PUSUDA-ÖÇ -Konya Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay)

SİZDE YENİ BİR TAT VAR MI?

Sıkça işlenen konular, yeni bir eserle bir kez daha karşımıza çıktığında mutlaka farklı bir tadı ararız. Aynı masalı anlatan farklı kişiler farklı birer tat bırakırlar dinleyiciler üzerinde. Kimisini beğenir, kimisini beğenmeyiz. Ama biliriz ki tat alma beğenileri gelişmiş kişilerin önüne iyi hazırlanmış bir tadı koyduğumuzda mutlaka beğeneceklerdir. Pilavı her kes bilir. Fakat biliriz ki özellikle bazılarının pilav tadı aranır. Karşımıza çıkan farklı bir pilavı iyi mi, kötü mü anlarız. Çünkü pilavı atadan dededen biliriz .Bu konudaki tat alma beğenimiz gelişmiştir.

Pusuda oyunu,bilindik bir konuyu işliyor. Ağalık sistemimde ağa ile diğer insanların ilişkisini işleyen onlarca roman ,hikaye, oyun vardır.Pusuda-Öç oyunuyla açacağımız dükkanı bunu bilerek açarsak başarı sansımız artabilir. Farklı bir tadı sunup,bu tadı da beğendirebilirsek başarılıyız demektir.

Ağanın kurduğu ilişkilerde Şener Şen’ in damağımızda bıraktığı tadı, benzer hikayelerde de ararız .Cahit Atay, belki eserini benzer diğer eserlerden önce yazmıştır. Bu konunun çokça işlenmesi de Onun şansızlığıdır. Biz okuyucular, pilavı önce kim bulmuş? akademik araştırmasıyla pek ilgilenmeyiz. Kim güzel yapmış, damağımızda kim güzel tat bırakacak, onunla ilgileniriz.

Pusuda oyunu, metin olarak bende farklı,güzel bir tat bırakmadı. Oyun bu bilindik konuyu çok farklı bir dille anlatırsa beğeni kazanır diye düşündüm. Eser yazanın da,eser oynayanın da pilavı dilidir, anlatımıdır. Ayşenil Şamlıoğlu ‘nun yönettiği,Dünyanın Ortasında Bir Yer oyununda farklı bir anlatım vardı. Bana göre başarılıydı. Bunun gibi farklı anlatım biçimleri bulmamız gerekir. Pilavımızı satmak istiyorsak bunu yapmamız gerekir.

Metinde de oyunda da acımasız ağalık sisteminin kuralları işlenmiş. Bunun karşısında biz neyiz ?diye sorduğumuz maalesef yazar da, yönetmen Bengisu Gürbüzer Doğru da başarısız. Oyunun kahramanlar toplumun,sistemin belirlediği kurallarla oynuyor. Böyle olunca da tabi ki kurallar değişmiyor. Sistem işlemeye devam ediyor. Güçlüler kazanıyor. Sistemi elinde tutan ağalardan biri kaybetse de yerine gelen gideni arattırıyor. Kaybedenlere ise yarattıkları efsane kalıyor. Amacımız Keşanlı Ali gibi destanların doğuşunu anlatmak olmadığına göre kafamızda yeni ne oluştu acaba? Kafamızda ya da ruhumuzda yeni bir şeyle salondan çıkamıyorsak, sanat eksik kalmıştır. Biliriz ki sanat böyle bir şey değil. Sanat yineleme değil yenileme yapmalı

SONUÇ YAZIK
Öç oyununa gelirsek,her iki oyunu birlikte düşündüğümüzde kötüler kazanıyor. Bu oyunda kaybedenlerin yanında olması gereken sanat ne yapıyor? Sanat,kaybedenlere acıyor. Sonuç olarak acıyın diyor. Kahramanlara acıyarak çıktık salondan.
Madem ağalık sisteminde insanın iç acılarını yansıtacaksınız,sistemi de dönüştürmek için bir şeyler göstermek gerekmez mi?Ağalık sistemini dönüştürme çabanızı görebilir miyim?Bu sıkıntıdan kurtuluş reçeteniz nedir?Her iki oyunda da çıkış yolu sistemin istediği yol. Ağalık sisteminin kurallarıyla oyna! Ara sıra kazanınca, üstelik uzun sürmeyen bu başarınla mutlu ol,bunları birer efsane haline getir,sistemden dışarı çıkma. Sistem, tam da böyle devam ettirir kendini. Hal böyle olunca da acılarımızla baş başa kalıyoruz. Sloganımız “arabeske devam”.Onca emekle büyüttüğümüz çocuğumuza-oyundan bahsediyorum- bir gelecek veremiyoruz. İzlediğimiz sanat bunu gösterdi.

Hasso sorunun içindeydi. İzleyicisini de kendiyle birlikte sorunun içinde yaşattı. Başarılıydı. Bu sorunu sahiplendirdi. Ama bu başarısı çözüme kadar sürüyor. Çünkü çözüm koca bir hiç. Bu da Hasso’ nun suçu değil, öyle oyna demişler,O’da öyle oynadı. Bin bir emekle kurduğu, başarıyla oynadığı, diğer oyuncularında başarıyla alıp verdiği aksiyonla devam eden oyun, birden patlayan bir balona döndü. Yazık. İzleyicisiyle yılarca unutulmayacak bir bağ kurma isteği oyuncunun hayalidir. Böyle bir bağı kurmaya yakınken finalde bunu koparıp atmak her halde oyuncuyu mutlu etmez. Yazarımız böyle yazmış olabilir. Yeniden yazamıyorsak başka oyunlara bakmamız gerekmez mi? Oyuncunun mutluluğu oyunun mutluluğudur. Mutlu oyun bizi de mutlu eder.

Düşününüz, şivesini küçümsediğimiz ,tonlamalarını alaya aldığımız, vücut dilleriyle eğlendiğimiz insanların,insani ruhunu oyuncular öyle başarılı verirken, hem de dillerinde aynı tonlama, aynı şive,üzerinde aynı vücut dilleri varken, finale geliniyor ama bu başarıları finalde yok. Finalde tek bir kelime var: Yazık!Yazık kelimesi de iyi bir kelime değil.

Çocuğumuzun bahtı bu:Yazık. Ben de bu kadar emeğe yazık diyorum. Yolda trafik kazası görüyor durmuyor,acıyor ,yazık diyoruz. Yolda kalp krizi geçiren insana yazık diyor yardım etmiyoruz. Bıçaklanan birinin kanı arabamız kirletir diye yardım etmiyor, yazık deyip geçiyoruz.

İnsani olmayan bu özelliğimiz maalesef tiyatromuza da yansımış. Yazık!

Oyunda başarılı ışık oyunlarıyla verilen insanın içine hapsedildiği çemberler var. Bir sistem tarafından çizilip insanı içine hapseden bu çemberlerin dışına çıkılamıyor. Oysa bu çemberlerden çıkış yolu gösterilmelidir .Bazen benzer çemberleri kendimiz kuruyoruz. Her iki oyundaki intihar seçimleri, etrafımızdaki çemberleri kendimizin kurduğunu söylüyor. İntihar, başarısızlığı kabul etmektir. İntihar teslim olmaktır. Teslim olmak etrafımızdaki çemberi kendimizin çizmesi demektir. Bu da ancak trajedidir. Böyle olduğunu başarılı yazarlar söylüyor. Eğer bu trajediyi oyunla göstermekse amaç ,kusura bakmayın bunu göremedim. Oyunda kendimizin veya sistemin çizdiği bu çemberlerden çıkış yolu yok. Yazık deyip geçeceğiz. Yazma sanatına olan hayranlığımızdan mıdır bilinmez;galiba her yazılana saygı duymak gibi bir hastalığımız var. Oysa günümüzde ne çok yazan vardır kim bilir. Sadece biraz cesaret diyorum.

Yazar Öç demiş oyununa. Kimin öcü?ağalık sistemine uygun bir öç. İntihar et. Kendini suçlu gör,öcünü kendi kendinden al. Ya da Kezzo’yu suçla. Kezzo’da senin bir parçan nasılsa. Sen kimsin! demelisin kendi kendine. Sana sadece yazık demeli insanlar. Böyle olmalı ki finalde hırsızın suçu örtülsün. Yazık!

Ahmet Olcay

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here