalayabilirsiniz.

SHAKESPEARE’İN OYUNLARI DA HEM KRALİÇEYE,HEM SOYLULARA,HEM BURJUVALARA,HEM DE ESNAF,KÖYLÜ VE PROLETERYAYA SESLENEBİLİYORDU !
Peki ama sıradan , sokaktaki insan – seyirci bu denli yoğun bir mitos birikimi olmadan bu oyunu nasıl izleyecek , nasıl anlamlandıracak ve nasıl seyirlik bir haz alacak ?

ANLAŞILABİLİR YALIN BİR HİKAYE VE KENDİLİĞİNDEN MECEZA DÖNÜŞEN SEMBOLLER DÜNYASI !
İşte bu soruların cevabı da oyunun işlenişindeki sadelikte bulabiliriz. Kadreş’in imalathanesinde olaylar yalın bir şekilde,herkesin anlayacağı bir biçimde akıp gidiyor. Komedinin olmazsa olmazlarından çeşitli şaşırtmacalar seyircinin hem eğlenmesini hem de düşünmesini sağlıyor.

KENTTE KADREŞ , KIRDA DİYONİZOS BAŞROLDE !
Kırda , dağda bayırda (bilinçaltını imleyen ormanda yada) geçen Keçiler Korosu sahnelerinde komedi dozu yükselerek özellikle Diyonizos’un sahnelerinde doruklara vuruyor.

ALPAY EKLER VE ÖZGEÇMİŞİNİN “HIYARAPOL” OYUNUNDAKİ İZLERİ !
Alpay Ekler “Hıyarapol” oyununda bütün birikimini sanatsal bir şölene dönüştürmesini bilmiş. Peki ama kim bu Alpay Ekler ? Nereden gelir nereye gider ? İşte Ekler’in özgeçmişi ve bu özgeçmişin “Hıyarapol” oyunundaki işlevi ve izleri !

ÇOK YÖNLÜ BİR SANATÇI VE TOTAL BİR TİYATROCU !
“Alpay Ekler (doğum. 1964, Üsküdar) , Türk Karagöz ve kukla sanatçısı, tiyatro dekor, kostüm, mask tasarımcısı, müzisyen, yazar ve yönetmeni.”

O , BİR DİL MEZUNU VE DİL UZMANI !
“Alpay Ekler, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yabancı Diller Bölümü mezunu.” İşte size Hıyarapol’de kullandığı çağrışımsal dil zenginliğinin kökleri.

O, SOYU TÜKENMEKTE OLAN BİR TİYATRO DON KİŞOT’U !
“1989’da Ümraniye’de “Tiyatro Merdiven”i kurdu. “Virüsün Adı Yok”, “Bayır Turbunun Türküsü”, “Oyunlar ve Yaşayanlar”, “Sorgu”, “Kanrevanmaraş” oyunlarını yönetti ve müziklerini yaptı. “Işığın Ağıtı” ve “Şavaş Oyunu” adlı oyunları yazdı.” İşte onun yazarlık birikimi. Yirmi yıldır, Ümraniye ve diğer semtlerde ve hiçbir zaman özel tiyatro yardımı almadan , sadece kendi imkanlarıyla inadına tiyatro yapan bir kahraman.

O , HAYALİ MÜNİR EFENDİNİN TORUNU !
“Dedesi Münir efendinin çırağı Kuklacı, Ortaoyuncu ve Karagöz ustası Hayali İhsan Dizdar’a çırak oldu. 1996 yılında profesyonel olarak “Karagöz” oynatmaya başladı. Çocuk Vakfı Karagöz Okulu’nda “Aşıklar” oyununu güncelleyerek birinci oldu.”

O , DOĞU İLE BATININ SENTEZİNİ ARAYAN BİR SANATÇI !
Geleneksel Tiyatro ona bir dede mesleği mirası. Ama o bununla yetinmemiş , yakından tanıdığı Geleneksel Tiyatro dünyası ve ustalarının dünyaya açılmaları gereğine inanarak Geleneksel birikimini Batı Tiyatrosu eğitimi ile zenginleştirerek sentezlemeye çalışmış.

O , GELENEĞİ VE GELECEĞİ BİRLEŞTİREN BİR AVANGART !
Gün olmuş Zehra İpşiroğlu’nun öğrencisi olmuş , ondan dramaturjiyi ve Brehct Tiyatrosunu öğrenmiş , gün olmuş kotardığı oyunlarla doğu ve batı tiyatrosunu aynı kotada eritmeye çalışmış. (Bkn. “Troya Geçilmez”,”Aşk Grevi” rejileri ve yazıp yönettiği “Hıyarapol” oyunu.)

O , BİR EĞİTİMCİ , ALÇAKGÖNÜLLÜ VE ÜRETKEN BİR KİŞİ !
En son Sakarya Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde Geleneksel Türk Tiyatrosu üzerine ders verdiğini bildiğim Ekler , birikimini herkesle paylaşmaya açık donanımlı ve disiplinli bir sanatçı. Bu disiplini edinmesinde bitirmiş olduğu Askeri Deniz Lisesi eğitimi de katkıda bulunmuş olmalı ! İki kişinin zor bir araya geldiği tiyatro dünyasında iki oyunu onunla birlikte yönettik. Bk. Troya Geçilmez”. “Bir Gül Koşusu”.)

O , YURTDIŞINDA ÜLKEMİZİ TEMSİL EDEN , İNGİLİZCE VE ALMANCA BİLEN BİR AYDIN !
” Yurtdışında ve yurtiçinde çeşitli festivallere katıldı. Devlet Tiyatrosundan sonra ilk kez BITEF 2000 uluslararası Tiyatro festivaline davet edildi ve Türkiye’yi temsil etti. Karagöz tasvirlerinin yapımında doğal boyaların kullanılmasını tekrar gündeme getirip bu konuda keşifler yaparak, makaleler yayınladı. Doğal boyaların Karagöz derisine uygulanması ile ilgili İsrail’de, İstanbul Paint 2001 fuarında ve Bursa Karagöz Evi’nde atölyeler yaparak diğer sanatçılarla bilgilerini paylaştı.Geçtiğimiz yıllarda da İstanbul Şehir Tiyatrolarında iki yıl boyunca Edebi Kurul’da görev aldı.”

O , BENİM EN YAKIN ARKADAŞLARIMDAN BİRİSİ !
Son olarak da Alpay Ekler ile yaptığımız sohbetlerin , söyleşilerin ve düşünce alışverişlerinin de bu son eserinde- okyanusa katkı yapan bir su zerreceği misali- etkili olduğunu düşünerek doğrusu ben de kendime bir avunma payı çıkardığımı itiraf etmeliyim.

HIYARAPOL OYUNUNDA GELENEKSEL KÖKENLER VE FİGÜRLER İLE BUNLARIN ANTİK MİTOLOJİ İLE İLGİLERİ VE SENTEZİ ÜZERİNE !
Ekler’in Geleneksel ve Karagöz sevdası için Hıyarapol oyununun giriş ve bitiş sahnelerine bakmak yeterlidir :

“ÖN OYUN

SİLENOS – Sevgi, saygı ve muhabbetle, selamlar sizlere! Bendeniz Silenos. Satirlerin en yaşlısı. Hani komedyalardaki koronun elebaşı. El ayak tutmaz olunca, bir köşede pinekleyip sessizce emekli maaşıyla yok olmak yerine, seçtim komedya denilen saçma sapan oyunlarda boy göstermeyi. (Sesini kontrol eder, elindeki kâğıttan zorlanarak okur) Bugün itibari ile, yani Milattan Önce altıncı yüzyılı idrak ettiğimiz bu günde. (okumayı bırakır) Milat ne demek acaba? Neyse! (Okumaya devam eder) Az sonra bundan tam bin yıl önce yaşanmış bir tarihi olayı seyredeceksiniz. (Okumayı bırakır) Yaşlıyım, hafızam zayıf diye şunu tutuşturdular elime. İyi de, gözler de bozuk. Bunu düşünen yok. İsim isme cisim cisme, başlarım metninize. Gün güne, hikâye hikâyeye benzer. Komedya denilen oyun Diyonizos’un komos’undan gelmiş. Ben ne gördüm, ne de duydum; ki Diyonizos’un başoyuncusuyum Ama gülmek için bile, muhtaçsan bir mit’e Gerçek başka mit başka, olmalı ki avunasın, Güne göre birini, yok ötekini savunasın. Uzatma lafı Silenos, aşma haddini Ne gerçeğin ne de Mit’in Önüne koyma kendini… Hıyarapol oyununun taklidini aldım Çal da başlasın oyunumuz usul-ü ahenk ile.”

ELE ALDIĞI KONULAR VE BU KONULARIN İŞLENİŞİ VE TİYATRONUN KAYNAĞINA İLİŞKİN ÖZGÜN YAKLAŞIMI VE GELENEKSEL -ANTİK TİYATRO SENTEZİ İLE “HIYARAPOL” BİR TİYATRO OYUNU SINIRLARINI AŞIYOR BİR DOKTORA TEZİ SINIRLARINA ULAŞIYOR !
Görüldüğü üzere , Silenos adeta bir ortaoyunu açılışı yapıyor. “Ne alaka ?” diyenler için , Metin And’ın “Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda Köy Seyirlik Oyunlar” ile yine aynı yazarın “Diyonizos ve Anadolu Köylüsü” kitaplarını öneririm. Ayrıca bu konuda benim yazdığım-eski- bir makaleye bakılabilir. (Pertev Naili Boratav’ın “Nasrettin Hoca” adlı inceleme kitabında andığı bir sava göre , Nasrettin Hoca’nın eşeğe ters binmesi ile Silenos’un üstü insan ve altı eşek ayaklı mitolojik bir yaratık olması arasındaki benzerlik ile her iki (Silenos ve Nasrettin) hikaye ve fıkra geleneğinde ortak üzüm-şarap konularının çokluğu arasındaki koşutluk ; akla ikincisinin aynı coğrafyadaki birincisinin geleneği üzerine devam eden (Frig ve Türk) gelenekler olduğu düşüncesini getiriyor. Bkn.(tıklatınız) (!) , Tiyatronline-Geleneksel Tiyatromuz-Yazarlar-Silenos ve Nasrettin Hoca.)

GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU KÖKLERİNİ ANADOLU KÖY SEYİRLİK OYUNLARINDAN ALIR VE BU GELENEK BİZİ DOĞRUDAN DOĞRUYA ANTİK TİYATRONUN ANA KAYNAĞINA GÖTÜRÜR !
“Peki ama bu sefer de ben Anadolu Köy Seyirlik Oyunları ile Geleneksel Türk Tiyatrosu arasında bir ilgi kuramadım !” diyenler için İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun “Öztiyatromuz” adlı kitabındaki -Karagöz ve ortaoyununun Anadolu Köy Seyirlik oyunlarından evrimleşerek geliştirildiğini öne süren- ilgili yere bakmalarını önereceğiz. (Ayrıca bkn. Benim bir makalem :Tiyatrom.com -“İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Öz Tiyatromuz”.

TİYATRO TARİHİNE GEÇECEK BİR TİYATRO KURAMI : ANADOLU KÖY SEYİRLİK OYUNLARINDAKİ “DEVE OYUNU” , “CEMAL OYUNU” İLE KIŞI (KARA HANI) SİMGELEYEN ARAP’IN -BELKİ DE KARAGÖZ’ÜN KAYNAĞI OLAN- DİYONİZOS ÇIKMASI !
Gelelim finale. Finalde , son oyunda Ekler , tiyatro tarihine geçebilecek önemli bir teze imzasını atıyor. Anadolu Köy Seyirlik Oyunlarındaki “Deve Oyunu” , “Cemal Oyunu” ile Diyonizos korosunu ustaca birleştirmiş. Sayın Metin And’ın, Sayın Nurhan Karadağ’ın ve Sayin Sevda Şener’in kitaplarda işaret ettikleri (Köy Seyirlik Oyunların kökeninin mevsim dönüşümlerine ve bu dönüşümlerdeki tören ve mitoslara dayanması ile Diyonizos ayinleri ile yakın ilişkide olduklarına dair )kuramlarını (benim bilebildiğim kadarıyla ilk kez) damıtılmış bir rejiyle tiyatro sahnesine taşımayı başarmış :

” SON OYUN
Orman kuytusu ışığı harabe halindeki avlunun üstüne açılır)
Nimfler : Silenos! Silenos! Liderimiz Silenos!
Satirler : Silenos! Silenos! Yaşlı Silenos!
Beraber : Geldik bu komedyanın sonuna.
Nimfler : Geç başımıza da!
Satirler : Söyle son sözü!

(Silenos girer)

SİLENOS : Geldi yaşlı Silenos, Şimdi önce öldürüp Diyonizos’u, sonra dirilteceğiz. Ve bir eğlenceyle komedyaya son vereceğiz. Çünkü umuttur anlamlı kılan yaşamı, ölümden sonra kalan nesillerdir kandıran insanı. Bitsin artık oyunumuz, uzatmayalım sözü.

( Deve oyunu : Satirler deve olurlar. Silenos deveci. Nimfler devecinin kızları. Diyonizos ve Pan kızları kaçırmaya gelirler. Pan korkar kaçıramaz. Diyonizos iki Nimf kaçırır. Silenos gelir onu öldürür.)

Pan :-Beni Diyonizos baştan çıkardı !

( Kızlar Diyonizos öldü diye ağlarlar).”

DİYONİZOS ÖLÜR DİRİLİR !
Oyun burada bitmiyor , seyircileri bir sürpriz bekliyor ! Oyunu henüz izlemeyenler için oyunun süprizi kaçmasın diye burada kesiyorum. Ama şu kadarını söylemeliyim ki , bu sahneden benim anladığım : Diyanizos’u (tiyatroyu) bu kez (çağımızda) diriltmek için bütün tiyatro dünyasının bir araya gelerek elele , aynı ses ve nefesle , birlikte bir yeniden doğuş büyü töreni yapması kaçınılmaz olarak görülüyor !

BU OYUNU HERKES AMA ÖZELLİKLE AKADEMİSYENLER İZLEMELİ !
Bu oyunu ve bu sahneyi sayın Metin And,sayın Nurhan Karadağ,sayın Sevda Şener,sayın Özdemir Nutku başta olmak üzere onların izinden giden bütün öğrencileri sayın Nurhan Tekerek, Mustafa Sekmen,Ümran İnceoğlu ve diğer ilgili ustalar ve tiyatro akademisyenleri ve sanatçılar acilen izlemeliler diye düşünüyorum.

İŞLEVLERİ AÇISINDAN ROLLER VE OYUNCULAR :
BAŞROL MUMYA USTASI KADREŞ VE SELÇUK DELİPINAR !
Başrol Kadreş’te Selçuk Delipınar son derece rahat ve keyifli bir oyunculuk çıkarmış. Tavırları , hareketleri , duruş ,susuş ve tepkileri ile o modern bir Kavuklu. Tipik bir ortasınıf esnaf tipi. Ayrıca mumyalamanın sadece soylu (aristokratlara) olmasını vaaz eden eski inanışa olan bağlılığıyla da geleneklerine bağlı -muhafazakar-tutucu insanları temsil ediyor. Bununla beraber parayı görünce-çoluk çocuğuna olan iyi bir gelecek sağlama sorumluluğu ve karısıyla Hıyarapol’den kaçıp kurtularak kendi öz çocuklarını doğurmak üzere – fırsatı kaçırmayacak kadar pragmatik birisi.

İNSANIN EVRENSEL YALNIZLIĞI VE HERŞEYİ BIRAKIP O KENTTEN KAÇMA İSTEĞİ !
Onun Hıyarapol’den kaçıp kurtulma isteği ; akla hemen Türkiye’de varolma imkanı bulamayan yada daha insanca bir yaşam için yurtdışına çalışmaya giden gurbetçilerimizi getiriyor ve bir de ayrıca yetişmiş ve yetenekli ama ülkemizde değeri bilinmeyen insanlarımızın beyin göçünü çağrıştırıyor. Kadreş aynı zamanda , “şimdi ve buradayı” yaşamak ve iliklerine kadar varolmak yerine , gelecek hayallerini sürekli erteleyen ve kendi yaşamını değersiz bularak asıl yaşamın dışarılarda bir yerlerde olduğuna inanan , kendinden memnuniyetsiz evrensel yalnız insan tipini de kapsıyor ki bu son özelliği ve onun psikolojisiyle de böylece tip boyutundan karakter boyutuna yükseldiği söylenebilir.

SIRADAN İNSANIN HAYATA İLKELERİYLE DEĞİL ÇIKAR AÇISINDAN ELDE ETTİKLERİYLE BAKIŞINA GÜZEL BİR ÖRNEK !
Oyundaki işlevi : yazarın inanış ve inançların arkasında yatan ekonomik zorunlulukları anlatması için tercih ettiği sıradan , sokaktaki bir adam , (Aristoteles’in Poetika’sında sözünü ettiği) sıradan- ortalama insan ! Ekonomi , çıkar ve kazanç değiştikçe bu karakterin karakteri de değişmeye başlıyor ve inançlarında yenilemeler ve güncellemeler yapıyor. (Aydın ve sanatçıların bir türlü anlayamadığı sıradan insanın gerçekliği ! )

KADREŞ’İN KARISI AİTRA VE SİBEL TOMAÇ !
Kadreş’in karısı Aitra rolünde Selçuk’a Sibel Tomaç eşlik ediyor. Tam bir Mater Kübeleya (Ana Tanrıça Kübele) hatlarına sahip Tomaç , hali , tavrı , hareketleri ve sesiyle her evde rastlayabileceğimiz tipik bir large beden kadın ve her evli kadın gibi doğurmaya programlı bir ana. Güleç ve içten bir oyunculuğu var.

ÇAĞLAR DEĞİŞSE DE DEĞİŞMEYEN ANADOLU KADINI !
Kızdığında ise o , lavaş kırıntılarını yerlere döktüğü için kocasını paylayan tipik bir ev hanımı. İşlevi : Yüzyıllar ve çağlar geçse de anadoludaki kadın hep o (doğurgan ve buyurgan ve tapılacak) aynı kadın ! Lanet yüzünden doğuramadığı için sinirden kuduran ve sık sık kocasının sırtınını bir güzel okşayan bir dişi. Bir ara yanlış anlayarak kocasının arkadaşı İskodra’nın üzerine yürüyerek dev adamı altına alarak dövmeye başlayacak kadar kocasına bağlı bir aşık.

KADREŞ’İN ÇIRAĞI LİBERŞAL VE K. KAYHAN BİŞKİN !
Kadreş’in çırağı Liberşal rolünde K.Kayhan Bişkin tipik bir genç tipi. Kafası ustasından sanat öğrenmek yerine bu sanattan nasıl daha çok para kazanırım diye kafa patlatan açıkgöz , uyanık ve işbilir yeni neslin bir temsilcisi. İşlevi : Adı üstünde ; Liberal ekonomist ! Siz ona Liboş da diyebilirsiniz. Ancak yine de o devrimlerin motor gücü ortasınıfın ekonomiyi ele geçirerek aristokrasiye karşı açtığı hak savaşında kazanımlarını sosyal alana da yaymaya çalışan bir düşüncenin tipik bir örneği.

BİR LİBOŞ PROTOTİPİ OLARAK LİBERŞAL !
Gücünü Aristokrat gibi soylu kan (klan) yerine ekonomik güce ve keş paraya dayandırdığı için olsa gerek aristokratların bütün değerlerine ve bu arada en başta da din ve inançlarına karşı kendi çıkarına uygun yeni bir din ve inanç geliştiren çağımızın yükselen özgürlükçü tüccar ve işadamı trentinin su katılmamış bir örneği.

GÜNCEL LİBERŞALLARI BULMAK DA SEYİRCİYE BIRAKILMIŞ !
Bunların ülkemizdeki karşılıklarına hiç girmeyeceğim çünkü yazar da yönetmen de girmemiş ! Ne rollerde ne de oyunculukta böylesi bir yerellik ve güncellik yok. Aksine fantastik ve antik bir uzak açı var. Belli ki yazar ve yönetmen seyircinin kendisine ve aynaya böyle bir uzak açıdan bakarak kendisini ve çağını sorgulamasını istemiş.

KADREŞ’İN KIZI NESA VE GÖHER ERGÜN !
Liberşal’ın sevgilisi ve Kadreş’in kızı Nesa rolünde genç ve güzel bir genç kız ; Göher Ergün var. Sahnede su gibi yalın ve duru. Nimf(ler) gibi sahnede yürümüyor adeta bir kelebek gibi uçuyor. O denli yumuşak , ipeksi bir oyuncuk.

APOLİTİK VE ÜLKESİNE YABANCILAŞMIŞ GENÇ KIZ TİPİ !
İşlevi : Lanet yüzünden o da doğuramıyor (üretemiyor , çalışamıyor). Bu yüzden o da annesi gibi acılı ve bu yüzden Hıyarıbol’dan pardon , Hıyarapol’dan kaçıp gitmek , bolluk ve bereket içinde özgürce doğurabileceği topraklara göç etmek istiyor. Mutsuz , huzursuz , apolitik , okuyamayan ve iş bulamayan gençliği temsil ettiği söylenebilir.

KADREŞ’İN ARKADAŞI BERBER İSDORPA VE FATİH TEZOL !
Kadreş’in yakın arkadaşı berber İsdorpa rolünde iri cüssesinin aksine yumaşacık bir oyunculukla boy gösteren Fatih Tezol var. Şaraba tutkun hafif çakırkeyif berber rolünü keyifli bir oyunculukla kotarmış. İşlevi : Kadreş’e kolpalık etmek , açmazlar vermek , gerçeği sorgulamak ve açığa çıkarmak. Güleryüzlü , neşeli , keyifli , içtikçe güzelleşen sokaktaki sıradan yurdum insanı. Kardeşin sırdaşı. Seyircinin sağduyusunun iki ayaklı yüksek sesi.

KRAL TAHUMMA VE ATA CAMUZ !
Kral Tahumma rolünde Ata Camuz fresklerden fırlamış Arami bir kral yada ikonlardan canlanmış bir İsa sanki. Saçları , yüzü , sakalları , mimikleri tam bir soylu kral. Arabi aksanı ile o bir doğu kralı vurgusu yapıyor. İşlevi : Din- iman diyerek halkını soyan kralların ve çaldığı paralarla yurtdışına kaçan diktatörlerin antik versiyonu. Mumyalanma tezgahı ile kapağı yurtdışına atmaya çalışan bir üç kağıtçı.

SARAY DEFTERDARI TOLSO VE AHMET ÖZTURAN ! Saray Defterdarı Tolso rolünde Ahmet Özturan göz dolduruyor. Giyimi ve tipi Osmanlı saray oğlanı yumuşaklığında almış ! O da örgülü uzun saçıyla Levni’nin minyatürlerinden fırlamış gibi. Kralın akıl hocası , sarayın derin yöneticisi. Plancı ve başsahtekar. İşlevi : İnanç üzerinden para pul , servet ve iktidar sahibi olanların yada iktidarlarını şahsi çıkarları için kullanan insanların bir prototipi.

ÇAĞLAR BOYUNCA DERİN DEVLET VE ENTRİKALAR !
Saray entrikalarının baş düzenleyicisi. En derin devletin ve Osmanlının En-deruni vezir-i emsali ! Ahmet Özturan da bu tipin sahtekarlığını yalancı kibarlığı ile , yozlaşmış kişiliğinini de efemine hareketleriyle dışavurarak belirginleştirmeyi tercih etmiş. Yalancılık , hile , üçkağıt , yalakalık ve ispiyonculuk bedeninden , duruşundan , yürüyüşünden , yüzünden ve sesinden ustalıkla akıyor.

SARAY TABİBİ GALEŞ VE SERDAR İNAN !
Saray Tabibi Galeş rolünde Serdar İnan da üzerine düşeni yapmış. O da bilimini iyiliğe değil de kötülüğe ve çıkara adamış bir çeşit Dr. Faustos sayılabilir. Tek farkla ki , Dr. Faustos şeytan ile yaptığı sözleşme ile trajik bir kahraman olurken Galeş ise komik bir kahraman olarak karşımıza çıkıyor. Daha doğrusu Tolso ile birlikte çıkıyorlar.

BİLİMİNİ BİLİME DEĞİL İKTİDARA ADAYAN BİLİM ADAMI TİPİ !
Yazar ve yönetmen her sahneye girişlerinde ve sahnede yer alışlarında onları Lorel Hardi gibi bir ikili olarak kullandığına göre yönetimle işbirliği içinde olan bilim adamları ilişkisine vurgu yapıyor olmalı.

KAHİN APYUM VE RUŞEN GÜLEN !
Kahin Apyum’da Ruşen Gülen grotesk bir tiplemeyle karşımıza çıkıyor. En genel anlamıyla dinin siyasete alet edilmesine izin veren sahte din görevlisini temsil ettiği öne sürülebilir. Tolso ve Galeş ile bir üçlü olarak da vurgulandırıldıklarına göre , krallık ve yönetimle iç içe geçmiş din ve siyaset ilişkisini açığa çıkarmak için bu rolün işlevlendirildiği söylenebilir.

SAHTE DİNDAR VE DİNCİ TİPİ !
Faltaşı gibi açılmış kocaman gözleri ve ağlayan sesiyle sahte dindarların ve din görevlilerinin tipik bir örneği. Diğer bir deyişle , ülkemizde hiçbir şekilde karşılığı bulunmayan bir tip ! Ruşen sahte dindar tiplemesiyle göz dolduruyor.

TİYATRO VE ŞARAP TANRISI DİYONİZOS VE GÜRKAN SİNAN !
Diyonizos rolünde Gürkan Sinan için ; oyunun en renkli , en keyifli , en zevkli oyuncusu olduğu söylenebilir. Tepeden tırnağa siyah bir tayt,siyaha boyanmış bir yüz , bonus (saçlı) kıvırcık bir kafa ve keçi boynuzları , el ve ayakları ile o da İon vazolarından ya da Zeugmada çıkarılan duvar mozaiklerinden fırlamış gelmiş gibi.

YASAKLARA-GÜNAHLARA-AYIPLARA KARŞI YAŞAMAYI-EĞLENMEYİ VE OYNAMAYI SAVUNAN DİYONİZS !
Keçi gibi sekerek yürüyüşü , ellerini teke gibi kullanışı , sesindeki esrik ve diyonizyak cazibesi ile genç nimflerin yüreğini hoplatıyor. İşlevi : En genel anlamıyla oyundaki lanetin bir karşıtlığı ve panzehiri olarak yaşamayı , aşkı , cinselliği , şarabı ve esrikliği , coşkuyu ve tutkuyu , eğlenmeyi , oyunu ve tiyatroyu temsil ediyor.

PAN VE DİYONİZOS BİRLİKTELİĞİ !
Pan ile birlikte doğrudan seyirciye seslendikleri bölümde (parabasis) tek tek seyircileri inceleyerek ve onlara hayretle bakarak “bize ne kadar da benzetmişler ama kokuları yok” diyerek tiyatrolarda izlediğim en güzel yadırgatma (yabancılaştırma) efektlerinden birine imza atıyorlar. Finalde , son oyunda ise Köy Seyirlik Oyunlarımızda Arap rolünü oynayanların neden yüzlerini siyaha boyadıklarını işte o zaman anladım : Köy Seyirlik oyunlarımızdaki Arap figürünün kökeni büyük bir olasılıkla bu siyah keçi suratlı Diyonizos’a dayanıyor olmalıydı. Hani şu İsa gibi ölüp – ölüp dirilen Tanrı !

DİYONİZOS’UN GÖZÜ AÇILMAMIŞ ÇAYLAK ARKADAŞI OLARAK PAN VE DENİZ KARALAR !
Pan rolünde Deniz Karalar da oldukça başarılı. Kızları götüren olgun ve pişmiş erkek tipli Diyonizos’un yanında utangaç ve çekingen ve tecrübesiz toy bir erkek ürkekliğini ustalıkla oynuyor. Gençlerin panikliği , aceleciliği , tahammülsüzlükleri , kırılganlıkları ve naiflikleri oyunda bu tip aracılığıyla veriliyor gibi görünüyor.

OYUNUN ANLATICISI SİLENOS VE CİHANGİR KÖSE !
Silenos rolünde Selçuk gibi kıdemli bir oyuncu karşımıza çıkıyor : Cihangir Köse ! O da rahat ve usta bir oyunculuk sergiliyor. Oyunda Silenos , Nimf adı mitolojik ve fantastik karakterler ; su perileri de denilen genç kızlar yada periler korosunun babası olarak işlenmiş. Yaürüyüşü ile sahnede sanki altı at , üstü insan mitolojik bir yaratık olan Kentauros görmüş gibi oluyorsunuz.

KEÇİ ŞARKILARI,TÜRKÜLERİ,KEÇİ ZORTLATMASI (MÜZİK VE DANSLARI) NEREDE ?
Oysa Silenos da Pan ve Diyonizos gibi kaçi ayaklı , yada belden aşağısı keçi. Oyunda bu kadar keçi varken içimizden keşke diyoruz Teke yarımadasından birkaç keçi uzun havası ve keçi gırtlağı ile söylenen keçi türküsü söylenip keçi zortlatması da repertuvara alınıp çalınsaydı ve ona uygun halk dansları da seçilip oyuna katılsaydı !

ŞEYTANSI VE SATANİST İMGELİ SATİR VE VOLKAN KARA !
Satir rolünde Volkan Kara da bonus kafasıyla ilk bakışta keçi ayaklı mitolojik bir yaratıktan çok Boney-M benzeri bir zenci pop müzik grubunun keş erkek vokalistine benziyor nedense. Yüksek ve tiz perdeden kullandığı sesini daha kontrollü ve yumuşak kullanabilirse daha iyi olur diye düşünüyorum. Bununla beraber Volkan , sesi yürüyüşü ve tiplemesiyle ve boynuzlarıyla satanist bir rock yıldızı gibi ilgi çekici ve bir rock afişinden kopup gelmiş gibi hareketli ve coşkulu.

SU PERİLERİ NİMF(ALAR) KOROSU !
Nimf Korosunu Handan Delipınar , Mine Altın , Sevgi Uçar , Sevim Erdoğan ve Filiz Menteş başarıyla canlandırıyorlar. Ancakaşırı rockçı makyajı yüzünden kim kimdir belli olmuyor. İçlerinden birisi profesyonel bir rock şarkıcısı ama hangisi çıkaramadım. Nefis bir sesi var. Bu kadar özenli bir çalışma daha profesyonel bir dans düzenini hak ediyor diye düşünüyorum.

MÜZİK – SÖZ DENGESİNE DİKKAT !
Ayrıca şarkı sözleri iyi artıküle edilmediği ve bir de müziğin volümü şarkının volümünün üstünde olduğu için iyi işitilmiyor ve tam anlaşılamıyor. Ki sahnedeki sözlerin işitilmemesi veya anlaşılamaması tam bir felaket habercisidir. Seyirci istenmeyen bir biçimde anında kopar ve yabancılaşır. Dikkatini ve illizyonu tekrar kurmak çok güç olabilir.

SANAT YÖNETİMİ VE DEKOR !
Oyunun Sanat Yöneltenliğini ve dekor tasarımını oyunda Silenos’u oynayan Cihangir Köse yapmış. Üç parçalı ve kat kat sinema perdesi gibi bükülerek antik bir atmosfer sağlayan fon bezi yalınlığı ile dikkat çekiyor. Oyunda kullanılan ve mumyalama tezgahı işlevi gören yatak ile bu yatağın başucuna asılı mumyalama alet ve hırdavatları ile sahnede süse değil işleve önem verilmiş.

KOSTÜM VE AKSESSUAR TASARIMI !
Kostüm ve Aksessuar Tasarımlarını da yine oyunun -on parmağında on marifet olan-yazar yönetmeni Alpay Ekler yapmış. Kostümler oldukça profesyonel. Hem antik döneme ait oldukları belli ve hem de belli bir ülkeye ait değiller ki bunu nasıl becermiş Ekler , bir türlü anlayamadım. Özellikle Diyonizos ve Keçiler ve Nimfler Korosu oyunun fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere büyük bir yaratıcılık ve emek ürünü. Aksessuarlada ise takılar dönemi vermesi bakımından çok önemli. Ayrıca dev boyutlu ustura ve anahtar oldukça başarılı.

KOSTÜMLER TAKILAR VE MAKYAJDA SATİRLER İLE ROCK ARASINDAKİ GİZİL BAĞA VURGU YAPILMIŞ !
Diyonizos’u , keçiyi ve şeytanı kendisine referans yapan sanat ve müzik türlerine bonus saç ve deri giysi ve aksesuarlarla ustaca göndermeler yapılmış. Deyim yerimdeyse antik dönemin bolluğu bereketi,doğurganlığı,üremeyi,çoğalmayı,cinselliği simgeyen doğal bir keçi figürünün zamanla dinlerin de etkisiyle nasıl toplum dışına itilerek marjinal (uçta) bir hale getirildiği ve bunu da çoğu zaman dinde yasak ,suç ve günahın ortak mitolojisi olan Şeytan figürü üzerinden yapan zihniyetin çelişkilerine vurgu yapılmış.

AMATÖR BİR RUHLA VE COŞKUYLA AMA PROFESYONELCE VE KOLLEKTİF BİR BİLİNÇLE YAPILAN ÖRNEK BİR TİYATRO OLARAK TİYATRO MERDİVEN !
Dekor , kostüm ve aksesuar uygulama yine oyunda yer alan oyuncuların kolektif çalışmalarının bir ürünü. Işık ve koreografi , her şeyiyle dört dörtlük olan bu oyunun çizgisinin üstüne çıkamayan iki öğesi olarak vurgu alıyor. Bu oyun , hele adı Rockomedya ise , müzikli yerlerde doğaçlama gibi görünen hareketler değil de daha belli bir düzen içinde tasarlanmış ve çalışılmış, daha çapaksız ve temiz bir hareket düzeni bekliyor.

OYUNUN BONUSU KÜÇÜK BİR ROCK KONSERİ !
Oyunun müziklerinin düzenlemesini Ufuk Uçar yapmış. Grup Pervane orkestrayı çalıyor. Baterist hariç diğer gitarist müzisyenlerin de satir kılığına girmeleri çok hoş olmuş. Oyunun besteleri ise Ufuk Uçar ve Alpay Ekler imzalarını taşıyor. Şarkılar başlı başına çok ilginç ve güzel. Ancak oyunla ilişkileri daha bir sağlamlaştırılabilir diye düşünüyorum. Bir an kendimi rock konserinde hissetmedim değil. Gerçi gençler bayılıyor ama şarkıların sözlerinin anlaşılması yüksek volümlü müziğinden daha az önemli olmadığını sanıyorum.

NİCE NİCE YILLARA TİYATRO MERDİVEN !
20.yılını kutlayan ve profesyonel tiyatroyu amatör bir coşkuyla ve imece yoluyla , elbirliğiyle , kolektif bir şekilde başarıyla yapan Tiyatro Merdiveni kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.

SAVAŞ AYKILIÇ.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here